DEAŞ Suriye’de saldırılarını yoğunlaştırıyor; bu kez hedef El-Hol Kampı

El-Hol Kampı (AFP)
El-Hol Kampı (AFP)
TT

DEAŞ Suriye’de saldırılarını yoğunlaştırıyor; bu kez hedef El-Hol Kampı

El-Hol Kampı (AFP)
El-Hol Kampı (AFP)

Suriye'nin doğusunda saldırılarını yoğunlaştıran DEAŞ'ın, dünkü, yeni saldırısında rejim ve rejim destekli güçlerinden toplam 26 kişi öldürüldü. Öte yandan bir Kürt yetkilinin aktardığına göre on binlerce yerinden edilmiş kişi ve DEAŞ militanlarının aile fertlerinin yaşadığı Suriye'deki El-Hol kampında, yıl başından bu yana, en az 14 kişi (3'ü başı kesilerek) öldürüldü.
Suriye çölünde (Badiye bölgesi) aktif olan ve Hama ve Humus'un doğusundan (orta), Deyrizor’un en doğusuna kadar uzanan DEAŞ, hücrelerini kalıcı olarak ortadan kaldırmanın zor olduğunu göstermek istiyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Suriye çölünde faaliyet gösteren örgüt unsurlarının dün sabah, Deyrizor'un doğu kırsalındaki Meyadin ilçesinde rejim ve destekli güçlerin askeri konvoyunu hedef aldıklarını belirtti. Bu olay üzerine şiddetli çatışmalar patlak verdi. Rejim güçlerinin çatışma bölgesine askeri takviye gönderdiğini belirten SOHR’a göre, saldırıda rejim ve destekli güçlerinden toplam 26 savaşçı öldürülürken, DEAŞ saflarında 11 militan öldürüldü.
DEAŞ, özellikle ABD destekli Kürt ve Arap gruplardan oluşan bir koalisyon olan Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Mart 2019'da örgütü ortadan kaldıracağını açıklamasıyla birlikte maruz kaldığı ağır kayıplara rağmen, bir yandan Suriye ordusu ve destekli güçlerine karşı, diğer taraftan da Kürt güçlere karşı bir yıpratma savaşı sürdürmeye devam ediyor.
Örgütün saldırılarının sıklığının artmasıyla birlikte Suriye çölü, özellikle örgüt ile Rus destekli rejim güçleri arasında çatışmaların yaşandığı bir alana dönüştü.
DEAŞ’ın faaliyetlerini takip etmek ve yeni bir saldırının gerçekleşmesini engellemek amacıyla çölde geniş çaplı arama tarama operasyonları başlatan Suriye rejim güçlerine destek amacıyla Rus uçaklarının zaman zaman bölgelerini hedef alan saldırılarına rağmen örgütün özellikle çöl bölgesindeki kalelerinden rejim güçlerine yönelik saldırılarını sürdürüyor. Aşırılık yanlısı örgütün bu ayın başında Hama'nın doğusunda düzenlediği saldırıda 19 rejim ve destekli gücü öldürüldü. Bu yılın başında DEAŞ tarafından kurulan bir pusuda rejim ve destekli güçlerden yaklaşık 40 kişi öldürüldü. Gözlemevi, Mart 2019'dan bu yana saldırılar ve çatışmalar sonucunda bin 270 rejim gücü ve destekli gruplardan savaşçının yanı sıra, 700'den fazla örgüt üyesinin öldürüldüğünü belgeledi.
DEAŞ ve diğer gruplar üzerinde çalışan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi Komitesi, bu ayki raporunda, aşırılık yanlısı örgütün Suriye ve Irak'ta on bin "aktif" savaşçısı olduğunu tahmin ediyor. Raporda, DEAŞ unsurlarının çoğunluğunun Irak'ta olmasına rağmen, Irak güvenlik güçlerinin uyguladığı baskı, örgütün operasyonlarının (kendi topraklarında) yapılmasını Suriye'dekine nazaran daha zor hale getirdiği ifade ediliyor.
