Mısır- Sudan ilişkileri nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

(AFP)
(AFP)
TT

Mısır- Sudan ilişkileri nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

(AFP)
(AFP)

Emani et-Tavil
Kahire ile Hartum arasındaki askeri anlaşmanın önemi, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmelerin doğası ve Etiyopya’nın Nahda Barajı’na ilişkin tavrından kaynaklanıyor.
Hartum’da Mısır ve Sudan orduları arasında imzalanan askeri anlaşma, yalnızca iki ülke arasındaki ikili ilişkilerle değil, Afrika Boynuzu ve Nil Havzası düzeyinde de bölgesel yansımaları olacak önemli bir değişken oluşturuyor. Bu durum, ‘su güvenliği’ olarak bilinen geleneksel belirleyicilerin yanı sıra, Mısır ulusal güvenliğinin belirleyicilerinden biri olarak Sudan’ın güvenliği ve siyasi istikrarının stratejik önemine dayanan bu aşamada, Hartum’a yönelik yeni Kahire eğilimlerinin yönelimleri çerçevesinde gelişti.
Görünüşe göre bu askeri anlaşmanın iki şeyden dolayı büyük bir önemi bulunuyor; İlk olarak Afrika Boynuzu’nun son zamanlarda tanık olduğu, Sudan üzerinde baskı haline gelen ve ulusal topraklarının bütünlüğünü tehdit eden dönüşümlerin doğası. İkinci olarak ise Etiyopya’nın Nahda Barajı meselesine ilişkin tavrının doğası.
Tabi ki bu anlaşmanın, ‘Cuba Barış Anlaşması’nın uygulanması, resmi Sudan askeri teşkilatının askeri ve lojistik yetenekler düzeyinde desteklenmesi ve son 30 yılda kurumsal güvenilirliği gözden düşen ideolojik bağlılıklardan arınma kapısını açması’ gibi iki açıdan Sudan siyasi denklemi üzerinde olumlu yansımaları olacak.

Askeri anlaşmanın nedenleri
Afrika Boynuzu, son iki yılda Etiyopya’da bölgesel bir yükseliş arzusuna dayalı önemli dönüşümlere tanık oldu. Bu dönüşümler, Mısır ve Sudan’ın çıkarları pahasına Nahda Barajı’nı tamamlama başarısına ve iki ülkeye verebilecek zararların niteliğine dikkat edilmemesine dayalı olarak gelişti.
Ayrıca Addis Ababa, hem Eritre hem de Somali ile siyasi ittifaklara bel bağladı ve bu da Etiyopya Başbakanı’nın Etiyopya’da iç mutabakatlar yapmasının yanı sıra ülkenin, Afrika Boynuzu’nda daha fazla ağırlık kazanmasını güvence altına alacaktı. Tüm bu hareketler, genel olarak Abiy Ahmed’in, Nobel Barış Ödülü’nü de almasını sağlayacak şekilde, barışa, iç ve dış uzlaşılara sahip bir politikacı olarak nitelendirilmesine katkıda bulundu.
Ancak bu bağlamda Abiy Ahmed’in 2020 yılında hem yerel hem de bölgesel bir alanda bir takım stratejik hatalar ‘yapmış olabileceğine’ dair göstergeler olduğu söylenebilir. Bu durum da bir dereceye kadar ülkenin iç karmaşıklıklarının farkında olmadığını ve hassasiyetlerinin düzeyini ortaya çıkardı. Ayrıca durum, Nil Havzası ve Afrika Boynuzu bölgelerinde bölgesel düzeyde gerginlik göstergelerinin yükselmesine ve Etiyopya’nın yeni ABD yönetimindeki ağırlığının azalmasına da katkıda bulundu.

