Aşırı sağcı gruplar Almanya’ya karanlık tarihini hatırlatıyor

19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
TT

Aşırı sağcı gruplar Almanya’ya karanlık tarihini hatırlatıyor

19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)

Almanya bugününü, geçmişin hayaletinin gölgesinde yaşıyor. Başkent Berlin'de, Holokost kurbanları için dikilen devasa anıt, şehrin en önemli simgesi olan Brandenburg Kapısı'nın yakınında bulunuyor. Anıt uzaktan bir toplu mezar gibi görünüyor. Aslında inşa edilirken de böyle görünmesi amaçlanmıştı. Söz konusu anıt, birbirlerine yakın dizilmiş çeşitli betonlardan oluşuyor. Uzaktan bakıldığında yan yana dizilmiş onlarca tabut gibi görünüyor.
Bu anıt, kara tarihin unutulmaması ve ‘bir kez daha tekrarlanmaması’ için yapıldı. Nazizim dehşetini hatırlatan tek anıt bu değil. Buna benzer birçok simge de bulunuyor.
Berlin'deki Reich Güvenlik Karargahı’nın yıkıntıları üzerinde, bir açık hava ‘terör topografyası’ sergisi bulunuyor. Nazi suçlarını, Reich hapishanelerinin mahzenlerinde çürürken işkence gören ve öldürülen mahkumları gösteren resimler ve çok daha fazlasıyla belgeliyor.
Almanya'da birçok yerde yol taşları ve kaldırımlar arasına yerleştirilmiş 10 santimetreyi geçmeyen büyüklükteki küçük altın renkli kare plakalar görülebiliyor. Söz konusu plakalar üzerinde isim, doğum ve ölüm tarihleri yazılı. İsimler, çoğunluğu Yahudilerden olmak üzere aralarında azınlıkların da bulunduğu Nazi kurbanlarına ait. Almanca ‘tökezleten blok’ anlamına gelen ‘Stolperstein’ ifadesiyle anılan bu plakalar, kurbanların öldürülmeden önce yaşadıkları evlerin önlerinde yer alıyor.
Ancak görünüşe göre tüm bu işaret ve simgeler bazı Almanlar için yeterli değil. Bu, ‘bazılarına’ göre artık sadece pek bir anlamı olmayan tarihsel simgeler. Hatta Almanya için Alternatif (AfD) Partisi Eş Başkanı Alexander Gauland gibi bazıları daha da ileriye gidiyor. Gauland, Almanya’nın Nazi tarihini hatırlama konusunu abarttığını ve bu yüzden kendini cezalandırdığını düşünüyor. Nazi döneminin, uzun ve başarılı Alman tarihinde ‘kısa bir lekeden’ başka bir şey olmadığını belirten Gauland, ülkenin eski ihtişamına dönebilmesi için bunu atlatması gerektiğine inanıyor.
Gauland’ın aşırı sağcı olarak nitelendirilen partisi, mülteci enkazı ve onlara yöneltilen nefret konusunda tırmanışa neden oldu. 2013 yılında kurulmuş olmasına rağmen, Şansölye Angela Merkel'in yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi kabul etmesine izin verdiği 2015 yılında Almanya mülteci krizinin sonrasına kadar ‘ses çıkarmayı” fiilen başaramadı. Merkel söz konusu dönemde “Bunu yapabiliriz” demişti. Gerçekten de Almanya bunu yaptı. Çok sayıda mültecinin ülkeye girmesine izin vererek onlara ikinci bir yaşam fırsatı tanıdı. Ancak bunun maliyeti Merkel açısından oldukça pahalı oldu. Vatandaşlarının geçmişin izni silme konusundaki istekliliğini ve açıklığını yanlış mı değerlendirdi?
Merkel'in kararı, mültecilere ve Müslümanlara yönelik düşmanlık düzeyinin artmasının ve Almanya için Alternatif Partisi’nin seçim kampanyasının sloganları haline gelen nefretin doğrudan bir nedeniydi. Almanların büyük bir kısmını bu sloganlara kulak verdi. Bu sloganlar, 2017'de aşırı sağ partiyi federal parlamento Bundestag’a taşımayı başardı. Almanya İçin Alternatif, Parlamento'daki en büyük muhalefet partisi haline geldi. Bu, halkın bir kesimine karşı açıkça harekete geçen ve ordusu sayesinde kazanan aşırı sağcı bir partinin parlamentoya ilk girişi oldu.
