Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem el-Mehdi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sudanlı kadınların doğaları gereği güçlü olduklarını ve bu nedenle devrime büyük bir ivme kazandırarak katıldıklarını söyledi

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Etiyopya barajın tek taraflı olarak doldurulmasında ısrar ederse Sudan ve Mısır diğer seçenekleri masaya yatıracaktır

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)
Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi (Şarku’l Avsat)

Sudan Dışişleri Bakanı Meryem Sadık el-Mehdi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz Cumartesi günü Sudan'a yaptığı ziyareti öncekilere kıyasla ‘farklı’ olarak nitelendirirken ziyaretin iki ülkenin kalkınma ve istikrarı için stratejik bir ilişki kurma ihtiyacının yoğunlaştığı bir dönemde geldiğine dikkati çekti.
Mehdi, “Bu (ziyaret) çok iyi bilinen bir olay, ama bu kez farklı. Çünkü her iki ülke de birbirinden vazgeçmeye çalıştı. Birbirlerinin iç işlerine hükmetme ve müdahale etme girişimlerinde bulundular, ancak başarılı olamadılar” ifadelerini kullandı.
Sudan Dışişleri Bakanı Mehdi, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“Bu kez durum farklı, çünkü her iki ülke de tüm düzeylerde gerçek zorluklar karşı karşıyalar. Bunlar tüm ekonomik, sosyal ve güvenlik düzeylerinde iki ülke arasındaki tarihi ilişkiyi çağrıştıran ve karşılıklı yatırımlar yapılmasını gerektiren konulardır.”
Röportaj sırasında Sudanlı kadınlarla ilgili konulara değinen Meryem el-Mehdi, Sudan’daki Aralık devriminin ‘kadınları özgürleştirdiğini’ ve devrimin önceki rejimi değiştirerek elde ettiği zaferde önemli bir rol oynamalarıyla neler yapabileceklerini ortaya koyduğunu söyledi. Ancak kadınların devrimdeki rollerine kıyasla yeni hükümette sayılarının az olmasını sert bir şekilde eleştiren Mehdi, kadın hakları kuruluşlarından, ülkedeki denklemi değiştirebilmek için güçlerini birleştirmelerini istedi.
Tüm verilerin toplamının bu bilinçten kaynaklanan bir siyasi irade sağladığının altını çizen Mehdi, “(Mısır ile) birbirimize olan ihtiyacımızın nesnel ve gerçekçi bir şekilde farkındayız. Birimizin diğerine daha yüksek düzeyde bir ilişki dayatmasını değil, ilişkimizin her birimizin iradesiyle gelişmesini istiyoruz. Eski anlaşmalar, ilişkinin önemi, bugünkü koşulların istikrarı ve gelecekte halkların refahı için iki ülke arasında bağların olması gerektiğine dair gerçekçi ve nesnel bir vizyon geliştirmek için eşi benzeri görülmemiş bir ivme kazandırabilir.
İki ülke arasında yapılan, fakat hayata geçirilmeyen büyük anlaşmalar objektif bir şekilde reforme edilerek etkinleştirme ve yeniden canlandırma konusunda fikir birliğine vardıklarını belirten Mehdi,    böylece takvimler belirleyebileceklerini söyledi. Mehdi, “İki ülkenin ve bölgenin çıkarları için stratejik, güvenlik, ekonomik ve politik düzeylerde, dünya çapında hesaplanmış hızlarda ve geniş bir ufukla ilerliyoruz. Mısır ile ilişkimizin başka ilişkilere karşı bir tepki veya başkalarını engelleme değil, ilişkiye yönelik bir eylem ve ülkelerimizde, bölgemizde ve dünyada bir istikrar unsuru olmayı hedefleyen ortak bir anlayışa dayalı bir ilişki olduğunu çok açık bir şekilde söylüyoruz.
Mehdi, daha önce imzalanan ve her iki ülkenin vatandaşlarına yönelik ‘ikamet, çalışma, seyahat ve mülk sahibi olma’ hakkı veren, ama Sudan tarafından uygulanmasına rağmen Mısır’ın uymadığı ‘Dört Özgürlük’ adlı anlaşmaya ilişkin olarak, “Bu da etkinleştirilmesi gereken eski anlaşmalardan biridir” dedi. Cumhurbaşkanı Sisi’nin Hartum'da gerçekleştirdiği resmi görüşmeleri, ‘en yüksek siyasi iradelerin buluşması’ olarak nitelendiren Mehdi, “Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı (Orgeneral Abdulfettah) el-Burhan, Başbakan (Abdullah) Hamduk ve Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı (Muhammed Hasan Dagalo) Hemeti ile yaptığı görüşmelerin devletin tüm kurumlarında aynı tutumu benimsediğimizin ve bunun Sudan yönetimindeki ortaklığın gerçek bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz. Tüm dosyalar, açıkça masaya yatırıldı. Yakında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından Mısır'a bir ziyaret gerçekleştirilecek. Dışişleri Bakanlığı bu ziyarete yönelik hazırlıklarını sürdürüyor. Devletin tüm kurumları, bu ilişki konusunda hemfikirdir. Bu, büyük ve önemli bir mesaj olmanın yanı sıra bu noktada söylemek istediğimiz başlıklardan birdir.
