Siyasi söylem ne zaman şiddeti körükler?

Kelimelerin, insan davranışları ve eylemleri üzerindeki etkisiyle ilgili sosyal ve psikolojik çalışmalar yapılıyor

6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular  (AP)
6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular (AP)
TT

Siyasi söylem ne zaman şiddeti körükler?

6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular  (AP)
6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular (AP)

Tarık eş-Şami
Eski ABD Başkanı Donald Trump, şu anda Senato’da görülen azil davasında, taraftarlarını 6 Ocak günü Kongre'ye saldırmaya teşvik etmekle suçlanıyor. Fakat iddia makamı ile savunma heyeti arasında, Trump’ın sarf ettiği sözlerin ve verdiği mesajların, ABD Anayasası tarafından garanti altına alınan ifade özgürlüğü çerçevesine girip girmediği veya doğrudan şiddeti teşvik etme olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda büyük bir görüş ayrılığı bulunuyor. Daha önce hiçbir ABD başkanı, Kongre’de böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalmamış olsa da sosyal etki, ikna ve psikoloji üzerine onlarca yıldır yapılan çok sayıdaki bilimsel araştırma ve çalışma, insanlara verilen mesajların, belirli bir davranışta bulunma kararlarını güçlü bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Peki, bu çalışmalar ne anlama geliyor ve Trump davasında herhangi bir değişikliğe sebep olabilirler mi?
Trump’ın Senato’daki davasında, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan 100 senatör jüri üyeliği yapıyor. Jürilik yapan bu senatörler, eski ABD Başkanı’nın beş kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı Kongre Binası Baskını’nı kışkırtmakla suçlandığı duruşmanın sonunda Trump’ın gerçekten suçlu olup olmadığına karar vermek zorunda kalacaklar. Peki, suçlu bulunması halinde daha önce Trump’ın ABD Başkanı olarak görev başındayken isyanı kışkırttığı suçlamasıyla görevden alınması için 10’u Cumhuriyetçilerden olmak üzere ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin çoğunluğunun oy verdiği azil kararını onaylayacaklar mı? Temsilciler Meclis’inden çıkan karar, Trump'ın “Kongre binasına gidin. Eğer kıran kırana bir mücadele vermezseniz, artık bir ülkeniz olmayacak” gibi ifadelerle kasıtlı olarak Kongre binasına yönelik ayaklanmayı teşvik eden ve buna yol açan açıklamalar yapmış olduğunun teyit edilmesini şart koşuyordu.

Karmaşık suçlama
İsyanı kışkırtmakla suçlanan yetkilileri kovuşturma prosedürleri ABD tarihinde nadir görülen bir olay olsa da, Temsilciler Meclisi'ndeki bazı Cumhuriyetçiler de dahil olmak üzere birçok temsilci Trump'ın sözlerinin ve eylemlerinin 6 Ocak günü Kongre Binası Baskını’na yol açtığını, son hamlesinin Joe Biden'ın Kongre'de başkanlığının onaylanması sürecini kesintiye uğratmayı amaçladığını ve bunun da Amerikan demokrasisine karşı isyan kalkışmalara katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.
Ancak bazılarının Trump’ı Kongre’deki Amerikan halkının temsilcilerine karşı mücadeleye itmek için siyaset dilini kullanmakla bazılarının da Trump’ın sözleri ile patlak veren şiddet olayları arasındaki ilişkinin, kovuşturma başlatmak için yeterli olamayacak kadar zayıf ve dolaylı olduğunu düşünmesi sebebiyle eski ABD Başkanı hakkındaki iddialar karmaşık bir hal alıyor.
Öte yandan sosyal etki, ikna ve psikoloji üzerine yapılan çok sayıda bilimsel araştırma, insanların aldıkları mesajların, belirli davranışlarda bulunma kararlarını büyük ölçüde etkilediğini göstermektedir.

