Kahire’deki Filistin diyaloğundan sonraki senaryolar

Filistinli grupların temsilcileri, Mısır’ın arabuluculuğunda bir anlaşmaya vardı (AFP)
Filistinli grupların temsilcileri, Mısır’ın arabuluculuğunda bir anlaşmaya vardı (AFP)
TT

Kahire’deki Filistin diyaloğundan sonraki senaryolar

Filistinli grupların temsilcileri, Mısır’ın arabuluculuğunda bir anlaşmaya vardı (AFP)
Filistinli grupların temsilcileri, Mısır’ın arabuluculuğunda bir anlaşmaya vardı (AFP)

Tarık Fehmi
Tam iki gün boyunca Filistinli gruplar, Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı’nın himayesinde yeni bir anlaşmaya varmayı başardı. Geriye ise şu soru kaldı; Mevcut ve gelecekte, uygulama ve takip mekanizmaları nasıl olacak?

On not
Birincisi; Üzerinde mutabık kalınan ana mesele, Ulusal Uzlaşı belgesini ve grupların Eylül 2020’de genel sekreterler düzeyindeki toplantıların sonuçlarını temsil etmekte. Dolayısıyla daha önce öne sürülen herhangi bir mercii bulunmamakta. Toplantılarda sunulan her şey, grupların ve örgütlerin ayrı ayrı vizyonları ve herhangi bir düzeyde gelecek diyaloglar için bir başlangıç ​​noktası oluşturmuyor.
Sonuç olarak kapı, aslında Kahire toplantısına katılmayan ve daha sonra pozisyonlarını kaydetmeye çalışan bazı bağımsız gruplar ve isimler tarafından önerilen meseleler de dahil olmak üzere her türlü alternatif yola kapatılacak.
İkincisi; Grupları temsil eden katılımcıların, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yasama, başkanlık ve Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına ilişkin olarak ortaya koyduğu üç kararnameye bağlılığı, seçim yasası ve yargı dosyası ile ilgili olarak son zamanlarda ortaya koyulan zamanlama ve eylemlerin ihtiyatlı kabulü anlamına geliyor. Bu durum ise gelecekteki durumlara yansımasını sürdürecektir.
Özellikle binlerce ismin katılımdan çıkarılmasıyla siyasi ve bürokratik konumlarda gerçek değişikliklere yol açabilir. Bu durum, seçim mahkemesinin Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bir uzlaşıyla kurulduğu anlaşma nedeniyle, önerilen ve onaylanan durumlara sadık kalınması halinde daha sonra gerçek bir sorun oluşturacak. Abbas, daha sonra sunulacak olan çerçevenin nihai duyurusundan önce bazı gruplar tarafından önerilen ve ilan edilen meseleleri dikkate alarak, kararnameyi tek başına yayınlayacak.
Üçüncüsü; Yasalar uyarınca, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde başka bir isimlendirme yapmaksızın Filistin polisinin varlığını kabul etmek, organın tarafsızlığını teyit etmekte. Ancak bununla birlikte ister Fetih ister Hamas ile bağlantılı olsun bazıları, organın tarafsızlığı fikrini sorgulamakta. Sahadaki en büyük sorun hala devam ediyor. Eğer beklenti, birlikte ve Arap denetimi altında çalışma gerekliliği yönündeyse bu, esas olarak Mısır’da yoğunlaşacak ve Ürdün, sivil toplum ve diğer kurumlarla bağlantılı birçok Avrupa - ABD kuruluşu başta olmak üzere diğer Arap ülkelerinin de desteğini alabilir.
Dördüncüsü; Merkezi Seçim Komitesi toplantısı ve Ulusal Konsey Başkanlığı’na ilişkin neyin kararlaştırıldığını duyurmak amacıyla gelecek Mart ayında Kahire’de başka bir tamamlayıcı toplantı yapılacağı doğrulandı. Toplantı, bazı grupların pozisyonlarındaki değişikliklerden korkularak, neyin başarıldığı ve sahada hangi zorluklar ve problemlerle karşılaşılacağı bağlamında bugünden gelecek Mart ayına kadar neler olacağını değerlendirmek üzere uzman bir toplantı olacaktır. Uygulamaların ayrıntıları şu anda tehlikeli olduğu için mevcut aşamada ve gelecekte önemli olan mesele ise sonuçlara ve uzlaşı sağlanan konulara yönelik temel bağlılıktır. Aynı şekilde durum, iyileştirmelere ve uyuşmalara ihtiyaç duyuyor, bilinen manadaki veya yarı çözümleri takiben yaşanan çatışmalara değil. Ancak gelecek Mayıs ayında, yani birkaç ay sonra gerçekleşecek olan uygulamalar öncesinde şiddetle önerilmesine rağmen bu durum, en azından şimdilik pek olası değil. Öyle ki hiçbir taraf, gerçek teminatlar sunulmadan hiçbir koşula uyamaz.
Beşincisi: Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ), tüm Filistinlileri birleştiren parti olarak oynadığı rolle ilgili tekrarlanan konuşmalar yeniden gündeme geldi. Ancak FKÖ’nün pozisyonunda reform yapmak, tüm Filistinli grupların içerisinde meydana gelen çekişmeler ve Hamas ile İslami Cihad hareketleri gibi grupların talep ettiği kota yüzdelerine ilişkin koşullar çerçevesinde uzun bir süre ve gerçek bir çaba gerektirmektedir. Bu durum, Arafat tarafından tamamen reddedilmişti ve Abbas ile de tekrarlandı. İslami Cihad Hareketi, Oslo temelinde gelen hiçbir olaya dahil olmayacağını açıklayarak, tüm tavırlarını önceden belirtti. Sonuç olarak pozisyonuna ilişkin yanlış bir imaj yansıtmamak için Kahire diyaloğundaki varlığı, bir pozisyon kaydetmek dışında başka bir şey değil. Ayrıca rolü, Filistin başkanlık seçimlerinde yaşanacaklara ayak uydurmak için doğal olarak, Hamas’ın desteğini zorlayacaktır. Abbas’ın adaylığını destekleme eğilimine girerse, aynı şey Hamas için de geçerli. Kendisi, diğer bazı tarafların oynayacağı pazarlık oyununa girmeyecek.
Altıncısı: Kahire’de tutukluları serbest bırakma ve genel özgürlükler meseleleri başta olmak üzere gruplara motivasyon listeleri verilmesi istendi. Özellikle ulusal bir takip ve gözlem komitesinin kurulması biraz zaman alacağı için söz konusu meseleler de zaman alacak. Komitenin kurulması, tutukluların sayısının fazla olması ve Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki tutukluların adlarının bir listesini veren katılımcı grupların çoğunu içermesi nedeniyle acil bir surette gerçekleşmeyecek.

