Papa, Irak’a farklılıkları ‘birlikte yaşamaya’ dönüştürme çağrısında bulundu

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih dün Bağdat Sarayı’nda Papa Franciscus’u ağırladı. (Reuters)
Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih dün Bağdat Sarayı’nda Papa Franciscus’u ağırladı. (Reuters)
TT

Papa, Irak’a farklılıkları ‘birlikte yaşamaya’ dönüştürme çağrısında bulundu

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih dün Bağdat Sarayı’nda Papa Franciscus’u ağırladı. (Reuters)
Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih dün Bağdat Sarayı’nda Papa Franciscus’u ağırladı. (Reuters)

Papa Franciscus’un uçağı dün Bağdat Uluslararası Havaalanı’na Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi başkanlığındaki heyet tarafından karşılandı. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih de Bağdat Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Irak'ın üst düzey liderleri ve üst düzey liderleriyle birlikte Papa’nın konvoyunun Bağdat Uluslararası Havaalanı yolundan gelmesini bekliyordu. Yüzlerce Irak vatandaşı ellerinde Irak ve Vatikan bayrakları ile yolun kenarında dizildi. Ancak Irakın başkentinin sokaklarının geneli kapsamlı sokağa çıkma yasağı nedeniyle neredeyse boştu.
Bağdat Sarayı’nın Büyük Salonu’nda yapılan törene üst düzey Iraklı liderlerin ve çeşitli sosyal, dini ve yönetim kadrosundan isimlerin yanı sıra sivil toplum kurulularının temsilcileri ile Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ve Arap ve yabancı büyükelçiler katıldı.
Cumhurbaşkanı Salih, Vatikan ve Irak’ın ulusal marşlarının çalınmasının ardından misafirine salonun önüne kadar eşlik etti. Papa yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Beni Irak’a davet eden Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’e teşekkür ederim. İbrahim peygamber ve diğer pek çok peygamber ile yakından bağlantılı olan bu topraklara, medeniyetin beşiğine, uzun zamandır beklenen bu ziyareti gerçekleştirme fırsatı bulduğum için minnettarım. Irak geçtiğimiz onlarca yılda savaş felaketlerinden, terör belasından ve ölüm ile yıkım getiren çatışmalardan çok sıkıntı çekti. İnsanlık dışı saldırıların masum kurbanları Ezidileri hatırlamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Dini mensubiyetleri nedeniyle zulüm gördüler, öldürüldüler, kimlikleri ve hayatları tehlikeye atıldı.”
Papa Franciscus açıklamasında bölgesel sorunlarla mücadele etmek için herksi el ele vermeye devam etti:
“Uluslararası toplumu Irak’ta ve tüm Ortadoğu’da barışı güçlendirmede belirleyici bir rol oynamaya çağırıyorum. Gittikçe artan sıkıntılar tüm insanlık ailesini, ekonomik eşitsizlikler ve bu ülkelerin istikrarını tehdit eden bölgesel gerilimlerle mücadele etmek için dünya çapında el ele vermeye davet ediyor. Silahlar sussun! Burada ve her yerde silahların yayılmasına bir son verelim! Yerel halkla ilgilenmeyen kişisel ve dış menfaatler dursun. Barışı inşa edenlere kulak verelim! Şiddete, aşırıcılığa, taraf tutmaya, hoşgörüsüzlüğe son verilsin! Bu ülkeyi bizimle birlikte yakında ve açık, dürüst ve yapıcı bir mücadele içerisinde inşa etmek isteyen tüm vatandaşlara alan açılsın.”
Papa, 2019 yılının bitiminde on binlerce Iraklının yozlaşmış siyasi tabakayı protesto etmek için sokaklara dökülmesinin üzerinden bir yıldan fazla bir süre sonra gerçekleştirdiği ziyarette “yolsuzluk belası, gücün kötüye kullanılması ve yasa dışı olan her şeye karşı çıkılması” çağrısında bulundu. “Aynı zamanda güvenlik ve istikrarın sağlanması için adalet korunmalı, bütünlük ve şeffaflık geliştirilmeli ve bunlardan sorumlu kurumlar güçlendirilmeli” ifadesini kullandı.
