ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Biden'a İran hakkında tavsiyelerde bulunacak

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Biden'a İran hakkında tavsiyelerde bulunacak
TT

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Biden'a İran hakkında tavsiyelerde bulunacak

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Biden'a İran hakkında tavsiyelerde bulunacak

ABD Başkanı Joe Biden perşembe akşamı ABD Dışişleri Bakanlığı’nda açıklamalarda bulundu. Ancak gündeminde İran ile yapılan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma konusu yoktu. Beyaz Saray, Avrupalı ​​müttefikleri ve uzmanlarla geçekleştirdiği görüşmelerde İran'ın uranyumu zenginleştirme çabalarını yavaşlatmanın, yükümlülüklerine uymasının ve Ortadoğu'da silahlanma yarışlarının patlak vermesini önlemenin yolları hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı ile koordineli bir şekilde ilerliyor.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi dün sabah Beyaz Saray'da, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve Yardımcısı Jonathan Finer başkanlığında, anlaşmanın nasıl canlandırılacağını görüşmek ve Başkan Joe Biden'a tavsiyelerde bulunmak üzere bir toplantı düzenledi. Toplantıya ABD Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve  ABD'nin İran Özel Temsilcisi  Robert Malley katıldı.
Toplantıya dair sızan haberlere göre görüşmede, Haziran 2021’de düzenlenecek İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce nükleer anlaşmaya geri dönülmesi, Tahran ile görüşmeler ve bunun için seçimlerden sonrasını bekleme konuları gündeme geldi. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan perşembe günü öğleden sonra düzenlediği basın toplantısında, Biden yönetiminin Avrupalı ​​ortaklarla aktif olarak görüşmelerde bulunduğunu ve bu istişarelerin uygulanacak strateji konusunda birleşik bir Avrupa-ABD cephesinin oluşmasını sağlayacağını belirtti.
Ulusal Güvenlik Kurulu toplantısının sonuçlarına ilişkin herhangi bir açıklama ise yapılmadı. Yakın kaynaklar, ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in Trump yönetimi tarafından onaylanan ABD yaptırımlarının İran'ın nükleer anlaşmanın şartlarına tam olarak uyduğu sürece kademeli olarak kaldırılmasını savunduğunu aktardılar. Ayrıca Malley’in Biden yönetiminin İran'ın kredi almak için Uluslararası Para Fonu'na (IMF) sunduğu talebi desteklemesini önerdiği de kaydedildi. Malley ise bunun, Biden yönetiminin Tahran'a Kovid-19 salgınıyla başa çıkmasına yardım etmek amacıyla atılan ve iki taraf arasındaki esir takası dosyasını ilerletmek konusunda iyi niyetli olduklarını gösteren bir adım olduğunu söyledi.
Malley, yaklaşan İran cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili yaptığı değerlendirmede aşırı muhafazakar kanattan veya ılımlı taraftan bir ismin seçilmesinin fark yaratmayacağını ve bunun müzakerelerin gidişatını etkilemeyeceğini düşündüğünü ifade etti. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in tek başına ABD ile ilgili karar alma hakkına sahip olduğunu hatırlatan Malley bu nedenle konunun İran cumhurbaşkanlığı koltuğuna kimin oturduğu değil Hamaney'in vizyonuna bağlı olduğunu kaydetti.
İran, anlaşmada öngörülen yüzde 3,67'den uranyum zenginleştirme seviyesini çok daha yükseğe, yüzde 20'ye çıkardığını ve gelişmiş santrifüjlerin çalıştırılacağını duyurmuştu. Bu da anlaşmanın açık bir şekilde ihlali anlamına geliyor.



ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda
TT

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında Nisan ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkes, tarafların stratejik Hürmüz Boğazı yakınlarında karşılıklı ağır askeri saldırılar düzenlemesinin ardından şimdiye kadarki en kritik sınavıyla karşı karşıya kaldı. Sahadaki hızlı tırmanış, su yolunun yönetimi ve üç aydır süren savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerin geleceği konusundaki derin anlaşmazlıkları gözler önüne serdi.

Bu gelişmeler yaşanırken uluslararası arabulucular, ateşkesi uzatmayı ve nükleer dosyaya ilişkin müzakerelerin önünü açmayı hedefleyen, 60 günlük bir mutabakat muhtırası taslağını sonuçlandırmak için zamana karşı yarışıyor. Ancak söz konusu taslağın yürürlüğe girmesi için ABD Başkanı Donald Trump’ın nihai onayı gerekiyor.

Gerilim, ABD ordusunun “hesaplı ve savunma amaçlı” olarak nitelendirdiği hava saldırılarıyla zirveye ulaştı. ABD güçleri, Bender Abbas bölgesinde İran’a ait insansız hava araçlarını ve bir yer kontrol istasyonunu hedef aldı. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, Kuveyt’teki bir Amerikan hava üssünü vurduğunu açıkladı ve Washington’u yeni saldırıların tekrarlanması halinde “daha kararlı” bir yanıt vermekle tehdit etti.