Yedincisi: Filistin Devlet Başkanı Abbas’a seçim yasasının değiştirilmesine ilişkin tavsiyelerde bulunuldu. Ayrıca erken seçilmiş Yasama Konseyi’ne, İsrail’de tutuklu bulunan esirler meselesinin ele alınması gerektiği yönünde bir öneri yapıldı. Önerinin, katılımcı grupların temsilcileri tarafından tekrarlananlar dinlenerek, not alma bağlamında yapıldığı anlaşılabilir. Her adımın başarısı için gereken şartların yanı sıra, grup liderlerin tavırları doğaçlama ya da genel değildi. Aksine birden fazla düzeyde üzerinde çalışılacak bir vizyon ve algı sunuldu.
Sekizincisi: Arabulucu olan Mısır tarafı, gerçekleşecek adımları takip ederek diyaloğu başarılı kılmakla görevlendirildi. Böylelikle seçim sahnesinin tüm hazırlık aşamalarında Mısır’ın rolü bulunmaktadır. Bu bağlamda gelecekteki uygulama mekanizmalarının aşağıdakilere ihtiyacı bulunuyor;

  • Daha güncel bir rol ve seçim sahnesindeki gelişmelerle etkileşim
  • Gazze Şeridi ve Barı Şeria’daki sahneyi yönetmede tam bir ortaklık
  • Özellikle bazı gruplar içinde devam eden reddedilme durumuyla birlikte yalnızca Fetih ve Hamas’ı değil, ‘iyi tasarlanmış sahneyi bozmak için belli bir aşamada müdahalede bulunabilecek’ tüm grupları içeren güvenlik uygulamaları oluşturmaya çalışılması