Nüfusun yüzde birini oluşturan Hristiyanlara işaret eden Papa, “Tüm siyasi, sosyal ve dini grupların katılımının sağlanması gerekiyor. Tüm vatandaşların temel insan haklarını güvence altına almalıyız. Kimse ikinci sınıf vatandaş olarak görülmemeli” dedi.
Papa, büyük gerginliklere, karşılıklı mesaj göndermelere ve başta ABD ile İran olmak üzere dış güçlerin aralarındaki hesaplaşmalara tanık olan Irak’a ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ülkelerin Irak halkına uzanan dostluk ve yapıcılığa bağlılık elini geri çekmeyeceklerini ve daha çok siyasi veya ideolojik çıkarlarını dayatmadan yerel yetkililerle ortak sorumluluk ruhu içinde çalışmaya devam edeceklerini umuyorum. Irak, farklılıkların bir arada yaşama ve uzlaşmaya dönüşebileceğini göstermeye davet ediliyor. Diyalog teşvik edilmeli. Tüm toplumların ve yönelimlerin tanınması çağrısında bulunuyoruz.”
Papa ayrıca “Irak’ta atılan reform adımları” olarak adlandırdığı durum için teşvikte bulundu. “Kardeşliğin birçoğunun temel ihtiyaçlarının karşılanması kalıcı barışı da beraberinde getirir. Din, barış ve kardeşliğin hizmetinde olmalıdır. Ayrıca Ortadoğu’da ve tüm dünyada barışı teşvik etmeye çalışılmalı” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Salih, Papa için yaptığı hoşgeldin konuşmasında gerek yeni tip koronavirüs (Kovid-19) gerek Irak’ın karşı karşıya kaldığı terörizm olsun tüm zorluklara, özellikle de devletin barışı sağlama çabalarını baltalamaya çalışan tarafların ve silahlı grupların çok olması sebebiyle kontrol etmekte zorlanılan silahlara dikkat çekti. Papa’nın söz konusu durumlara rağmen bu ziyareti gerçekleştirmekte ısrarcı olmasından mutlu olduğunu dile getirdi. Salih sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hazır Papa hazretleri aramızda aziz ve kerim bir misafir olarak bulunuyorken sevgi, barış, bir arada yaşama ve dini ve sosyal çeşitliliğe destek olma gibi yankısı tüm dünyada duyulan değerleri yeniden vurgulamak için elimizde tarihi bir fırsat var. Doğunun Hristiyanları bu toprakların insanları ve seçkinleridir. Bu yüzden Hristiyansız bir doğu düşünülemez. Hristiyanların doğu ülkelerinden göç etmeye devam etmesi, bu bölgedeki halkların bir arada yaşama gücü açısından vahim sonuçlar doğuracaktır. Hristiyanların baskı yapılmadan dönüşleri sağlama alınmadıkça bölgemiz için hiçbir başarı garanti edilemeyecektir. Bunun için güvenli bir ortam sağlamak üzere çalışılması çağrısında bulunuyorum. Yıllarca süren şiddet ve zulüm Irak’ta 2003 yılında 1,5 milyon olan Hristiyan sayısının bugün 400 bine düşmesine yol açtı.”
Salih Papa’ya hitaben “Kovid-19’un getirdiği sıkıntılara ve zorlu koşullara rağmen Irak’a gelmeniz, ziyaretinizin kıymetini Iraklıların nezdinde ikiye katlıyor” dedi. Salih, Musul’un DEAŞ’tan temizlenmesinin ardından şehirdeki bir kilisenin haçını yerine geri koyarak selamlayan Iraklı askerlerin davranışını hatırlattı. Ayrıca ülkesinin bir çatışma ve dövüş alanı olmasını reddettiğini vurguladı.
Irak Cumhurbaşkanı Salih, Bağdat Sarayı'ndaki kutlamanın bitiminden sonra misafirine Necat Kilisesi'ne kadar eşlik etti. Kilise Irak’taki Hristiyan topluluğundan yüzlerce kişiyi öldüren DEAŞ tarafından patlatılmasının üzerinden 10 yıl geçtikten sonra dün ilk kez üst düzeyde gerçekleştirilen bir ayine tanık oldu.



Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
TT

Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP

ABD, iki yılı aşkın süredir devam eden Sudan savaşında durgunlaşan tabloyu değiştirecek bir adım atarak, Darfur’a yönelik 20 yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunu Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletme niyetini açıkladı. Bu girişim, Washington’ın sınırlı yaptırım politikasından, savaşan tarafların çatışmayı sürdürme kapasitesini doğrudan azaltmaya ve askeri zaferin maliyetini yeniden hesaplayarak müzakere masasına dönmelerini sağlamaya yönelik bir politikaya geçme arayışına işaret ediyor. Riskli görünen bu adım, aynı zamanda Washington’ın dünyanın en büyük ve en ağır insani krizlerinden biri olarak nitelendirilen savaşın önünü açmak için bir gedik oluşturma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, birkaç gün önce Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin insansız hava araçları (İHA), bunların teknolojileri ve parçalarının yanı sıra ihlalleri izlemekle görevli yaptırım uzmanları komitesinin çalışmalarının güçlendirilmesini de kapsadığını söyledi.

Darfur’a ilişkin mevcut silah ambargosu rejiminin süresi 12 Eylül’de sona eriyor. Bu durum, önümüzdeki haftaları Washington’ın ambargonun kapsamının genişletilmesi konusunda BM Güvenlik Konseyi içinde uzlaşı oluşturma kapasitesi açısından bir sınav haline getiriyor. Ancak Rusya, Sudan ordusunun kapasitesini etkileyebilecek hiçbir önlemi kabul etmeyeceğini açıklarken, Çin de yaptırımların genişletilmesine temkinli yaklaşıyor. Bu nedenle tasarının mevcut haliyle kabul edilmesi garanti görünmüyor.

Washington, önerilen ambargoyu yalnızca cezalandırıcı bir önlem değil, daha çok bir baskı aracı olarak değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre ABD yönetimi, savaşan tarafların silahlara erişiminin kısıtlanmasının onları yeniden müzakere masasına dönmeye zorlayabileceği görüşünde. BM Siyasi İşlerden Sorumlu Yetkilisi Rosemary DiCarlo ise tarafların askeri çözüme bel bağlamayı sürdürmesi ve gelişmiş silahların bölgeye kesintisiz akışının devam etmesi konusunda uyarıda bulundu.

Fkkd
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Buna karşılık, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın açıklamaları, savaşta askeri zafer elde etme hedefinin sürdüğünü gösteriyor. Burhan, olası yaptırımların etkisini küçümseyerek, yaptırımlara ilişkin tartışmaların Sudan’ı etkilemeyeceğini veya silahlı kuvvetlerin mücadele azmini zayıflatmayacağını söyledi. Burhan ayrıca ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki tüm bölgeleri geri alana kadar savaşmayı sürdüreceğini vurguladı.

Bu görüş ayrılığı, ABD’nin önerisi etrafında yürütülen siyasi mücadelenin özünü ortaya koyuyor. Washington, savaşan tarafları silah akışının süresiz olarak devam etmeyeceğine ikna etmeye çalışırken, Sudan’daki askeri yönetim hâlâ toprakları askeri yöntemlerle geri alma söylemini sürdürüyor. Aynı durum, mevzilerini güçlendirmeye ve ikmal, silah, insansız hava araçları ile diğer destek ağlarına dayanmaya devam eden HDK için de geçerli.

ABD’nin yaklaşımının temelindeki varsayım, yeniden silahlanma kapasitesinin savaşın ömrünü uzattığı yönünde. Taraflardan her biri kayıplarını telafi edebileceğine, daha fazla İHA, mühimmat, yakıt ve finansman sağlayabileceğine inandığı sürece taviz verme motivasyonu sınırlı kalıyor. Buna karşılık, ikmal faaliyetlerinin daha zor ve maliyetli hale gelmesi durumunda, askeri hesapların zamanla siyasi uzlaşı lehine değişebileceği değerlendiriliyor.

Kfkdk

Sudan’daki savaşta son aylarda İHA’ların kullanımında büyük bir artış yaşandı. İHA’lar artık yalnızca cephe hatlarını hedef almakla kalmıyor, kentlere, pazar yerlerine, elektrik ve su tesislerine ve sağlık merkezlerine kadar ulaşıyor. DiCarlo, İHA’lar da dahil olmak üzere gelişmiş silahların, savaşın siviller üzerindeki maliyetini artıran temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Bu açıdan bakıldığında, İHA’lar ile bunların parçalarının yanı sıra mühimmat ve ağır silahların akışının kısıtlanması, uzun menzilli saldırıların sayısını azaltarak, sivil kayıpları düşürerek, yeni göç dalgalarını sınırlayarak ve hastaneler ile elektrik ve su şebekelerindeki aksamaları azaltarak doğrudan insani kazanımlar sağlayabilir. Bunun yanı sıra insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının önündeki engellerin azaltılmasına da katkı sunabilir. Ancak ABD planının başarısı uygulamaya bağlı kalmaya devam ediyor. Zira 2005’ten bu yana Darfur’a uygulanan ambargo, bölgeye silah akışını engelleyemedi. Bu durum, etkili denetim ve uygulama mekanizmalarıyla desteklenmediğinde BM kararlarının ne ölçüde sınırlı kalabileceğini ortaya koyuyor.

Sudan’daki muhalif sivil güçler, öneriyi kapsamlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesi gerektiğini vurgulayarak memnuniyetle karşıladı. Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, savaşın tarafları üzerindeki baskının, çatışmaları sona erdirmeyi ve sivil süreci yeniden tesis etmeyi amaçlayan ‘bütünleşik bir paketin’ parçası olması gerektiğini, bunun tek başına uygulanan cezalandırıcı bir tedbirle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi - Demokratik Devrimci Akım’ın lideri Yasir Arman ise kısmi önlemlerin ‘savaşı sona erdirmek yerine yönetilmesine’ yol açabileceği uyarısında bulunarak, çatışmaları durduracak ve Sudan’ın birliğini koruyacak şekilde Afrika Birliği (AfB) ile BM arasında ortak bir yol haritası oluşturulması çağrısında bulundu.

Washington’ın ciddiyetinin gerçek sınavı, BM Güvenlik Konseyi’nde alınacak bir kararın ötesine geçerek, silahların satın alınmasını ve Sudan’a taşınmasını kolaylaştıran hava seferleri, kara yolları, aracılar, şirketler ve kişiler de dahil olmak üzere ikmal ağlarının takibine geçebilme kapasitesi olacak.

Fkkfk
 Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Reuters)

Washington’ın savaşı sona erdirmek için yalnızca ambargoya bel bağladığı görülmüyor. Aksine, önerinin, çatışmaların sürdürülmesinin maliyetini artırmaya ve buna paralel olarak müzakere sürecini ilerletmeye yönelik daha kapsamlı bir girişimin parçası olması muhtemel. ABD’li yetkililer, amaçlarının bir tarafın diğerine karşı zafer kazanmasını sağlamak değil, her iki tarafın da sonu görünmeyen açık uçlu bir savaşı sürdürme kapasitesini azaltmak olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, ABD’nin girişiminin ciddiyeti, nihayetinde Sudan’daki savaşan taraflara değil, onlara destek veren aktörlere baskı yapmaya ne ölçüde hazır olduğuyla ölçülecek. Silah akışı devam ettiği takdirde, ambargonun kapsamının genişletilmesi etkisi sınırlı bir hukuki çerçeveden öteye geçemeyecek. Ancak ambargo, denetim mekanizmaları, yaptırımlar ve müzakere kapısını açmaya yönelik eş zamanlı diplomatik baskıyla desteklenirse, savaşın başlamasından bu yana uluslararası toplumun elindeki en güçlü baskı araçlarından birine dönüşebilir.

Özünde ABD’nin önerisi, iki zıt yaklaşımı doğrudan karşı karşıya getiriyor: Washington savaşın sürdürülmesini daha zor ve maliyetli hale getirmek isterken, çatışmanın iki tarafı da tüm toprakların geri alınmasına kadar savaşmayı sürdüreceklerinde ısrar ediyor. Bu iki tutum arasında ise, kapsamlı bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasından önce dahi öldürücü silahların akışını fiilen azaltmayı başaracak her türlü tedbirden en fazla fayda sağlayacak kesim siviller olmaya devam ediyor.


Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
TT

Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)

Birleşik Krallık ve İsrail arasında işgal altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşimlerin genişletilmesiyle ilgili tartışma büyüyor.

Financial Times'ın haberine göre İsrail yönetimi, Britanyalı yetkilileri Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nden çıkarmayı değerlendiriyor.

Merkez, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail'le Hamas arasında sağlanan ateşkesi izlemek üzere kurulmuştu.

Haberde, Tel Aviv yönetiminin diğer Avrupa ülkelerinden yetkililere karşı da benzer önlemler alabileceği savunuluyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, bu haftaki açıklamasında Kiryat Gat'taki Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nde görev yapan Hollandalı yetkililerin sınır dışı edileceğini açıklamıştı. Karara gerekçe olarak Hollanda hükümetinin İsrail'e karşı attığı adımları göstermişti.

