ABD’den Husi liderlerine yaptırım

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken. (Reuters)
TT

ABD’den Husi liderlerine yaptırım

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken. (Reuters)

ABD, Yemenli sivillere yönelik saldırılar planlama, uluslararası sularda ticari gemileri hedef alma ve İran'ın Yemen'deki istikrarı bozma ve çatışmayı körükleme gündemini yürütmedeki sorumlulukları nedeniyle Tahran'a sadık 2 Husi lidere yaptırımlar uyguladı.
ABD Hazine Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Yabancı Varlık Kontrol Dairesi (OFAC), 13611 sayılı icra emri uyarınca, İran destekli Husi grubu liderleri Mansur es-Saadi ve Ahmad Ali el-Hamzi’ye yaptırım uyguladı. Yürüttükleri faaliyetler, Yemen'deki iç savaşı uzatarak ülkedeki insani krizi şiddetlendirdi. Bunun sonucunda en az bir milyon insan yerinden oldu. Yemen kıtlığın eşiğine geldi.”
Açıklamada ayrıca Saadi ve Hamzi’nin Husi güçlerinin Yemenli sivilleri ve komşu ülkeleri (Suudi Arabistan’a işaretle) hedef alan saldırılarını planlamakla suçlandığı belirtildi.
Husi savaşçıların sivil alanlara yönelik saldırılarını kınayan ABD, “Husi liderlerinin eylemleri dolayısıyla hesap verebilirliğini artırma yönündeki tutumunun yanı sıra Yemen halkının olağanüstü acılarını sona erdirmeye” taahhüdünü vurguladı. OFAC Sorumlusu Andrea Gacki, Hamzi ve Saadi'nin Yemen'deki siyasi süreci engelleyen eylemlere katkı sağladığının altını çizdi. Aynı zamanda Husilerin Yemen'deki çatışmanın başlangıcından bu yana İran rejimi desteğiyle üslere, sivil merkezlere, altyapı ve ticari kargolara saldırmak için balistik füzeler, patlayıcılar, deniz mayınları ve insansız hava araçları kullanarak uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetine karşı kanlı bir savaş yürüttüğünü belirtti. Nitekim İran rejimi Husilere aralarında hafif silahlar, füzeler, patlayıcılar ve insansız hava araçları da olan mali ve maddi yardımlarda bulunarak çatışmayı şiddetlendirdi.
ABD’nin açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:
“Kudüs Gücü tarafından temsil edilen İran Devrim Muhafızları, Husilere askeri rehberlik ve eğitim sağladı. Bu destek, Husilerin Yemen'in komşularını tehdit etmesine, Yemen ve Suudi Arabistan'daki sivil altyapıya zarar veren çirkin saldırılar düzenlemesine imkan sağladı. Böylece Yemen'deki iç savaşın uzamasına neden olan bu destek, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünyanın en kötüsü olarak tanımlanan bir insani krize, milyonlarca Yemenlinin acı çekmesine sebep oldu.”
Hazine Bakanlığı, Husilerin Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Saadi’nin “İran'da yoğun bir eğitim” aldığını, “Kızıldeniz'deki uluslararası deniz taşımacılığına yönelik ölümcül saldırıların beyni” olduğunu ve İran silahlarının Yemen'e kaçırılmasına yardım ettiğini kaydetti. Nitekim uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiğine göre Husiler sivil veya askeri olmasına bakmaksızın gemileri hedef alan deniz mayınlarını defalarca kez bölgeye konuşlandırmıştı. Yemen iç savaşında deniz mayınlarının kullanılması, ticari gemiler, balıkçılık ve insani yardımlara yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Husilerin Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma Kuvvetleri Komutanı olan ve İran’da eğitim alan Hamzi’nin de Yemen'de kullanılmak üzere İran'dan temin edilen insansız uçak programı üzerine çalıştığı, liderliğindeki Husi güçlerinin söz konusu araçlarla saldırılar gerçekleştirdiği bildirildi.
Husi milislerinin Suudi şehri Cizan'a düzenlediği ve 5 sivilin yaralandığı saldırıları kınayan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İran'ı Yemen'deki çatışmayı körüklemek, Yemen ve Suudi Arabistan'daki altyapıyı ve sivil hedefleri tehdit etmekle suçladı. Blinken açıklamasını şöyle sürdürdü:
“ABD yönetimi, Suudi Arabistan ve bölgesel ortaklarının İran silahları ve desteğiyle yürütülen tehditlere karşı kendilerini savunmak için ihtiyaç duydukları araçlara sahip olmalarını sağlayacak. Bununla birlikte ABD, bu çatışmayı sona erdirme yönünde BM ve diğerleriyle birlikte üst düzeylerde ciddiyetle çalışıyor.”
Tüm tarafları “kalıcı bir siyasi çözüm yönünde iyi niyetle çalışmaya” çağıran Blinken, bunun “çatışmayı sona erdirmenin ve Yemen halkının karşı karşıya olduğu korkunç insani krizi ele almanın tek yolu” olduğunu belirtti. Blinken konuya dair şunları söyledi:
“İran'ın Yemen'deki müdahalesi, çatışmanın alevlerini körükleyerek daha fazla tansiyon, yanlış karar ve bölgesel istikrarsızlık tehdidinde bulunuyor. Yemen ve Suudi Arabistan'daki sivil hedefleri ve altyapıyı tehdit eden saldırılar için İran desteği alan Husi grubu, Yemen halkının içinde bulunduğu korkunç insani durumunun şiddetlenmesinde ciddi bir rol oynuyor. Nitekim savaş, ülkede istikrarsızlığa, çatışmanın başlangıcından bu yana 4 milyon Yemenlinin yerinden edilmesine, dolayısıyla dünyanın en kötü krizlerinden birine neden oldu.”
Blinken ayrıca Husilerin Marib'e ve ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını da ‘şiddetle’ kınadı.
Ülkesinin Husilerin bu davranışına karşılık verme yönünde 2 Husi lidere yaptırım uygulayarak önlem aldığını belirten Blinken açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Washington, grubun Yemen'deki çatışmayı şiddetlendirmek, bölgedeki ortaklarımıza saldırmak, sivilleri kaçırıp işkence etmek, insani yardımı önlemek, kontrol ettikleri bölgelerde Yemen halkına baskı uygulamak ve Yemen sınırları dışında ölümcül saldırılar planlamak gibi kötü niyetli ve saldırgan faaliyetlerine dair hesap vermesini sağlamakta kararlı.”



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.