Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem el-Mehdi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sudanlı kadınların doğaları gereği güçlü olduklarını ve bu nedenle devrime büyük bir ivme kazandırarak katıldıklarını söyledi

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz Cumartesi günü Sudan'a yaptığı ziyareti öncekilere kıyasla ‘farklı’ olarak nitelendirirken ziyaretin iki ülkenin kalkınma ve istikrarı için stratejik bir ilişki kurma ihtiyacının yoğunlaştığı bir dönemde geldiğine dikkati çekti.
Mehdi, “Bu (ziyaret) çok iyi bilinen bir olay, ama bu kez farklı. Çünkü her iki ülke de birbirinden vazgeçmeye çalıştı. Birbirlerinin iç işlerine hükmetme ve müdahale etme girişimlerinde bulundular, ancak başarılı olamadılar” ifadelerini kullandı.
Sudan Dışişleri Bakanı Mehdi, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“Bu kez durum farklı, çünkü her iki ülke de tüm düzeylerde gerçek zorluklar karşı karşıyalar. Bunlar tüm ekonomik, sosyal ve güvenlik düzeylerinde iki ülke arasındaki tarihi ilişkiyi çağrıştıran ve karşılıklı yatırımlar yapılmasını gerektiren konulardır.”
Röportaj sırasında Sudanlı kadınlarla ilgili konulara değinen Meryem el-Mehdi, Sudan’daki Aralık devriminin ‘kadınları özgürleştirdiğini’ ve devrimin önceki rejimi değiştirerek elde ettiği zaferde önemli bir rol oynamalarıyla neler yapabileceklerini ortaya koyduğunu söyledi. Ancak kadınların devrimdeki rollerine kıyasla yeni hükümette sayılarının az olmasını sert bir şekilde eleştiren Mehdi, kadın hakları kuruluşlarından, ülkedeki denklemi değiştirebilmek için güçlerini birleştirmelerini istedi.
Tüm verilerin toplamının bu bilinçten kaynaklanan bir siyasi irade sağladığının altını çizen Mehdi, “(Mısır ile) birbirimize olan ihtiyacımızın nesnel ve gerçekçi bir şekilde farkındayız. Birimizin diğerine daha yüksek düzeyde bir ilişki dayatmasını değil, ilişkimizin her birimizin iradesiyle gelişmesini istiyoruz. Eski anlaşmalar, ilişkinin önemi, bugünkü koşulların istikrarı ve gelecekte halkların refahı için iki ülke arasında bağların olması gerektiğine dair gerçekçi ve nesnel bir vizyon geliştirmek için eşi benzeri görülmemiş bir ivme kazandırabilir.
İki ülke arasında yapılan, fakat hayata geçirilmeyen büyük anlaşmalar objektif bir şekilde reforme edilerek etkinleştirme ve yeniden canlandırma konusunda fikir birliğine vardıklarını belirten Mehdi,    böylece takvimler belirleyebileceklerini söyledi. Mehdi, “İki ülkenin ve bölgenin çıkarları için stratejik, güvenlik, ekonomik ve politik düzeylerde, dünya çapında hesaplanmış hızlarda ve geniş bir ufukla ilerliyoruz. Mısır ile ilişkimizin başka ilişkilere karşı bir tepki veya başkalarını engelleme değil, ilişkiye yönelik bir eylem ve ülkelerimizde, bölgemizde ve dünyada bir istikrar unsuru olmayı hedefleyen ortak bir anlayışa dayalı bir ilişki olduğunu çok açık bir şekilde söylüyoruz.
Mehdi, daha önce imzalanan ve her iki ülkenin vatandaşlarına yönelik ‘ikamet, çalışma, seyahat ve mülk sahibi olma’ hakkı veren, ama Sudan tarafından uygulanmasına rağmen Mısır’ın uymadığı ‘Dört Özgürlük’ adlı anlaşmaya ilişkin olarak, “Bu da etkinleştirilmesi gereken eski anlaşmalardan biridir” dedi. Cumhurbaşkanı Sisi’nin Hartum'da gerçekleştirdiği resmi görüşmeleri, ‘en yüksek siyasi iradelerin buluşması’ olarak nitelendiren Mehdi, “Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı (Orgeneral Abdulfettah) el-Burhan, Başbakan (Abdullah) Hamduk ve Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı (Muhammed Hasan Dagalo) Hemeti ile yaptığı görüşmelerin devletin tüm kurumlarında aynı tutumu benimsediğimizin ve bunun Sudan yönetimindeki ortaklığın gerçek bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz. Tüm dosyalar, açıkça masaya yatırıldı. Yakında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından Mısır'a bir ziyaret gerçekleştirilecek. Dışişleri Bakanlığı bu ziyarete yönelik hazırlıklarını sürdürüyor. Devletin tüm kurumları, bu ilişki konusunda hemfikirdir. Bu, büyük ve önemli bir mesaj olmanın yanı sıra bu noktada söylemek istediğimiz başlıklardan birdir.
