Aşırı sağcı gruplar Almanya’ya karanlık tarihini hatırlatıyor

19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
TT

Aşırı sağcı gruplar Almanya’ya karanlık tarihini hatırlatıyor

19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)
19 Şubat'ta Hanau Katliamı’nın anısına mum yakan bir Alman. (AP)

Almanya bugününü, geçmişin hayaletinin gölgesinde yaşıyor. Başkent Berlin'de, Holokost kurbanları için dikilen devasa anıt, şehrin en önemli simgesi olan Brandenburg Kapısı'nın yakınında bulunuyor. Anıt uzaktan bir toplu mezar gibi görünüyor. Aslında inşa edilirken de böyle görünmesi amaçlanmıştı. Söz konusu anıt, birbirlerine yakın dizilmiş çeşitli betonlardan oluşuyor. Uzaktan bakıldığında yan yana dizilmiş onlarca tabut gibi görünüyor.
Bu anıt, kara tarihin unutulmaması ve ‘bir kez daha tekrarlanmaması’ için yapıldı. Nazizim dehşetini hatırlatan tek anıt bu değil. Buna benzer birçok simge de bulunuyor.
Berlin'deki Reich Güvenlik Karargahı’nın yıkıntıları üzerinde, bir açık hava ‘terör topografyası’ sergisi bulunuyor. Nazi suçlarını, Reich hapishanelerinin mahzenlerinde çürürken işkence gören ve öldürülen mahkumları gösteren resimler ve çok daha fazlasıyla belgeliyor.
Almanya'da birçok yerde yol taşları ve kaldırımlar arasına yerleştirilmiş 10 santimetreyi geçmeyen büyüklükteki küçük altın renkli kare plakalar görülebiliyor. Söz konusu plakalar üzerinde isim, doğum ve ölüm tarihleri yazılı. İsimler, çoğunluğu Yahudilerden olmak üzere aralarında azınlıkların da bulunduğu Nazi kurbanlarına ait. Almanca ‘tökezleten blok’ anlamına gelen ‘Stolperstein’ ifadesiyle anılan bu plakalar, kurbanların öldürülmeden önce yaşadıkları evlerin önlerinde yer alıyor.
Ancak görünüşe göre tüm bu işaret ve simgeler bazı Almanlar için yeterli değil. Bu, ‘bazılarına’ göre artık sadece pek bir anlamı olmayan tarihsel simgeler. Hatta Almanya için Alternatif (AfD) Partisi Eş Başkanı Alexander Gauland gibi bazıları daha da ileriye gidiyor. Gauland, Almanya’nın Nazi tarihini hatırlama konusunu abarttığını ve bu yüzden kendini cezalandırdığını düşünüyor. Nazi döneminin, uzun ve başarılı Alman tarihinde ‘kısa bir lekeden’ başka bir şey olmadığını belirten Gauland, ülkenin eski ihtişamına dönebilmesi için bunu atlatması gerektiğine inanıyor.
Gauland’ın aşırı sağcı olarak nitelendirilen partisi, mülteci enkazı ve onlara yöneltilen nefret konusunda tırmanışa neden oldu. 2013 yılında kurulmuş olmasına rağmen, Şansölye Angela Merkel'in yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi kabul etmesine izin verdiği 2015 yılında Almanya mülteci krizinin sonrasına kadar ‘ses çıkarmayı” fiilen başaramadı. Merkel söz konusu dönemde “Bunu yapabiliriz” demişti. Gerçekten de Almanya bunu yaptı. Çok sayıda mültecinin ülkeye girmesine izin vererek onlara ikinci bir yaşam fırsatı tanıdı. Ancak bunun maliyeti Merkel açısından oldukça pahalı oldu. Vatandaşlarının geçmişin izni silme konusundaki istekliliğini ve açıklığını yanlış mı değerlendirdi?