Dokuzuncusu: Mısır’ın Refah Sınır Kapısını açma kararı, gerçek ve etkili bir geri dönüş sağlamak isteyen grupların temsilcilerinin talebine dayalı olarak Filistin tarafına kolaylıklar arzusu bağlamında geliyor. Karar ayrıca, Kahire’nin yanıt verdiği ve Mısır- Filistin adımlarının büyük bir başarıya ulaşması için istekli olan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin talimatları uyarınca gelişti. Özellikle de Kahire’de Sisi ve Abbas arasındaki son görüşmenin bir meyvesi olarak Filistin diyalog aşamasının başlangıcından bu yana, Mısır Cumhurbaşkanı’nın Ramallah’ta görüştüğü İstihbarat Bakanı Abbas Kamil liderliğinde farklı yollarla adımlar atıldı. Süreç, Kahire diyaloğu gerçekleşene kadar devam etti.
Onuncusu: Kahire’nin gözleri, gerçek siyasi gerginlik konusu olacak detaylara ve gelişmelere girmekten daha önemli olacak şekilde, nelerin yaşanacağına odaklanmış durumda. Ancak iki büyük grup olan Fetih ve Hamas’ın siyasi iradeleri sağlanırsa, işler olumlu yönde ilerleyecek. Bu irade, gerçek uygulama aşamalarının başlaması sonrasında tavır çakışması olmaması açısından gerekli. Özellikle bu kritik adımın başarılı olmasını istemeyen bölgesel taraflar, nelerin yaşanacağını beklerken, büyük hazırlıklar da başladı. Ayrıca yeni ABD yönetiminin Beyaz Saray’da iktidara gelmesi ve Filistinlilerin bir tarafta ABD diğer tarafta da İsrail ile temasları sürdürme planı bağlamında büyük bir ivme bekleniyor. Filistin meşruiyeti yenilenmedikçe, siyasi sistemin rolü yeniden canlanmadıkça ve ayrıca Başkan Joe Biden yönetimi tarafından bayrağı yükseltilen çoğulculuk ve liberalizm fikriyle sahne yeniden canlanmadıkça, (İsrail tarafının hala gerçek bir ortak olarak gördüğü) Abbas gibi bazı geleneksel yüzlerin hayatta kalmasına rağmen bilinen anlamda bir ABD ve İsrail yanıtı gelmeyecek. Hatta bir sonraki işarete kadar Başkan Joe Biden’a sunulan, Filistin- İsrail çatışmasına yönelik ABD politikasına yeni yaklaşımlar öneren ve bu meseledeki ABD tek taraflılığının yanlış olduğunu kabul eden 60 sayfalık bir politika belgesinin mevcut olduğu unutulmamalıdır. Özellikle Mısır ve Ürdün’e, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin Yönetimi ve Hamas ile iş yapmak için bir rol tahsis edildi. Politika belgesinde, Washington’daki yeni yönetimin, müzakere çemberinin dışında değişiklik yapmaya devam etmesi halinde uluslararası kuruluşlarda İsrail’i korumaya devam etmeyeceği belirtildi. Takip ve koordinasyon için Hadi Amr’a yetki verilirken, Filistin ve İsrail taraflarına da bu yeni büronun iş yapmak için ana kanal olduğu bildirildi.

Sonuç
Bir anlaşma, herhangi bir yönetim veya devlet seçimleri hususunda fikir birliği sağlamak için çok sayıda anlaşma gerektirmektedir. Bu durum, bir yönetim ve devlet başkanı için seçimlerin yapılması, savcıların isimlerine dair bir uzlaşı sağlanması ve siyasi tutukluların salıverilmesi için bir kararname çıkarılması üzerine yapılan açıklamada dile getirildi. Durum, kararnamede ve temel hukukta bir değişikliğe ihtiyaç duymaktadır. Burada ise şu soru ortaya çıkıyor; Anayasa Mahkemesinin rolü ve görevleri nedir? Seçilmiş konseyin feshedilmemesi için oybirliğiyle nasıl bir reform ve yasa değişikliği gerekmektedir? Ülkede seçim yasasına, temel hukuk ile çelişkisine itiraz etme ve birlik hükümeti kurma fikrini geçersiz kılma korkusu hakim. Ancak her durumda da nihai bildiride belirtilen ayrıntılar, tartışmalara tabi olacak ve uygulamada birden çok kriter ortaya çıkacaktır.



Lübnan: Savaşın başlangıcından bu yana İsrail hava saldırılarında 912 kişi öldü, 2 binden fazla kişi de yaralandı

Lübnan askerleri ve sivil savunma personeli, İsrail'in güney Lübnan'daki Marjeyun köyünü bombalamasının ardından yanan bir binayı inceliyor (AFP)
Lübnan askerleri ve sivil savunma personeli, İsrail'in güney Lübnan'daki Marjeyun köyünü bombalamasının ardından yanan bir binayı inceliyor (AFP)
TT

Lübnan: Savaşın başlangıcından bu yana İsrail hava saldırılarında 912 kişi öldü, 2 binden fazla kişi de yaralandı

Lübnan askerleri ve sivil savunma personeli, İsrail'in güney Lübnan'daki Marjeyun köyünü bombalamasının ardından yanan bir binayı inceliyor (AFP)
Lübnan askerleri ve sivil savunma personeli, İsrail'in güney Lübnan'daki Marjeyun köyünü bombalamasının ardından yanan bir binayı inceliyor (AFP)

İsrail'in Lübnan'ı bombalamasının, bu ayın 2'sinde başlayan Hizbullah savaşından düne kadar olan süreçte ölü sayısı 912'ye, yaralı sayısı ise 2 bin 221'e yükseldi.

Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Lübnan'ı bombalamasıyla ilgili gelişmeler hakkında Sağlık Acil Durum Operasyon Merkezi tarafından yayınlanan günlük raporunda, "2 Mart ile 17 Mart tarihleri ​​arasında şehitlerin toplam sayısı 912'ye, yaralı sayısı ise 2 bin 221'e ulaştı" açıklamasını yaptı.

Dün, şehit sayısı 26 yaralı sayısı ise 80'e ulaştı.

Raporda, sağlık sektörü çalışanları arasında şehit sayısının 38'e, yaralı sayısının ise 74'e ulaştığı belirtildi.

Şunu da belirtmekte fayda var ki, Hizbullah 2 Mart gece yarısından itibaren Hayfa'nın güneyindeki bir İsrail ordu tesisini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alarak saldırıları başlattı.

2 Mart sabahından bu yana İsrail savaş uçakları, Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan hava saldırıları düzenliyor. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de uzandı. İsrail hava saldırıları devam ediyor.


İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinin sakinlerini tahliye etmeleri konusunda uyardı

 Lübnan'ın güneyindeki bir köyden Sur’da bir okula yerleştirilen yerinden edilmiş Lübnanlılar (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki bir köyden Sur’da bir okula yerleştirilen yerinden edilmiş Lübnanlılar (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinin sakinlerini tahliye etmeleri konusunda uyardı

 Lübnan'ın güneyindeki bir köyden Sur’da bir okula yerleştirilen yerinden edilmiş Lübnanlılar (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki bir köyden Sur’da bir okula yerleştirilen yerinden edilmiş Lübnanlılar (Reuters)

İsrail ordusu dün Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tire) kentinin sakinlerini tahliye etmeleri konusunda uyardı.

İsrail ordusu sözcüsü Avichay Adraee, harita üzerinde Sur ve çevresindeki kamplar ile mahalle sakinlerine acil olarak bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, "Hizbullah'ın terörist faaliyetleri, İsrail Savunma Kuvvetlerini ona karşı güçlü bir şekilde harekete geçmeye zorluyor. İsrail ordusunun size zarar verme niyeti yok" ifadeleri yer aldı.


Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
TT

Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)

Irak’taki El-Askeri adıyla bilinen ve yakın zamanda öldürüldüğü Kudüs Tugayları tarafından açıklanan Ebu Ali el-Askeri, muhtemelen tek bir kişi değil; Bağdat’taki İran Devrim Muhafızlarını temsil eden kapsamlı bir diplomatik mekanizmanın adı olarak işlev görüyor.

Büyük olasılıkla, sosyal medya platformu X’te kullanılan bu takma hesap, “gölge büyükelçi” rolünü üstlenen bir grup kişi tarafından yönetiliyor; bu kişiler, Irak’ta İslam Devrimi politikalarını eksiksiz uygulamak, siyasi karar alma süreçlerini sıkı bir şekilde kontrol etmekle görevli.

Kudüs Tugayları, 16 Mart 2026’da El-Askeri’nin öldüğünü duyurdu, ancak olayın yeri veya zamanı hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Güvenlik kaynaklarına göre, duyuru, Bağdat’ın el-Karada semtinde etkili kişilerin katıldığı operasyonel bir toplantıya yönelik roket saldırısının ardından yapılmış olabilir; bazı raporlara göre ise saldırı başka bir konut veya araçta gerçekleşmişti.

Kudüs Tugayları lideri Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi imzalı açıklamada, Askeri, askeri cephe ile medya platformları arasındaki iletişimin ana damarlarından biri olarak tanımlandı.

ffferb
Bağdat’ta, 4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde  gerçekleşen hava saldırısında hayatını kaybeden bir Kudüs Tugayları üyesinin cenazesi defnedildi (AFP)

Son beş yıldır, bu takma ad, İran’ın Irak’taki resmi büyükelçisinin açıklamadığı sert tutumları yansıtarak, ülke siyasetinde sert politikaların yerleşmesine katkıda bulundu. Hesap, zaman zaman silinip yeniden açıldığı için alıntılar genellikle medya veya ekran görüntüleri aracılığıyla yayıldı.

