Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem el-Mehdi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sudanlı kadınların doğaları gereği güçlü olduklarını ve bu nedenle devrime büyük bir ivme kazandırarak katıldıklarını söyledi

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz Cumartesi günü Sudan'a yaptığı ziyareti öncekilere kıyasla ‘farklı’ olarak nitelendirirken ziyaretin iki ülkenin kalkınma ve istikrarı için stratejik bir ilişki kurma ihtiyacının yoğunlaştığı bir dönemde geldiğine dikkati çekti.
Mehdi, “Bu (ziyaret) çok iyi bilinen bir olay, ama bu kez farklı. Çünkü her iki ülke de birbirinden vazgeçmeye çalıştı. Birbirlerinin iç işlerine hükmetme ve müdahale etme girişimlerinde bulundular, ancak başarılı olamadılar” ifadelerini kullandı.
Sudan Dışişleri Bakanı Mehdi, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“Bu kez durum farklı, çünkü her iki ülke de tüm düzeylerde gerçek zorluklar karşı karşıyalar. Bunlar tüm ekonomik, sosyal ve güvenlik düzeylerinde iki ülke arasındaki tarihi ilişkiyi çağrıştıran ve karşılıklı yatırımlar yapılmasını gerektiren konulardır.”
Röportaj sırasında Sudanlı kadınlarla ilgili konulara değinen Meryem el-Mehdi, Sudan’daki Aralık devriminin ‘kadınları özgürleştirdiğini’ ve devrimin önceki rejimi değiştirerek elde ettiği zaferde önemli bir rol oynamalarıyla neler yapabileceklerini ortaya koyduğunu söyledi. Ancak kadınların devrimdeki rollerine kıyasla yeni hükümette sayılarının az olmasını sert bir şekilde eleştiren Mehdi, kadın hakları kuruluşlarından, ülkedeki denklemi değiştirebilmek için güçlerini birleştirmelerini istedi.
Tüm verilerin toplamının bu bilinçten kaynaklanan bir siyasi irade sağladığının altını çizen Mehdi, “(Mısır ile) birbirimize olan ihtiyacımızın nesnel ve gerçekçi bir şekilde farkındayız. Birimizin diğerine daha yüksek düzeyde bir ilişki dayatmasını değil, ilişkimizin her birimizin iradesiyle gelişmesini istiyoruz. Eski anlaşmalar, ilişkinin önemi, bugünkü koşulların istikrarı ve gelecekte halkların refahı için iki ülke arasında bağların olması gerektiğine dair gerçekçi ve nesnel bir vizyon geliştirmek için eşi benzeri görülmemiş bir ivme kazandırabilir.
İki ülke arasında yapılan, fakat hayata geçirilmeyen büyük anlaşmalar objektif bir şekilde reforme edilerek etkinleştirme ve yeniden canlandırma konusunda fikir birliğine vardıklarını belirten Mehdi,    böylece takvimler belirleyebileceklerini söyledi. Mehdi, “İki ülkenin ve bölgenin çıkarları için stratejik, güvenlik, ekonomik ve politik düzeylerde, dünya çapında hesaplanmış hızlarda ve geniş bir ufukla ilerliyoruz. Mısır ile ilişkimizin başka ilişkilere karşı bir tepki veya başkalarını engelleme değil, ilişkiye yönelik bir eylem ve ülkelerimizde, bölgemizde ve dünyada bir istikrar unsuru olmayı hedefleyen ortak bir anlayışa dayalı bir ilişki olduğunu çok açık bir şekilde söylüyoruz.
Mehdi, daha önce imzalanan ve her iki ülkenin vatandaşlarına yönelik ‘ikamet, çalışma, seyahat ve mülk sahibi olma’ hakkı veren, ama Sudan tarafından uygulanmasına rağmen Mısır’ın uymadığı ‘Dört Özgürlük’ adlı anlaşmaya ilişkin olarak, “Bu da etkinleştirilmesi gereken eski anlaşmalardan biridir” dedi. Cumhurbaşkanı Sisi’nin Hartum'da gerçekleştirdiği resmi görüşmeleri, ‘en yüksek siyasi iradelerin buluşması’ olarak nitelendiren Mehdi, “Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı (Orgeneral Abdulfettah) el-Burhan, Başbakan (Abdullah) Hamduk ve Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı (Muhammed Hasan Dagalo) Hemeti ile yaptığı görüşmelerin devletin tüm kurumlarında aynı tutumu benimsediğimizin ve bunun Sudan yönetimindeki ortaklığın gerçek bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz. Tüm dosyalar, açıkça masaya yatırıldı. Yakında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından Mısır'a bir ziyaret gerçekleştirilecek. Dışişleri Bakanlığı bu ziyarete yönelik hazırlıklarını sürdürüyor. Devletin tüm kurumları, bu ilişki konusunda hemfikirdir. Bu, büyük ve önemli bir mesaj olmanın yanı sıra bu noktada söylemek istediğimiz başlıklardan birdir.
