Cumhurbaşkanı Erdoğan: Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan:  Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan:  Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi beğenmiyorlar ya engellemeye çalışıyorlar ya Kanal İstanbul projemizin etüt kapsamında yer alan projeler tamamlandı, diğer çalışmaları devam ediyor, onlara rağmen Kanal İstanbul’u yapacağız, inadına yapacağız. Kanal İstanbul’la İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl bir başka şehir olacak ona gösterecekler, buna da alışacaklar” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleştirilen AK Parti İstanbul 7. Olağan İl Kongresine katıldı. Kongre kapsamında konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Mesela bu günde burada bizim adımıza İstanbul'un her ilçesini, her mahallesini, her caddesini, her sokağını her hanesini muhabbetle kucaklayacağına inandığımız bir dava arkadaşımıza il başkanlığı görevinin tevdi edeceğiz. 1994 ruhuyla 2023 hedeflerimizi gerçekleştirecek bir arkadaşımızı Osman Nuri Kabaktepe kardeşimizi İstanbul'a il başkanı yapıyoruz. Osman Nuri Kabaktepe şahsen tanıdığımız gayretine samimiyetine davamıza olan sadakatine bizzat şahitlik ettiğimiz kardeşimizdir. Bayram Şenocak kardeşimize şu ana kadar olan hizmetleri sebebiyle teşekkür ediyorum. Bu iş burada bitmiyor, kendileriyle bundan sonra farklı platformlarda birlikte çalışmayı sürdüreceğiz“ dedi.

24 Mart 2021 Çarşamba günü 7. Olağan Büyük Kongremizi Ankara'da toplayarak bu süreci taçlandırıyoruz”
“Partimizin 7. Olağan Kongre sürecini ülkemizin her yerinde böyle bir değişimin haline dönüştürmeye çalıştık” diyerek konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Bu süreçte ilçe teşkilatlarımızda yüzde 70'i, il teşkilatlarımızda yüzde 65'i bulan oranlarda yeni isimler bayrak yarışında nöbeti devir alıyor.
Bu gece saat 3'e kadar beraber çalıştık. Başkan vekilim, teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcım, Fatma Betül Sayan Kaya birlikte çalıştık. Şu anda mevcut yönetimimizin yaş ortalaması 39. Genç dinamik bir yapıyla yola devam. Yönetimimizde en son bildiğim kadarıyla 15 hanım kardeşimiz var. Bu da AK Parti'nin diğerlerinden farklı yanını ortaya koyuyor. Aynı şekilde bir o kadar da genç var, bunlarda 30 yaş grubu altında. AK Parti dinamik bir parti, AK Parti bugünü değil geleceği kuşatan bir parti olduğunu gösteriyor. Kuruluşunun üzerinden 20 yıla yakın süre geçtiği halde hala Türkiye'nin en büyük partisi olmamızı, yönetimde alternatifsiz konumda bulunmamızı bu değişim gerçeğine borçluyuz.
Şu ana kadar ilçe ve il kongrelerimizde hamd olsun her hangi bir sıkıntı yaşamadık. Gençler yaş önemli değil demeyin, fatihin yaşı kaçtı ona bakacaksın. Fatih 21 yaşında bir çağı kapadı, bir çağı açtı. Yaşla gençliği ruhta gençti. Şimdi aynısını bizlerde gençlerimizle beraber inşallah bütün ülkeye değil, dünyaya haykırıyoruz, dünyada da bunun uygulamasını yapacağız. Niyetimiz il kongrelerimizin tamamına yakınına katılmaktı. Bu gün İstanbul kongresi benim7. Kongrem. Salgın şartları sebebiyle birkaç il dışında bunu gerçekleştiremedik. Buna rağmen kongrelerimizle canlı bağlantıyla iştirak ederek arkadaşlarımızın heyecanına ortak olmaya çalıştık. İnşallah 24 Mart 2021 Çarşamba günü 7. Olağan Büyük Kongremizi Ankara'da toplayarak bu süreci taçlandırıyoruz” diye konuştu.