Sahadaki bu askeri gelişmeler, Axios’un tarafların tansiyonu düşürmeye yönelik ön anlaşmaya vardığını duyuran haberiyle aynı döneme denk geldi. Haberde, artan saha gerilimine rağmen iki tarafın ateşkesi korumaya çalıştığı belirtildi.

Siyasi cephede ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden düzenlenmesine ilişkin bir mutabakat taslağı bulunduğunu öne süren İran kaynaklı haberleri yalanlayarak müzakere sürecine yeni bir belirsizlik kattı. Trump, Washington’un İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesini kesinlikle tartışmadığını vurgularken, “hiçbir devletin” stratejik boğaz üzerinde kontrol kuramayacağını söyledi.

İran tarafında ise iç kamuoyundaki etkileri sınırlamaya yönelik mesajlar öne çıktı. İran lideri Mücteba Hamaney, parlamentonun üçüncü yasama yılının açılışı dolayısıyla gönderdiği yazılı mesajda milletvekillerine temel meselelere odaklanmaları çağrısında bulundu ve “ayrışmaları körüklememeleri” konusunda uyardı. Hamaney, ülkenin “üçüncü kutsal savunma günlerinden” geçtiğini belirterek devlet kurumları arasında daha geniş koordinasyon ve dayanışma gerektiğini ifade etti.

Katar Emiri Temim ile Trump bölgedeki gelişmeleri görüştü

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Ortadoğu’daki son siyasi ve güvenlik gelişmelerini ele aldı. Katar Haber Ajansı’nın aktardığına göre görüşmede, bölgesel ve uluslararası düzeyde gerilimi düşürme ve istikrarı güçlendirme çabaları değerlendirildi.

Katar Emiri, tüm taraflar arasında siyasi ve diplomatik çözümlerin ve diyaloğun öncelik kazanması gerektiğini vurgulayarak bunun bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını, ayrıca bölgenin daha fazla gerilim ve tırmanıştan korunmasına yardımcı olacağını söyledi.

Trump ise Katar’ın Pakistan arabuluculuk girişimlerine verdiği destek ve taraflar arasında iletişim kanallarını açık tutma rolünü takdir ettiğini belirterek Doha yönetiminin tansiyonu düşürmeye yönelik çabalarını övdü.

Görüşmede ayrıca Katar ile ABD arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliğinin geliştirilmesi konusu da ele alındı.

İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan Kuveyt’e yönelik saldırılara kınama

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, Kuveyt’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını sert şekilde kınadı. Açıklamada saldırıların Kuveyt’in egemenliği ve güvenliğine yönelik açık ihlal olduğu, ayrıca bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit ettiği belirtildi.

Genel Sekreterlik, Kuveyt’in topraklarını korumak ve güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tüm tedbirlerle tam dayanışma içinde olduğunu yineledi.

Kuveyt daha önce ülkeye yönelik saldırıya uğradığını açıklamış, İran ise hafta başında bir Körfez ülkesindeki Amerikan üssüne düzenlenen saldırıların ardından “misilleme yaptığını” duyurmuştu.

ABD Hazine Bakanı: Trump’ın İran’la anlaşma için üç şartı var

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Donald Trump’ın İran’la anlaşma yapılabilmesi için üç temel şart öne sürdüğünü açıkladı. Bloomberg’e göre bu şartlar şöyle:

  • Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması,
  • Zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi,
  • İran’ın nükleer silah geliştirme girişiminden vazgeçmesi.

Daha önce Amerikalı bir yetkili, ABD ve İranlı müzakerecilerin ateşkesin 60 gün daha uzatılması ve İran’ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin başlatılması konusunda ön anlaşmaya vardığını söylemişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, mutabakat muhtırasının yürürlüğe girmesi için Başkan Trump’ın nihai onayının hâlâ gerektiğini belirtti.

ABD Hazine Bakanı: Umman, Hürmüz Boğazı'na ücret uygulama planı olmadığı konusunda ABD'ye güvence verdi

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, gazetecilere yaptığı açıklamada Umman Büyükelçisi ile görüştüğünü ve Umman’ın ABD’ye Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için herhangi bir ücret uygulama planı bulunmadığını teyit ettiğini söyledi.

Devrim Muhafızları’na yakın Tesnim Ajansı’nın müzakere ekibine yakın kaynağa dayandırdığı açıklamalar:

  • İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırası metni henüz nihai hâline gelmedi.
  • Tahran, Pakistanlı arabulucuya şimdiye kadar anlaşma metninin tamamlandığını bildirmedi.
  • Metin kesinleşirse İran bunu hem arabulucuya hem de kamuoyuna açıklayacak.
  • Batılı medyada yer alan “anlaşmaya varıldı” yönündeki haberler, Tahran’dan resmi açıklama yapılmadığı sürece “geçerli kabul edilmiyor”.

