Rusya ile İran’ın Suriye’deki yeni rekabet arenası özel güvenlik şirketleri oldu

Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir Rus askeri aracı. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir Rus askeri aracı. (AFP)
TT

Rusya ile İran’ın Suriye’deki yeni rekabet arenası özel güvenlik şirketleri oldu

Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir Rus askeri aracı. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir Rus askeri aracı. (AFP)

Suriye rejimi kontrolündeki bölgelerde Rusya-İran çatışması ve rekabeti baş gösterdi. Bu, her iki tarafın da kendi kontrolünü ve nüfuzunu dayatma, diğerini dışlama girişimi çerçevesinde Şam’ın iki müttefiki, özel ‘güvenlik şirketlerini’ çıkarlarını artırmak için yeni bir yol olarak görülüyor.
Suriye’de 2011 yılının mart ayı ortalarında olayların patlak vermesinden bu yana hükümet kontrolündeki bölgelerde, iki ülke arasındaki çatışma ‘soğuk savaş’ olarak belirdi. Suriye’deki olaylar, birkaç ay sonra şiddetli bir savaşa dönüşmüş, İran ve Rusya, Şam yanında müdahalede bulunmuş ve medya organları aracılığıyla birçok defa Suriye’deki ilişkilerinin ‘iş birliği’ olduğunu belirtmişlerdi. Ülkenin güneyindeki Dera ve Kuneytra vilayetleri, Şam kırsalındaki alanlar ve Fırat’ın doğusundaki alanlar İran açısından ‘İran milislerinin konuşlandığı ve Tahran tarafından orduya alındığı’ bölgeler oldu. Diğer yandan ülkenin batısındaki kıyı bölgeleri, orta bölgelerin büyük bir kısmı (Humus ve Hama vilayetleri), kuzeydeki bazı bölgeler ve Şam’ın kırsal kesimleri Rusya’nın etki alanına girdi.

Gençler
Ülkenin merkezindeki yerel kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada şunları aktardılar.
“Özel güvenlik şirketlerinin ve temsilcilerinin faaliyetleri önemli ölçüde arttı. Devlet çalışanlarının maaşlarıyla kıyaslandığında cazip olan maaşlarla çok sayıda genç göreve alındı. Şirketler yıllardır mevcut. Ama birçok insan onların farkında değil ve tanımıyor. Çoğunluğu isim olarak Suriyeli. Kime sadık olduklarına, kimden destek aldıklarına ve finansmanlarını kimden sağladıklarına gelince; çalışanlarının çoğu alenen Rusya ya da İran’dan geldiklerini söylüyor. Aylardır sokaklarda ve sosyal medyada gençleri bu şirketlerde çalışmaya davet eden reklamlar yayınlanıyor. Aynı şekilde (şirketlerde çalışan) gençler de diğerlerini teşvik ediyor.”
Kaynaklar, birçok gencin yoksulluk ve açlık nedeniyle bu görevleri üstlenmeye koştuğunu belirttikleri açıklamayı şöyle sürdürdüler:
“Fabrikalardaki işçiler ve ticari şirket çalışanları bile işlerini bırakıp bu ‘güvenlik şirketlerinde’ istihdam edildiler. Fabrika maaşları yalnızca ekmek parasına denk geliyor. Bu şirketler, gençlere aylık bir milyon Suriye lirası (yaklaşık 300 dolar) veriyor.”