Partinin bu başarısı, birçok kişinin endişeli bir şekilde şu soruları sormasına neden oldu: Almanya kara tarihini atlamaya ve unutmaya başladı mı? Almanların birlikte büyüdüğü utanç damgası geçmişte mi kaldı? Almanya, Nazizm fikirlerini yeniden canlandırıp nüfusuna karşı renk, ırk ve din temelinde bir ayrımcılığa geri dönecek mi?
Almanya için Alternatif partisinin Parlamento'ya girmesinden bu yana rahatsız edici pek çok soru cevap bulmadı. Aksine arttı. ‘Hanau Katliamı’ kurbanlarının ailelerine sorarsanız, partinin kırmızı çizgileri görünmez hale getirdiğini ve önceden yasak olanların çoğunun bugün tartışılması normal konular olduğunu söylüyorlar.
Bu katliam tam olarak bir yıl ve iki hafta önce, Frankfurt'tan çok uzak olmayan küçük bir kasabada gerçekleşti. 19 Şubat 2020'de 43 yaşında Tobias Rathjen adında beyaz bir Alman, akşam saatlerinde bir nargile kafeye girerek oturanlara ateş açtı. Hepsi göçmen kökenli beş kişinin ölümüne yol açtı. Ardından yakınlarda bulunan başka bir nargile kafeye giderek tekrar ateş açtı. Orada da dört kişinin ölümüne neden oldu. Burada yaşamını yitirenlerin hepsi Müslüman olmamakla beraber göçmen kökenlere sahipti. Rathjen daha sonra evine gidip annesini öldürdü. Babasını affettikten sonra kendini vurdu.
Polis memurları, katilin evinde benimsediği radikal fikirler, komplo teorileri, ırkçı düşünceleri, mülteci ve göçmenlere karşı nefretini yansıtan video ve belgeler ele geçirdi. Özetle bunlar, ‘Almanya için Alternatif’ partisinin Federal Meclis'e girmesinden bu yana yükselişlerini açıkça yeniden başlatan neo-Naziler tarafından ifade edilen fikirlerdi. Katil arkasında bıraktığı manifestodaki odak noktası, özellikle de Almanların yüceltilmesi, insan ırkını taşıdıkları noktaya kıyasla Ortadoğu ve Güney Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin ‘yeterince saf ve zeki olmadıkları’ idi.
Tüm bu kanıtlar, suçtan bir yıl sonra halen soruşturmanın sonuçlarını açıklamayan müfettişler için yeterli değildi. Soruşturmalardan sızdırılan bir belgede bile, odak noktasının adamın radikalliğine değil, ‘delilik’ ve ‘akıl hastalıklarından’ muzdarip olduğuna işaret edildi. Kurbanların seçimi renk ve kökene dayalı olduğu herkes için açık olsa da, hazırlanan raporlara göre bu, kurbanların seçiminin ‘rastgele’ gerçekleştiğini düşünen araştırmacılar için kanıtlanamadı.
Kasıtlı olup olmadıklarına ilişkin sonuçlar henüz net değil. Her şeye rağmen ister polis ister ordu olsun, Alman güvenlik servisleri yaşanılan birçok soruna aşırı sağcılığın müdahil olduğuna işaret ediyor. Son yıllarda birçok Alman şehrinde polis ve ordu mensupları ile ilgili çok sayıda skandalla karşılaşıldı. Tarafsız olması gereken kamu sektöründeki bu insanların Nazi selamı yaptıkları fotoğraflarının ortaya çıkmasından bir asker tarafından depolanan ve mültecilere yönelik operasyonlarda kullanılan silah yığınları bulunmasına kadar birçok olay yaşandı.
