Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar
TT

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Kovid-19 aşılarının bulunması en az 10 yıl sürmesi beklenirken, sadece aylar içinde geliştirmesi sebebiyle tıp tarihinde dönüm noktası olarak herkes tarafından hatırlanacak. Ancak Maryland Eyaleti’nde Silver Spring’de bulunan Walter Reed Askeri Araştırma Enstitüsü’nde Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü başkanı Dr. Kayvon Modjarrad aşıların geliştirilme hızından memnun değil.
Modjarrad “Bu aşıların elde edilmesinin yeteri kadar hızlı olmadığını” belirtti. Zira dünya çapında 2,3 milyondan fazla insan virüs sebebiyle hayatını kaybetti, bunun yanı sıra birçok ülke bir veya iki yıldan önce aşılara tam erişim sağlayamayacak. Modjarrad “Hızlı… gerçekten hızlı bir şekilde yapılması bir günde aşının üretilmesini gerektirir” ifadelerini kullandı.

Virüs salgınları
Bilim insanları gelecekte çok daha fazla koronavirüs salgının yaşanacağını ön görüyorlar. Çünkü yarasalar ve diğer memeliler, bu kalabalık virüs ailesinin mutantları ve türleriyle dolular ve hiç şüphe yok ki, bu patojenlerden bazılarının eski türün engellerini aşarak yeni salgınlara neden olması sadece zaman meselesi.
Dr. Modjarrad, yıllardır farklı türde bir aşı, talep eden birçok bilim adamından biri. Modjarrad’ın ve diğerlerin istediği tüm koronavirüslere karşı (pancoronavirüs) işe yarayabilecek bir aşı icat etmekti. Ancak bu çağrılar ve istekler, Kovid-19’ın ortaya çıkarak koronavirüslerin ne kadar büyük bir felaket oluşturabileceğini gösterene kadar büyük ölçüde göz ardı edildi.
Bugün araştırmacılar, pancoronavirüs aşısı olarak bilinen aşı için deneysel bir model geliştirmeye başladılar ve hayvan deneylerinde bazı umut verici sonuçların görüldüğü söylenebilir. San Diego’daki Scripps Araştırma Enstitüsü’nde moleküler tıp profesörü Dr. Eric Topol, bilim adamlarının derhal büyük bir aşı projesinde güçlerini birleştirmeleri gerektiğini düşünüyor.
Dr. Topol, “Bu projeyi hızlandırmak ve bu yıl bitirmek için gerçek bir işgücü toplamalıyız.” diyor. Dr. Topol ve Scripps Araştırma Enstitüsü’nden İmmünoloji Uzmanı Dennis Burton 8 Şubat’ta “Nature” dergisinde yayımlanan bir makalesinde, koronavirüsler için standart bir aşının geliştirilmesi için büyük bir projenin başlatılması çağrısında bulunmuşlardı.