Mısır Cumhurbaşkanı onuruna verilen öğle yemeğine çok sayıda bakanın katıldığını belirten Mehdi, bunun, ‘Sudan'daki siyasi tabanın geniş ve çeşitli olduğunu göstermesinin yanı sıra Mısır ile ilişkinin önemine yönelik bir mesaj’ olduğunu söyledi.
Mısır tarafının Sudan ile ilişkilerini geliştirme konusundaki tutumunu da değerlendiren Bakan Mehdi, Sudan ile ilişkiler, Mısır için birinci öncelik değilse de Mısır’ın bu ilişkilerin stratejik bir öneme sahip olduğuna inandığını belirtti. Mehdi, iki ülke arasındaki başlıca sorunları, stratejik ilişkinin ilerlemesine engel olmaları için şeffaf ve net bir şekilde ele alınması gerektirdiğinin altını çizdi.
Etiyopya'nın Nahda (Rönesans) Barajı konusuna da değinen Bakan Mehdi, Sudan Sulama ve Su Kaynakları Bakanı Yasir Abbas ile Kahire ziyareti sırasında, iki ülkenin Arap Birliği’ndeki (AL) tutumlarında bazı farklılıklar olduğu son toplantının aksine Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısına ortak bir vizyonla girmelerini sağlayan çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Sudanlı bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nahda Barajı’nı, anlaşmazlıklar veya tartışmalara neden olan bir konu yapmak yerine, bir işbirliği alanı ve üç ülkede refah ve kalkınmaya açılan bir kapı yapalım. Hepimiz bu (Nil) nehirden yararlanma hakkına sahibiz. Nehrin yukarı havzasındaki bir ülkenin bunu (baraj) yapma hakkı kesinlikle var, ancak biz, (Sudan ve Mısır) Etiyopya'nın her türlü tek taraflı eylemini reddediyoruz.”
Sudan ve Mısır'ın Afrika Birliği (AfB) öncülüğündeki müzakerelere başlamayı kabul ettiklerini söyleyen Mehdi, ancak Etiyopya'nın önümüzdeki Temmuz ayında barajı ikinci kez doldurmaya başlayacağını duyurduğunu belirterek, “Bu durum, hepimizi riske atsa da Sudan için çok daha tehlikeli. Mısır'ın su güvenliği konusunda bir takım zorluklarla karşı karşıya olduğu doğru, ancak Sudan, barajın doldurulmaya başlanmasından hemen sonra susuz kalacak ve bu da 20 milyon Sudanlının hayatını tehdit edecek” ifadelerini kullandı.
Hartum ve Kahire'nin ortak tutum belirlemek, Afrikalı liderlere barajın tek taraflı olarak doldurulmasının tehlikelerini anlatmak ve Etiyopya'nın tek taraflı eylemlerinin risklerini açıklamak için Afrika’da kapsamlı bir diplomatik girişim başlatmayı kararlaştırdıklarını açıklayan Bakan Mehdi, “Aynı zamanda başta Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD olmak üzere uluslararası toplumla da bir takım ortak adımlar atılacak” dedi. Etiyopya’nın barajı tek taraflı olarak doldurma konusunda ısrar etmesi halinde Mısır ve Sudan’ın masasında başka seçeneklerin de olduğunu söyleyen Bakan Mehdi, bahsi geçen seçeneklerin neler olduğunu açıklamadı.
AL’nin Nahda Barajı müzakerelerindeki tutumuyla ilgili olarak ise Mehdi, Arap ülkelerinin bakanlarının olan biteni takip ettiğini belirterek, “Onlardan şimdilik sadece takip ve dikkat etmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Sudan-Etiyopya sınırındaki durumu olağan halde olduğunu ve herhangi bir ciddi gelişmenin yaşanmadığını söyleyen Bakan Sudanlı Bakan, “Sudan’ın sınırları üzerindeki egemenliği, Etiyopya da dahil olmak üzere ülkeler tarafından tanınmış ve belgelenmiştir. Bizim duruşumuz da buna dayanmaktadır. Güney Sudan ile olan sınırlar çizdiğinde, 1902'de çizilen sınırlara başvuruldu. Eritre'nin Sudan ile sınırları çizilirken de aynı yöntem kullanıldı. Komşumuz Etiyopya, sınıra yakın askeri operasyonlar yapacağı için Sudan ordusunu sınırlara konuşlandırmamızı istedi. Sudan ordusu kan dökülmeyen bir operasyonla sınırlarda konuşlandırıldı. Şimdi her gün onlarca Etiyopyalı mülteci Sudan’a giriş yapıyor. Onları güzel bir şekilde karşılanıyoruz. Sahip olduklarımızı onlarla paylaşıyoruz. Her gün gerçekleşen cinayetler nedeniyle kaçıp Sudan’a sığınan Etiyopyalı mültecilerin sayıları 70 binin üzerinde” ifadelerini kullandı.