Davranışlar üzerinde etkili olmak
Sosyal etki ve psikoloji ile ilgili bir araştırma, insanların aldıkları mesajların davranışlarını üç şekilde etkilediğini göstermektedir. Birinci etki, insanları bir davranışa çağıran bir mesaj aldıkları zamanda görülür. Özellikle mesajı veren konuşmacı veya yazarın, mesajını alan hayranları arasında sevilen ve güvenilen bir kişi olduğunda insanların yaptıkları davranışın olumlu sonuçları olacağına inanma olasılıkları daha yüksektir.
İkinci tip etki, siyasi mesajlar ve konuşmalar, konuşmacının veya mesajın sahibinin belirli bir davranışı gerçekleştirme rızasını gösteren inançları veya tutumları ilettiğinde ortaya çıkar. Bu mesajları alan insanlar, onları önemseyenlerin bu davranışı kabul edeceğine veya buna katılacaklarına inanırlar.
Ancak üçüncü tip etki ise bu mesajlar, mesajların iletildiği kişilerin bir davranışı gerçekleştirme becerilerini vurgulayan bir dil içerdiğinde ortaya çıkar. Tıpkı eski ABD Başkanı’nın, taraftarlarına seçim sonuçlarını değiştirme gücüne sahip olduklarını söylediğinde olduğu gibi. Taraftarları, bu davranışı gerçekten uygulayabileceklerine giderek daha fazla inandılar.

Hayattan örnekler
İnsanlar hayatlarında, kendilerini egzersiz yapmak gibi olumlu ya da sigara içmek gibi olumsuz bazı davranışlara teşvik etmek için kurgulanmış mesajlarla karşılaşırlar. Her iki durumda da bu mesajlar, alıcıların istenen davranışı uygulama olasılığını artırır. Örneğin, egzersiz yapmak için motivasyon mesajları gönderildiğinde bu mesajlar size şu üç anlamdan birini veya birkaçını ifade eder:
1- Egzersiz, insanların fiziksel olarak formda olması gibi olumlu sonuçlara yol açar.
2- Aile bireyleri ve arkadaşlar gibi mesaj alıcıları tarafından güvenilen diğer kişiler, ya kendi başlarına egzersiz yapıyorlardır ya da mesaj alıcılarının egzersizlere katılımını kabul ederler ve bu da olumlu bir düşünce oluşturur.
3- ‘Herkes bir egzersiz programına başlayabilir çünkü bunu herkes yapabilir’ mesajı bu davranışı gerçekleştirebileceklerine olan inancını artırır.
Bazı sosyologlara ve kitle iletişim uzmanlarına göre yukarıdaki ikna kuralları, 6 Ocak günü Kongre Binası Baskını’nda olduğu gibi olumsuz davranışlar için geçerlidir.

Trump, taraftarlarını kasıtlı olarak kışkırttı mı?
Trump’ın Senato’daki davasında iddia makamında yer alan Temsilciler Meclisi’nin dokuz Demokrat üyesine göre Trump'ın agresif konuşmaları seçimden önceki haftalarda başladı. Trump’ın seçim kampanyası ekibi, seçimlerden sonra ve tam da Kongre Binası Baskını’na giden süreçte Başkan’ın yeniden seçilmesine yardımcı olmak için Trump destekçilerini ‘ordu’ olarak tanımladıkları listelere isimlerini kaydettirmeye çağırdı. Trump ise seçimlerde hile yapıldığına dair defalarca yanlış iddialarda bulundu. Açıklamalarını genellikle agresif bir tonda yaptı ve destekçilerinin seçim sonuçlarını korumak için mücadele etmesi gerektiğini öne sürdü.
Demokratlar ayrıca genel olarak Trump’ın taraftarlarını bu yalanlarla dolduruşa getirdiğine ve destekçilerini kazandığını iddia ettiği zaferini baltalamaya çalışmakla suçladığı kişilere saldırmanın kabul edilebilir ve yararlı bir siyasi eylem aracı olduğuna inandırdığına işaret ediyorlar. Ayrıca Trump’ın siyasi muhaliflerine karşı bu agresif tutumlarının tüm destekçileri için ortak bir tutum olduğu inancını yerleştirdiğine inanıyorlar.