‘Wagner’ ordusu
Monitor adlı internet sitesi birkaç gün önce, Moskova ve Tahran’ın Suriye hükümetinin kontrolündeki tüm vilayetlerde özel güvenlik şirketleri aracılığıyla nüfuz artırmaya yöneldiğini iddia etti. Siteye göre Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelerde kayıtlı 70’ten fazla özel güvenlik şirketi, ‘servetlerin korunması, döviz ve bankacılık’ gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor.
Monitor, bazı özel güvenlik şirketlerinin de Deyrizor kırsalındaki ‘et-Taym, el-Verd ve eş-Şola’ sahaları gibi Rusya kontrolündeki alanlarda bulunan petrol kurularını korumak için hizmet verdiğini belirtti. Siteye göre bu şirketlerin başında yeni ekonomi sisteminin en önemli yüzlerinden olan Hussam el-Katirci’nin sahibi olduğu ‘Koruma ve Özel Güvenlik Görevleri’ şirketi ve ‘Sanad Koruma ve Güvenlik’ şirketi geliyor.
Medya aktivisti Cemil el-Abid de birkaç gün önce yaptığı açıklamada “Şirket ve Katirci’ye bağlı milisler, başta Deyrizor olmak üzere genel merkezlerine aleni şekilde Rus bayrakları çekiyor” dedi.
Abid, söz konusu şirketlerin mensuplarının, ‘yerel gençleri göreve almak için çalışan’ Rus Wagner güçleri gözetiminde eğitim aldığını vurguladı.  Monitor sitesine göre istatistikler, ‘çok sayıda Suriyeli genci cazip maaşlar veren bu ofislerin gözetiminde yerel paralı askerler olarak işe alındığını’ gösterdi. İstatistiklere göre ayrıca ‘söz konusu planın bir parçası olarak da Suriye’deki Rus ve İran çıkarlarını korumak için’ güvenlik bürolarına bağımlılık arttı. Zira yerel unsurlar, yabancı paralı askerlerden daha az maliyetli. Ayrıca yerel unsurlar, yerel halkın doğası hakkında daha fazla bilgi ve tecrübe sahibi. Bu durum da güvenlik bürolarının görevlerini kolaylaştırırken onları ülkede daha güçlü kılıyor. İnternet sitesine göre Humus’taki bir güvenlik şirketi personellerinden biri, “Haseke ve Kamışlı’daki petrol tesislerini, ayda 300 dolara korumak için Rus güçlerle birlikte çalışıyoruz” açıklamasında bulundu.

