Libya Petrol Şirketi’de işçi-işveren pazarlık süreci yeniden başladı

Genel Petrol Sendikası, yetkililerden taleplerine cevap alamamaları durumunda ‘üretimi azaltma’ tehdidinde bulundu

Libya’nın doğusundaki El-Harika petrol limanından bir görüntü (Getty)
Libya’nın doğusundaki El-Harika petrol limanından bir görüntü (Getty)
TT

Libya Petrol Şirketi’de işçi-işveren pazarlık süreci yeniden başladı

Libya’nın doğusundaki El-Harika petrol limanından bir görüntü (Getty)
Libya’nın doğusundaki El-Harika petrol limanından bir görüntü (Getty)

Petrol-İş Sendikası’nın ‘çalışanlarının maaşlarını artırma taleplerinin karşılanmaması durumunda üretimin azaltılacağı’ yönündeki açıklamasının ardından Libya Petrol Şirketi (NOC) yönetimiyle çalışanları arasındaki ‘pazarlık süreci’ yeniden başladı.
Ülkenin ana geçim kaynağı olarak nitelendirilen Libya petrolü, 2011 yılında devrik lider Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana pazarlık konusu olmaya devam ediyor. Bu bağlamda her zaman limanlar ve kuyular, politik talepler ya da çatışma tarafları arasındaki siyasi çekişmeler için bir hedef alanı kapsamındaydı.
Libya Petrol Şirketi’nden bir yetkili, 25 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Sektör henüz toparlanamadı. Hala altyapısına büyük zarar veren, başkent Trablus’taki savaş nedeniyle sekiz aydır kapalı kalmasının etkilerinden mustarip bir konumda” dedi. Yetkili, ülkenin uğradığı 10 milyar dolarlık zararın, vatandaşların hayatlarını etkilediğini ve elektrik gibi hayati sektörlerde aksaklığa yol açtığını kaydetti. Genel Petrol Sendikası, 25 Şubat’ta yaptığı açıklamada, ülkedeki sorumlu egemen organlara, ‘bu sektördeki işçilerin maaşlarına zam yapılması ve 2013 yılı 642 sayısı kararın engellenmesine neden olan koşulların şeffaflık ve açıklık çerçevesinde netleştirilmesi’ için bir hafta mühlet verildiğini duyurdu. Sendika, ‘petrol sektörü çalışanlarının maaşlarını artırmak ve sektör çalışanları için yasalar uyarınca sağlık ve yaşam programları uygulamak’ başta olmak üzere, çalışanların haklarını talep etmek için bir yıl boyunca elinden gelen her şeyi yaptığını kaydetti. İlgili tüm yetkililerle görüşmeler yürüttüklerini belirten sendika, “Ancak sendika üyelerinin sürekli takiplerine rağmen sendikanın yazışmalarına henüz resmi olarak yanıt verilmedi” dedi.
Sendika, sorumlu yetkililerin ‘sorumluluk almaktan kaçtıklarını’ söylerken, özellikle yeni bir hükümetin doğduğu bu dönemde bu yetkililerin, talepleri kasıtlı olarak görmezden geldiklerine ve bunlara aldırış etmediklerine dikkati çekti.
Sendika’nın açıklaması, geçen çarşamba günü başkent Trablus’un Cenzur ilçesinde yapılan acil bir genel kurul toplantısından sonra geldi. Toplantıda ‘maaşları artırma kararı, sağlık sigortası ve ücretlerin gecikmesi gibi üyelerine ve temel federasyonlara yöneltilen bazı konular’ ele alındı.
Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkan Yardımcısı Ahmed Muaytik ve Libya Ulusal Ordu (LUO) Komutanı Halife Hafter’in 18 Eylül 2020’de imzaladığı anlaşmanın ardından Libya petrol üretimi ve pompalanması yeniden başladı. Daha önce Hafter yandaşları, limanları ve petrol sahalarının yaklaşık 8 ay boyunca kapalı tutarken bu durum, Libya’ya 10 milyar dolar zarar yol açtı.
Genel Petrol Sendikası, tonunu artırırken, petrol üretiminin kademeli olarak azaltılması da dahil olmak üzere çeşitli önlemler alacaklarını ve haklarını her yolla elde etmek için bir hareket başlatacaklarını vurguladı.
Sendika ayrıca, ülkenin istikrarında sektörün önemli bir rol oynadığını açıklarken, “İdari düzenleme ilkesine ve kullanıcı haklarının talep edilmesi kapsamında hukuki yaklaşıma bağlıyız. Ancak yetkililer, önemli noktalarına ve haklarına 7 yıldan fazla bir süredir yanıt vermeyerek veya petrol sektöründeki işçileri rahatlatacak şekilde yazılı olarak cevap vermeyerek bu sorumluluğu takdir etmediler” açıklamasında bulundu. Sendika, “Ülkenin çıkarını ve ekonomisini dikkate alarak tüm medeni yöntemleri takip ettik, ancak bazıları bu yöntemi zayıf ve çaresiz olarak yorumladı” dedi. Petrol çalışanlarının koşullarının her geçen gün kötüye gittiğini, sefil ve aşağılayıcı bir çalışma ortamına maruz kaldıklarını ve haklarının kasıtlı olarak çiğnendiğini söyleyen sendika ayrıca, işçilerle çeşitli haklar konusunda temasa geçtiklerini vurguladı. Sendika, devlet yetkililerine de ‘üretimin kademeli olarak azaltılması da dahil olmak üzere çeşitli önlemler almadan önce’ 1 hafta mühlet verdiklerine dikkati çekti.
5 Ocak’ta Libya’nın doğusundaki Tobruk şehrinde bulunan el-Harika petrol limanı, ‘maaş ödemesi yapılmadığı’ gerekçesiyle Petrol Tesisleri Muhafızları’nın protestoları sonrasında faaliyetini durdurdu. Muhafızlar, bir petrol tankerinin petrol yüklemesine izin verilmesini de engellediler.
Aynı şekilde Brega Petrol Pazarlama Şirketi, 25 Şubat’ta 34 milyon litre benzin yüklü ‘Anvar el-Halic’ tankerini başkente yönlendirdiğini açıkladı. Şirket, bu adımın, ‘şirketin çeşitli türlerde akaryakıt sağlama ve vatandaşların dağıtım kanalları aracılığıyla petrol temin etmesini sağlama’ çabaları çerçevesinde geldiğini belirtti. 



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.