Uluslararası arenadan ABD’nin Fas’ın Sahra egemenliğini tanıma kararına destek

Faslı ve ABD’li yetkililer geçen ay Dakla’da buluştular. (AFP)
Faslı ve ABD’li yetkililer geçen ay Dakla’da buluştular. (AFP)
TT

Uluslararası arenadan ABD’nin Fas’ın Sahra egemenliğini tanıma kararına destek

Faslı ve ABD’li yetkililer geçen ay Dakla’da buluştular. (AFP)
Faslı ve ABD’li yetkililer geçen ay Dakla’da buluştular. (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden’a ‘ABD’nin Fas’ın Sahra üzerindeki tam egemenliğini tanıma kararına’ siyasi liderler ve çeşitli ülkelerden yetkililer de dahil olmak üzere uluslararası arenadan destek mesajı geldi. Yapılan açıklamalarda Fas’ın özerklik girişiminin çatışmaya kalıcı yegane çözümü temsil ettiği vurgulandı.
Eski İtalya Dışişleri Bakanı, ABD ve İsrail’in eski Büyükelçisi Giulio Terzi, Twitter üzerinden şu paylaşımda bulundu:
“Sayın Başkan, hükümet başkanları, bakanlar, seçilmiş ve eski milletvekilleri olarak bizler, ABD’nin Fas’ın tüm Sahra toprakları üzerindeki tam egemenliğini tanıma kararından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek için size yazmaktan onur duyuyoruz.”
Bu davet, kısa sürede 25 ülkeden 250 imza topladı. İmza atan ülkeler şöyle sıralandı:
İtalya, Arjantin, Ermenistan, Belçika, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kolombiya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, El Salvador, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Guatemala, Honduras, Macaristan, İrlanda, Paraguay, Peru, Saint Lucia, Sırbistan ve İspanya.
Ayrıca Avrupa Parlamentosu üyeleri ile Kıta’nın önde gelen şehirleri ve belediyelerinin belediye başkanları da imza atan yetkililer arasında yer aldı.
İmza atanlar arasında eski Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, eski Guatemala Devlet Başkanı Jimmy Morales, eski Bulgaristan Başbakanı Georgi Bliznaşki, Birleşmiş Milletler Batı Sahra’daki Referandum Misyonu (MINURSO) eski üyesi Stephan Todorov Davidov ve hala görevde olan çok sayıda milletvekili ve senatör de bulunuyor.
Söz konusu mesaja İmza atanlar, ABD’nin kararının ‘bu çatışmayı çözecek siyasi sürecin yeni bir ruha ihtiyaç duyduğu bir vakitte’ geldiğini belirttiler. Söz konusu yetkililer, özerkliğin Afrika ve tüm dünyada barış, istikrar ve refah için gerçek bir mekanizma teşkil ettiğini, ‘Cezayir’deki Tindouf kamplarında yaşayanların acılarını sona erdirmenin, uzlaşı sağlamanın ve stratejik bir bölgede kalıcı barışı ve istikrarı sağlamanın tek yolu’ olduğunu dile getirdiler.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“ABD’nin Sahra’daki bölgesel anlaşmazlığa çözüm bulmak için tek dayanak olarak özerklik girişimini tanıma kararını yalnızca tebrik edebiliriz. Çünkü bunun, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yürütülen siyasi süreci nihai çözüme doğru yönlendirmek için gerçek ufuklar açtığına inanıyoruz.”
Yetkililer, ABD’nin, Joe Biden başkanlığında, Fas’ın özerklik girişimine verdiği sürekli destek sayesinde Sahra meselesini adil ve kalıcı bir çözüme doğru ilerletmeye devam edeceğine inandıklarını ifade ettiler.
Farklı siyasi eğilimlere sahip bu isimlerin açıklamasının devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Mevcut çıkmazın süresiz olarak uzamasına neden olabilecek sonuçlar ve ‘Afrika Kıtası, hatta Avrupa-Akdeniz havzasının istikrarıyla yakından ilgili olarak’ genellikle son derece stratejik bir bölgede silahlı milisler tarafından yürütülen istikrarı bozucu eylemler karşısında endişe duyuyoruz.”
Açıklamaya imza atanlar, Fas Sahrası’nın her alanda tanık olduğu atılımdan ve onurlu insani gelişme kaydetme düzeyinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Söz konusu yetkililer, bu konumun Kral 6. Muhammed’in 2015 yılında başlattığı ve 8 milyar dolarlık bir bütçe ayırdığı güney bölgeleri için yeni kalkınma modeli sayesinde gerçekleştiğini vurguladılar.
Yetkililer, istihdam ve refah sağlayan bu gelişmenin, ‘çeşitli ekonomik, tarım, sanayi ve turizm projelerini de ihmal etmeden, hastaneler, kentsel hazırlık, hizmetler ve eğitim kurumları da dahil altyapı düzeyinde’ somut olduğunu belirttiler.
Mesajı imzalayanlar, söz konusu adımın gelişen demokratik yerel yönetim ile paralel şekilde ilerlediğini belirterek, Fas tarihinde ilk defa 2015 yılında, Sahra’nın her iki yakasında düzenlenen ilk bölgesel seçimlerde en yüksek katılım oranına tanık olunduğuna dikkat çektiler.
Mesajda ayrıca şu ifadelere yer verildi:
“Bugün, aralarında eski bir Polisario sorumlusunun da bulunduğu iki Sahra yetkilisi, özgür ve şeffaf seçimler yoluyla bölgedeki iki bölgesel konseye başkanlık ediyor. Bu seçilmiş temsilciler, vatandaşların beklentilerine cevap vererek, devletle sözleşmeli bir çerçeve içinde kendi paylarına kalkınma projeleri önerir, oylar ve uygularlar.”
Mesajda, söz konusu tedbirin ‘bölgesel yasama, yürütme ve yargı organlarının oluşturulmasıyla Fas egemenliği çerçevesinde özerklik verilebilecek yönetime başlangıç niteliğinde’ olduğu vurgulandı. Atılan 250 imzanın sahipleri, “Uzlaşmaya dayalı gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm olarak, ABD’nin yanı sıra artan sayıda ülkenin özerklik girişimine destek vermesinin bir tesadüf olmadığına inanıyoruz” açıklamasında bulundular. Mesajda, bazı BM temsilcilerinin de ‘Sahra’nın bağımsızlığının, gerçekçi bir seçenek olmadığı sonucuna vardıkları belirtildi.
Mesajda imzası bulunanlar, ABD’nin Sahra’da Layun ve Dakla şehirlerinde konsolosluk temsilcilikleri açmaya karar veren diğer 20 ülkenin arasına katılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Yetkililer karar hakkında da şunları aktardılar:
“Bu, sadece Fas’ın bölge üzerindeki egemenliğinin tanınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Fas’ın ‘Avrupa ile Afrika arasında tarihi bir bağ olduğu’ ve tüm dünyadan yatırımcıların yararına birçok fırsat taşıyan bölgesel bir ekonomik kutup olarak rolünün tanındığı anlamına da geliyor” dedi.
Mesajda ayrıca Fas, İsrail ve ABD arasında imzalanan üçlü anlaşmaya dikkat çekildi. ‘Fas’ın tarihsel olarak bölgede barışı teşvik etmede oynadığı rol uyarınca’, bu anlaşmanın Ortadoğu’da barış şansını artıracağı vurgulandı.