Rapora göre, Deyrizor kentindeki Suriye çölü, Irak sınırı boyunca faaliyet gösteren kaçakçılık şebekeleriyle bağ kuran DEAŞ için güvenli bir sığınak.
Öte yandan bir Kürt yetkilinin AFP’ye verdiği demece göre on binlerce yerinden edilmiş kişinin yanı sıra DEAŞ militanlarının aile fertlerini içeren Suriye'deki El-Hol kampında, yıl başından bu yana, en az 14 kişi (3'ü başı kesilmiş) susturucu silah kullanılarak öldürüldü.
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (Rojava) Göçmen ve Mülteci İşleri Dairesi Başkanı Şehmus Ahmed'e göre ölenlerin 10’u Iraklı 4’ü ise Suriyeli. Bu olayın arkasında DEAŞ’ın olduğunu ileri süren Ahmed, aşırılık yanlısı örgütün "yabancı kadınlarla koordineli olarak" kampta kaos ve korku yaratmayı hedeflediğini kaydetti. Diğer yandan kamp yönetimiyle iş birliği yapan kişilerin öldürüldüğü bildirildi. Bununla birlikte, ismini vermeyi reddeden bir insani yardım çalışanı, kamptaki bazı suçların arkasında aşiret gerginliklerinin olabileceğinden bahsetti.
BM, geçen ay, yüzde 80'i kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 62 bin kişinin yaşadığı El-Hol kampında halihazırda kötü olan güvenlik durumunun daha da kötüleştiği konusunda uyarıda bulundu. Son aylarda kamp, kaçış girişimleri ve gardiyanlara veya insani yardım çalışanlarına yönelik saldırılar da dahil olmak üzere birçok güvenlik olayına tanık oldu. Birleşmiş Milletler geçtiğimiz Ocak ayının ilk yarısında Suriyeli ve Iraklıların yaşadığı kampta 12 öldürme operasyonunun gerçekleştiğini bildirdi.
Geçen hafta yayınlanan ayrıntılı bir raporda, DEAŞ ve diğer cihatçı gruplar üzerinde çalışan BM Güvenlik Konseyi Komitesi, özellikle yerinden edilenler için Suriye'nin kuzeydoğusunda kurulan kampların ve gözaltı tesislerinin "gizli bir tehdit" olduğu konusunda uyarıda bulundu. Komiteden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Aşırılığın yayılması, eğitim, para toplama ve El-Hol kampında harici operasyonlar gerçekleştirilmesi için kışkırtma hamlelerinin olduğu bildirildi. Öte yandan tutuklulardan bazıları El-Hol kampını kalan son halifelik olarak görüyor.”
Komiteye göre, kampta, yabancı kadınlar ve DEAŞ’lı militanların ailelerinden olan çocukları ile ilgili bölümde yaklaşık 10 bin kadın ve çocuk yer alıyor. Komite bazı küçük çocuklara örgüte üye olmaları için hazırlanması telkininde bulunulduğunu belirtiyor.
Güvenliği sağlamak adına "sınırlı bir gücün" olması nedeniyle zaman zaman firar olayları gerçekleşiyor. Kamptaki güvenlik görevlerinin sayısı 2019'un ortasında bin 500 iken 2020'nin sonlarında ise 400'e geriledi.
Rapora göre, El-Hol kampından kaçakçılık maliyeti 2 bin 500 ile 3 bin dolar arasında değişirken, daha az sayıda kişiyi barındıran ve güvenliği daha sıkı ve daha etkili olarak kabul edilen Roj kampında 14 bin oldu. Kürtler, ilgili ülkeleri vatandaşlarını geri almaya veya aşırılık yanlılarını yargılamak için uluslararası bir mahkeme kurmaya çağırıyor, ancak sadece birkaç Avrupa ülkesi (Fransa dahil) sınırlı sayıda öksüz çocuğu geri almakla yetindi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.