Koronavirüs türleri
Koronavirüsler ilk olarak 1969 yılında tespit edildikten sonra, aşı üreticileri için önemli bir öncelik haline gelmediler çünkü etkileri sadece onlarca yıllık hafif soğuk algınlığı ile sınırlıydı. Ancak 2002 yılında, ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu veya SARS adı verilen ölümcül bir zatürreye neden olan “SARS-CoV” olarak bilinen yeni bir tür ortaya çıktı. Bunun ardından bilim adamları söz konusu virüse karşı bir aşı geliştirmek için çalışmaya başladılar.
Daha önce insanlara yönelik bir koronavirüs aşısı geliştirilmediği için, virüs biyolojisi hakkında öğrenilecek çok şey vardı. Sonunda, araştırmacılar, virüsün yüzeyinde bulunan spike proteini olarak adlandırılan proteini bağışıklık için bir hedef seçtiler. Çünkü bu proteine bağlanan antikorlar, virüsün insan hücrelerine girmesini önlemeye ve enfeksiyonu durdurmaya yardımcı oluyordu.
Ancak Asya ve diğer bölgelerdeki halk sağlığı yetkilileri, aşısının etkili olmasını beklemediler, karantina gibi önemli derecede etkinlik gösteren diğer önlemleri uyguladılar. Böylece aylar içinde, 774 ölümün kaydedildiği SARS-Cov virüsünü ortadan kaldırabildiler.
Koronavirüslerin tehlikesi, 2012’de yılında yarasalardan kaynaklanan ölümcül solunum yolu hastalığına neden olan, Orta Doğu Solunum Sendromu veya “MERS” adı ile bilinen yeni bir türün ortaya çıkması ile daha da netleşti. Böylece araştırmacılar MERS aşıları üzerinde çalışmaya başladı ancak bazıları tüm koronavirüs türlerine karşı -Dr. Modjarrad’ın deyimi ile “tek virüs, tek aşı”- etkili olabilecek bir aşı yapılmasının en akıllıca yaklaşım olabileceğini düşünüyorlardı. Tek bir aşı SARS, MERS ve başka herhangi bir koronavirüse karşı işe yarasaydı daha iyi olmaz mı diye düşünüyorlardı ancak Ebola ve Zika gibi diğer daha tehlikeli virüslerin ortaya çıkması ile SARS ve MERS virüslerinden kaynaklanan ölüm sayılarının görece daha az olması sebebiyle aşıya ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
2016 yılında, Baylor Tıp Koleji virologlarından Maria Elena Bottazzi ve meslektaşları, bir pancoronavirüs aşısı geliştirmek için ABD hükümetinden destek almak için başvurdular ancak bir yanıt alamadılar. Bottazzi hükümetin o zamanki tepkisi hakkında, “Koronavirüslerinde karşı genel bir aşı ile ilgilenmediklerini söylediler” dedi. Bunun yanı sıra, Bottazzi’nin ekibi, fareler üzerinde yapılan deneylerin aşının etkili olduğu göstermesine, insan hücrelerine yönelik toksit içermemesi ve büyük miktarlarda üretilebilir olmasına rağmen, “SARS” aşı geliştirmesine yönelik bir fonu kaybettiklerini belirtti. Kısacası, görünürden kaybolmuş olan koronavirüsler birincil öncelikler değillerdi.
Klinik deneylere başlamak için gereken mali kaynağın kesintiye uğramasının ardından, bilim insanları geliştirdikleri SARS aşısını bir dondurucuda bekletip, başka araştırmalara geçtiler. Dr. Bottazzi bu yaklaşımı sıkıntılı bir durum olarak tanımlıyor.
Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nden virolog Dr. Matthew Memoli, bu kararları çok büyük bir hata olarak tanımlayarak “Bu, bilimsel sistemimiz için bir başarısızlıktır, çünkü fon sağlayan kurumlar dikkat çeken konular üzerinde çalışmayı tercih ediyor” ifadelerini kullandı.
Üç yıl sonra, üçüncü bir tehlikeli koronavirüs ortaya çıktı. Bu, Kovid-19 salgının arkasında bulunan SARS-CoV-2. Bu virüs, SARS ve MERS’e neden olan önceki türlerden çok daha düşük bir ölüm oranına sahip olmasına rağmen, insandan insana daha fazla oranda ve daha hızlı bir şekilde bulaşıyor. Söz konusu virüs türü, dünya çapında 106 milyondan fazla kişinin enfekte olmasına neden olurken bu sayı yükselmeye devam ediyor.
Araştırmacıların önceki koronavirüslerden öğrendikleri tüm dersler, SARS-CoV-2 için yeni aşılar geliştirmede üzere hızlı hareket etmelerine yardımcı oldu. Dr. Bottazzi ve meslektaşları, SARS aşıları yapmak için yarattıkları teknolojiyi, şu anda hala erken klinik deneyler aşamasında olan bir Kovid-19 aşısı yapmak için kullandılar.
Diğer araştırmacılar, aşı üretiminde daha hızlı hareket etmek için daha yeni yöntemler kullandılar. Alman şirketi BioNTech, spike proteinini kodlayan haberci RNA adlı bir genetik molekül bir üretti. BioNTech şirketi, Amerikan “Pfizer” şirketi ile bir ortaklığa girdi ve sadece 11 ayda ürettikleri aşı ile ABD hükümetinden lisans aldılar. Bu türde geliştirilen son aşının, geliştirilesi 4 yıl gerektirmişti.
Kovid-19 salgının sonunun hala çok uzakta olduğu doğru ancak, bazı araştırmacılar bir sonraki ölümcül salgın için hazırlıkların başlaması çağrısında bulunuyorlar.