Husi savaşının ortaya çıkardığı dört gerçek… İran’ın doğrudan rolü ne?

Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
TT

Husi savaşının ortaya çıkardığı dört gerçek… İran’ın doğrudan rolü ne?

Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al Majalla

Enver el-Ansi

Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelere komşu vilayetler ve başkent Sana çevresi de dahil olmak üzere tüm temas hatlarında çatışmalar şiddetleniyor. Karşılaşma; mezhepsel ve bölgesel nitelikli seferberlik çabalarıyla siyaset ve medya alanlarına da taşınıyor.

İran ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yönlendirdiği bu tırmanış, çoğu vilayetteki tüm sınırları ve Suudi Arabistan ile olan komşuluk sınırlarını aşarak Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerini daha geniş kapsamlı ve daha yüksek maliyetli bir bölgesel savaşa çekme amacını taşıyor.

Buna rağmen söz konusu tırmanış, Husiler adına henüz kesin bir sonuç vermedi. Grubun unsurlarının Kızıldeniz’deki Yemen adalarına ve Babu’l Mendeb Boğazı çevresine ulaşması, DMO uzmanlarının, füze ve teknik kapasitelerinin doğrudan desteğiyle gerçekleşti. Bu durum, grubun kendi öz gücünden ziyade İran müdahalesinin boyutunu ortaya koyuyor.

Milislerin bu noktalarda kurduğu mevziler ise kırılganlığını koruyor. Boğaza bakan yüksek bölgelerdeki tüneller, siperler ve radarlar, hükümet güçlerinin hava üstünlüğü altında günün her saati gözetim altında tutuluyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre unsurlarının Babu’l Mendeb çevresine ulaşmasının ardından Husiler, boğazın ABD veya İsrail gemilerine saldırmak için kullanılmayacağını taahhüt etti. Ancak Washington ve Tel Aviv’in bu taahhüdü inandırıcı bulmaması, ilan edilen bu ‘başarıyı’ içeriğinden yoksun bırakıyor.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Başkan Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini keserek Washington’a dönmesi ve kendisine Husilerin Batı Sahili ile Babu’l Mendeb arasındaki mevzilerini hedef alacak hava saldırısı seçeneklerinin sunulmasının ardından, bölgede ani bir tırmanışın yaşanma ihtimali yüksek görülüyor.