Hollanda yönetimi, İsrail işgali altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşim birimlerinden ürünlerin ülkeye girişini yasaklamıştı.

Telegraph, BK Başbakanı Andy Burnham'ın da benzer bir adım atarak Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim yerleriyle ticarete yasak getirmeyi planladığını yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Burnham'ın İsrail'e karşı selefi Keir Starmer'dan daha sert bir tavır takınmak istediğini savunuyor.

Diğer yandan habere göre İşçi Partisi'ndeki İsrail yanlıları Burnham'ın bu planının "fiilen İsrail'in tamamına yönelik bir boykota" varabileceğinden endişeleniyor.  

BK halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e yaptırım uyguluyor. Kaynaklara göre Binyamin Netanyahu hükümetinden diğer radikal sağcı bakanlar da yaptırım listesine alınabilir.

Londra yönetimi, ticaret ambargosunu İsrail'in tartışmalı E1 planıyla ilgili gelişmelerin ardından gündeme getirdi.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı kapsamında 1234 konut inşası için geçen hafta ihale ilanı yayımlamıştı.

BK'nin yanı sıra Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki göstermişti.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" ifadeleri kullanılmıştı.

Independent Türkçe, Telegraph, Times of Israel, Financial Times


İsrail ordusu, Sinvar'ın korumasının öldürüldüğünü açıkladı

İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
TT

İsrail ordusu, Sinvar'ın korumasının öldürüldüğünü açıkladı

İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.

İsrail ordusu, yaptığı açıklamada, hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro eski Başkanı Yahya Sinvar’ın korumalarından birini, pazartesi günü Han Yunus’ta düzenlenen operasyonla öldürdüğünü açıkladı.

İsrail ordusunun açıklamasına göre hedef alınan kişi, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları bünyesindeki “Nuhbe” (özel kuvvetler) biriminin mensubu Rızk Süheyl Ebu Şahme’ydi. Ordu, Ebu Şahme’nin 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Re’im askeri üssüne düzenlenen baskına katıldığını öne sürdü.

İsrail ordusunun bir başka “Nuhbe” mensubunun öldürüldüğünü de duyurduğu açıklamada, Ebu Şahme’nin İsrail güçlerine yönelik saldırı planları yürüttüğü ve ateşkesin sistematik biçimde ihlal edilmesi kapsamında Hamas’ın askeri kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığı iddia edildi. Açıklamada, hava saldırısının “tehdidi ortadan kaldırmak” amacıyla düzenlendiği savunuldu.

Hamas’tan saha kaynakları ise Ebu Şahme’nin Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un El-Mehaskar bölgesinde yaşadığını ve Sinvar’ın güvenliğinden sorumlu “Nuhbe” birliğinde bölük komutanı olduğunu belirtti.

Kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre Ebu Şahme, 7 Ekim saldırısına katıldı ve bazı İsraillilerin kaçırılarak kısa süreliğine alıkonulmasında rol aldı. Kaynaklar, Sinvar’ın korumalığını dönüşümlü olarak yapan çok sayıda kişinin İsrail operasyonlarında öldürüldüğünü, bunların bazılarının doğrudan hedef alınırken bazılarının kamuya açık alanlarda veya Kassam Tugayları mensubu diğer savaşçılarla birlikte gerçekleştirdikleri saldırılar sırasında öldürüldüğünü ifade etti.

Kaynaklar ayrıca Sinvar’ın yaşadığı Han Yunus dışında, Refah gibi farklı bölgelerden kişilerin de koruma ekibinde bulunduğunu belirtti.

Kaynaklardan biri,“Sinvar, diğer liderlerin güvenliğinden Hamas’ın genel güvenlik teşkilatına bağlı güvenlik ve koruma birimlerinin sorumlu olmasının aksine, kendisine eşlik etmesi için sürekli olarak Nuhbe biriminden iyi eğitimli unsurları tercih ediyordu” dedi.

Sinvar’ın yakın çevresi

Hamas’tan diğer kaynaklar ise Sinvar’ın temel korumalarının, kendisine sürekli eşlik eden ve değiştirmediği yakın aile çevresinden kişiler olduğunu belirtti. Bunlar arasında, savaş sırasında amcası Yahya’ya eşlik ettiği dönemde öldürülen yeğeni İbrahim Muhammed Sinvar’ın da bulunduğu kaydedildi.