Merkel'in kararı, mültecilere ve Müslümanlara yönelik düşmanlık düzeyinin artmasının ve Almanya için Alternatif Partisi’nin seçim kampanyasının sloganları haline gelen nefretin doğrudan bir nedeniydi. Almanların büyük bir kısmını bu sloganlara kulak verdi. Bu sloganlar, 2017'de aşırı sağ partiyi federal parlamento Bundestag’a taşımayı başardı. Almanya İçin Alternatif, Parlamento'daki en büyük muhalefet partisi haline geldi. Bu, halkın bir kesimine karşı açıkça harekete geçen ve ordusu sayesinde kazanan aşırı sağcı bir partinin parlamentoya ilk girişi oldu.
Partinin bu başarısı, birçok kişinin endişeli bir şekilde şu soruları sormasına neden oldu: Almanya kara tarihini atlamaya ve unutmaya başladı mı? Almanların birlikte büyüdüğü utanç damgası geçmişte mi kaldı? Almanya, Nazizm fikirlerini yeniden canlandırıp nüfusuna karşı renk, ırk ve din temelinde bir ayrımcılığa geri dönecek mi?
Almanya için Alternatif partisinin Parlamento'ya girmesinden bu yana rahatsız edici pek çok soru cevap bulmadı. Aksine arttı. ‘Hanau Katliamı’ kurbanlarının ailelerine sorarsanız, partinin kırmızı çizgileri görünmez hale getirdiğini ve önceden yasak olanların çoğunun bugün tartışılması normal konular olduğunu söylüyorlar.
Bu katliam tam olarak bir yıl ve iki hafta önce, Frankfurt'tan çok uzak olmayan küçük bir kasabada gerçekleşti. 19 Şubat 2020'de 43 yaşında Tobias Rathjen adında beyaz bir Alman, akşam saatlerinde bir nargile kafeye girerek oturanlara ateş açtı. Hepsi göçmen kökenli beş kişinin ölümüne yol açtı. Ardından yakınlarda bulunan başka bir nargile kafeye giderek tekrar ateş açtı. Orada da dört kişinin ölümüne neden oldu. Burada yaşamını yitirenlerin hepsi Müslüman olmamakla beraber göçmen kökenlere sahipti. Rathjen daha sonra evine gidip annesini öldürdü. Babasını affettikten sonra kendini vurdu.
Polis memurları, katilin evinde benimsediği radikal fikirler, komplo teorileri, ırkçı düşünceleri, mülteci ve göçmenlere karşı nefretini yansıtan video ve belgeler ele geçirdi. Özetle bunlar, ‘Almanya için Alternatif’ partisinin Federal Meclis'e girmesinden bu yana yükselişlerini açıkça yeniden başlatan neo-Naziler tarafından ifade edilen fikirlerdi. Katil arkasında bıraktığı manifestodaki odak noktası, özellikle de Almanların yüceltilmesi, insan ırkını taşıdıkları noktaya kıyasla Ortadoğu ve Güney Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin ‘yeterince saf ve zeki olmadıkları’ idi.
Tüm bu kanıtlar, suçtan bir yıl sonra halen soruşturmanın sonuçlarını açıklamayan müfettişler için yeterli değildi. Soruşturmalardan sızdırılan bir belgede bile, odak noktasının adamın radikalliğine değil, ‘delilik’ ve ‘akıl hastalıklarından’ muzdarip olduğuna işaret edildi. Kurbanların seçimi renk ve kökene dayalı olduğu herkes için açık olsa da, hazırlanan raporlara göre bu, kurbanların seçiminin ‘rastgele’ gerçekleştiğini düşünen araştırmacılar için kanıtlanamadı.
Kasıtlı olup olmadıklarına ilişkin sonuçlar henüz net değil. Her şeye rağmen ister polis ister ordu olsun, Alman güvenlik servisleri yaşanılan birçok soruna aşırı sağcılığın müdahil olduğuna işaret ediyor. Son yıllarda birçok Alman şehrinde polis ve ordu mensupları ile ilgili çok sayıda skandalla karşılaşıldı. Tarafsız olması gereken kamu sektöründeki bu insanların Nazi selamı yaptıkları fotoğraflarının ortaya çıkmasından bir asker tarafından depolanan ve mültecilere yönelik operasyonlarda kullanılan silah yığınları bulunmasına kadar birçok olay yaşandı.