Hiçbir faydası olmayan büyük bir masraf

Gruba yakın çevreler, ‘gerilimi tırmandırma savaşında’ ve Marib’e doğru ilerleme girişimlerinde büyük kayıplar verildiğini kabul ediyor. Söz konusu çevrelerde son iki gündür, Marib yakınlarındaki Doğu Balk Dağı cephesi ile Taiz ve Lahic vilayetleri arasında yer alan ve Babu’l Mendeb’e bakan Kehbub Dağları cephesinde iki tugayın tamamen kuşatıldığına, ayrıca asker toplama ve seferberlik faaliyetleriyle tanınan saha komutanlarının öldürüldüğüne dair henüz doğrulanmamış bilgiler dolaşıyor.

dwefr
Lübnan ile İsrail arasında ateşkes yürürlüğe girdikten sonra Lübnan’la dayanışmalarını ifade etmek amacıyla düzenlenen bir gösteride Husi destekçileri İran bayrağının etrafında oturuyorlar… Sana, Yemen, 17 Nisan 2026 (Reuters)

Bu çevreler, söz konusu tırmanışın sonunda grubun nereye varacağını ve henüz en önemli perdeleri açılmamış bir savaşta, İran’ı memnun etmek ve ona kendi sınırlarından uzakta bir zafer hissi yaşatmak adına ödenen ağır bedeli sorguluyor.

Aynı zamanda Yemenliler, cephelerdeki çatışan tarafların karşılıklı olarak sergilediği öldürme, esir alma ve aşağılama görüntülerine büyük bir acıyla bakıyor ve tüm bunların nedenini sorguluyor. Ancak asıl önemli soru varlığını koruyor: Husileri bir aile, grup veya mezhep olarak kendi toplumsal yapılarından ve ulusal kimliklerinden uzaklaşmaya iten şey neydi?

Husi örgütü, 2004’teki ilk Saada savaşlarından bu yana devlete ve topluma karşı sürdürdüğü uzun yıllara dayanan silahlı isyan boyunca, İran gündemine olan bağlılığının Yemen’in egemenliğine dair her türlü unsurun önünde geldiğini ve imzaladığı hiçbir taahhüde güvenilemeyeceğini kanıtlamış bulunuyor.

Grup, sıkıştığı anlarda taahhütlerde bulunmayı ve fırsat bulduğu ilk anda bu taahhütlerden geri adım atmayı alışkanlık haline getirdi:

- 2014 yılında Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları temelinde, Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Husiler ile siyasi aktörler arasında imzalanan Barış ve Ortaklık Anlaşması bunlardan biri. Söz konusu anlaşmanın imzası, milislerin Sana’yı işgal etmesiyle eş zamanlı gerçekleşti ve grup bu anlaşmayla bir Yemen bileşeni olarak tanındı.

- Ardından eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile kurulan ittifak geliyor. Bu ittifak, Salih’in ortaklığı sonlandırdığını duyurması ve Yemen halkına Husilere karşı ayaklanma çağrısı yapmasından iki gün sonra, 4 Aralık 2017’de öldürülmesiyle son buldu.

- Son olarak ise 2018 sonlarında imzalanan Stockholm Anlaşması’nın etrafından dolanılması yer alıyor. Kapsamlı bir çözüme yaklaşılacağını düşünen uluslararası toplumun müdahalesi sayesinde Hudeyde’de eli kulağında olan bir çatışmadan kurtulan grup, imzalanan metnin mürekkebi kurumadan taahhütlerini ihlal etti.

sdcfgthy
Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti güçlerine mensup askerler, 9 Eylül 2026 tarihinde Yemen’in el-Hazm kenti yakınlarında olduğu belirtilen bir bölgede, Husi milisleriyle yaşadıkları çatışmalar sırasında tank mermileri ateşliyor. (Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Ofisi / Reuters)

Hükümet yanlısı güçler, Hudeyde Uluslararası Havalimanı sınırlarına kadar güneyden ilerlemiş ve Hudeyde ile Sana’yı birbirine bağlayan hat üzerindeki 16. Kilometre noktasına kadar doğuya doğru çekilmişti. Ancak bu ilerleyiş, insani gerekçelere dayanan uluslararası baskılar nedeniyle durdurulmuştu.

Husiler, farkında olarak ya da olmayarak, çatışmanın tüm kritik dönemeçlerinde kendilerinden çok daha büyük karşıt gündemlerin uygulama aracı haline geliyor. Bir tarafta İran ile ihtiyatlı duruşlarıyla Rusya ve Çin, diğer tarafta ise ABD ve Avrupa merkezli Batı yer alırken; ödenen bedel ise nihayetinde çatışmanın her iki tarafındaki Yemenlilerin kanı oluyor.