Mısır Cumhurbaşkanı onuruna verilen öğle yemeğine çok sayıda bakanın katıldığını belirten Mehdi, bunun, ‘Sudan'daki siyasi tabanın geniş ve çeşitli olduğunu göstermesinin yanı sıra Mısır ile ilişkinin önemine yönelik bir mesaj’ olduğunu söyledi.
Mısır tarafının Sudan ile ilişkilerini geliştirme konusundaki tutumunu da değerlendiren Bakan Mehdi, Sudan ile ilişkiler, Mısır için birinci öncelik değilse de Mısır’ın bu ilişkilerin stratejik bir öneme sahip olduğuna inandığını belirtti. Mehdi, iki ülke arasındaki başlıca sorunları, stratejik ilişkinin ilerlemesine engel olmaları için şeffaf ve net bir şekilde ele alınması gerektirdiğinin altını çizdi.
Etiyopya'nın Nahda (Rönesans) Barajı konusuna da değinen Bakan Mehdi, Sudan Sulama ve Su Kaynakları Bakanı Yasir Abbas ile Kahire ziyareti sırasında, iki ülkenin Arap Birliği’ndeki (AL) tutumlarında bazı farklılıklar olduğu son toplantının aksine Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısına ortak bir vizyonla girmelerini sağlayan çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Sudanlı bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nahda Barajı’nı, anlaşmazlıklar veya tartışmalara neden olan bir konu yapmak yerine, bir işbirliği alanı ve üç ülkede refah ve kalkınmaya açılan bir kapı yapalım. Hepimiz bu (Nil) nehirden yararlanma hakkına sahibiz. Nehrin yukarı havzasındaki bir ülkenin bunu (baraj) yapma hakkı kesinlikle var, ancak biz, (Sudan ve Mısır) Etiyopya'nın her türlü tek taraflı eylemini reddediyoruz.”
Sudan ve Mısır'ın Afrika Birliği (AfB) öncülüğündeki müzakerelere başlamayı kabul ettiklerini söyleyen Mehdi, ancak Etiyopya'nın önümüzdeki Temmuz ayında barajı ikinci kez doldurmaya başlayacağını duyurduğunu belirterek, “Bu durum, hepimizi riske atsa da Sudan için çok daha tehlikeli. Mısır'ın su güvenliği konusunda bir takım zorluklarla karşı karşıya olduğu doğru, ancak Sudan, barajın doldurulmaya başlanmasından hemen sonra susuz kalacak ve bu da 20 milyon Sudanlının hayatını tehdit edecek” ifadelerini kullandı.
Hartum ve Kahire'nin ortak tutum belirlemek, Afrikalı liderlere barajın tek taraflı olarak doldurulmasının tehlikelerini anlatmak ve Etiyopya'nın tek taraflı eylemlerinin risklerini açıklamak için Afrika’da kapsamlı bir diplomatik girişim başlatmayı kararlaştırdıklarını açıklayan Bakan Mehdi, “Aynı zamanda başta Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD olmak üzere uluslararası toplumla da bir takım ortak adımlar atılacak” dedi. Etiyopya’nın barajı tek taraflı olarak doldurma konusunda ısrar etmesi halinde Mısır ve Sudan’ın masasında başka seçeneklerin de olduğunu söyleyen Bakan Mehdi, bahsi geçen seçeneklerin neler olduğunu açıklamadı.