Washington, Kafkasya’daki nüfuzunu Ermenistan bahsi ve Gürcistan açmazı arasında sınıyor

Erivan’da ABD ve Ermenistan dışişleri bakanları arasındaki görüşmeden, 26 Mayıs 2026 (AP)
Erivan’da ABD ve Ermenistan dışişleri bakanları arasındaki görüşmeden, 26 Mayıs 2026 (AP)
TT

Washington, Kafkasya’daki nüfuzunu Ermenistan bahsi ve Gürcistan açmazı arasında sınıyor

Erivan’da ABD ve Ermenistan dışişleri bakanları arasındaki görüşmeden, 26 Mayıs 2026 (AP)
Erivan’da ABD ve Ermenistan dışişleri bakanları arasındaki görüşmeden, 26 Mayıs 2026 (AP)

Güney Kafkasya artık Washington’un hesaplarında uzak ve tali bir bölge olmaktan çıktı. Rusya, Türkiye, İran ve Hazar Denizi arasında yer alan küçük bölge; Rusya-Ukrayna savaşı ve eski güvenlik sistemine duyulan güvenin zayıflamasıyla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin sözleşme temelli diplomasiyi kalıcı nüfuza dönüştürme kapasitesinin doğrudan sınandığı bir alana dönüştü. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Erivan ziyareti sırasında Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile stratejik ortaklık anlaşması ve kritik minerallere ilişkin bir mutabakat zaptı imzalaması, ayrıca Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu kapsamında iş birliği çerçevesi oluşturulması, Washington’un Kafkasya’daki enerji, maden ve ulaşım koridorlarını Moskova, Tahran ve Pekin’e bırakmak istemediğini ortaya koydu. Ancak dikkat çekici olan, ABD’nin Ermenistan’a yönelik bu açılımının, Washington’un eski müttefiki Gürcistan’daki nüfuzunun aşınmasıyla eş zamanlı gerçekleşmesi oldu. Analistlere göre Gürcistan, Rusya’nın belirgin etkisi altında, Batı ortaklığına daha az önem veren mevcut hükümet nedeniyle giderek İran eksenine yakınlaşıyor.

Ermenistan: ABD’nin yeni bahsi

Şekilsel açıdan bakıldığında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Erivan ziyareti, 7 Haziran’da yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’a açık bir destek mesajı taşıdı. İçerik bakımından ise ziyaret, Ermenistan’ın yıllarca süren Rusya’ya güvenlik ve ekonomik bağımlılığının ardından Batı’ya yönelişini sağlamlaştırmaya yönelik Amerikan girişimi olarak değerlendirildi.

dfvfdvd
Erivan’da ABD ve Ermenistan dışişleri bakanları arasındaki görüşmeden, 26 Mayıs 2026 (AFP)

Rubio ile Mirzoyan, stratejik ortaklık anlaşması ile kritik minerallere ilişkin bir mutabakatın yanı sıra, Azerbaycan’ı Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye bağlayacak ve Rusya ile İran’dan geçmeyecek şekilde Ermenistan’ın güneyinden uzanan 43 kilometrelik kara koridoruna ilişkin iş birliği çerçevesi imzaladı. İmza töreninde konuşan Rubio, iki ülkenin kritik minerallere ‘güvenilir erişim’ sağlamak için birlikte çalışacağını belirterek, anlaşmanın ekonomik ve stratejik boyutuna dikkat çekti. Söz konusu girişim, Washington’un Asya ile Avrupa arasında yeni bir geçiş hattı oluşturma ve tarihsel olarak Moskova ile Tahran arasındaki dengelerin hâkim olduğu ulaşım düğümünde Amerikan varlığını güçlendirme arzusuyla bağlantılı görülüyor. Bu nedenle analistler, Rubio’nun ziyaretinin yalnızca Paşinyan hükümetine seçim desteği göstermenin ötesine geçtiğini değerlendiriyor. Buna göre Washington, Kafkasya ülkelerine; ticaret yolları, kritik mineraller, yatırımlar ve siyasi güvenceler sunabilen somut bir alternatif sağlayabileceğini göstermeye çalışıyor.

Doğrudan Rus tehdidi

Ancak ABD’nin bölgedeki stratejik hamlesi, öncelikle Rusya’nın baskı kurma kapasitesiyle karşı karşıya bulunuyor. Moskova, Rubio’nun Erivan ziyareti öncesinde ve sonrasında, Ermenistan’ın yararlandığı indirimli enerji tedarikinin durdurulabileceği ya da şartlarının değiştirilebileceği mesajını verdi. Rus tarafı, doğalgaz, petrol ve petrol ürünlerinde sağlanan ayrıcalıklı fiyatların, Erivan’ın Rus entegrasyon alanı içinde kalmasına bağlı olduğunu hatırlattı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Ermenistan, geçen yıl doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 82’sini Rusya’dan karşıladı. Bu durum, Moskova’nın enerji alanında atacağı herhangi bir adımın seçimler öncesinde doğrudan ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.