İstanbul'un hakkını verir bedelini öderseniz bu şehir sizi sırtında da taşır bağrına basar zirveye yükseltir”
İstanbul'a hangi unvanla olursa olsun hizmet etmenin şereflerin en büyüğüdür" diyerek konuşmasına sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul için merkezi büldan yani dünyanın merkezi derler. İstanbul Fatih'in olduğu kadar Ebu Eyüb-el Ensari'nin, Akşemsettin'in ve nice gönül sultanlarının şehridir. Böyle bir şehre hangi unvanla olursa olsun hizmet etmek şereflerin en büyüğündür. İstanbul'u anlamadan Türkiye'yi anlayamazsınız.
Aynı şekilde İstanbul'u büyük bir aşkla sevmeyen hiç kimsenin de bu şehre, bu ülkeye, bu partiye hizmet etmesi mümkün değildir. İstanbul kavramının en güzel yolu ona şairlerin gözüyle bakmaktır. Bu İstanbul sade semtini sevmek bir ömre değer. Bu İstanbul gözleri kapalı bile dinlenir. Bu İstanbul adını göklere yazarsanız düşlerinizden mehtabının kaybolacağından korkarsınız. Bu İstanbul ki güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyardır. İki kıtadaki insanlar gibi sarmaş dolaş olacak semtleri vardır.
Ama İstanbul'u sevmek ne de kolay, ne de bedelsizdir. Bu şehri seviyorsanız önce onun hakkını vereceksiniz, bu şehri seviyorsanız önce bedelini kendisine hizmet ederek ödeyeceksiniz. Eğer hakkını verir bedelini öderseniz bu şehir sizi sırtında da taşır bağrına basar zirveye yükseltir. İstanbul bir başka sevgilidir. Eğer İstanbul'u küstürürseniz, eğer bu şehri kendinize sırt çevirtirseniz vay halinize. Böyle bir durumda değil Türkiye'ye, dünyaya sığamazsınız. Çünkü İstanbul Türkiye'nin 80 vilayetinin remzi demektir. Çünkü, İstanbul 7 iklim 3 kıtanın merkezi demektir. Çünkü, dünyadaki 200 ülkenin hemen tamamından insanları bağrından yaşatan bir küresel zenginlik demektir” şeklinde konuştu.

Ülkemize milletimize İstanbul'a hizmetten asla vazgeçmedik“
Karşımıza kim dikilirse dikilsin, hangi oyunlar oynanırsa oynansın ülkeye ve İstanbul'a hizmetten vazgeçmediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul insanlık tarihinin, İslam medeniyetinin, Türk tarihinin de sembolü demektir. Çünkü İstanbul eşsiz konumu, tarihi mirası tabi güzellikleri her alandaki engin birikimi ve en önemlisi insani değerleriyle kainatın en kıymetli hazinesi demektir.
Bunun için biz İstanbul'a ram olduk. İşte bunun için biz İstanbul'a aşkla hizmet ettik, İstanbul'a ömrümüzü adadık, hep boğazın 4 muhafızı olarak gördüğümüz Telli Babaya, Yuşa hazretlerine, Yahya Efendi hazretlerine ve Hüdai hazretlerinin layık olmaya çalıştık. Rahmetli Menderes'in, Özal'ın, Erbakan hocamızın miraslarını yaşatmanın gayreti içinde olduk. Şair davası olmayanın sevdası olmaz, sevdası olmayanın öfkesi olmaz diyor. Eğer zaman öfkeli gözükmüşsek işte bu sevdamızdandır. Karşımıza kim dikilirse, önümüze hangi engeller çıkartılırsa, çıkartılsın, geride hangi oyunlar oynanırsa oynansın. Ülkemize milletimize İstanbul'a hizmetten asla vazgeçmedik." ifadelerini kullandı.