AL’nin Nahda Barajı müzakerelerindeki tutumuyla ilgili olarak ise Mehdi, Arap ülkelerinin bakanlarının olan biteni takip ettiğini belirterek, “Onlardan şimdilik sadece takip ve dikkat etmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Sudan-Etiyopya sınırındaki durumu olağan halde olduğunu ve herhangi bir ciddi gelişmenin yaşanmadığını söyleyen Bakan Sudanlı Bakan, “Sudan’ın sınırları üzerindeki egemenliği, Etiyopya da dahil olmak üzere ülkeler tarafından tanınmış ve belgelenmiştir. Bizim duruşumuz da buna dayanmaktadır. Güney Sudan ile olan sınırlar çizdiğinde, 1902'de çizilen sınırlara başvuruldu. Eritre'nin Sudan ile sınırları çizilirken de aynı yöntem kullanıldı. Komşumuz Etiyopya, sınıra yakın askeri operasyonlar yapacağı için Sudan ordusunu sınırlara konuşlandırmamızı istedi. Sudan ordusu kan dökülmeyen bir operasyonla sınırlarda konuşlandırıldı. Şimdi her gün onlarca Etiyopyalı mülteci Sudan’a giriş yapıyor. Onları güzel bir şekilde karşılanıyoruz. Sahip olduklarımızı onlarla paylaşıyoruz. Her gün gerçekleşen cinayetler nedeniyle kaçıp Sudan’a sığınan Etiyopyalı mültecilerin sayıları 70 binin üzerinde” ifadelerini kullandı.
Sudan ve Etiyopya arasındaki ilişkiyi ‘stratejik bir ilişki’ olarak nitelendiren Sudanlı bakan, Sudan devrimine yönelik tutumu ve Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen genç bir Afrikalı lider olması nedeniyle Sudanlılardan büyük saygı ve takdir gören Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya’da iç siyasi duruma işaret ederek Sudan'ın iki ülke arasındaki ilişkiler konusunda oldukça istekli olduğunu ve bu nedenle sınırın çizilmesini tamamladıktan sonra Etiyopya ile iş birliklerine açık olduklarını söyledi.
Etiyopya'yı hedef alan geniş medya kampanyalarına rağmen Sudan'ın sessiz kalmasını, Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya'nın iç koşullarına ilişkin değerlendirmesine bağlayan Bakan Mehdi, “Etiyopya’nın iç siyasi denklemleri ve ülkedeki siyasi durumu daha iyi anlamayı tercih ettik. Ancak Etiyopya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Demeke Mekonnen bize yönelik bir kınama açıklamasında bulundu ve iki ülke arasındaki ilişkileri sabote etmeye çalışmakla suçladı. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan açıklamasında Mekonnen, Sudan'ı üçüncü bir şahıs için çalışmakla suçlayarak sınırı aştı. Bu talihsiz suçlamayla Sudan'ı damgalamaya yeltenen Mekonnen’in açıklamalarını, Sudan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamayla açık bir şekilde reddettik. Bu nedenle insanlara bunun bir iç kriz olduğunu, ancak Dışişleri Bakanı'nın eylemlerinin sınırları, ahlakı ve diplomatik normları aştığını anlatan medya kampanyalarına başladık” dedi.
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Sudan’da dışişleri bakanı olarak görev yapan ikinci kadın olduğunun altını çizen Meryem Mehdi, “Dışişleri bakanlığı, hükümetteki en önemli egemen makamlardan biridir. Diplomatik yollarla ulusun çıkarlarını savunmaya yönelik misyonu nedeniyle üstlendiği rolün ciddiyeti, onu ilk sıradaki bakanlık yapmaktadır. Kadının diplomatik çalışmadaki rolüne gelince, Arap dünyası dışında dünyanın dört bir yanında kadınların bu işi yapabilecekleri konusunda farkındalık oluşmuştur” yorumunda bulundu. Kadınların sahip oldukları yüksek düzeydeki sosyal zekanın diplomatik çalışmalarda büyük yardımı dokunduğundan kadınların dışişleri bakanlığı pozisyonuna uygun olduklarını söyleyen Bakan Mehdi, dünya çapında dışişleri bakanlığı yapan çok sayıda kadın olduğunu belirterek, “Tüm dünyada otuzdan fazla kadının dışişleri bakanlığı yaptığını öğrendim, ancak Arap dünyasında hala sadece bir tane kadın dışişleri bakanı var” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanlığı sırasında herhangi bir güçlükle karşılaşmadığını söyleyen Mehdi, bunu 1990'larda muhalif güçlerle savaşırken edindiği ‘askeri’ geçmişine bağladı. Bakan Mehdi, “Askeri deneyim bir kadının yaşayabileceği en zor deneyimdir. Bu yüzden geri kalan her şey çok kolaydır. Bana göre kolay, çünkü herkes neler yaşadığımı ve nasıl tutuklandığımı biliyor. Bunları medyaya anlatıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasette rolünü, Mehdi ailesinden olmasına bağlayan Meryem Mehdi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mehdi ordularında kadınlar da yer alıyordu. Tüm aile savaşıyordu, ben çok devrimci bir aileden geliyorum. Sudan’daki ilk kadın derneği rahmetli babaannem tarafından kuruldu. Batıda (ABD) okuyan ilk Sudanlı kadın, annem Sarah el-Fadil idi. Kadınlar için açılan en eski okul, Mehdi soyundan gelen Şeyh Babekir Bedri ile İmam Abdurrahman el-Mehdi tarafından kuruldu. İmam Mehdi’nin kadınların liderliği ve kamu çalışmalarındaki rolleri üzerine sıra dışı ve devrimci bir ideolojisi vardı.  İmam Mehdi’nin, Sudan’daki kadın ve erkek arasındaki katı ayrıma rağmen kadınlar için erkeklerle eşit temelde din eğitimi almaları için okul açtı. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarında bugünün diliyle katkıda bulundu. Kadın Kuran-ı Kerim hocaları vardı. İmam el-Mehdi'nin kızlarının çoğu Kuran-ı Kerim eğitimi veriyorlardı. Ayrıca, rahmetli Sadık el-Mehdi, Milli Ümmet Partisi kurdu ve din eğitimi alanında birçok devrimci düşünce geliştirdi.”
Bir kadını lider olarak kabul eden Milli Ümmet Partisi'ni geleneksel bir parti olarak sınıflandırılmasına şiddetle karşı çıkan Meryem Mehdi, partisinin zamanın ötesinde bir vizyona sahip olduğunu söyledi. Bakan Mehdi, “Bu tanım, insanları modernistler ve gelenekçiler olarak bölmeyi seven bazı entelektüeller için nostaljinin ötesine geçmiyor” dedi. Modernitenin kriterlerini analojiye uygun şekilde tanımlama çağrısında bulunan Mehdi, “Solcu kesim, geleneksel mi yoksa modernist mi?” diye sordu.
Sudanlı kadınların Aralık devrimine olan geniş katılımını, tüm devrimlere katılan Sudanlı kadınların doğasına bağlayan Mehdi, eski rejimin kadınlara karşı ‘uygunsuz transparan kıyafet’ gibi bir dizi yasa çıkardığına dikkat çekerek, bu yasaların Sudan toplumu için kabul edilemez olan aşağılamalara yol açtığını söyledi. Mehdi, “Sudanlı kadınlar Müslüman oldukları için savaşmak zorunda kalmadılar, ancak kırbaç cezaları almaya ve hakarete uğramaya başladıklarında, şiddetli baskı yüzünden güçlenip cüretkar bir hale geldiler. Aynı zamanda eski rejim döneminde karşılaştıkları bazı ihlaller de buna yol açtı” şeklinde konuştu.
Sudan’da kadınların Meclis’teki sandalyelerin yüzde 40'ını elde etmelerinin denklemi değiştireceğine inanan Mehdi, “Kadınlar yüzde 30 güce sahip olursa denklem değişir, bu nedenle Sudanlı kadınların yüzde 40’a sahip olması çok daha iyi” dedi. Ancak kadınların hükümetteki sayılarının az olmasına işaret eden Mehdi, Başbakan'ın çabalarına rağmen hükümette yer alan kadınların sayısı şuan yüzde 15'i geçmiyor. Başbakan’ın ısrarı olmasaydı, bu oran çok daha düşük olacaktı” ifadelerini kullandı.
 Sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri, kadınları mücadelelerine ve çabalarına uygun şekilde çalışmalara katılımlarını sağlamamaları nedeniyle eleştiren Mehdi, “Kadınların az sayıda olmaları, tek başına hükümetin sorumluluğu değildir. Bunun için aynı zamanda güçlü kadın hakları örgütlerinin ve baskı gruplarının da elini taşın altına koyması gerekir” dedi.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.