Ön yüz ve örtü
Yakın tarihli haberlere göre İran Devrim Muhafızları, ülkenin farklı bölgelerinde milis faaliyetleri yürütmek üzere Suriye’de kendisi için çok sayıda özel güvenlik şirketi kurdu. Haberlerde, İran’a bağlı özel ‘güvenlik şirketlerinin’ çoğunluğunun Deyrizor (doğu), Halep (batı) ve Şam bölgelerinde faaliyet gösterdiği aktarıldı.
Deyrizor’dan aktivist Ammar Salih, Devrim Muhafızları tarafından desteklenen şirketlerin, ‘Deyrizor ve Şam’daki dini bölgeleri ziyaret eden İranlı, Iraklı ve Lübnanlı ziyaretçilere güvenlik koruması sağladığını’ söyledi. Salih, şirketlerin ayrıca petrolün transfer edildiği yolları koruduğunu vurguladı.
Haberlere göre Deyrizor kırsalındaki Ebu Kemal şehrinden medya aktivisti Eyhem el-Ali, Devrim Muhafızları’na bağlı Suriyeli güvenlik şirketlerinin arasında ‘Kale Koruma ve Güvenlik Hizmetleri’ şirketinin de bulunduğunu söyledi. Ali, bu şirketin 2017 yılında Ahmed Ali Tahir ve Usame Hasan Ramadan tarafından kurulduğuna dikkat çekti.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR)  12 Aralık’ta, Moskova ve Tahran arasında çatışma yaşandığını açıklamıştı. SOHR’un açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
“Bu çatışma genel olarak tüm Suriye topraklarında yaşanıyorsa, Suriye’nin güneyinde ve özellikle Fırat’ın batısında yoğunlaşıyor demektir. Rusya ve İran, Dera’da mutlak kontrolü ele geçirmek için rekabet ediyorlar. Rusya, ilk olarak desteklediği Beşinci Kolordu’nun etkisini güçlendirmeyi, onu vilayette büyük bir güç olarak göstermeyi sürdürüyor.”
Diğer yandan SOHR’a göre İran, Dera’nın kuzeyindeki 313. Tugay’daki  ‘Seraya el-Arin’ gibi kendisine ve Hizbullah’a bağlı gruplar aracılığıyla Sayda, Dail ve İzra’dan gençleri kendi saflarına katmaya devam ediyor. SOHR, bu gençlerin Dera’nın doğusundaki Lacat bölgesinde eğitim kurslarına katıldığını bildirdi.
Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri sınırına yakın bir bölgede Lübnanlılar (Hizbullah), sorunlu ve yedek hizmetleri hususunda rejimin güvenlik organlarından kaçan gençleri kendisine çekerek Kuneytra’daki etkisini güçlendirmeyi planlıyor. Gençler, iş imkanlarının olmamasıyla kötüleşen yaşam koşulları nedeniyle dış taraflara daha fazla kayıyor.
SOHR, Fırat Nehri’nin batısıyla ilgili olarak ise Deyrizor’un doğu kırsalındaki Meyadin’den Ebu Kemal’e kadar uzanan bölgede İran lehine göreve alma faaliyetinin devam ettiğini bildirdi. SOHR’a göre Rusya, İran’ın bölgedeki rolünü doğrudan ve dolaylı olarak sınırlandırmaya çalışıyor. Rusya, kendisine ve Suriye rejimine sadık milislerin de katılımıyla sürekli güvenlik kampanyaları ve İran’ın etkili olduğu bölgelere de periyodik ziyaretler gerçekleştiriyor.
SOHR, Rus güçlerin ilk karargahlarını Irak ile sınırda, Deyrizor’un doğu kırsalındaki Ebu Kemal şehrinde açtığını aktardı. Açıklamada güçlerin, Ebu Kemal şehrindeki bir turistik otelin binasına yerleştirildiği ifade edildi.
SOH’a göre Suriye’nin güneyinde İranlıların safında savaşan gönüllülerin ve Tahran yanlısı milislerin sayısı 8 bin 600’ü geçti. Aynı şekilde İran güçleri ve milislerinin saflarına yeni katılan, farklı yaşlardaki Suriyeli gençlerin sayısı da son zamanlarda 7 bin 450’ye ulaştı.

Eski yasak
1970’li yılların başından 2000’li yıllara kadar Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esed’in iktidarı sırasındaki hükümetin güvenlik şirketlerinin izinlerini engellemesi dikkat çekici bir durum olarak değerlendiriliyor. Güvenlik makamları devlet güvenliğinin sağlanmasından sorumlu organ olarak faaliyet gösterirken İçişleri Bakanlığı da devlet kurumlarının korunmasından sorumlu organ olarak kaldı.
2000 yılında Beşşar Esed’in iktidara gelmesi, özel sanayi ve ticaret kuruluşlarının ortaya çıkması, yabancı yatırımların başlaması ve Suriye pazarının açılmasıyla birlikte bu şirketlere olan ihtiyaç da arttı. Güvenlik görevlilerine, büyükelçiliklere ve uluslararası kuruluşlara olan talep arttıkça çok şirket büyüyen sektörlere yatırım yapmaya teşvik edildi. Ancak Suriye’deki özel güvenlik şirketleri için bir izin yasası ve kurulmalarına izin veren açık bir kanunun olmadığından söz konusu şirketler, valilik ve Ticaret Bakanlığı’ndan ticari kuruluş olarak ruhsat alıyordu. Bu şirketler ayrıca İçişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi Güvenlik Daire Başkanlığı’nın da onayına sahipti.
İçişleri Bakanlığı’na bağlı Koruma Dairesi Başkanı Tümgeneral Assam Ebu Fahr, Esed’in Ağustos 2013’te çıkardığı ‘özel koruma ve güvenlik hizmetleri şirketlerine ruhsat verilmesi’ kararnamesi uyarınca 2017 yılında özel güvenlik şirketi sayısının 11’e ulaştığını açıkladı. 2018’de de artan ruhsatlı özel güvenlik şirketi sayısı 2019’da 75’e ulaştı.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.