Hiç kimsenin bu şehre, bu ülkeye, bu millete kem gözle bakmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz”
“Gençler, kardeşlerim onlar yeni Zelanda'da katilin ağzından Ayasofya'yı minarelerden kurtaracağız dediler, biz cevabımızı Ayasofya'yı 86 yıl sonra ibadete açarak verdik” diyerek konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlar mesajlarını bu aziz şehrin duvarlarını zulüm 1453 yılında yazarak verdiler, biz cevabımızı büyük ve güçlü Türkiye diyerek verdik. Onlar şimdi adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan başlattıkları darbeyle istikbalimize el uzattılar, biz cevabımız 7'den 70'e şehadete yürüyerek verdik. Bunlar değil mi? Bezmialem Valide Sultan Camii'ni işgal ederek bira kutularıyla beraber o camimize girenler bunlar değil mi? Bu ahlaksızlar, edepsizler, bu teröristler değil mi? İşte o gezi olaylarında da unların hesabını sorduk. Bundan sonra da bilsinler ki ola ki böyle bir yola tevessül edecek olurlarsa bu millet bunun bedelini çok ağır ödetir. Biz cevabımızı geceler boyuna hiç dinmeden süren selalarımızla verdik.
Onlar milletimizi birbirine karşı kışkırtmak için her yolu denediler. Biz cevabımızı Rabia'mızla verdik. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. İşte bizim yolumuz bu. Onlar gençlerimizi değerlerinden uzaklaştırarak mankurtlaştırmaya çalıştılar. Biz cevabımızı gençlerimize 2053 vizyonunu emanet ederek verdik. İstanbul'u yanımıza aldığımızda içerdeki hainlerden dışardaki düşmanlara kadar 7 düvele meydan okuyacak güce sahip olduk. Hiç kimsenin bu şehre, bu ülkeye, bu millete kem gözle bakmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
“İstanbul'u sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri haline getiriyoruz”
İstanbul'a yapılan hizmetlerin miktarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hizmet mücadelesinde elbette eksiklerimiz olmuştur, belki hatalarımızda olmuştur. Hiç kimse merak etmesin, hepsi giderilir, hepsi de tamamlanır, önemli olan ülkeye ve millete hizmet iradesini güçlendirerek sürdürmektir. Bu azim ve kararlılıkla bir kez daha milletimizin huzurunuzdayız. Bizim İstanbul'u aşkla seviyoruz ifademizi, bir iyi niyet beyanından ibaret değildir. Bu sözün gerisinde çok büyük bir müktesebat var. Sadece son 18 yılda İstanbul'a eski rakamla 275 katrilyon lira tutarında yatırım yaptık. Eğitimde 38 bin 361 adet yeni derslik kazandırdık. 1 milyonun üzerinde yüksek öğrenim öğrencisinin 37 bin 500 akademik personelin çalıştığı İstanbul'a toplam 38 adet yeni üniversite kurduk. 13 bin 677 kişi kapasiteli yurt binaları açtık.
Birkaç yıl içinde de Yüksek Öğrenim yurt kapasitesini iki katından fazla artıracak yatırımlarımız şu anda sürüyor. İstanbul'a 46 adet spor tesisi kazandırdık, sosyal yardımlarda son 18 yılda toplam 17 katrilyon, yeni rakamla 17 milyar lira tutarında kaynak aktararak ihtiyaç sahibi İstanbullu kardeşlerimizin yanında olduk. Sağlıkta 17 bin 534 yatak kapasiteli 66 hastaneden oluşan 163 adet sağlık tesisi inşa ettik. Toplamda 950 yatak kapasiteli 3 hastanemizle birlikte 17 sağlık tesisimizin yapımı devam ediyor. İstanbul'a kazandıracağımız plan proje ihalesi devam eden toplamda 9 bin 582 yatak kapasiteli 60 sağlık tesisimiz var.
Böylece İstanbul'u sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri haline getiriyoruz. Toplu konutta 173 bin konut projesini hayata geçirdik. İstanbul'da toplamda 16 milyon 101 bin metrekare yüz ölçümünde 38 adet millet bahçesi projesi bulunuyor, bunların 10 tanesini tamamladık. Atatürk Kültür Merkezi'nin inşasından sona geliyoruz. Muhteşem bir opera binasını İstanbul'umuza kazandırıyoruz. O malum zatlar var ya onlara rağmen, yaparsak biz yaparız, AK Parti yapar. Çok farklı bir projeyi oraya hamd olsun inşa ettik. Bir diğer tarafta sağ olsun özel sektör muhteşem bir camiyi Taksim Meydanına inşa ediyor. O da 10 yılların hayaliydi" diye konuştu.