Askeri’nin gizemi

El-Askeri, yıllardır kimliği belirsiz bir figür olarak dikkat çekti. Iraklı araştırmacı Hişam el-Haşimi (2020’de öldürüldü), El-Askeri’nin Hareket-i Hukuk partisinden milletvekili Hüseyin Mu’nes olabileceğini iddia etmişti. Ancak birçok kaynak bu iddiayı reddetti. Genel kanı, El-Askeri’nin operasyonel rolleri üstlenen gizemli bir kişi olduğu yönündeydi; sosyal medyada kendisini Kudüs Tugayları’nın Irak’taki güvenlik sorumlusu olarak tanıttı.

Kudüs Tugayları’nın açıklamasının ardından farklı sızıntılar ortaya çıktı; bazıları onun Karada saldırısında öldürülen Ebu Ali El-Amiri olduğunu iddia etti. Bazı kaynaklar ise El-Askeri’nin Ahmed El-Hamidavi’nin kardeşi olabileceğini öne sürdü. Diğer tahminler, duyurunun, Bağdat’ta çeşitli saldırılarda öldürülen milis liderlerini gizlemek amacıyla uydurulmuş olabileceği yönünde.

dsvd
Bağdat’ta Kudüs Tugayları geçit töreni (Arşiv görüntüsü - Dolaşımda)

Sonuç olarak, “Ebu Ali El-Askeri”nin bir kişi mi grup mu tartışmasından ziyade  çoklu kimliklerin Kudüs Tugayları’nın Devrim Muhafızları tarzında korku ve belirsizlik yaratma stratejisinin bir parçası olduğu görülüyor. Ölüm haberi de önemli bir iç olayı gizlemek için bir taktik olabilir.

İran’ın stratejik ölçüm birimi

El-Askeri’nin arkasında muhtemelen bir güvenlik sorumlusu, bir şura üyesi ve Devrim Muhafızları tarafından özel olarak eğitilmiş bir askeri danışman bulunuyor. Tüm bunlar, El-Askeri’yi İran’ın Bağdat’taki en kritik siyasi yatırımlarından biri haline getiriyor.

Ölümünden birkaç gün önce, hesabından “Gelecek başbakanın atanması, İslami Direniş’in parmağı olmadan gerçekleşmeyecek” paylaşımını yaptı. Koordinasyon Çerçevesi Nuri el-Maliki’yi önermek konusunda çıkmazdayken, El-Askeri’nin sert tutumu, Irak’taki Şii siyasi davranışını yönlendiren bir “tempo belirleyici” işlevi gördü.

Geçmişte, El-Askeri, Mustafa el-Kazimi hükümetine karşı saldırı planlarını yönlendirdi, ardından Muhammed Şiya el-Sudani hükümetine geçişte daha yumuşak bir ton benimsedi. Ayrıca, 2021 seçimleri sonrası Mücteba el-Sadr’ın çoğunluk hükümeti kurma girişimlerini engellemeye çalıştı; bunu, “milislerin dışlanması ve ABD destekli bir proje” olarak nitelendirdi.

2019’da İran etkisine karşı protesto eden göstericilerin öldürülmesine dair operasyonlarda, El-Askeri protestocuları “yabancı ajanlar” olarak tanımladı. Dolayısıyla, gerçek kimliği ne olursa olsun, onun etkisinin boyutu önemliydi.

El-Askeri’nin rolü, Sünni ve Kürt liderlere siyasi sınırları belirlemek ve dış ilişkilerde (Arap, Körfez ve uluslararası) caydırıcı mesajlar vermekti. Suriye’nin yeniden entegrasyonuna ve yeni liderliğinin uluslararası alanda tanınmasına karşı da temkinliydi.

İran’ın gölge büyükelçisi

2017’deki Kürdistan bağımsızlık referandumuna karşı sert bir tutum takındı, Kürtler için “ABD ve İsrail destekli bir bölünme projesi” uyarısı yaptı. 2018’de Muhammed el-Halbusi’nin parlamento başkanlığına gelişini dış destekli bir denge sonucu olarak değerlendirdi.

2020’de Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis öldürüldüğünde, El-Askeri, “ABD güçleri artık meşru hedeflerdir” dedi. Beş yıl sonra tüm bu açıklamalar, İran’ın Bağdat’taki “gölge büyükelçiliği” misyonunun bir parçası olarak, resmi diplomatik kanallardan bağımsız şekilde hayata geçirildi.

Özetle, Ebu Ali El-Askeri, Irak siyasetinde İran etkisini perçinleyen, çok katmanlı ve gizemli bir figür olarak hem operasyonel hem de medya alanında etkin bir “gölge diplomasi” rolü üstlendi.