Öte yandan The Washington Post, Trump yönetiminin stratejisine yönelik en büyük tehdidin, Washington’un dikkat çekici anlaşmalar imzalayabilmesine rağmen enerji, iş gücü, ticaret ve medya gibi alanlarda Moskova’nın sahip olduğu günlük nüfuz ağlarına henüz sahip olmaması olduğunu yazdı. Bu nedenle Rusya, Ermenistan’ın Washington ve Brüksel’e açılımını ‘yüksek maliyetli bir macera’ olarak göstermeye çalışıyor. Paşinyan ise bir yandan Batı ile ilişkileri derinleştirmeye çalışırken, diğer yandan Rusya ile bağları koparma niyetinde olmadığını vurgulayarak iki çizgi arasında denge kurmaya çalışıyor. Analistlere göre bu kırılgan denge, Trump Yolu projesini stratejik bir girişim hâline getirirken, aynı zamanda Moskova’ya yakın ya da Rusya yanlısı iç siyasi güçlerin hedef alabileceği bir seçim kozuna dönüştürüyor.

Gürcistan: En ciddi güvenlik açığı

Ermenistan, Washington açısından bir fırsat olarak görülürken, Gürcistan ise en büyük risk unsuru olarak öne çıkıyor. Çünkü ABD’nin Güney Kafkasya stratejisi, kara koridorlarının Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ticaret ağlarına dönüşebilmesi için Karadeniz limanlarına ve Gürcistan altyapısına ihtiyaç duyuyor. Ancak Gürcü Rüyası hükümeti son yıllarda Batı’ya karşı daha mesafeli ve Rusya’ya daha yakın bir çizgi izlemeye başladı. Hükümetin aynı zamanda muhalefet ve sivil toplum üzerindeki baskısını artırdığı değerlendiriliyor. Son olarak bir Gürcistan mahkemesi, ‘barışçıl devrim’ çağrısında bulunan bir muhalefet liderini iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı. Karar, hükümetin Kasım 2024’te Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerini askıya alma kararının ardından devam eden protestoların gölgesinde alındı.

dvdfvf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Erivan’dan ayrılırken, 26 Mayıs 2026 (AP)

Washington açısından en hassas gelişmelerden biri ise Gürcistan’ın yalnızca Rusya’dan değil, aynı zamanda İran’a doğru da yakınlaşması olarak görülüyor. Hudson Institute tarafından yayımlanan bir rapora göre, özellikle Azerbaycan kökenli Şii azınlık arasında İran bağlantılı ağların Gürcistan’daki faaliyetlerinde genişleme kaydedildi. Raporda, ABD tarafından 2020 yılında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağlantılı bir insan kaynağı devşirme kanalı olarak sınıflandırılan El-Mustafa Uluslararası Üniversitesi’nin Gürcistan’daki şubeleri üzerinden faaliyet yürüttüğü, ayrıca Tahran yanlısı başka dini ve medya kuruluşlarının da ülkede etkinlik gösterdiği belirtildi. Öte yandan The Washington Post, Gürcistan vatandaşlarının dahil olduğu bazı güvenlik olaylarına dikkat çekti. Bunlar arasında Bakü’de Yahudi bir kişiliğe yönelik suikast girişimi ile İran asıllı Amerikalı gazeteci Masih Alinejad’ın ABD’de hedef alınmasına yönelik komplo soruşturması kapsamında suçlanan veya hüküm giyen Gürcistan vatandaşlarının bulunduğu ifade edildi.

Rubio’nun misyonunun başarılı olması için gereken koşullar

Analistlere göre Rubio’nun Ermenistan ziyareti, Washington’un Kafkasya’daki imajını ve çekiciliğini yeniden güçlendirme girişiminin bir parçası olarak okunabilir. Ancak ziyaretin yalnızca bir halkla ilişkiler hamlesi olmadığı, aynı zamanda belirli bir jeopolitik kazanımı kalıcı hâle getirmeyi hedeflediği değerlendiriliyor. Buna göre Washington, Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşması ile önerilen koridoru, bölgenin Rusya ve İran’a bağımlılığını azaltacak bir Amerikan nüfuz aracına dönüştürmek istiyor. Bununla birlikte uzmanlar, stratejinin başarısının üç temel koşula bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Bunlar; Moskova’nın Ermenistan’ı ekonomik açıdan baskı altına alamaması, söz konusu koridorun İran ile yeni bir gerilim kaynağına dönüşmemesi ve Washington’un içeride Batı yanlısı çevreleri baskı altına alırken dışarıda İran bağlantılı ağlara alan açan Gürcistan hükümetini ödüllendirmemesi olarak sıralanıyor.