Sinvar, Gazze'de bir halk etkinliğinde, 2021 (AP)
Sinvar, Gazze'de bir halk etkinliğinde, 2021 (AP)

Yahya Sinvar, Ekim 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinin Tel es-Sultan Mahallesi’nde İsrail askerleriyle yaşanan çatışmalar sırasında öldürülmüştü.

Gazze’de suikastların yoğunlaşacağı endişesi

Bu arada Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplar, İsrail’in önümüzdeki dönemde askeri kanatların önde gelen liderleri ve saha faaliyetlerinde bulunan önemli isimlere yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırmasından endişe ediyor.

İsrail, perşembe akşamı Hamas mensubu İzzam el-Abadile’yi Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir çadırı hedef alan hava saldırısında öldürdü. Gazze kentindeki Şati Mülteci Kampı’na düzenlenen başka bir saldırıda ise bir kişi ağır yaralandı.

Aralarında Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’nın da bulunduğu askeri kanatlar, liderleri ve saha mensuplarına yönelik uyarılar yayımladı. Bu uyarılarda İsrail’in önümüzdeki dönemde suikast operasyonlarını artırma niyetinde olduğu, özellikle de ekim ayında yapılması planlanan Knesset seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte bu riskin arttığı belirtildi.

Bu uyarılardan önce İsrail’in Kanal 13 televizyonu, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in ordudan Gazze Şeridi’ndeki suikast operasyonlarını yoğunlaştırmasını istediğini bildirmişti. Güvenlik kaynakları ise seçimler nedeniyle ordunun şu aşamada gereksiz çatışmalara sürüklenmemesi konusunda uyarıda bulunmuştu.

Zamir, Gazze Şeridi’ndeki İsrail birliklerini ziyaret ederek ordunun Gazze’nin tamamen silahsızlandırılmasına kadar operasyonlarını sürdüreceğini ve 7 Ekim 2023 saldırısına katılan herkesin öldürülmesini hedeflediğini söyledi.

Filistinli gruplardan iki saha kaynağı Şarku’l Avsat’a, yayımlanan talimatlarda lider ve saha mensuplarının bulundukları yerleri değiştirmeleri, güvenli bölgelere geçmeleri, herhangi bir iletişim aracı kullanmamaları ve güvenli biçimde hareket edip gizlenmelerini sağlayacak önlemler almaları gerektiğinin vurgulandığını belirtti.

Filistinliler, Gazze Şeridi’ndeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlenen İsrail saldırısının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (EPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ndeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlenen İsrail saldırısının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (EPA)

Kaynaklara göre mensuplara, İsrail istihbaratı tarafından izleniyor olabilecek yakın çevreleriyle dahi iletişim kurmamaları talimatı verildi.

Talimatlarda ayrıca her türlü hareketliliğin durdurulması ve güvenli olduğu düşünülen iletişim araçları da dahil olmak üzere hiçbir iletişim yönteminin kullanılmaması istendi.

Kaynaklar, talimatlarda Binyamin Netanyahu hükümetinin kapsamlı bir ateşkes anlaşmasını kabul etmek istemediğinin açıkça belirtildiğini ve bu nedenle seçimler öncesinde suikast operasyonlarını artırabileceği değerlendirmesinin yapıldığını belirtti.

Buna göre İsrail’in birkaç gün boyunca büyük çaplı operasyonlar düzenleyerek aynı gün içinde bir dizi suikast gerçekleştirebileceği veya geçmişte birçok kez yaptığı gibi farklı hedeflere eş zamanlı sürpriz saldırılar düzenleyebileceği öne sürüldü. Kaynaklar, İsrail’in savaş sırasında ateşkesi defalarca ihlal ettiğini hatırlattı.

Hamas’tan Gazze Şeridi’ndeki siyasi bir kaynak dün yaptığı açıklamada, Gazze ve Batı Şeria’daki “Filistin kanının”, İsrail hükümetlerinin iktidarda kalmak için kullandığı bir yakıt işlevi gördüğünü savundu. Kaynak, Netanyahu’nun bu politikayı en fazla savunan İsrailli siyasetçilerden biri olduğunu söyledi.

Kaynak, Knesset seçimlerinin ardından da mevcut koşulların değişeceği ve İsrail’in ateşkes ihlallerinin sona ereceği konusunda güveninin olmadığını belirtti. Bunun Netanyahu’nun veya başka bir siyasetçinin seçimi kazanması durumunda da değişmeyeceği değerlendirmesinde bulundu.