Mısır Cumhurbaşkanı onuruna verilen öğle yemeğine çok sayıda bakanın katıldığını belirten Mehdi, bunun, ‘Sudan'daki siyasi tabanın geniş ve çeşitli olduğunu göstermesinin yanı sıra Mısır ile ilişkinin önemine yönelik bir mesaj’ olduğunu söyledi.
Mısır tarafının Sudan ile ilişkilerini geliştirme konusundaki tutumunu da değerlendiren Bakan Mehdi, Sudan ile ilişkiler, Mısır için birinci öncelik değilse de Mısır’ın bu ilişkilerin stratejik bir öneme sahip olduğuna inandığını belirtti. Mehdi, iki ülke arasındaki başlıca sorunları, stratejik ilişkinin ilerlemesine engel olmaları için şeffaf ve net bir şekilde ele alınması gerektirdiğinin altını çizdi.
Etiyopya'nın Nahda (Rönesans) Barajı konusuna da değinen Bakan Mehdi, Sudan Sulama ve Su Kaynakları Bakanı Yasir Abbas ile Kahire ziyareti sırasında, iki ülkenin Arap Birliği’ndeki (AL) tutumlarında bazı farklılıklar olduğu son toplantının aksine Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısına ortak bir vizyonla girmelerini sağlayan çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Sudanlı bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nahda Barajı’nı, anlaşmazlıklar veya tartışmalara neden olan bir konu yapmak yerine, bir işbirliği alanı ve üç ülkede refah ve kalkınmaya açılan bir kapı yapalım. Hepimiz bu (Nil) nehirden yararlanma hakkına sahibiz. Nehrin yukarı havzasındaki bir ülkenin bunu (baraj) yapma hakkı kesinlikle var, ancak biz, (Sudan ve Mısır) Etiyopya'nın her türlü tek taraflı eylemini reddediyoruz.”
Sudan ve Mısır'ın Afrika Birliği (AfB) öncülüğündeki müzakerelere başlamayı kabul ettiklerini söyleyen Mehdi, ancak Etiyopya'nın önümüzdeki Temmuz ayında barajı ikinci kez doldurmaya başlayacağını duyurduğunu belirterek, “Bu durum, hepimizi riske atsa da Sudan için çok daha tehlikeli. Mısır'ın su güvenliği konusunda bir takım zorluklarla karşı karşıya olduğu doğru, ancak Sudan, barajın doldurulmaya başlanmasından hemen sonra susuz kalacak ve bu da 20 milyon Sudanlının hayatını tehdit edecek” ifadelerini kullandı.
Hartum ve Kahire'nin ortak tutum belirlemek, Afrikalı liderlere barajın tek taraflı olarak doldurulmasının tehlikelerini anlatmak ve Etiyopya'nın tek taraflı eylemlerinin risklerini açıklamak için Afrika’da kapsamlı bir diplomatik girişim başlatmayı kararlaştırdıklarını açıklayan Bakan Mehdi, “Aynı zamanda başta Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD olmak üzere uluslararası toplumla da bir takım ortak adımlar atılacak” dedi. Etiyopya’nın barajı tek taraflı olarak doldurma konusunda ısrar etmesi halinde Mısır ve Sudan’ın masasında başka seçeneklerin de olduğunu söyleyen Bakan Mehdi, bahsi geçen seçeneklerin neler olduğunu açıklamadı.
AL’nin Nahda Barajı müzakerelerindeki tutumuyla ilgili olarak ise Mehdi, Arap ülkelerinin bakanlarının olan biteni takip ettiğini belirterek, “Onlardan şimdilik sadece takip ve dikkat etmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Sudan-Etiyopya sınırındaki durumu olağan halde olduğunu ve herhangi bir ciddi gelişmenin yaşanmadığını söyleyen Bakan Sudanlı Bakan, “Sudan’ın sınırları üzerindeki egemenliği, Etiyopya da dahil olmak üzere ülkeler tarafından tanınmış ve belgelenmiştir. Bizim duruşumuz da buna dayanmaktadır. Güney Sudan ile olan sınırlar çizdiğinde, 1902'de çizilen sınırlara başvuruldu. Eritre'nin Sudan ile sınırları çizilirken de aynı yöntem kullanıldı. Komşumuz Etiyopya, sınıra yakın askeri operasyonlar yapacağı için Sudan ordusunu sınırlara konuşlandırmamızı istedi. Sudan ordusu kan dökülmeyen bir operasyonla sınırlarda konuşlandırıldı. Şimdi her gün onlarca Etiyopyalı mülteci Sudan’a giriş yapıyor. Onları güzel bir şekilde karşılanıyoruz. Sahip olduklarımızı onlarla paylaşıyoruz. Her gün gerçekleşen cinayetler nedeniyle kaçıp Sudan’a sığınan Etiyopyalı mültecilerin sayıları 70 binin üzerinde” ifadelerini kullandı.
Sudan ve Etiyopya arasındaki ilişkiyi ‘stratejik bir ilişki’ olarak nitelendiren Sudanlı bakan, Sudan devrimine yönelik tutumu ve Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen genç bir Afrikalı lider olması nedeniyle Sudanlılardan büyük saygı ve takdir gören Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya’da iç siyasi duruma işaret ederek Sudan'ın iki ülke arasındaki ilişkiler konusunda oldukça istekli olduğunu ve bu nedenle sınırın çizilmesini tamamladıktan sonra Etiyopya ile iş birliklerine açık olduklarını söyledi.
Etiyopya'yı hedef alan geniş medya kampanyalarına rağmen Sudan'ın sessiz kalmasını, Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya'nın iç koşullarına ilişkin değerlendirmesine bağlayan Bakan Mehdi, “Etiyopya’nın iç siyasi denklemleri ve ülkedeki siyasi durumu daha iyi anlamayı tercih ettik. Ancak Etiyopya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Demeke Mekonnen bize yönelik bir kınama açıklamasında bulundu ve iki ülke arasındaki ilişkileri sabote etmeye çalışmakla suçladı. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan açıklamasında Mekonnen, Sudan'ı üçüncü bir şahıs için çalışmakla suçlayarak sınırı aştı. Bu talihsiz suçlamayla Sudan'ı damgalamaya yeltenen Mekonnen’in açıklamalarını, Sudan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamayla açık bir şekilde reddettik. Bu nedenle insanlara bunun bir iç kriz olduğunu, ancak Dışişleri Bakanı'nın eylemlerinin sınırları, ahlakı ve diplomatik normları aştığını anlatan medya kampanyalarına başladık” dedi.
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Sudan’da dışişleri bakanı olarak görev yapan ikinci kadın olduğunun altını çizen Meryem Mehdi, “Dışişleri bakanlığı, hükümetteki en önemli egemen makamlardan biridir. Diplomatik yollarla ulusun çıkarlarını savunmaya yönelik misyonu nedeniyle üstlendiği rolün ciddiyeti, onu ilk sıradaki bakanlık yapmaktadır. Kadının diplomatik çalışmadaki rolüne gelince, Arap dünyası dışında dünyanın dört bir yanında kadınların bu işi yapabilecekleri konusunda farkındalık oluşmuştur” yorumunda bulundu. Kadınların sahip oldukları yüksek düzeydeki sosyal zekanın diplomatik çalışmalarda büyük yardımı dokunduğundan kadınların dışişleri bakanlığı pozisyonuna uygun olduklarını söyleyen Bakan Mehdi, dünya çapında dışişleri bakanlığı yapan çok sayıda kadın olduğunu belirterek, “Tüm dünyada otuzdan fazla kadının dışişleri bakanlığı yaptığını öğrendim, ancak Arap dünyasında hala sadece bir