Standart bir aşı
Saint Louis Üniversite’sinden virolog Daniel Hoft “Bu geçmişte üç kez oldu ve muhtemelen tekrar olacak” dedi.
Cambridge’de bulunan VBI Vaccines şirketinden araştırmacılar, geçen yaz pancoronavirüs aşısına yönelik küçük bir adım attı. Araştırmacılar, SARS, MERS ve Kovid-19’a neden olan üç koronavirüsten elde edilen spike proteinleri kaplı virüs benzeri kabuklar ürettiler.
Araştırmacılar bu üç tür spike proteini içeren aşıyı farelere enjekte ettiklerinde, hayvanlarda üç koronavirüsün hepsine karşı etkili olan antikorlar üretildi. Ancak araştırmacıların dikkatini çeken, bu antikorlardan bazılarının, mevsimsel soğuk algınlığına neden olan 4. bir koronavirüse de -bu virüsün spike proteinleri aşıya dahil edilmemiş olsa bile- yapışabilmeleri oldu. Bilim insanları bu verileri halka açıkladılar ancak henüz bilimsel bir dergide yayınlamadılar.
Caltech’te (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü) yapısal biyolog olan Pamela Bjorkman ve meslektaşları geçen ay, Science dergisinde kapsamlı bir koronavirüs aşının test edildiği büyük bir deney yayınladılar. Araştırmacılar, aşının geliştirilmesinde, “nanopartikül” olarak bilinen bir protein çekirdeğine 8 farklı koronavirüsten yalnızca spike proteinlerinin uçlarını bağladılar. Bu nanopartiküllerin farelere enjekte edilmesinin ardından, fareler, koronavirüslerin 8’ine ve aşının geliştirilmesi aşamasında içinde kullanılmayan diğer 4 koronavirüse de yapışabilecek antikorlar üretti.
Bugün, Dr. Modjarrad, Walter Reed Enstitüsü’nde küçük protein parçalarıyla eklenmiş bir nanopartikülüne dayanan başka bir aşı geliştiren bir bilimsel ekibe liderlik ediyor. Aşının önümüzdeki ay gönüllüler üzerindeki klinik denemelerine başlanması bekleniyor. Aşı şu anda SARS-CoV-2 spike protein parçalarına dayalı olsa da, Dr. Modjarrad ve meslektaşları, aşıyı bir pancoronavirüs aşısı olarak yeniden düzenlemeyi planlıyorlar.
Dr. Saint Louis Üniversitesi’nden Hoft ise, spike proteinine karşı antikorlara dayalı olmayan kapsamlı bir aşı geliştirmek için çalışıyor. Hoft, Kaliforniya merkezli bir biyoteknoloji şirketi olan Gritstone Oncology ile iş birliği yaparak, hücreleri, bir koronavirüs (herhangi bir koronavirüs) vücuda girdiğinde olduğu gibi uyarabilecek yüzey proteinleri üretmeye teşvik eden bir aşı geliştirdi. Şu anda SARS-CoV-2’ye karşı etkili olup olmadığını görmek için klinik bir çalışma hazırlıyorlar. Dr. Hoft son olarak, “Muhtemelen gelecekteki herhangi bir salgın ile mücadele için hazır olmak için, üçüncü bir nesil aşı üretmek ile ilgileniyoruz.” dedi.

*New York Times



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy