"Katil serçeler” savaşın kanunlarını yeniden yazıyor

Modern savaşlarda güç dengelerini değiştiren İHA sanayisi belli ülkelerin tekelinde değil

Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
TT

"Katil serçeler” savaşın kanunlarını yeniden yazıyor

Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)

Ziyad el-Fifi
İngiliz Savunma Bakanı Ben Wallace’nin geçtiğimiz yılın sonlarında Londra’da yapılan bir savunma konferansına katılıp Libya savaşından söz etmesi, İngiltere’nin 2011’den beri bu ülkede devam eden krizle ilk kez ilgilenmesi değildi. Zira Akdeniz’in güney yakasında olup bitenler, İngilizleri 10 yıl önce Kaddafi’nin devrilmesine katkı sağladıklarından beri ilgilendiriyor.
Ancak Wallace’nin konuşmasında dikkat çeken şey, insansız hava araçlarının (İHA) ve bu İHA’ların silahlı versiyonları olan SİHA’ların Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Hafter güçleri ve destekçileri arasındaki son savaşın seyrini değiştirmedeki rolüne değinmesi oldu.
Wallace savunma bütçesinin artırılması ve askeri sanayiye yatırım yapılması çağrısında bulunurken “Başka ülkelerden ders almalıyız. Modern teknoloji oyunun kurallarını değiştirdi ve biz de onun bir parçası olmalıyız. Türkiye son Libya savaşında yerli olarak geliştirdiği İHA’lar sayesinde istihbarat bilgileri topladı, gözlem ve hedefleri belirleme görevleri gerçekleştirdi ve düşmanlarının ön cephelerini ve lojistik üslerini hedef aldı” ifadelerini kullandı. İngiliz bakana göre bu durum, Türkiye’nin Trablus’ta etrafı sarılmış olan müttefikini kurtararak taraflar arasındaki güç dengesini değiştirmesini sağladı.
Bu konuşma küçük hacmi olan ancak büyük bir etki yaratan “robot serçelerin” liderlik ettiği ve savaşın seyrini değiştirdiği yeni nesil savaşlar hakkındaki bir tartışmanın kapısını aralıyor. Ancak sanayileşmiş “kuzey” güçleri her zaman yaptıkları gibi bu yeni nesil savaşlarda kontrolü elinde bulundurmuyor. Genelde aralarında uzlaşabilen ülkeler askeri teknolojiyi tekeli altına alır ve böylece üreticilerin sınırlamaları nedeniyle güç dengelerini idare etme becerisini kullanarak satış ve ambargo sürecini siyasi koşullara göre kontrol ederdi.

Üreticiler için sınırsız bir harita
Sanayileşmiş ülkelerin haritasına bakıldığında Libya savaşında SİHA’larındaki niteliksel özellikleri sergileyen Türkiye, köklü bir sanayi mirası olan Ukrayna’nın yanında karşımıza çıkıyor. Ukrayna modernleşmeyi engelleyen ekonomik unsurlardan dolayı geride kalmış olsa da bu durum SİHA’lar konusundaki gücüne gölge düşürmüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Körfez'de Riyad bu tür sanayilere büyük yatırımlar yapıyor. Science Technology firması tarafından Çinli bir ortakla 3 aşaama halinde geliştirilen ve son aşamasının da 1 milyar riyali aşan (266,6 milyar dolar) bir anlaşmayla Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’nın aldığı “Eagle” İHA ailesi tanıtıldı.
Çin’den bahsetmişken batı tecrübelerini klonladığı eski sanayi devrimi döneminden farklı olarak bu sanayiye yön vermedeki rolü göz ardı edilemez. Çin günümüzde İHA teknolojileri geliştirmek için bir kaynak sayılıyor.
Ancak bu tür silahlarda sanayi dengelerini dağıtma tehlikesi tek endişe kaynağını oluşturmuyor. Zira her zaman silah pazarında var olan Batı ülkeleri ve Rusya’nın yanı sıra Güney Amerika, Afrika ve bazı Orta Doğu ülkeleri ile Asya ve Doğu Avrupa’daki pek çok ülkenin bu silahları kopyalamadaki gelişmelerini dikkate alırsak milisler tüketicilerin haritasında değil de askeri sanayi haritasında görünüyorlar.
Askeri cephaneliğinin eski olmasından yakınan İran bu boşluğu savaş uçakları ve balistik füzeler gibi kendisine uzaktan hedef alma gücü sağlayan silahlara yatırım yaparak kapatmaya çalışıyor.
Bu durum dünyanın, Tahran’ın silahlarını ve teknolojisini aktardığı düzensiz gruplara silahların sızdırılmasını kontrol etmede başarısız olmasına yol açtı. Dolayısıyla bu alanda Hizbullah, Hamas ve Iraklı milislerin faaliyet göstermesinin yanı sıra Yemen’de Husiler ortaya çıktı. Husiler askeri yetenekleri ve ileri düzey teçhizatı bakımından kendisine üstün gelen Suudi Arabistan’ı hedef almak için bu teknolojiyi kullanıyor. Bununla birlikte Tahran, başta Husi ve Iraklı milisler olmak üzere bölgesel ve uluslararası kesimler tarafından kendisine yöneltilen bu suçlamaları reddediyor.
Suudi Arabistan sınırı ve Yemen’in bitişiğinde bulunan bölgelerde İHA’lar ile gerçekleştirilen eylemlerde bir artış görülüyor. Bu eylemlerin bazıları hayati sivil tesislerin zarar görmesiyle sonuçlandı. Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemleri saldırıların çoğunu engellemeyi başarsa da saldırıyı engellemenin maliyeti, etkisiz hale getirilen uçağın değerinden onlarca kat daha fazla oluyor.

Savaşta belirleyici avantaj
Bu ufak uçaklar, bazı sebeplerden ötürü savaşçıların gerçekleştiremeyeceği rolleri yerine getirebildikleri için yalnızca düşük maliyetlere indirgenemez.
Washington Ulusal Savunma Üniversitesi tarafından yayınlanan bir rapora göre savaş alanında her cihazın, motorlarının yaydığı ısıdan ötürü kendisini hedef haline getiren bir radar imzası bulunuyor.
Rapora göre her cihazın kendine has bir imzası bulunuyor ancak İHA’ların “özel bir avantajı bulunuyor o da tespit edilmesini zorlaştıran düşük bir radar imzasına sahip olmaları. Bu durum İHA’ların savaşçıların kolayca tespit edilebildiği alanlarda gizlice görev yapma şansını artırıyor.” Özellikle de karşı tarafın gözetleme gücü yeterli değilse.
Bu Türk uçakların çevik bir şekilde yapabileceği diğer bir görev de “daha az maliyete daha doğru ve etkili vuruşlar yapabilmesi. Bunu da operasyon sahasının yakınlarına zarar vermeden hayati yerleri etkili bir şekilde vurmasını sağlayan düşük radar imzasından ötürü üst düzey sızma kabiliyeti sayesinde gerçekleştirebiliyor.
Ancak en önemli özellik, halklar ve insan hakları örgütlerinde savaş karşıtı genel eğilimlerin artması ile ortaya çıkıyor. Zira askerlerin saflarında insani kayıpların olması ve uluslararası düzeyde istikrar bozucu bir üne sahip olması sonucu ülke başkanının popülaritesinin düzeyinde siyasi bir karşılığı olmadan sınır dışına asker gönderme kararı almak oldukça zorlaşmış durumda.

Düzensiz gruplara karşı savaş
İHA’lar başta milisler tarafından kullanılmak yerine kendilerine karşı kullanılıyordu. ABD’nin yaptığı gibi bu teknoloji siyasi rejimlere uluslararası savaşlarında bir alternatif sağladı.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında Irak ve Afganistan’daki savaşçıların saflarında ağır kayıplar yaşanmasının ardından ABD’de halkın Ortadoğu’ya asker gönderme karşıtı tutumunun gittikçe artması sonucu Washington, Yemen’deki el-Kaide örgütünü açık bir şekilde hedef almak için İHA’ları ile operasyonlar gerçekleştirmeye karar verdi. Bunun üzerinde Washington ülke içerisinde örgütün kamplarını hedef alacak şekilde “robot eşek arılarına” hava sahasının açılması için dönemin Yemen Başbakanı ile bir anlaşma imzalamıştı. Afganistan ve Irak’ta da bu operasyonlarını daha az dikkat çekici bir şekilde yürütmeye karar vermişti.
Sessiz katiller olan SİHA’lar, 2020 yılının Ocak ayında Irak’ta İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi hedef alırken de kullanıldı ve böylece dikkat çeken ekipmanların taşınmasına gerek kalmadı.
Türkiye kendi topraklarında PKK’ya karşı, Libya savaşında, Irak’ta DEAŞ örgütüne karşı, örgütün Nijerya’daki kolu Boko Haram’a karşı İHA’larını konuşlandırdı. Aynı şekilde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Yemen’de bunları kullanıyor.
Bu uçaklar, son düzenli savaşlardan birinde Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde çıkan çatışmalarda ortaya çıktı. Azerbeycan düşmanlarının ağır silahlarını hedef almak için SİHA’larını etkili bir şekilde kullandı ve çatışmalarda büyük bir zafer kazandı.