Güney Sudan ve Etiyopya
Abiy Ahmed, yerel düzeyde ise Kalkınma Partisi’ni kurdu. Bununla birlikte yirmi yılı aşkın bir süre boyunca makul ve barışçıl şekilde bir arada yaşamayı başarmış olan Etiyopya siyasi sisteminin yapısını pratik olarak ortadan kaldırdı. Birlikte yaşamanın parçalanması, Tigray bölgesindeki savaşı da doruğa ulaştırdı.
Bölgesel düzeye gelince bölgedeki savaş, Afrika Boynuzu’nda yeni bir sahne yarattı. Etiyopya ve Eritre arasında, şu anki aşamada daha önce görülmemiş bir şekilde Sudan için tehdit haline gelen askeri bir ittifak ortaya çıktı. Ayrıca Abiy Ahmed’in Somali’nin görev süresi sona eren Muhammed Abdullah Fermacu ile ittifakı, Fermacu’yu anayasal bir şemsiye olmadan iktidara devam etmeye teşvik etti. Bu durum, Somali’deki iç gerginliğin hızlanmasına ve ABD yönetiminin Kızıldeniz’in güvenliği açısından sonuçlarına dair hoş karşılamadığı bir iç savaş tehdidine yol açtı.
Güney Sudan’ın Etiyopya ile askeri mutabakat hamlesi, Etiyopya’nın tavrı nedeniyle yerini terk etmeyen Nahda Barajı krizi ışığında Kahire ve Hartum için kırmızı ışık oldu.
Sahel bölgesindeki güvenlik tehditlerinin artması, Kahire ve Hartum arasındaki askeri anlaşmanın sonuçlandırılmasında ek bir rol oynadı. Özellikle de Çad’daki durumun, İdris Deby’nin cumhurbaşkanlığının yenilenmesinin halk tarafından reddedilmesi nedeniyle bir tür siyasi akıntıya kapılmasına yol açtı. Bu gelişmeyle birlikte Mısır İstihbarat Müdürü de Çad’a ziyarette bulundu.
Bölgesel etkileşime göre genel sahne, üç Nil Vadisi ülkesinde artan güvenlik tehditlerine karşı açık. Bu durum, özellikle de Çad ile sınırların güvence altına alınmasına yönelik ikili ve üçlü anlaşmalar da dahil olmak üzere iki askeri kurum düzeyinde Kahire’nin, Hartum ile daha önceki olumlu etkileşimleri yoluyla bir hamle atmasını gerektirdi. Bu etkileşimlere, Merove bölgesinde Mısır ve Sudan orduları arasındaki askeri manevralar ve Körfez ülkelerinin katılımıyla Muhammed Necib askeri üssüne yönelik Sudan askeri katkılar da dahil.

Anlaşmanın sonuçları
Bölgesel düzeyde, Güney’in Etiyopya ile askeri mutabakatlara varmaya başlaması nedeniyle iki Sudan devleti arasındaki gerginlik düzeyini artıran mükemmel bir kutuplaşma sahnesi ile karşı karşıyayız gibi görünüyor. Ayrıca durum, Nahda Barajı nedeniyle 20 milyon Sudanlıyı tehdit eden ciddi boyutlarda Hartum’un zarar görmesinde katkıda bulunuyor.
Paralel bağlamda, Etiyopya ve Eritre arasındaki ittifak, bu aşamada, özellikle de yeni ABD yönetiminin Tigray bölgesindeki savaşın arka planına karşı hem Addis Ababa hem de Asmara’ya yönelik olumsuz eğilimleriyle ve (medya organların vurgulamaya başladığı) insanlığa karşı ihlallerin niteliğiyle, parçalanıyor gibi görünüyor. Verilere göre bölge, bölgesel olarak çok taraflı bir savaşa aday olabilir.
Sudan’ın iç düzeyine gelince bu anlaşmanın iki doğrudan etkisi bulunuyor. İlk olarak, özellikle de Sudan’a karşı Rusya- Çin- ABD öfkesi ışığında ordunun silah kaynaklarını çeşitlendirme olasılığına sahip olduğu bir zamanda, Sudan ordusunu lojistik düzeyde desteklemek.
Mısır ordusunun, ideolojik bağlılıklardan sıyrılan, Sudan ordusunun tarihi geleneksel doktrinini desteklemek için çalışacağı da söylenebilir. Bu durum, Sudan ordusu içinde geniş reform süreçlerine de katkıda bulunacak. Ayrıca bölgedeki paralı savaşlarda yer alan ve Sudan açısından uygun olmayan diğer askeri bileşenlere, siyasi ve askeri tarihine karşı iç ağırlığını güçlendirecek.
Mısır Genelkurmay Başkanının Sudan’da belirttiğine göre Kahire’nin Hartum’a desteği, yalnızca askeri bağlamda olmayacak. Sudan ilaç endüstrilerinin gelişimi de dahil olmak üzere birçok alanda bir kalkınma perspektifine sahip olacak. Bu durum, yalnızca bu noktalarla sınırlı kalmayıp, belki de bu Mısır kalkınma desteği, kaynakları nedeniyle Sudan’daki küresel talebi telafi edebilir. Mısır’ın önem gösterdiği gibi yeni gelenlerin Sudan’ın yeteneklerini geliştirme planları yok gibi görünüyor.
Bu noktada şunu belirtmek gerekiyor; Arap zamkı, ABD şirketlerinin Clinton yönetimiyle hareket etmesi nedeniyle, onaylanmasından oldukça kısa bir süre sonra Sudan’a yönelik ABD yaptırımlarından istisna tutuldu. Öyle ki yönetim, zamk ithalatını önlemenin ABD Coca-Cola endüstrisini durdurmak anlamına geldiğini söylüyor. Ayrıca Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi altın üreten ülkeler için önemli bir kaynak olurken, BAE’nin Senegal ve Nijer’den sonra altın sağladığı üçüncü Afrika kaynağı sayılıyor.