Washington’daki bazı çevreler ise Trump yönetiminin anlaşma odaklı yaklaşımı nedeniyle Tiflis’i, limanlar ve ulaşım koridorları açısından vazgeçilmez bir ortak olarak görmesinden endişe duyuyor. Bu kesimler, Gürcistan yönetiminin özgürlükleri kısıtlamayı ve Washington’un rakiplerine yakınlaşmayı sürdürmesine rağmen ABD’nin buna göz yumabileceği uyarısında bulunuyor. Analistlere göre Gürcü Rüyası hükümetinin politikalarının görmezden gelinmesi, Gürcistan’ı aynı anda hem Amerikan çıkarlarının hem de Washington’un rakiplerinin faaliyet alanına dönüştürebilir. Bu çerçevede uzmanlar, Trump’ın Kafkasya stratejisine yönelik tehdidin yalnızca Moskova ve Tahran’dan kaynaklanmadığını, aynı zamanda ABD’nin büyük hedefleri ile bölgedeki kesintili angajmanı arasındaki boşluktan beslendiğini belirtiyor. Bölgedeki küçük ülkelerin yalnızca anlaşmaları kimin imzaladığına değil, Rus baskısının arttığı, İran bağlantılı ağların harekete geçtiği ve Washington’la yakınlaşmanın maliyetinin kısa vadeli kazanımları aşmaya başladığı dönemlerde kimin sahada kalmaya devam ettiğine baktığı ifade ediliyor.


Mavi Vatan: Türk Deniz Yetki Yasası enerji çekişmesini yeniden alevlendiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Mavi Vatan: Türk Deniz Yetki Yasası enerji çekişmesini yeniden alevlendiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amr İmam

Türkiye, “Mavi Vatan” doktrini çerçevesinde yeni bir deniz yetki yasa tasarısı üzerinde çalışıyor. Bu yasa tasarısı, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'nde sondaj, madencilik ve balıkçılık hakları konusunda rekabeti yeniden alevlendirebilir ve başta Yunanistan ve GKRY olmak üzere bölge ülkeleri ile arasında yeni bir gerilim dönemine kapı açabilir.

12 Mayıs'ta Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) tarafından düzenlenen basın toplantısında ayrıntılı olarak açıklanan yasa tasarısı, Türk denizcilik politikasında stratejik bir değişimi temsil ediyor. Yeni mevzuat, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge (MEB), bitişik bölge ve deniz kaynaklarının korunmasıyla ilgili farklı yasal yapıları tek bir yasal çerçevede birleştirerek 1982 tarihli 2674 sayılı Karasuları Kanunu'nun yerini almayı amaçlıyor.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) tarafından hazırlanan yasa tasarısı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Türk kıyılarından 200 deniz miline kadar uzanan münhasır ekonomik bölge ilan etme yetkisi veriyor.

Bu yasa tasarısıyla Ankara, büyük doğalgaz anlaşmalarından dışlanmayı veya bölgesel enerji çekişmelerinde ikinci plana itilmeyi kabul etmeyeceğine dair açık bir mesaj veriyor

Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmadığı için bu yasa uluslararası hukukun yazılı olmayan hükümlerini iç hukuk sistemine entegre ederek, Ankara'nın uluslararası müzakerelerdeki konumunu güçlendirecektir.

Yeni yasa tasarısı, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki Türk egemenliğini güvence altına alıyor ve Montreux Sözleşmesi ile Boğazlar Rejimi için iç hukuk zemini sağlıyor. Yasa tasarısı ayrıca enerji ve doğal kaynak yönetimiyle ilgili yeni hükümler de içererek, Türkiye'nin uluslararası deniz anlaşmazlıkları ve müzakerelerindeki konumunu daha da güçlendiriyor.

İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen “TEKNOFEST Mavi Vatan” etkinliği sırasında bir savaş gemisinde bulunan Türk denizciler, 28 Ağustos 2025 (Reuters)İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen “TEKNOFEST Mavi Vatan” etkinliği sırasında bir savaş gemisinde bulunan Türk denizciler, 28 Ağustos 2025 (Reuters)

“Türkiye Today's” gazetesi, yasa tasarısının Türkiye'ye deniz tabanında, toprak altında ve su kolonunda (sütununda) bulunan canlı ve cansız kaynaklar, madenler ve hidrokarbonlar, ayrıca Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi'ni (MEB) oluşturan alanlar içinde okyanus akıntıları, gelgitler, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi enerji kaynakları üzerinde münhasır egemenlik hakları tanıdığını açıklıyor. Enerji bağımsızlığının artan önemiyle birlikte, bu maddenin stratejik boyutu giderek daha belirgin hale geliyor. Gazete, Türkiye'nin bu kaynaklar üzerindeki egemenlik haklarını net bir yasal çerçeveyle sağlamlaştırmak için çalıştığını belirtiyor.

Yeni yasa ayrıca cumhurbaşkanına, MEB ilan edilmemiş alanlarda bile balıkçılık, deniz çevresini koruma ve diğer amaçlar için özel statülü deniz bölgeleri belirleme yetkisi veriyor.