Ancak son iki haftadaki savaş süreci birçok hususu ortaya koydu.

Bunlardan birincisi, DMO uzmanlarının, füze kapasitesi, insansız hava araçları (İHA), teknik ve lojistik imkanlarıyla Taiz vilayetindeki ve Batı Sahili’ndeki askeri operasyonların yönetiminde doğrudan yer almasıdır. Milisler bu imkanlar olmadan mevcut noktaya ulaşamazdı; zira kendilerine ait tek şey, savaşçılarının hayatını riske atmaktan ibaret.

İkincisi, çatışmanın her iki tarafındaki geniş Yemenli kesimin değerlendirmesine göre bu savaş onların savaşı değil: Ne İran’ın yanında yer almakta ne de bölgesel hesaplara dahil olmaktadırlar. Bu çevreler, Riyad’ın Yemenlilerin devletlerini yeniden kurma haklarını desteklemeye ve çektikleri acıları hafifletmeye çalıştığı görüşünde.

Üçüncüsü, Husilerin ülkenin kuzeybatısındaki kendi kontrolleri altında bulunan bölgelerde otoritelerini pekiştirmekten vazgeçip Babu’l Mendeb’e doğru yönelmeleri, Hürmüz Boğazı’nda DMO üzerindeki baskıyı hafifletmek adına vekalet savaşı yürüttükleri ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, bazı gözlemcilerin ifadesiyle onları, ülke içinde yaptıklarını örtbas etmek amacıyla ablukayı kaldırma ve hakları geri alma söylemlerini kullanan birer ‘kiralık katil’ haline getiriyor.

Dördüncüsü ise, siyasi ve askeri olarak çatışmanın dizginlerini kendileri ele almadıkları sürece başka bir tarafa güvenilemeyeceğine dair pek çok Yemenlide kanaatin giderek pekişmesi. Bu durum, daha önce gruba sempati duyan ancak Tahran’ın askerileşmenin ötesine geçen bir projeye sahip olmadığını görmeye başlayan bazı kesimler için de geçerlilik taşıyor.

Askeri değişkenler

Grup üzerine çalışmalar yürüten araştırmacılar; Batı Sahili’nde yüzlerce kilometrelik bir hatta, Marib, el-Cevf, el-Beyda, Taiz, ed-Dali ve Lahic cephelerinde savaşan Husilerin artık Saada vilayetinin Marran Dağları’nda tanınan, sayı ve teçhizat bakımından sınırlı o mezhepsel ve kabilevi milis yapısında olmadığını değerlendiriyor.

Aksine, onun imkanlarına ulaşamasalar da örgütlenme ve silahlanma açısından DMO modelini taklit eden yarı düzenli bir yapıya dönüştükleri ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu araştırmacıların değerlendirmelerine göre, özellikle Yemen'in ulusal çıkarlarıyla çelişen bölgesel bir projeye bağımlı hale gelmesinin ardından grubun dizginlenmesini ulusal, ahlaki ve insani bir zorunluluk haline getiriyor.

fgthyju
Kızıldeniz kıyısı bölgelerinde Husi milisleri ile hükümet güçleri arasında çıkan çatışmalardan kaçan kadınlar ve çocuklar, 19 Eylül 2026 tarihinde Yemen’in Aden kenti yakınlarındaki bir mülteci kampında yürüyorlar. (Reuters)

Artık kaçamak ifadelere yer kalmadı. Meşru hükümet, ordu ve müttefik siyasi güçlerin tanımladığı şekliyle Yemenlilerin Husilerle olan anlaşmazlığı, kolayca köprü kurulamayacak kadar derinleşmiş, yalnızca silahla çözülemeyecek kadar karmaşıklaşmış ve sadece tavizlerle halledilebilecek bir siyasi anlaşmazlık olmaktan çıkmıştır.

Husiler ya kendi halkını kabul edip savaşın yaralarına rağmen onlarla bir arada yaşayacak ve halk da onları kabul edecek; ya da doğdukları ve topraklarında yaşadıkları vatana dönüş yollarını tamamen tıkamış olacaklar. Zira siyasi anlaşmazlıklar, meseleler ve öncelikler üzerindeki görüş ayrılıkları sınırları dahilinde kabul edilebilir; ancak aynı toprağı ve tarihi paylaştıkları insanlara karşı, ulusal çıkarlar pahasına başka bir ulusun çıkarlarına hizmet etme hırsı, kimse için sürdürülebilir bir durum değildir ve savaş ile çatışmanın kalıcı hale gelmesi anlamına gelmektedir.


İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.