Rusya ve İsrail
Öte yandan Rus ‘Rusgeology’ şirketi, Kızıldeniz’in 15. parselinde petrol sondajı için Sudan ile sözleşme imzaladı. Ancak Rus şirketi açısından belki de en önemli adım, ülkenin maden kaynaklarının haritasını çıkarmak için Sudan Maden Bakanlığı ile Temmuz 2018’de imzaladığı sözleşme oldu.
Aynı şekilde İbrahim Barış Anlaşması’nın imzalanmasından sonra, tarımsal yatırım fırsatları ise şu anda İsrail’i ilgilendiren bir durum. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Sudan ile yaptığı anlaşmayı kutladığı konuşmasında bu sektöre değinildi.
İsrail’in bu tavrı, diğer tüm sektörler için en etkili giriş noktası ve doğru kapı olabileceğini için öncelikle askeri sektöre yatırım yapma ilgisini de inkar etmiyor. Bu durum, Afrika kıtasında iyi bilinen bir İsrail davranışıdır. Ve belki de İsrail istihbarat başkanının Sudan’a yönelik son ziyaretini ve orada birkaç gün kalmasını da açıklayabilir.

Sudan’ın siyasi denklemi
Sudan siyasi denklemiyle ilgili olarak, Sudan askeri kuruluşunun Mısır’ın desteğiyle ağırlığının artması, ordunun hükümeti kontrol etme kabiliyetine yansıyacak ve bu denklemin sivil bileşenine ilişkin endişeler doğacak. Bu senaryonun karşısında birtakım frenlerin olduğuna inanıyorum. İlk olarak Libya’da kazanılan Mısır deneyimi. Öyle ki Mısır, Halife Hafter’i ülkede istikrar sağlayıcı olarak dayatamadı. Daha sonra Mısır’ın sert güçlerinin Libya değişiklikleriyle olumlu etkileşimi, Libya’nın batısındaki UMH güçleriyle etkileşim noktasına kadar gerçekleşti. Bu etkileşim, ülkede Müslüman Kardeşler bileşeninin varlığına rağmen oldu.
Bu deneyim, Sudanlı mevkidaşı Meryem es-Sadık ile yaptığı basın toplantısında Mısır Dışişleri Bakanı tarafından da dile getirildi. Mısırlı Bakan, Kahire’nin Hartum’daki geçiş döneminin güvenliğine önem gösterdiğini ve bunun da Mısır’ın Sudan halkının seçimlerini destekleme yolunu (2019 yılında Sudan devrimiyle başlayan yol) doğrulamak anlamına geldiğini vurguladı. Resmi Mısır siyasi elitlerinin deneyimlerinin artmasıyla Sudan’daki çeşitliliğin ancak, temsil ettiği demokratik bir dönüşümle yönetilebileceğini söyledi. Ayrıca Sudan’ın siyasi istikrarını sağlamanın, şu anda Mısır çıkarlarının gerekliliklerinden biri olarak gerektiğini belirtti.
Değerlendirmemizde, ister geçiş dönemini zorla sona erdirerek, isterse de geçiş sonrası seçimleri kendi lehine düzenleyerek olsun ülkede askeri yönetim oluşturmada Sudan’ın askeri bileşeni karşısında sınırlamalar var. 2020 yılı sonunda Kongre tarafından onaylanan Demokratik Geçiş Yasası da buna dahil.

 


Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.


Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
TT

Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)

Suriye hükümeti güvenlik güçleri dün, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile varılan ve Kürtlerin kontrolündeki bölgelerin Suriye devletine entegrasyonunu öngören ateşkes anlaşması kapsamında, kuzeydoğudaki Haseke kentine konuşlandı.

Gazeteciler, öğleden sonra İçişleri Bakanlığı'na ait 20'den fazla araçtan oluşan bir konvoyun Haseke'ye doğru hareket etmeye başladığını gözlemledi. Bir güvenlik kaynağı da Suriye TV'ye "güvenlik güçleri Halep'in doğusundaki Ayn el-Arab (Kobani) şehrinin güneyindeki Şeyh bölgesine girdi ve kademeli olarak tüm bölgeye yayılacak" dedi.

Askeri uzman ve siyasi analist İsmat el-Absi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, anlaşma gereği Haseke ve Kamışlı'ya konuşlandırılacak iç güvenlik güçlerinin "sadece şehir merkezlerinde olacağını, tüm mahallelere yayılmayacağını" belirtti. Ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere de konuşlandırma yapılacağını belirten el-Absi, bunun "bölgedeki güvenlik, askeri ve idari kurumların yeniden birleştirilmesi sürecinde kalıcı bir adım olduğunu ve sadece kısa vadeli bir güvenlik önlemi olmadığını" ifade etti.


Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
TT

Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Kudüs'te ABD elçisi Steve Wittkoff'a, Filistin Yönetimi'nin savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetiminde "hiçbir şekilde" yer almayacağını söyledi.

Netanyahu'nun ofisi, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Başbakan, Filistin Yönetimi'nin (Gazze) sektörünün yönetimine hiçbir şekilde katılmayacağını açıkça belirtti" ifadeleri yer aldı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği Gazze ateşkes planına göre, savaş sonrasında Filistin Yönetimi'nin rolü belirsizliğini koruyor.