tane kadın dışişleri bakanı var” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanlığı sırasında herhangi bir güçlükle karşılaşmadığını söyleyen Mehdi, bunu 1990'larda muhalif güçlerle savaşırken edindiği ‘askeri’ geçmişine bağladı. Bakan Mehdi, “Askeri deneyim bir kadının yaşayabileceği en zor deneyimdir. Bu yüzden geri kalan her şey çok kolaydır. Bana göre kolay, çünkü herkes neler yaşadığımı ve nasıl tutuklandığımı biliyor. Bunları medyaya anlatıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasette rolünü, Mehdi ailesinden olmasına bağlayan Meryem Mehdi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mehdi ordularında kadınlar da yer alıyordu. Tüm aile savaşıyordu, ben çok devrimci bir aileden geliyorum. Sudan’daki ilk kadın derneği rahmetli babaannem tarafından kuruldu. Batıda (ABD) okuyan ilk Sudanlı kadın, annem Sarah el-Fadil idi. Kadınlar için açılan en eski okul, Mehdi soyundan gelen Şeyh Babekir Bedri ile İmam Abdurrahman el-Mehdi tarafından kuruldu. İmam Mehdi’nin kadınların liderliği ve kamu çalışmalarındaki rolleri üzerine sıra dışı ve devrimci bir ideolojisi vardı.  İmam Mehdi’nin, Sudan’daki kadın ve erkek arasındaki katı ayrıma rağmen kadınlar için erkeklerle eşit temelde din eğitimi almaları için okul açtı. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarında bugünün diliyle katkıda bulundu. Kadın Kuran-ı Kerim hocaları vardı. İmam el-Mehdi'nin kızlarının çoğu Kuran-ı Kerim eğitimi veriyorlardı. Ayrıca, rahmetli Sadık el-Mehdi, Milli Ümmet Partisi kurdu ve din eğitimi alanında birçok devrimci düşünce geliştirdi.”
Bir kadını lider olarak kabul eden Milli Ümmet Partisi'ni geleneksel bir parti olarak sınıflandırılmasına şiddetle karşı çıkan Meryem Mehdi, partisinin zamanın ötesinde bir vizyona sahip olduğunu söyledi. Bakan Mehdi, “Bu tanım, insanları modernistler ve gelenekçiler olarak bölmeyi seven bazı entelektüeller için nostaljinin ötesine geçmiyor” dedi. Modernitenin kriterlerini analojiye uygun şekilde tanımlama çağrısında bulunan Mehdi, “Solcu kesim, geleneksel mi yoksa modernist mi?” diye sordu.
Sudanlı kadınların Aralık devrimine olan geniş katılımını, tüm devrimlere katılan Sudanlı kadınların doğasına bağlayan Mehdi, eski rejimin kadınlara karşı ‘uygunsuz transparan kıyafet’ gibi bir dizi yasa çıkardığına dikkat çekerek, bu yasaların Sudan toplumu için kabul edilemez olan aşağılamalara yol açtığını söyledi. Mehdi, “Sudanlı kadınlar Müslüman oldukları için savaşmak zorunda kalmadılar, ancak kırbaç cezaları almaya ve hakarete uğramaya başladıklarında, şiddetli baskı yüzünden güçlenip cüretkar bir hale geldiler. Aynı zamanda eski rejim döneminde karşılaştıkları bazı ihlaller de buna yol açtı” şeklinde konuştu.
Sudan’da kadınların Meclis’teki sandalyelerin yüzde 40'ını elde etmelerinin denklemi değiştireceğine inanan Mehdi, “Kadınlar yüzde 30 güce sahip olursa denklem değişir, bu nedenle Sudanlı kadınların yüzde 40’a sahip olması çok daha iyi” dedi. Ancak kadınların hükümetteki sayılarının az olmasına işaret eden Mehdi, Başbakan'ın çabalarına rağmen hükümette yer alan kadınların sayısı şuan yüzde 15'i geçmiyor. Başbakan’ın ısrarı olmasaydı, bu oran çok daha düşük olacaktı” ifadelerini kullandı.
 Sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri, kadınları mücadelelerine ve çabalarına uygun şekilde çalışmalara katılımlarını sağlamamaları nedeniyle eleştiren Mehdi, “Kadınların az sayıda olmaları, tek başına hükümetin sorumluluğu değildir. Bunun için aynı zamanda güçlü kadın hakları örgütlerinin ve baskı gruplarının da elini taşın altına koyması gerekir” dedi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.