Çin’in ABD’ye üstünlüğü
Çin’in SİHA’ları başta ABD olmak üzere batılı rakiplerini gölgede bırakarak uluslararası silah pazarında daha fazla yer alıyor. Ancak bu durum Washington’un bu tür silahları geliştirme ve ihraç etmedeki gücünü azaltmıyor.
Sorun, “insan haklarını” ihlal eden ülkelere yönelik silah ihracatını denetleme yönetmeliklerinin yorumlanmasında yatıyor. ABD’nin 1987 yılında kurulan Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi’ni (MTCR) onaylamasının ardından SİHA’larını satma gücü ciddi oranda düşmüştü.
MTCR Soğuk Savaş sırasında füze teknolojisinin yayılmasını kontrol etmek için tasarlanmıştı. Hedef nükleer bomba taşıma gücü yüzünden o yıllarda neredeyse üçüncü dünya savaşının fitilini ateşlemek üzere olan bu ölümcül füzeyi kontrol altına almaktı.
MTCR, anlaşmada imzası bulunan ülkelerin 300 kilometreden fazla menzil ve 500 kilogramdan fazla savaş başlığı olan füzeleri satmasını yasaklıyor.
Füze teknolojisinin yayılmasını önlemek için çıkarılan bu yasalar, 1987 yılında görevleri açısından füzeleri andıran SİHA’ları da kapsayacak şekilde genişletildi. ABD merkezli Foreign Affairs dergisi tarafından yayınlanan ve bu kısıtlamaların açıklandığı bir makaleye göre benzerlik, yasanın o zamanlar hala başlangıç aşamasında olan SİHA’lar ile füzeleri tek bir yöne sahip insansız teçhizatlar olarak nitelendirmesi olabilir. Zira SİHA’lar füzelerin hassaslığını ölçmede ve yakından izleme görevlerinde kullanılıyorlardı. Makalede “Ancak modern İHA’lar havada zekice uçtukları ve ardından yerlerine geri dönebildikleri için uçak sınıfında değerlendiriliyor. Bu da SİHA’ların tek yönlü olma özelliğini geçersiz kılıyor. Bununla birlikte yine de 1987 yılında kurulan MTCR’ye bağlıdırlar” ifadeleri yer alıyor.
Bu istenen savaş ürünü, eski ABD Başkanı Donald Trump Çin’in kontrolü altında bulunan pazara atılmak için bu pazara yatırım yapmaya ve kuralları yeniden gözden geçirmeye karar verinceye dek bu kısıtlamalara tabi kaldı.

Sivil İHA’lar
Hayati görünen ve gittikçe gelişen “droneların” askeri alanda kullanımının yaygınlaşmasına rağmen sivil bir tarafı da bulunuyor. Fotoğrafçılıkta yaygın bir şekilde kullanılmasının yanı sıra, meteoroloji ve uzay bilimi ajansları rüzgar hızını ve sıcaklığını ölçmek gibi iklimle ilgili amaçlar için dronelara başvuruyor.
ABD’deki kargo şirketleri teslimatlarında bu teknolojiyi kullanmak üzere yatırım yapmaya başladı. Amazon, “siparişlerin hava yoluyla güvenli bir şekilde teslim edilme sürecini tamamlayabileceğinden emin olmak için sıkı testler” yaptığını duyurdu.
İnternet üzerinden satış yapan dev şirket, bu duyuruyu yapan son şirket oldu. Zira kendisinden önce posta hizmetleri UPS şirketi ve başka posta şirketleri dronelar kullanarak trafik sorununu aşmayı hedeflediklerini duyurmuştu.
Bununla birlikte, bu şirketlerin dronelarını hayati kurumların üzerinden geçmeden ya da başka uçaklarla çarpışmadan belli güzergahlarda kullanmak üzere ABD Federal Havacılık Otoritesi’nden (FAA) izin almak için katı prosedürlerden geçmeleri gerekiyordu.
İşte bu noktada droneların barışçıl amaçlar için kullanılmasının büyüyen ikilemi ortaya çıkıyor. Nitekim dünya çapında lisans verme ve özel yol yasaları henüz olgunlaşmış değil. Bu da teknoloji şirketlerinin askeri üretim alanlarına yatırım yapmasını daha anlamlı hale getiriyor.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.