Erbil'deki roketli saldırı bölgede nasıl okundu? Yılmaz: Saldırıyla hem ABD hem de Türkiye'ye mesaj verildi

Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
TT

Erbil'deki roketli saldırı bölgede nasıl okundu? Yılmaz: Saldırıyla hem ABD hem de Türkiye'ye mesaj verildi

Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.

Son bir yılda Irak Kürdistan Bölgesi'nin (IKB) başkenti Erbil'e üç roketli saldırı gerçekleşti.
İlk saldırı, Ocak 2020'de öldürülen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin intikamı alınma iddiasıyla düzenlendi. 
İkinci saldırı Eylül 2020'de gerçekleşirken, üçüncü saldırı da dün gece gerçekleşti.
Erbil'e düzenlenen roketli saldırının ilki direkt İran tarafından yapılırken, ikinci ve üçüncü saldırılar ise İran destekli Şii milis güçler tarafından gerçekleşti.
Kerkük'ün Dubiz ilçesi yakınlarında gerçekleşen dünkü saldırıda, ABD askerlerinin konuşlu olduğu Erbil Uluslararası Havalimanı ve kente toplam 14 roket isabet etti.
Saldırıda, 1 sözleşmeli personel hayatını kaybederken, 3 sivil, 5 sözleşmeli Iraklı personel ve 1 ABD askeri olmak üzere 9 kişi de yaralandı.

Saldırıyı ismi duyulmayan bir grup üstlendi
Roketli saldırıyı, daha önce Irak'taki eylemlerde ismi duyulmayan "Saraya Evliya ed-Dam" adlı bir grup üstlendi.
IKB Başkanı Neçirvan Barzani, Birleşmiş Milletlere (BM), Erbil'i hedef alan saldırılarının ciddiye alınması ve tehlikenin ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.
Irak Başbakanı Mustafa Kazımi ise söz konusu saldırıyla ilgili inceleme başlatılması talimatı verdi.
Olay sonrası IKB Başbakanı Mesrur Barzani ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra yazılı bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de roket saldırısından "öfke" duyulduğunu belirterek, "Bu acımasız şiddet olaylarına maruz kalan masum Irak halkına ve ailelerine başsağlığı diliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Saldırının İran destekli Şii milisler tarafından yapıldığı konusunda genel bir görüş hakim. 
Bölge uzmanlarına göre, saldırı birçok mesaj içeriyor.
Peki Şii milisler roketli saldırı ile kime veya kimlere ne mesaj vermek istedi?

"İran, saldırı ile Türkiye'yi Duhok ve Erbil'i nüfuz alanına almasına sessiz kalmayacağını gösterdi"
Ortadoğu uzmanı ve siyaset bilimci Dr. Arzu Yılmaz, İran destekli Şii milisler tarafından gerçekleştiği tahmin edilen saldırının ABD ve IKB'nin yanı sıra Türkiye'ye de bir mesaj niteliği taşıdığı görüşünde. 
Başbakan Kazımi'nin gücünün giderek zayıfladığını belirten Yılmaz, yeni ABD yönetiminin seçileceği belli olduktan sonra Irak'ta Kürtler ve Sünniler dahil halk ve politikacılar arasında "Artık Irak, İran'ın eline bırakılıyor" görüşünün hakim olmaya başladığını söyledi.
ABD'nin Irak'taki varlığını olabilecek en sınırlı sayıya çektiği ve İran'la nükleer anlaşmaya geri dönüş niyeti ortaya çıktığından bu yana Türkiye'nin askeri operasyonlarının Irak-Türkiye sınır bölgesinin ötesine taştığına ve IKB'nin içlerine kadar uzandığına dikkat çeken Yılmaz, şunları kaydetti:
"IKB, bu mevcut durumda İran'a karşı denge oluşturma ihtiyacıyla bir anlamda Türkiye'yle işbirliğine mecbur kaldı. Süleymaniye zaten çoktan Erbil'in kontrolünden çıkmış ve İran'ın nüfuz alanına girmiş bir bölge. Türkiye'nin ise asker olarak Duhok-Erbil hattında mevcudiyetini artıyor. Bu bağlamda, İran'ın Erbil saldırısıyla Türkiye'ye Duhok ve Erbil'i nüfuz alanına almasına sessiz kalmayacağını göstermek istediğini söyleyebiliriz."
Saldırıların Şii milislerin kontrolünde olduğu ve 140 madde kapsamına giren tartışmalı bölgelerden yapıldığına dikkat çeken Yılmaz, "Haşdi Şabi'yi o bölgelere kim yerleştirdi?" diye sordu.

"Haşdi Şabi'yi bölgeye yerleştiren ve Abrams tanklarını arkasına dizen ABD'deydi"
ABD'nin söz konusu bölgeleri 2017'de Haşdi Şabi'ye teslim etmekte bir beis görmediğini ifade eden Yılmaz, Washington yönetiminin o dönem bilerek göz yumduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"ABD, Haşdi Şabi'nin Erbil'de burnunun dibine kadar gelmesini sağladı. K-1 Üssü'ndeki Abrams tankları Haşdi Şabi'nin arkasına dizildi. O gün göz yuman ABD bugünde Şii milislerin tam da bu bölgeden askerlerine saldırısı karşısında ‘öfke' duyduğunu söylüyor. Doğrusu olup bitenler karşısında ABD'nin ‘pişmanlık' duyması daha sağlıklı bir tepki olurdu diye düşünüyorum. Orayı milislere kim teslim etti. Erbil'in güvenliği bir tarafa bırakıyorum. ABD hangi akıl ile bir taraftan askerlerini Erbil çevresine konuşlandırırken bir taraftan da Erbil'in burnunun dibindeki bölgeyi Şii milislere teslim etti."
Biden dönemi ile birlikte ABD ile İran arasında Irak sahasının kimin elinde kalacağına dair uzun süredir devam eden çekişmenin sonuna gelindiğine dair işaretlere dikkat çeken Yılmaz, Washington yönetiminin dile getirilen ‘öfke'ye rağmen saldırıya sert bir karşılık vereceğini düşünmediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uzun zamandır ABD'nin Ortadoğu politikasına dair bir öngörü yapmak zorlaştı. Biden döneminde bu daha da zor hale geldi. Fikir yürütmemize yardımcı olacak tek şey Ortadoğu ile ilgili pozisyonlara atanan isimler. Ve bu atamalar, İran konusunda sert ve askeri tedbirler alma ihtimalini düşük olduğunu gösteriyor. ABD'liler aslında Ortadoğu'dan bir an önce çıkmak istiyor. Bu net. Fakat bunu kendi açılarından en düşük siyasi ve askeri maliyetle yapmanın henüz bir yolunu bulamadıkları da net. Hal böyleyken, dün Erbil'de yaşananlar bir ilk olmadığı gibi bir son da olamayacaktır kanaatindeyim."

"Silahlı milisler kontrol altına alınmadan ülkeye istikrar gelmez"
IKB Salahaddin Üniversitesi Öğretim Üyesi Siyaset Bilimci Dr. Salih Ömer İsa da İran destekli Şii milisler tarafından Erbil'e düzenlenen saldırının çok yönlü mesajlar içerdiği görüşünde.
İran'a yakın Şii grupların daha önce de hem Bağdat hem de Erbil'deki ABD askerlerinin konuşlandığı bölgelere saldırı düzenlediğini hatırlatan İsa, ellerinde ağır silahların olduğu 10'larca grubun bulunduğunu söyledi.
Silahlı Şii milis grupların kendi başına buyruk davrandığını belirten İsa, "Bağdat merkezi hükümetin bile bu gruplar üzerinde hiçbir etkinliği yok. Ellerindeki silahları istedikleri gibi kullanıyorlar. Ülke istikrarı için her şeyden önce bu milis grup kontrol altına alınmalı ve ellerindeki silahlara el konulmalı" dedi.
Milislerin saldırıyla hem ABD hem de Erbil yönetimine mesaj vermek istediğini ifade eden İsa, "Özellikle yeni göreve gelen ABD Başkanı Joe Biden'a yönelik bir mesajdır. 'Askerlerini çekmezsen Irak'ın neresinde olursanız olun saldırılarımız sürecek' mesajı veriliyor. Bir diğer mesajda IKB'nin söylendiği gibi güvenliği olmadığı algısını yaymaktır" diye konuştu.
İsa, Trump'ın aksine yeni Washington yönetiminin silahlı milis gruplarla mücadele ederek daha sert karşılık vereceği görüşünde.
Biden yönetiminin Irak ve IKB'yi İran destekli Şii silahlı milislerin kaderine terk etmeyeceğini dile getiren İsa, Irak'ta oluşan kaosun tüm bölgeyi etkileyeceğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"Saldırılar terörizmin ülkede bitmediğini bir göstergesi. 2011'de Irak'ta yaşanan saldırıları hepimiz hatırlıyoruz. Ve o yaşananlardan sonra 2014'te IŞİD ortaya çıktı. Örgüt yok edildi ama bedeli de ağır oldu. Ülke yeniden 2011'leri yaşıyor ve kaos gittikçe daha da derinleşiyor. Bu Ortadoğu'yu etkiler. Dolayısıyla siyasi tecrübeye sahip Biden'ın buna izin vermeyeceğini ve ilk fırsatta Bağdat ve Erbil ile ortak bir mücadele planı hazırlayacağını düşünüyorum. Irak'ın ikinci bir kaosu kaldıracak gücü yok. En kısa zamanda buna dair işaretler görebiliriz."

Independent Türkçe



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.