Dünya’nın en önemli ekonomi kurumları kadınlara emanet

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde (Reuters)
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde (Reuters)
TT

Dünya’nın en önemli ekonomi kurumları kadınlara emanet

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde (Reuters)
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde (Reuters)

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, kadın ve erkekler arasındaki küresel ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin artmasına neden olsa da, Dünya’nın en önemli uluslararası finans kuruluşlarından bazıları, tarihte ilk kez güçlü kadınlar tarafından yönetilmektedir. Bu da güven ve cinsiyet eşitliği dengesini sağlama girişimi çerçevesinde kadınlara daha fazla alan açılması anlamına geliyor.
Forbes dergisinin geçtiğimiz yılın sonlarında yayınladığı ‘Dünya’nın en güçlü 100 kadını’ listesinin ilk sırasında Almanya Başbakanı Angela Merkel (66) yer aldı. Merkel, arka arkaya on dördüncü kez, listenin zirvesinde kendisine yer bulurken ikinci sırada Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde (65), üçüncü sırasında ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris (56) yer alıyor. İlk üç isminin ardından listenin ilk on ismi ise şöyle sıralanıyor; Avrupa Komisyonu (Avrupa Birliği'nin yürütme kolu) Başkanı Ursula von der Leyen (56), Bill & Melinda Gates Vakfı'nın kurucularından Melinda Gates (56), General Motors Company'nin Yönetim Kurulu Başkanı Mary Barra (59), ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi (80), İspanyol bankacılık grubu Santander Group'un Yönetim Kurulu Başkanı ve Coca-Cola International Group Yönetim Kurulu Üyesi Ana Patricia Botin (60), Amerikan yatırım firması Fidelity Investments'in Başkanı Abigail Johnson (59) ve Amerikan video oyunları şirketi Anthem'in Yönetim Kurulu Başkanı Gail Boudreaux (61).
İlk on ismin yanı sıra listede göze çarpan ve başlıca küresel ekonomi kurumlarının başında yer alan kadınlar ise, ABD Hazine Bakanı Janet Yellen (74), Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva (67) ve Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) yeni Genel Direktörü olan Nijerya’nın eski Maliye Bakanı Ngozi Okonjo Iweala oldu.
Diğer finansal olmayan, ancak önemli uluslararası kurumların başında yer alan kadınlar arasında ise Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) Genel Direktörü Audrey Azoulay (48) ve BM HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) Direktörü Winnie Byanyima (62) yer aldı.
Eski isimlerin çoğu, bir kadının üstlenmesi düşünülemeyen kurum veya kuruluşların yönetici makamı üzerindeki erkek tekelini kırdılar ve bu konumlara gelen ilk kadın olmayı başardılar. Örneğin, Janet Yellen, daha önce ABD Merkez Bankası’nın (FED) ilk kadın başkanıydı. Aynı şekilde Christine Lagarde,  ECB’nin ilk kadın başkanı olmadan önce IMF’nin ilk kadın başkanıydı.
Son dönemde ise bir hanımefendi, Wall Street'in erkek egemen dünyasında liderlik pozisyonuna yükseldi. Wall Street’in önde gelen bankalarından biri olan Citigroup, Şubat ayı sonlarında Jane Fraser'i CEO’luğa getireceğini duyurdu.  Varlık bazında en büyük ABD bankası olan JPMorgan Chase tarafından başlatılan ‘Women on the Move’ (Hareket Halindeki Kadınlar) girişimine göre kadınlar şu anda yatırım portföylerindeki yöneticilerin yalnızca yüzde 6'sını ve hedge (serbest yatırım) fonlarındaki yöneticilerin sadece yüzde 3'ünü oluşturuyor.  
Uluslararası raporlar, kadınlar yönetici pozisyonlarına geldiklerinde ve liderlik kurumlarına dahil edildiklerinde sonuçların muhtemelen daha geniş kapsamlı olacağına işaret ediyorlar. Kadın liderlerin daha erken harekete geçtiği ülkelerde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kaynaklı ölümlerin altı kat daha az olması buna bir örnektir.  Ayrıca, yasama organlarında en önemli kararları alan kadınların oranının daha yüksek olduğu ülkelerde gelir eşitsizliğinin daha düşük seviyelerde olduğu görülmektedir. Ayrıca, kadınlar daha fazla yönetici pozisyonuna geldikçe, şirketler daha fazla kâr ediyorlar.
Dünya Bankası yakın tarihli bir raporunda, dünyanın dört bir yanındaki kadın liderlerin bu eşi görülmemiş mevcut durumuna rağmen, dünya ülkelerinin daha fazla cinsiyet eşitliği sağlamaya çalıştıklarını, ancak Kovid-19 salgınının sağlıklarını, güvenliklerini ve ekonomik güvenliklerini tehdit eden zorluklar yarattığından dünyanın dört bir yanında kadınların halen ekonomik fırsatlarını kısıtlayan yasa ve yönetmeliklerle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Dünya Bankası'nın Kadın, İş ve Hukuk 2021 Raporu, kadınların ekonomiye katılımının önündeki engelleri kaldırmayı amaçlayan reformların birçok bölgede yavaş ve dengesiz bir şekilde uygulandığına işaret ederken kadınların ortalama olarak erkeklere tanınan yasal hakların yalnızca dörtte üçüne sahip olduğunu göstermektedir. Salgının patlak vermesinden önce kadınların zaten dezavantajlı durumda olduklarına dikkati çeken rapor, salgının bazı etkilerini azaltmayı amaçlayan hükümet girişimlerinin her ne kadar yenilikçi olsa da birçok ülkede sınırlı olduğunu da ekliyor.
Bunun yanı sıra birçok hükümetin, pandeminin, çalışan kadınlar üzerindeki bazı etkilerini gidermek için önlemler aldığının altını çizen rapor,  raporda yer alan tüm ekonomilerin dörtte birinden daha azının, pandeminin ortaya çıkmasından önce çalışan ebeveynlere yasal olarak çocuk bakım izni garantisi verdiğini, buna ek olarak pandemi sonrası okulların kapanmasıyla dünya çapında yaklaşık 40 ekonominin daha ebeveynlerin çocuklarına bakmalarına yardımcı olmak için izin veya yardım politikaları uygulamaya başladıklarını belirtti. Ancak bu önlemler, birçok çalışan annenin halihazırda karşılaştığı zorlukları veya çocuklarına bakma noktasında çektikleri sıkıntıları ele alma konusunda yetersiz görülüyor.
 Dünya Bankası Kalkınma Politikası ve Ortaklıklar Genel Müdürü Mari Pangestu konuya ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Birçok ülke, kadınların pandeminin etkilerinin üstesinden gelmelerine yardımcı olmak için proaktif adımlar atması iyimserlik sebebi olmakla birlikte, özellikle çocuk yetiştirmek ve eşit maaş ödemek için ebeveyn izinlerinin iyileştirilmesi konusunda daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği açıktır. İlgili ülkelerin, kadınların, kendileri ve aileleri için en iyi seçimleri yapabilmeleri için ekonomiye katımlını teşvik eden yasal bir ortam yaratmaları gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu birkaç gün önce, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen'in siyasi önceliklerinden biri olan Avrupa Birliği'ndeki (AB) kadın ve erkeklerin eşit işe eşit ücret almalarını sağlamak için ücret şeffaflığına ilişkin bir teklif sundu.
Teklifin, iş arayanlar için ücret bilgileri ve aynı işi yapan işçiler için ödenen maaş seviyelerini bilme hakkı gibi ücret şeffaflığı önlemleri öngördüğünü vurgulayan Avrupa Komisyonu, teklifin, büyük şirketlere cinsiyete dayalı ücret farkını bildirme yükümlülükleri getirirken işçilerin haklarını talep etme araçlarını güçlendirdiğini ve adalete erişimi kolaylaştırdığını belirtti.
Komisyon açıklamasına göre işverenlerin iş arayanlara daha önce aldıkları maaşları sormalarına izin verilmeyecek ve çalışan talep ederse maaşla ilgili anonim verileri sağlamak zorunda kalacaklar. Ayrıca çalışanlar ücret ayrımcılığı için tazminat alma hakkına sahip olacaklar.
Pandeminin hem işveren hem de çalışan üzerindeki etkisini dikkate alan ve özellikle pandemiden çok daha fazla etkilenen kadınlar için şirketlerdeki maaş koşulları hakkında farkındalık yaratılmasının yanı sıra işverenlere ve çalışanlara işyerinde ücret ayrımcılığını ele almaları için daha fazla araç sağlanması gibi yeni tedbirler yürürlüğe girecek. Böylece, özellikle cinsiyet eşitsizliğinin artmasına katkıda bulunan ve kadınları yoksulluk riskiyle daha fazla karşı karşıya bırakan pandeminin yayılmasıyla birlikte maaşlar arasındaki mevcut açığı daha da derinleştiren bir dizi temel faktör ele alınacak.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı bir açıklamada, “Eşit iş eşit ücret hak ediyor. Ücret eşitliği için şeffaflığa ihtiyacımız var. Kadınlar, işverenlerinin kendilerine adil davranıp davranmadığını bilmeliler. Eğer adil değilse buna karşı koyabilmeli ve hak ettiklerini alabilmeliler” şeklinde konuştu.
Avrupa Komisyonunun Adalet, Tüketici ve Cinsiyet Eşitliğinden Sorumlu Üyesi Vera Jourova ise, “Hem kadınların hem de erkeklerin haklarını talep edebilmeleri için güçlendirilme zamanları geldi. İş arayanları ve çalışanları, adil bir ücret talep edebilmeleri ve haklarını bilmeleri için gerekli araçlarla güçlendirmek istiyoruz. Bu nedenle, işverenlerin ücret politikaları konusunda daha şeffaf olmaları gerekiyor. Artık çifte standart yok, bahane yok” dedi.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times