İstanbul'a ulaştırma alanında yapılan yatırımları anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ulaştırmada İstanbul'un bölünmüş yol uzunluğunu 500 kilometre ilaveyle 782 çıkarttık. İstanbul-İzmir Otoyolunu tamamlayarak 8-9 saat süren İstanbul İzmir yolculuğu 3,5 saate, Bursa'yı 1 saate, Balıkesir'i 2 saate düşürdük. Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Kuzey Marmara Otoyolu'nu tamamlamak üzereyiz. Marmaray'a, Avrasya Tüneli'nin sadece milletimizin değil insanlığın hizmetine sunduk mu? Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü, Osmangazi Köprüsü'nü, İstanbul Havalimanı'nı birinci etabını hizmete aldık.
İstanbul'un, Ankara Eskişehir, Konya, Bilecek, Sakarya bağlantılarını yüksek hızlı trenle sağladık. İnşası devam eden hatlar tamamlanınca İstanbul'u ülkemizin 4 bir yanına hızlı tren kolaylığıyla bağlamış olacağız. Levent-Hisarüstü metro hattını tamamladık. Açıldığı günden bu gün toplam 202 milyon yolcunun seyahat ettiği Gebze-Halkalı Banliyö hattını işletmeye açtık. Halkalı lojistik merkezini bitirdik. Demiryollarımızın çoğunu yeniledik. Marmaray ve Avrasya tünelinden sonra boğazın altından geçecek olan büyük İstanbul Tünelinin etüt projelerini tamamladık ihale hazırlıkları devam ediyor. Sabiha Gökçen Havalimanımızın Marmaray'a, Kadıköy'e, Tuzla'ya Yüksek Hızlı garına Üsküdar'a, Çekmeköy'e bağlayacak demiryolu projemizin çalışmaları suratla devam ediyor. Yapımı süren Gayrettepe-İstanbul Havalimanı metro hattını ve Bakırköy, Bahçelievler kirazlı metro hattını bu yıl sonuna kadar tamamlıyoruz. Halkalı İstanbul havalimanı raylı sistem bağlantısını ve İstanbul Başakşehir, Kayaşehir metro hattını önümüzdeki yıl bitiriyoruz. Yenikapı, İncirli, Sefaköy metrolarını ise 2023 yılının sonuna kadar hizmet sunuyoruz." diye konuştu.

Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız”
Kanal İstanbul projesinin etüt çalışmalarının tamamlandığını ve diğer çalışmaların sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul'un turizmine kültürel zenginliğine ekonomisine ciddi katkısı olacağına inandığımız Haliç Yat Planı ve Kompleksi projemizi de seneye bitirmeyi planlıyoruz. Ben ne anlatıyorum? İstanbul'a yapılan hizmetleri anlatıyorum. Peki CHP'lilerden bu tür şeyleri dinlediniz mi? Bunların kitabında hizmet var mı? Ekranları başında bizi izleyen milletimize de sesleniyorum, biz bu millete hizmetkar olmaya geldik, efendi olmaya değil. Şimdi beğenmiyorlar ya engellemeye çalışıyorlar ya Kanal İstanbul projemizin etüt kapsamında yer alan projeler tamamlandı, diğer çalışmaları devam ediyor, onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız.
Kanal İstanbul'la İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl bir başka şehir olacak ona gösterecekler, buna da alışacaklar. Çamlıca Tepelerinde Büyük Çamlıca Camii çevresinde görüntü kirliliği var. Antenler falan, hepsini kaldırdık. Çünkü biz çevreciyiz. Onları kaldırdık, bunun yanında televizyon ve radyo kulesini hizmete açarak bir başka görüntüyü oraya verdik. Onu da Binali Bey'le birlikte çalıştığımız zaman, farklı bir mimari var, bu mimariyle o eseri İstanbul'a kazandırdık. O antenlerin hepsinin vericileri orada. Ama artık çevre adına hamd olsun bu adımı attık. İnşallah önümüzdeki dönemde bu şehre nice güzel hizmetleri kazandırmaya devam edeceğiz, artık o kuleden İstanbul'u izlemek yemekleri yeme fırsatına sahipsiniz” dedi.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME