Modern zamanın dini Bahailik Irak’ta özgürce yaşanmıyor: Yarın öbür gün neslimizin tükenmeyeceği ne malum!

(Reuters)
(Reuters)
TT

Modern zamanın dini Bahailik Irak’ta özgürce yaşanmıyor: Yarın öbür gün neslimizin tükenmeyeceği ne malum!

(Reuters)
(Reuters)

İnançlarından ötürü İran’da büyük baskılara maruz kalan Bahailer, Tahran yönetiminin baskılarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
Bahailik inancının merkezi İsrail’in Hayfa kenti olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde inanca mensup kişilerin sayısı ise 7 milyon 800 bin kişi olarak tahmin ediliyor.
İran'dan sürgün edilenlerden bir kısmı Irak’a geçerek, 1863'te Bağdat'ta, Bahailer’in "Rezwan Bahçesi" adını verdiği El-Necibiye Parkı'nda yeni dinlerini ilan ediyor.
Irak’ta 1917'de gayrimüslimlere yasal haklar verilirken, 1925'te din özgürlüğü kabul edildikten sonra, azınlıklar dinlerini özgürlük içinde ve halka açık bir şekilde yaşayabildi.
1936'da Irak İçişleri Bakanlığı'ndan çıkartılan bir kitapçıkta, Bahai inancından bahsedilerek, Irak Anayasası’nda bu azınlığın özgürlüğü garanti altına alındı.
Ülkede, 1934'te gerçekleşen ilk nüfus sayımından sonra Bahailer, resmi belgelerde Bahai inancının mensubu olarak kaydedildi. Benzer uygulama 1947 nüfus sayımında da görüldü.

Baskılar 1963’ten sonra başladı
Uzmanlara göre, Bahailere yönelik baskılar 1963 darbesinden sonra başladı. 1975'te ise nüfus kayıtları durduruldu.
Yasaklanmayla, medeni durumları resmi kayıtlara geçilmesi engellenmiş, kimlik, pasaport, kamu kurum ve kuruluşlarda istihdam, üniversitelerde eğitimin yanı sıra taşınır ve taşınmaz mallarına sahip olmaları engellenmiştir.
Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimi devrilse de ülkede, Bahailere karşı yürütülen ayırımcı ve radikal siyaset halen değişmedi.

"Yarın öbür gün neslimizin tükenmeyeceği ne malum!"
Maruz kaldıkları şartlardan şikâyet eden ve gerçek ismini söylemekten çekinerek, rumuz isim kullanan Kerküklü Yusuf, Independent Türkçe’den Gülbahar Altaş'a endişelerini şu ifadelerle dile getirdi:
"En kötüsü de ne biliyor musunuz? Burada -Irak’ta- halen dini kimliğimizi açık bir şekilde açıklayamıyoruz. Bazılarımızın nüfus cüzdanında Müslüman, bazılarındakinde Hristiyan yazıyor. Çocuklar, dinleri ve tarihleri hakkında ailelerinden öğrendiği kadarını biliyor ve yaşıyor. Yarın öbür gün neslimizin tükenmeyeceği ne malum!!"
Irak’ta Bahailik, devrik lider Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas Partisi döneminde, "Devrim Komuta Konseyi'nin" kararıyla 1970 yılında yasaklandı. 1975 yılında ise resmi kurumlarda Bahailere ait nüfus kayıtları dâhil tüm belgeler imha edildi.
Devrim Komuta Konseyi’nin, ülkede Bahai topluluğuna dair kararları, Bahaileri kültürel, toplumsal ve siyasal her yönden ciddi etkiledi.
Bahai inancının yasaklanmasını öngören ve resmi gazetede yayımlanan, Irak Anayasası’nın 1970 tarihli 105. Maddesi, Bahaileri lokal ve uluslararası antlaşma ve sözleşmelerde tanınan tüm haklarından mahrum bırakmasıyla hak ihlalleri halt safhaya ulaştı.
1975 yılı 358 sayılı kararname ise, Bahailerin tapu kadastro işlerinin kaldırılmasını şart koşuyordu. Süreç içerisinde Bahailer, taşınmaz tüm mallarından mahrum bırakıldı. Farklı gerekçelerle hapse atıldılar, idama mahkum edildi ve birçoğu da kayıplara karıştı.

Devrimci Komuta Konseyi'nin kararları halen uygulanıyor
Yusuf, günümüzde de halen Bahai topluluğunun Devrimci Komuta Konseyi'nin kararlarından maruz kaldıklarına dikkat çekiyor.
Söz konusu maddenin iptali için ise Irak Parlamentosu’na görüşülmesi bekleniyor. Ancak mevcut parlamentoda İran’a yakın grupların olması Bahailerin sorunlarının çözülmeyeceğini gösteriyor.
Avukat Kahir Berzenci, Irak Anayasası’nın ülkedeki tüm dinlerin özgürce yaşama hakkı verdiğini, kişi haklarının 41. Madde’de açık bir şekilde yer verildiğini, her bireyin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüne sahip olduğunu 42. Madde’de yer verildiğini söyledi.
Kahir Berzenci ayrıca, 105. Maddenin mevcut yasalara ve insan haklarıyla çeliştiğini vurguladı.

"Kürdistan Bölgesi’nde doğdum ve kendimi Kürt hissediyorum"
Irak Kürdistan Bölgesi’nde (IKB) ise ülkenin orta ve güney kesimine göre tüm dini azınlıkların inançlarını özgürce yaşaması, burada yaşayan Bahaileri’de olumlu etkiledi.
Kürtler, 1992’de bölgelerine yönetmeye başladıktan sonra IKB Eğitim Bakanlığı, anayasasının 4’üncü maddesini yürürlüğe koyarak, Kürt bölgesindeki azınlıkların ilköğretim kurumlarında anadilde eğitim alma hakkını tanıdı. 
IKB Parlamentosu’nun, 22 Nisan 2015 yılında dini ve azınlık haklarını düzenleyen 11 maddelik kanunu oy birliğiyle kabul etmesiyle de İslam’ın yanı sıra Hristiyan, Ezidi, Yahudi, Sabiey Mendai, Zerdüşt (Zerdeşt), Bahai ve Kakeyi inançları dini azınlıklar yasasının eğitim kurumlarında tamamıyla hayata geçirilmesi için de çalışma başlattı.
Tüm azınlık dinlerin ayrıca IKB Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde de temsilcilikleri bulunuyor.
Tinan Hikmet (20) adlı Bahai kadın, Erbil’de doğup, büyüdüğünü belirterek, "Kürdistan’da yaşadım. Farklı din ve milletten arkadaşlarım oldu ve burada kendimi Kürt hissediyorum. Irak’ın diğer kentlerine göre bizler çok özgürüz" dedi.
100’den fazla Bahai ailenin bulunduğu IKB’de, Bahailere ait mabed ise Süleymaniye’de bulunuyor.
IKB Diyanet İşleri Bakanlığı Bahai İşleri Daire Başkanı Sermend Mokbel Keyhosro (Sermend Moqbel Keyxosro), "Irak’ta helen Bahailerin özgürce kendilerini ifade edemediğini belirterek, "Kürdistan Bölgesi’nde diğer dinler gibi resmi olarak tanınmamız, tüm dini rütüel ve kimliğimizle faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Toplumun ve resmi kurumların bilinçlenmesi önemlidir" diye konuştu.

Modern zamanın dini
Modern zaman dini olarak adlandırılan Bahailiğin yönetim merkezi, İsrail’in Hayfa kentindeki Ulusal Adalet Evi olarak kabul ediliyor. Tüm insanlığın tek bir aile olduğuna inanan Bahailer, sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılıyor. 2-21 Mart arası oruç tutuyorlar.
Bahailer, cennet ve cehennemin olmadığına inanırken ruhun, mükemmelliğe doğru sonsuz yolculuğu hedeflenir.
Bahailiğin ahlâkî ve içtimaî esasları, Abdülbaha (Abbas Efendi) tarafından, 12 başlık altında toplanmıştır:
"İnsanlık âleminin birliği. Gerçeğin araştırılması. Bütün dinlerin birliği. Birliği sağlamak için dinin lüzumu. Din ve ilim arasındaki âhenk. Kadın-erkek eşitliği. Her türlü dinî, ırkî, millî, vatanî, siyasî ve benzeri taassupların insanlar arasında anlaşmazlıklara, düşmanlıklara ve hatta savaşlara sebep olduğu için terkedilmesi. Dünya barışına bağlılık. Genel ve mecburi öğretim. Aşırı zenginlik ve fakirliği kaldırarak içtimaî meselelerin dinî esaslarla çözümlenmesi. Yardımcı bir milletlerarası dilin kullanılması. Milletlerarası bir mahkemenin kurulması."
Bahailer bu inanışlarını; halen dünyanın yedi yerinde bulunan Meşriku'l-ezkâr adlı dokuz cepheli mâbedlerinin çevresinde kurdukları okullar, hastaneler, kimsesizler yurdu, çocuk yuvaları, turizm dernekleri ve benzeri sosyal yardım kurumları aracılığı ile yaymaya çalışmaktadırlar.
Bahailer, İran, ABD (10 bin Bahai bulunuyor), Avrupa, Pakistan, Irak, Suriye, Lübnan, İsrail, Uganda’nın aralarında olduğu bazı Afrika ülkelerinde de hissedilir bir ilerleme kaydetmişlerdir
1986 yılında Hayfa'da Bahai World Center tarafından yayımlanan istatistiklerde dünyada mevcut Bahailer'in sayısı 4 milyon 739 bin olarak gösterilmiştir.
Günümüzde ise dünya genelinde inanca mensup kişilerin 7 milyon 800 bin olarak tahmin ediliyor. (Independent Türkçe)



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.