Ankara, Türk sularındaki konumunu ve yetkisini ortaya koyuyor

Türkiye Savunma Bakanlığı'na göre yeni yasa tasarısı Türkiye'nin deniz yetki alanını düzenlemeyi, Türk sularındaki yetki ve sorumlulukları tanımlamayı ve iç mevzuattaki boşlukları kapatmayı amaçlarken, Ankara'nın denizlerdeki hak ve çıkarlarını koruma kararlılığını da yeniden teyit ediyor.

Yasa tasarısı ayrıca, son yıllarda Doğu Akdeniz ülkeleri arasında imzalanan deniz sınır anlaşmalarına (2010'da GKRY-İsrail, 2020'de Mısır-Yunanistan, 2011-2020'de Yunanistan-İtalya, 2022'de Lübnan-İsrail ve 2025'te Lübnan-GKRY) karşı bir Türk protestosu olarak da yorumlanabilir.

Ankara bu yolla Lübnan ve İtalya hariç, siyasi ilişkilerinin gergin olduğu bu ülkelere; bölge genelinde müzakere edilen büyük doğalgaz anlaşmalarından dışlanmayı kabul etmeyeceğine, bölgesel enerji çekişmelerinde ikinci plana itilmeye izin vermeyeceğine ve Akdeniz'de etki alanları çizilirken sessiz kalmayacağına dair net bir mesaj göndermek istiyor.

Ankara, yıllardır bu itirazını dile getiriyor; önce bölgesel ülkeler tarafından imzalanan deniz sınır belirleme anlaşmalarını, haklarını göz ardı ettikleri gerekçesiyle kınadı. Ardından, 2019'da Batı Libya hükümetiyle deniz yetki alanı konusunda bir mutabakat zaptı imzalayarak kendi etki alanını oluşturmaya çalıştı; bu mutabakat zaptı Mısır, Yunanistan ve GKRY tarafından tanınmadı.

Mısır, İsrail, GKRY, İtalya, Filistin Otoritesi, Ürdün, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Yunanistan'dan heyetler, Kahire'de düzenlenen “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” toplantısına katıldı, 16 Ocak 2020 (AFP)Mısır, İsrail, GKRY, İtalya, Filistin Otoritesi, Ürdün, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Yunanistan'dan heyetler, Kahire'de düzenlenen “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” toplantısına katıldı, 16 Ocak 2020 (AFP)

Türkiye ayrıca, Suriye'deki yeni makamlar ile de benzer bir anlaşma imzalamayı planlıyor ve bölgedeki sondaj, madencilik ve balıkçılık haklarına ilişkin münhasır haklarını koruma kararlılığını vurguluyor.

Avrupalı komşularla ufukta beliren gerilimler

Yasa tasarısı nihai hale getirilip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçerse, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasında büyük ihtimalle gerilim artacaktır. Bunun nedeni, Ankara'nın egemenliği veya deniz etki alanı içinde resmi olarak sınırlarını çizmek istediği Doğu Akdeniz ve Ege Denizi bölgelerinde üç ülkenin iddialarının iç içe girmiş olmasıdır.

Türkiye Today's gazetesine göre bilhassa Ege ve Doğu Akdeniz ile ilgili olarak yasa tasarısının bölgesel yankıları, hukuki yönlerinden daha karmaşık boyutlara sahip. Zira yasa tasarısı Ege Denizi'nde 6 mil sınırını koruyarak, Karadeniz ve Akdeniz'de ise 12 mil sınırını uygulayarak karasuları konusunda mevcut statükoyu koruyor. Bu, Ankara'nın müzakere marjını korurken, Yunanistan ile gerilimi artırmaktan kaçınma arzusunu yansıtıyor.

Tasarı ayrıca, Ege Denizi'nde “gri bölgeler” olarak bilinen ihtilaflı adaların, adacıkların ve kayalıkların yasal statüsünü, uluslararası deniz hukuku ilkelerine dayalı bir yasal çerçeveye dahil ederek ele alıyor. Atina'ya yönelik doğrudan bir provokasyon olarak yorumlanmasından kaçınmak için dikkatlice seçilmiş diplomatik bir dil kullanıyor. Bu arada Ankara, son yıllarda Yunanistan ile yaptığı istikşafi görüşmelere paralel olarak, Ege Denizi'ndeki anlaşmazlıkların çözümü için diyaloğa olan bağlılığını vurguluyor.

Karadeniz'de ise Rusya-Ukrayna savaşı ve bunun sonucunda ortaya çıkan yeni güvenlik düzenlemeleri ışığında yasa tasarısının önemi artıyor; Türkiye, boğazlar üzerindeki yasal kontrolünü güçlendirmek ve bölgesel arabulucu rolünü sağlamlaştırmak istiyor.

Tasarının Türk-Mısır ilişkilerine tahmin edilen etkisi nedir?