Kelimelerin sonuçları
Trump seçimlerde hile yapıldığı iddialarını tek başına tekrar tekrar dile getirmedi. Trump'ın avukatı Rudy Giuliani, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Matt Gaetz, Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ve Trump’ın daha birçok müttefiki, destekçileri arasında bu iddiaların doğruluğuna inanmalarını sağlayacak açıklamalarda bulundular.
Trump’ın 6 Ocak günü Beyaz Saray dışında yaptığı ve özellikle ‘kendisinin ve takipçilerinin kötü dediği kişilere karşı cehennem kadar şiddetli bir şekilde mücadele vermeleri gerektiğini’ söylediği konuşma, kalabalıkları harekete geçmeye teşvik ederek Kongre Binası Baskını sürecini hızlandıran önemli bir faktördü. Trump taraftarlarını, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerini kendi tarif ettiği gibi ‘ülkeyi geri almaları için ihtiyaç duydukları cesareti vermek’ amacıyla Kongre binasının bulunduğu Pennsylvania Bulvarı’nda yürümeleri için cesaretlendirdi. Bu sözlerin üzerinden iki saatten az bir süre geçmişti ki protestocular,  Kongre Binası’na saldırdılar.

İfade özgürlüğünün sınırları
Trump’ın avukatları, hakkındaki kışkırtıcılık yaptığı şeklindeki suçlamaları kabul etmezken sözlerinin, fikir ve ifade özgürlüğünü garanti eden ABD Anayasası'nın Birinci Değişikliği kapsamında korunduğunu söylüyorlar. Trump’ın avukatlarına göre bu yüzden hesap verebilirlik, ABD Anayasası kapsamındaki ciddi suçlar ve kabahatlerle ilgili olmalıdır. Dolayısıyla Trump, federal bir suç işlemediği için sorumlu tutulamaz ve yargılanamaz.
Ancak ABD Anayasası’nın Birinci Değişiklik Maddesi, yasadışı eylemlere yönelik soyut çağrılara ve hatta derin saldırgan ifadelere karşı koruma sağlarken, ABD’li anayasa profesörlerinin çoğu, olası bir şiddet tehdidini kışkırtan konuşma için cezai sorumluluk olduğu konusunda hemfikirler.
Ayrıca Birinci Değişiklikteki ifade özgürlüğü maddesi, hükümet yetkililerini saldırgan ifadelerinden sorumlu tutulmaktan korumak için değil, sıradan vatandaşları hükümetten korumak için yürürlüktedir. Daha önce Yüksek Mahkeme’de görülen bir davada, hükümet yetkililerinin ve kamu görevlilerinin resmi görevlerinin yerine getirilmesine ilişkin söylemleriyle ilgili olarak büyük ölçüde Birinci Değişiklik Maddesi’nin sağladığı korumadan yararlandıklarına karar vermişti.
Bu da Birinci Değişikliğin Yüksek Mahkeme tarafından yorumlandığı şekliyle alakasız olduğu ve Trump'ı korumaması gerektiği anlamına geliyor. Çünkü anayasayı hazırlayanlar ‘büyük suçlar ve kabahatler’ taslaklarını hazırlarken başkanların özgür ve adil seçimlere müdahale gibi görevi kötüye kullanmalarından sorumlu tutulabilmesi için kasıtlı olarak belirsiz bir dil kullandılar.
Dahası, ABD’nin eski başkanları Andrew Johnson, Richard Nixon ve Bill Clinton aleyhindeki tüm azil davaları ve Trump'ın ilk davası, yaptıkları açıklamalarda kullandıkları ifadelere dayanıyordu. Ancak bu davaların hiçbirinde kimse Birinci Değişikliğin bir suçlama davasını engellemesi gerektiği iddiasında bulunmadı.
Bazı sosyologlar ve davranış bilimcileri, Trump’ın fırtına öncesi açıklamaları ile destekçilerinin eylemleri arasındaki ilişkinin net bir şekilde görünmediğini kabul ederken, sözlerinin bilimsel olarak geçerli bir kışkırtma olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü onlara göre kullanılan retorik, insanların davranışlarını etkiler ve kelimeler saldırganlığı savunduğunda, şiddeti körüklediğinde ve kitleleri eyleme geçmeye teşvik ettiğinde Kongre Binası Baskını gibi olaylar yaşanabilir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Britanya, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamanın yollarını araştırıyor

İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
TT

Britanya, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamanın yollarını araştırıyor

İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   

İngiltere'nin Orta Doğu'dan Sorumlu Bakanı Hamish Falconer, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önemi konusunda dünya çapındaki ortaklarıyla görüşmeler yürüttüğünü belirterek, seyrüsefer özgürlüğünün "temel bir ilke" ve "bölge ve dünya için acil bir ihtiyaç" olduğunu vurguladı ve bu ilkenin pratikte uygulanmasını sağlamak için müttefiklerle çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi.