Hanau kurbanlarının aileleri için daha da sinir bozucu olan şey, polisten henüz çocuklarının neden öldürüldüğüne ve artık kendilerini güvende hissetmediklerine dair yararlı bir cevap almamış olmaları. Bu insanlar, Almanya’da doğup büyüdü ve anadil olarak Almanca konuşuyorlar. Ancak yine de yabancı olarak görülüyorlar.
Katilin 73 yaşındaki babasının kendilerine tehdit mesajları gönderdiğini ve onun da oğlu gibi radikal fikirlere sahip olduğunu söylüyorlar. Olanlardan oğlunu değil kendilerini suçlu bulduğunu ifade eden bu aileler, Rathjen’i katliam yapmaya teşvik eden kişinin babası olduğundan şüpheleniyorlar.
Buna karşılık baba, tanık olarak soruşturulmasını kabul etmiyor. Suçun işlendiği gece saat sekizde uyuduğunu ve evin içinde silah sesi bile duymadığını söyledi. Bu ifadeler, polis tarafından kabul edilse de kurbanların aileleri tarafından inandırıcı bulunmadı. Gönderdiği tehdit mesajları, polisi soruşturma yürütmeye bile sevk etmedi. Hatta birkaç gün hastanede kalıp eve döndükten sonra ‘onu rahat bırakmalarını ve rahatsız etmemelerini’ bile istedi. Bütün bunlar Hanau kurbanlarının ailelerine bugün ‘terk edilmiş’ olduklarını ve doğdukları Almanya'da artık güvende olmadıklarını hissettiriyor.
Ancak az da olsa bir umut var.
Hanau kurbanlarının fotoğraları katliamın yıl dönümünde Berlin'in Neukölln ve Kreuzberg semtlerinin sokaklarında asıldı. İki bölge, göçmen kökenli büyük topluluklara ev sahipliği yapıyor. O gün bu caddelerde de yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı, ellerinde kurbanların fotoğraflarıyla ve aşırılığın reddedilmesi çağrısında bulunan büyük bir yürüyüş düzenlendi. Ancak yürüyüş, ‘beyaz’ sakinleri açısından daha homojen olan diğer Berlin sokaklarına uzanmadı.
Bu umut bir süreliğine de olsa biraz daha büyüdü. Birkaç gün önce, Alman gazeteleri, iç istihbaratın radikalizmin ve anayasaya aykırı fikirleri teşvik etmesi nedeniyle Almanya için Alternatif partisini gözetim altına aldığını yayınladı. Bu da parti ve üyeleri hakkında bilgi toplamanın, yasaklamanın başlangıcı olabilir. Ancak bu haberin etkisi kısa sürdü. Köln'deki bir mahkeme, istihbarat servislerinin partiyi şu an izlememesine karar verdi. Çünkü bu partiyi, önümüzdeki sonbaharda yapılacak önemli yerel ve federal seçimler öncesinde diğer partilere göre daha zayıf bir konuma getirdi. Ancak mahkemenin kararı geçici. İstihbarat her an vazgeçebilir.
Ancak Almanya'da asıl endişe verici olan, ülkenin eylül ayında Merkel'in emekliliğinin yaklaşmasıyla birlikte bir dönemin sonunun eşiğinde olmasıdır. Onun yerini kim alacak ve bundan sonra siyasi yaşam nasıl olacak? Kimse bilmiyor. Yirmi yılı merkeze doğru çekerek geçirdikten sonra partisi sağa dönecek mi? Almanya, Merkel'in ülkeyi diğerini daha kabul eden bir yere götürdüğü 15 yıllık dönemi sona erdiren ve seçim amaçları için aşırı sağa güzelleme yapan bir şansölye tarafından mı yönetilecek?
Şimdi Almanya'nın gökyüzünde bir grilik beliriyor. Ülke kış mevsiminin bitmesini bekliyor. Bu da beraberinde daha fazla netlik getirebilir. Belki de Almanya için Alternatif Partisi’nin gözetiminin geri dönmesi ve sonunda yasaklanmasıyla, kırmızı çizgiler daha net ortaya çıkacak ve onlarla birlikte ülkenin göklerinde yüzen kara anılar ‘tekrarlanmayacak şekilde’ kalacak.



Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.


ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi
TT

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

Tahran, İran’a ait Lark Adası’nı hedef alan ABD saldırılarına karşılık olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan güçlerine ait noktaları hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları’na göre ABD saldırılarında çok sayıda kişi hayatını kaybederken, bazı kişiler de yaralandı. Söz konusu gelişme, Washington ile Tahran arasında haftalardır yaşanan ilk doğrudan tırmanma olarak kayda geçti.

Devrim Muhafızları, Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan açıklamasında, “ABD-Siyonist hava saldırısına karşılık olarak” füze ve insansız hava araçlarıyla bir operasyon düzenlediğini belirtti. Açıklamada, Ürdün’deki Kral Hüseyin ve Ezrak üslerinde bulunan teknik altyapının, bakım tesislerinin ve savaş uçaklarının konuşlandığı noktaların hedef alındığı ifade edildi.

İran ayrıca, Amerikan güçlerinin konuşlandığı Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Minhad Hava Üssü’nün insansız hava araçlarıyla hedef alındığını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins ise AFP’ye yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları’na bağlı güçlerin Hürmüz Boğazı’na doğru deniz mayınları yüklü füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edildiğini bildirdi.

Karşılıklı saldırılar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve çatışmaların azalma eğiliminde olduğu bir dönemde gerçekleşti.


Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
TT

Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer, Arap ülkelerinden ilişkilerini ve nüfuzlarını kullanarak İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının daha geniş bir tanıma kampanyasına dönüşmesini engellemelerini istedi. Ömer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Somali’nin bu tanımaya yönelik itirazını dile getirmek üzere ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle doğrudan temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında bu adımı atan Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ilk ülke olmuştu. Ardından karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleştirilmiş, Somaliland’ın Kudüs’teki büyükelçiliği açılmış ve bölgenin başkanı İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. İsrail’in tanıması ayrılıkçı bölge açısından önemli bir diplomatik atılım oluştursa da şu ana kadar uluslararası alanda bir tanıma dalgasına yol açmadı.

Ömer, İsrail’in tanımasını ‘sembolik bir adım’ olarak görmediğini belirterek, “Somali’nin uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğünü değiştirmeye yönelik her türlü dış girişimin siyasi, hatta muhtemelen güvenlik açısından sonuçları olacaktır” dedi. Ömer, İsrail’in diplomatik ve güvenlik alanlarında sürece dahil olduğuna dikkat çekerek, bunun Somaliland’daki güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardım edildiğinin açıkça kabul edilmesini de içerdiğini ifade etti.

Ömer, Somali’nin, yabancı bir devletin federal hükümetin onayı olmaksızın Somali topraklarında askeri veya istihbarat varlığı oluşturma yönündeki her türlü girişimi ‘son derece ciddi’ bir mesele olarak ele aldığını vurguladı. Somalili yetkili, “Bu meselenin askerileştirilmesi Somali ve daha geniş bölge açısından tehlikeli olacaktır” uyarısında bulundu.

scdvfgbh
İsrail Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz haziran ayında resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı bölgenin başkanını kabul etti. (X)

İsrail’in Somaliland’ı tanımasına Arap dünyasından gelen tepkiye ilişkin konuşan Ömer, “Arap dünyasının hızlı tepkisi önemliydi. Zira bu tepki, İsrail’in kararının Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda uluslararası veya bölgesel mutabakatı açıkça değiştirmediğini ortaya koydu” dedi.

Ömer, “Amaç yalnızca kınama açıklamaları yapmak değil, tek taraflı bir tanımanın daha geniş bir kampanyaya dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Arap ortaklarımızdan siyasi ilişkilerini ve diplomatik nüfuzlarını proaktif biçimde kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Somali’nin toprak bütünlüğünün yalnızca ülkesini ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Ömer, “Bir Arap ve Afrika ülkesinin parçalanması, sonuçları Somali’nin çok ötesine uzanacak bir emsal oluşturacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’nin egemenliği, güvenliği ve daha geniş stratejik ilişkileri konusunda ABD ile düzenli olarak görüşmeler yürüttüklerini belirten Ömer, “Tanımaya ilişkin her türlü tartışmayı ciddiye alıyoruz. Kongrede ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan üyelerin olduğunu biliyoruz. Ancak siyasi çağrılar ve medyada yer alan spekülasyonlarla ABD’nin resmi politikasını birbirinden ayırmak gerekiyor” dedi. Ömer, Trump yönetiminin tek ve birleşik Somali’ye açıkça destek verdiğini belirterek, “ABD hâlâ Somaliland da dahil olmak üzere Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımaktadır” ifadesini kullandı.

cfvgrth
Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın üyeleri (AP)

ABD’nin Somali’de terörle mücadele, deniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’nun istikrarı gibi önemli stratejik çıkarları bulunduğunu belirten Ömer, “Bu çıkarlar, zaten kırılgan olan bir bölgede daha fazla parçalanmayı teşvik etmekten ziyade istikrarlı ve birleşik bir Somali devleti tarafından daha iyi korunabilir” dedi.

Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ‘mutabakat zaptının’ akıbetine ilişkin ise Ömer, “Somali’nin Etiyopya ile ilişkilerini şu anda düzenleyen çerçeve, 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi’dir. Bu bildiriyle Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini yeniden teyit etti” ifadelerini kullandı. Ömer, Etiyopya’nın denize erişiminin ‘karşılıklı fayda sağlayan ticari düzenlemeler yoluyla ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemen otoritesi altında’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bunun ardından Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile teknik müzakerelere başladık. Bu görüşmeler, Somali’nin egemenliğine zarar vermeden Etiyopya’nın denize güvenilir ticari erişim konusundaki talebini karşılamanın meşru bir yolunun bulunduğunu gösterdi. Dolayısıyla eski mutabakat zaptının dondurulmuş mu yoksa geçersiz mi olduğu konusunda fazla zaman harcanması gerektiğini düşünmüyorum” diyen Ömer, değerlendirmesini sürdürdü.

Ömer, Türkiye ve Mısır’ı ‘Somali’nin önemli stratejik ortakları’ olarak nitelendirdi. Ömer, “Mısır ile ilişkilerimiz tarihi bir geçmişe sahip. Bu ilişkiler özellikle güvenlik, eğitim, kapasite geliştirme, ekonomik ve diplomatik iş birliği alanlarında artık hızla genişliyor” dedi.

sdcfvgt
Aşağı Gubba vilayetindeki Somali ordusu mensupları (SONNA)

Kahire ile ilişkilerin güçlendirilmesinin Ankara ile ilişkilerin zayıflatılmasını gerektirdiğine inanmadığını belirten Ömer, “Somali, ortaklarının birbirleriyle iş birliği yapmasından fayda sağlar” dedi.

Mısır askerlerinin Afrika Birliği (AfB) misyonu kapsamında konuşlandırılmasının gecikmesine ilişkin konuşan Ömer, “Mısır askerlerini konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud da Mısır askerlerini ziyaret ederek hazırlık ve hazır olma düzeylerini yerinde inceledi” dedi. Ömer, sorunun Mısır’ın siyasi taahhüdünün veya birliklerin hazırlık durumunun yetersizliği olmadığını belirterek, “Askerlerin, birliklerin rotasyon sıralaması, lojistik düzenlemeler ve operasyonel gereklilikler dahil olmak üzere AfB ve BM tarafından üzerinde mutabakata varılan sistem çerçevesinde konuşlandırılması gerekiyor. Ayrıca AUSSOM’un sürdürülebilir finansmanına ilişkin daha geniş kapsamlı mesele de bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ömer, Somali’nin bu düzenlemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını istediğini vurguladı.

Kızıldeniz’deki düzenlemelere ilişkin ise Ömer, “Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, deniz güvenliğinin birbirlerinden bağımsız şekilde yönetilemeyeceğinin giderek daha fazla farkına varıyor. Tehditler birbiriyle bağlantılı. Kızıldeniz’in herhangi bir kıyısındaki istikrarsızlık hepimizi etkiliyor” dedi.

Ömer sözlerini şöyle sürdürdü: “Somali, Suudi Arabistan ve Mısır; deniz ulaşımının serbestisi ile Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması konusunda köklü bir stratejik ortak çıkara sahip. Somali, bu yıl ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği daha geniş kapsamlı deniz güvenliği çerçevesine, Mısır ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte katıldı.”

Ömer, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın son yıllarda ağır kayıplar verdiğini belirterek, uluslararası ortakların desteğiyle Somali güçlerinin örgütün önde gelen bazı liderlerini etkisiz hale getirdiğini, ağlarını sekteye uğrattığını ve önemli bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

cvfd
Somali’deki AfB misyonunun barışı koruma güçlerine mensup askerler (Reuters)

Somali’nin bugün ‘faal durumdaki ulusal kurumlara, dünya genelindeki ülkelerle diplomatik ilişkilere, Doğu Afrika Topluluğu üyeliğine, BM Güvenlik Konseyi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nde birer sandalyeye’ sahip olduğunu belirten Ömer, ülkenin önemli ekonomik reformları tamamladığını, borçlarının silinmesini sağladığını ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığını ifade etti. Ömer, buna rağmen Somali’nin hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Eş-Şebab hâlâ tehlikeli… Kurumların daha da güçlendirilmesi gerekiyor ve siyasi anlaşmazlıklar devam ediyor” dedi.

Ömer, Somali’nin önümüzdeki yıllardaki hedefinin ‘uluslararası toplumun istikrar sağlamaya çalıştığı bir devlet olmaktan çıkarak Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve daha geniş bölgenin istikrarına, güvenliğine ve refahına aktif biçimde katkıda bulunan bir devlete dönüşmek’ olduğunu vurguladı.