Mısır, Türk kıyılarından yüzlerce deniz mili uzakta olmasına rağmen, hazırlanan Türk yasa tasarısıyla ilgili gelişmeleri büyük olasılıkla yakından takip edecektir.

Geçmiş yıllarda Türk sondaj gemilerinin faaliyetleri Kahire'de rahatsızlık uyandırmıştı. Bu faaliyetler, ülkenin denizlerdeki çıkarlarını koruma gücünü pekiştirmek amacıyla Mısır Donanması'nın yeniden yapılandırılmasına neden olan faktörlerden biriydi.

Akdeniz’e açılacak Türk sondaj gemisi Yavuz, Türkiye'nin Dilovası Limanı açıklarında İzmit Körfezi'nde seyrediyor, 20 Haziran 2019 (Reuters)Akdeniz’e açılacak Türk sondaj gemisi Yavuz, Türkiye'nin Dilovası Limanı açıklarında İzmit Körfezi'nde seyrediyor, 20 Haziran 2019 (Reuters)

O dönemde, iki taraf arasındaki altta yatan siyasi ve ideolojik gerilimler Mısır'ın endişelerini körüklüyordu. On yıldan fazla bir süredir, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına yönelik yarış kızıştı. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), bölgenin yaklaşık 286,2 trilyon kübik feet keşfedilmemiş konvansiyonel doğal gaz ve 879 milyon varil teknik olarak geri kazanılabilir konvansiyonel petrol içerdiğini tahmin ediyor.

Bu tahmini zenginlik, Mısır, GKRY ve Yunanistan arasındaki anlaşmalar da dahil olmak üzere, Türkiye'yi kızdıran ve Ankara'nın tanımayı reddettiği bir dizi deniz sınır anlaşmasının imzalanmasına neden oldu.

Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına yönelik yarış kızıştı; bölge yaklaşık 286,2 trilyon kübik feet keşfedilmemiş konvansiyonel doğal gaz ve 879 milyon varil teknik olarak geri kazanılabilir konvansiyonel petrol içeriyor

Bugünse Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkiler, ortak çıkarların çatışma eğiliminin önüne geçtiği dikkat çekici bir dönüşüm geçiriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu çıkarlar, özellikle her iki ülkedeki politika yapıcılar siyasi ve ideolojik anlaşmazlıklarının üstesinden gelebilirlerse büyük projeler için fırsat olarak gördükleri önemli ekonomik yönleri de kapsıyor.

Mısır ve Türkiye arasında 2005 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması, gergin siyasi ilişkiler dönemlerinde bile ekonomik bağlarını korumalarına yardımcı oldu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen şubat ayında Mısır'ı ziyaretinde, Mısır'ın Türkiye'nin Afrika'daki en büyük ticaret ortağı olduğunu ve ikili ticaretin 8 milyar doları aştığını teyit etti. Erdoğan, “Türkiye, Mısır ihracatının üçüncü destinasyonu olup yüzde 7,4'lük bir paya sahip. Mısır'ın ithalat ortakları arasında ise yedinci sırada yer alıyor ve yüzde 3,4'lük bir paya sahip” dedi. “Bu rakamlar bizi cesaretlendiriyor ve motive ediyor, ancak 15 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefimizin hâlâ altındayız" diye ifade etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda) ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (solda), Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen ortak basın toplantısında, 4 Eylül 2024 (AFP)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda) ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (solda), Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen ortak basın toplantısında, 4 Eylül 2024 (AFP)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise Mısır-Türkiye İş Forumu'nun iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın önemini yansıttığını vurgulayarak, “Mısır ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler sağlam ve pratik temellere dayanmaktadır. Güçlü ekonomik entegrasyon, coğrafi ve kültürel yakınlık ile siyasi ve ticari irade, ticaret ve yatırım iş birliğinde benzeri görülmemiş düzeylere ulaşılmasına katkıda bulunmuştur.

Mısır, Türkiye'nin Afrika'daki en önemli ticaret ortağıdır; Türkiye ise Mısır ihracatının önemli bir destinasyonudur. Türkiye'nin Mısır'daki yatırımları 4 milyar doları aştı. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yılını kutlarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bugün, iş birliğimizin tam potansiyeline henüz ulaşmadığı konusunda mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, hazır giyim ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren Türk yatırımcılarının Mısır'daki başarılı deneyimlerinden övgüyle bahsederek, “Bu yatırımlar, Mısır'ın bu sektördeki ihracatına önemli ve etkili bir şekilde katkıda bulunmaktadır. Kimya ve sağlık sektörleri gibi diğer sektörlerdeki Türk yatırımlarının genişlemesini de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu yatırımlar gerçek katma değer sağlamakta, istihdam yaratmakta ve endüstriyel ve teknolojik alanlarda bilgi ve uzmanlık transferine katkıda bulunmaktadır” dedi.