Hanau kurbanlarının aileleri için daha da sinir bozucu olan şey, polisten henüz çocuklarının neden öldürüldüğüne ve artık kendilerini güvende hissetmediklerine dair yararlı bir cevap almamış olmaları. Bu insanlar, Almanya’da doğup büyüdü ve anadil olarak Almanca konuşuyorlar. Ancak yine de yabancı olarak görülüyorlar.
Katilin 73 yaşındaki babasının kendilerine tehdit mesajları gönderdiğini ve onun da oğlu gibi radikal fikirlere sahip olduğunu söylüyorlar. Olanlardan oğlunu değil kendilerini suçlu bulduğunu ifade eden bu aileler, Rathjen’i katliam yapmaya teşvik eden kişinin babası olduğundan şüpheleniyorlar.
Buna karşılık baba, tanık olarak soruşturulmasını kabul etmiyor. Suçun işlendiği gece saat sekizde uyuduğunu ve evin içinde silah sesi bile duymadığını söyledi. Bu ifadeler, polis tarafından kabul edilse de kurbanların aileleri tarafından inandırıcı bulunmadı. Gönderdiği tehdit mesajları, polisi soruşturma yürütmeye bile sevk etmedi. Hatta birkaç gün hastanede kalıp eve döndükten sonra ‘onu rahat bırakmalarını ve rahatsız etmemelerini’ bile istedi. Bütün bunlar Hanau kurbanlarının ailelerine bugün ‘terk edilmiş’ olduklarını ve doğdukları Almanya'da artık güvende olmadıklarını hissettiriyor.
Ancak az da olsa bir umut var.
Hanau kurbanlarının fotoğraları katliamın yıl dönümünde Berlin'in Neukölln ve Kreuzberg semtlerinin sokaklarında asıldı. İki bölge, göçmen kökenli büyük topluluklara ev sahipliği yapıyor. O gün bu caddelerde de yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı, ellerinde kurbanların fotoğraflarıyla ve aşırılığın reddedilmesi çağrısında bulunan büyük bir yürüyüş düzenlendi. Ancak yürüyüş, ‘beyaz’ sakinleri açısından daha homojen olan diğer Berlin sokaklarına uzanmadı.
Bu umut bir süreliğine de olsa biraz daha büyüdü. Birkaç gün önce, Alman gazeteleri, iç istihbaratın radikalizmin ve anayasaya aykırı fikirleri teşvik etmesi nedeniyle Almanya için Alternatif partisini gözetim altına aldığını yayınladı. Bu da parti ve üyeleri hakkında bilgi toplamanın, yasaklamanın başlangıcı olabilir. Ancak bu haberin etkisi kısa sürdü. Köln'deki bir mahkeme, istihbarat servislerinin partiyi şu an izlememesine karar verdi. Çünkü bu partiyi, önümüzdeki sonbaharda yapılacak önemli yerel ve federal seçimler öncesinde diğer partilere göre daha zayıf bir konuma getirdi. Ancak mahkemenin kararı geçici. İstihbarat her an vazgeçebilir.
Ancak Almanya'da asıl endişe verici olan, ülkenin eylül ayında Merkel'in emekliliğinin yaklaşmasıyla birlikte bir dönemin sonunun eşiğinde olmasıdır. Onun yerini kim alacak ve bundan sonra siyasi yaşam nasıl olacak? Kimse bilmiyor. Yirmi yılı merkeze doğru çekerek geçirdikten sonra partisi sağa dönecek mi? Almanya, Merkel'in ülkeyi diğerini daha kabul eden bir yere götürdüğü 15 yıllık dönemi sona erdiren ve seçim amaçları için aşırı sağa güzelleme yapan bir şansölye tarafından mı yönetilecek?
Şimdi Almanya'nın gökyüzünde bir grilik beliriyor. Ülke kış mevsiminin bitmesini bekliyor. Bu da beraberinde daha fazla netlik getirebilir. Belki de Almanya için Alternatif Partisi’nin gözetiminin geri dönmesi ve sonunda yasaklanmasıyla, kırmızı çizgiler daha net ortaya çıkacak ve onlarla birlikte ülkenin göklerinde yüzen kara anılar ‘tekrarlanmayacak şekilde’ kalacak.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.