Bakan, İngiliz pilotlarının Ortadoğu'daki savunma operasyonları kapsamında 650 saat hava desteği sağladığını açıkladı ve İngiliz vatandaşlarını ve müttefiklerini korumak için insansız hava araçlarına (İHA) karşı koyma ve yer radarlarının ve uçaksavar füzelerinin yeteneklerinden yararlanma çabalarının devam ettiğini belirtti.

Falconer, Suudi Arabistan'ın mevcut kriz sırasında oynadığı "önemli" rolü övdü, ülkesinin İngiliz vatandaşlarına sağladığı destek için minnettarlığını dile getirdi ve Krallığın ve diğer Körfez ortaklarının onlara karşı tutumunu "çok cömert" olarak nitelendirdi.


Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor
TT

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

İsrail, bugün erken saatlerde İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırılar, Başkan Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra gerçekleşti. İran'ın bölgedeki enerji tesislerine yönelik misilleme saldırıları, yakıt fiyatlarında keskin bir artışa yol açmış ve ABD-İsrail savaşında önemli bir tırmanışa işaret etmişti.

İsrail ordusu sözcüsü bu sabah erken saatlerde, "İsrail ordusu, Tahran'ın kalbindeki İran terörist rejiminin altyapısına karşı bir dizi saldırı başlattı" dedi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Başkanı, "İran liderliğinin ortadan kaldırılacağını" ve Tahran rejiminin "yeni liderler aradığını" teyit ederek, "İran üzerindeki etkisi kötü olacak ve bunu yakında bitireceğiz" ifadelerini kullandı.

Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yükselen yakıt fiyatlarından etkilenecek olan Trump, dünyanın petrol üretiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması konusunda yardım taleplerine temkinli yaklaşan müttefiklerini eleştirdi. Bununla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan enerji altyapısına yönelik saldırıları tekrarlamamasını istediğini söyledi.

Netanyahu daha sonra perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail'in İran'ın Güney Pars doğalgaz sahasını bombalama konusunda tek başına hareket ettiğini belirtti ve Trump'ın İsrail'den bu tür saldırıları durdurmasını istediğini doğruladı.


İki eski FBI ajanı: Trump hakkındaki soruşturmalar yüzünden işten çıkarıldık

FBI Direktörü Kash Patel (AP)
FBI Direktörü Kash Patel (AP)
TT

İki eski FBI ajanı: Trump hakkındaki soruşturmalar yüzünden işten çıkarıldık

FBI Direktörü Kash Patel (AP)
FBI Direktörü Kash Patel (AP)

Geçen yıl görevden alınan iki eski FBI ajanı, dün açtıkları federal davada, işten çıkarılmalarının "tek bir nedeni" olduğunu iddia etti: Başkan Donald Trump'ın 2020 seçim sonuçlarını geçersiz kılma çabalarını hedef alan soruşturmalara dahil olmaları.

"John Doe 1" ve "John Doe 2" kod adlarıyla mahkemeye başvuran iki ajan, bu davadaki tek kişiler değil; ancak "Arctic Frost" olarak bilinen ve seçim soruşturmasında çalışan onlarca kişiyi etkileyen daha geniş bir işten çıkarma kampanyası için model teşkil ediyorlar.

Bu dava, güvenlik teşkilatının direktörü Kash Patel'in gözetiminde yürütülen ve öncelikle Cumhuriyetçi başkanın dosyalarına ilişkin soruşturmalara katkıda bulunanları veya yeni yönetimin vizyonuyla aynı doğrultuda olmayanları hedef alan tasfiye duvarındaki son yasal çatlağı temsil ediyor.