Sivil sektörlerin ötesinde, iki ülke askeri üretimde de iş birliği yapıyor ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere, geniş bir yelpazede ortak askeri teçhizat üretimine yönelik bir plan üzerinde çalışıyor.

Mısır “dengeleyici güç” rolünü oynar mı?

Türkiye Doğu Akdeniz'deki haklarını savunmaya çalışırken ve özellikle de TBMM’nin yasa tasarısını onaylaması ve Ankara'nın bu hakları sağlamlaştırmak için pratik adımlar atması durumunda, iş birliği fırsatlarının çatışma potansiyeline ağır basıp basmayacağı önümüzdeki aşamada belli olacaktır.

Bölgedeki diğer ülkeler gibi Mısır da Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarından taviz vermiyor.

Bu yoğun nüfuslu ülkenin bu hakları koruma konusundaki kararlılığının merkezinde, önümüzdeki dönemde uluslararası enerji piyasasında önemli bir rol oynama arzusu yatıyor.

Mısır, 2015 yılında keşfedilen devasa Zohr sahasını başarıyla devreye aldıktan sonra net ihracatçı olmadan önce, başlangıçta net bir doğal gaz ithalatçısıydı. Akdeniz’deki Mısır kıyılarında birbirini takip eden keşifler bu konumunu güçlendirdi. Ancak, azalan üretim ve artan tüketim daha sonra Mısır'ı tekrar ithalatçı konumuna geri döndürdü.

Bununla birlikte Kahire, bölgesel bir enerji merkezi ve uluslararası pazara enerji ihracatı için bir platform haline gelme planını uygulamaya devam ediyor.

Mısır, bölgedeki kuyulardan çıkarılan gazı, Akdeniz yakınlarındaki devasa tesislerinde sıvılaştırıp uluslararası pazara yeniden ihraç etmeyi hedefliyor.

Mısır ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi 8 milyar doları aşmış durumda ve 2028 yılına kadar yıllık 15 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor

Bu hedefler, Mısır'ın son zamanlarda bölgedeki gaz üreticileriyle, özellikle İsrail ve GKRY ile imzaladığı milyarlarca dolarlık ithalat anlaşmalarına dayanıyor.

Mısır ayrıca, bölgesel gaz piyasasının düzenlenmesini destekleme ve kendisini bölgesel bir enerji merkezi haline dönüştürme çabalarının bir parçası olarak, Doğu Akdeniz'deki gaz üreticileri, tüketicileri ve transit ülkeleri arasında iş birliği ve koordinasyon için bölgesel bir çerçeve olan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasına da yardımcı oldu. Forum, Mısır'ın katılımıyla 2019 yılında Kahire'de çalışmalarına başladı. Yunanistan, GKRY, İsrail, Ürdün, İtalya ve Filistin Ulusal Otoritesi, forumun 2020 yılında hükümetler arası bir örgüt haline gelmesinden önce ilk üyeleri arasındaydı.

Türkiye, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon zenginliğinin ortaya çıkmasıyla hızla değişen bölgesel sahnenin dışında kalmayı tercih ederek foruma katılmadı.

Türkiye'nin kurmayı planladığı “münhasır ekonomik bölgeye” resmiyet kazandırabilecek yasa tasarısının mevcut bölgesel gerilimleri daha da körüklemesi olasılığı devam ediyor.

Yunan Donanma gemileri, Doğu Akdeniz'deki askeri tatbikatlar sırasında, 25 Ağustos 2020 (AFP)Yunan Donanma gemileri, Doğu Akdeniz'deki askeri tatbikatlar sırasında, 25 Ağustos 2020 (AFP)

Bununla birlikte Mısır, bu potansiyel gerilimleri kontrol altına almada rol oynayabilir; zira bu rol için gerekli niteliklere sahip. Bu nitelikler, Kahire'nin son yıllarda yakın stratejik iş birliği geliştirdiği Yunanistan ve GKRY de dahil olmak üzere tüm bölgesel taraflarla olan iyi ilişkilerine dayanıyor. Kahire, şu anda Ankara ile de ilişkilerini onarmak için çalışıyor ve bu çaba, iki ülkenin bağları koparmayı seçmeleri durumunda yaşayabilecekleri kayıplara karşılık, iş birliği yoluyla elde edebilecekleri kazanımlara dayanıyor.

Tüm bunlara rağmen, bölgedeki bütün ülkelerin münhasır haklarının hiçbirini dışlamadan koruyan pratik bir formüle acil ihtiyaç var. Bu önümüzdeki yıllarda, bu ülkelerin gerekli iradeye sahip olmaları koşuluyla, hidrografik uzmanlara ve bölge ülkelerindeki su yollarının haritalandırılması konusunda uzman kişilere düşen bir görevdir. Ancak bölge ülkeleri, zorla ve hukuk dışı fiili durumlar dayatmanın istikrar sağlamadığını, aksine kalıcı bir gerilim durumuna kapı açtığını anlamadıkları sürece bu irade eyleme dönüşmeyecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.