Sudan ve Etiyopya arasındaki ilişkiyi ‘stratejik bir ilişki’ olarak nitelendiren Sudanlı bakan, Sudan devrimine yönelik tutumu ve Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen genç bir Afrikalı lider olması nedeniyle Sudanlılardan büyük saygı ve takdir gören Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya’da iç siyasi duruma işaret ederek Sudan'ın iki ülke arasındaki ilişkiler konusunda oldukça istekli olduğunu ve bu nedenle sınırın çizilmesini tamamladıktan sonra Etiyopya ile iş birliklerine açık olduklarını söyledi.
Etiyopya'yı hedef alan geniş medya kampanyalarına rağmen Sudan'ın sessiz kalmasını, Başbakan Abiy Ahmed'i çevreleyen Etiyopya'nın iç koşullarına ilişkin değerlendirmesine bağlayan Bakan Mehdi, “Etiyopya’nın iç siyasi denklemleri ve ülkedeki siyasi durumu daha iyi anlamayı tercih ettik. Ancak Etiyopya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Demeke Mekonnen bize yönelik bir kınama açıklamasında bulundu ve iki ülke arasındaki ilişkileri sabote etmeye çalışmakla suçladı. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan açıklamasında Mekonnen, Sudan'ı üçüncü bir şahıs için çalışmakla suçlayarak sınırı aştı. Bu talihsiz suçlamayla Sudan'ı damgalamaya yeltenen Mekonnen’in açıklamalarını, Sudan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamayla açık bir şekilde reddettik. Bu nedenle insanlara bunun bir iç kriz olduğunu, ancak Dışişleri Bakanı'nın eylemlerinin sınırları, ahlakı ve diplomatik normları aştığını anlatan medya kampanyalarına başladık” dedi.
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Sudan’da dışişleri bakanı olarak görev yapan ikinci kadın olduğunun altını çizen Meryem Mehdi, “Dışişleri bakanlığı, hükümetteki en önemli egemen makamlardan biridir. Diplomatik yollarla ulusun çıkarlarını savunmaya yönelik misyonu nedeniyle üstlendiği rolün ciddiyeti, onu ilk sıradaki bakanlık yapmaktadır. Kadının diplomatik çalışmadaki rolüne gelince, Arap dünyası dışında dünyanın dört bir yanında kadınların bu işi yapabilecekleri konusunda farkındalık oluşmuştur” yorumunda bulundu. Kadınların sahip oldukları yüksek düzeydeki sosyal zekanın diplomatik çalışmalarda büyük yardımı dokunduğundan kadınların dışişleri bakanlığı pozisyonuna uygun olduklarını söyleyen Bakan Mehdi, dünya çapında dışişleri bakanlığı yapan çok sayıda kadın olduğunu belirterek, “Tüm dünyada otuzdan fazla kadının dışişleri bakanlığı yaptığını öğrendim, ancak Arap dünyasında hala sadece bir tane kadın dışişleri bakanı var” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanlığı sırasında herhangi bir güçlükle karşılaşmadığını söyleyen Mehdi, bunu 1990'larda muhalif güçlerle savaşırken edindiği ‘askeri’ geçmişine bağladı. Bakan Mehdi, “Askeri deneyim bir kadının yaşayabileceği en zor deneyimdir. Bu yüzden geri kalan her şey çok kolaydır. Bana göre kolay, çünkü herkes neler yaşadığımı ve nasıl tutuklandığımı biliyor. Bunları medyaya anlatıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasette rolünü, Mehdi ailesinden olmasına bağlayan Meryem Mehdi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mehdi ordularında kadınlar da yer alıyordu. Tüm aile savaşıyordu, ben çok devrimci bir aileden geliyorum. Sudan’daki ilk kadın derneği rahmetli babaannem tarafından kuruldu. Batıda (ABD) okuyan ilk Sudanlı kadın, annem Sarah el-Fadil idi. Kadınlar için açılan en eski okul, Mehdi soyundan gelen Şeyh Babekir Bedri ile İmam Abdurrahman el-Mehdi tarafından kuruldu. İmam Mehdi’nin kadınların liderliği ve kamu çalışmalarındaki rolleri üzerine sıra dışı ve devrimci bir ideolojisi vardı.  İmam Mehdi’nin, Sudan’daki kadın ve erkek arasındaki katı ayrıma rağmen kadınlar için erkeklerle eşit temelde din eğitimi almaları için okul açtı. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarında bugünün diliyle katkıda bulundu. Kadın Kuran-ı Kerim hocaları vardı. İmam el-Mehdi'nin kızlarının çoğu Kuran-ı Kerim eğitimi veriyorlardı. Ayrıca, rahmetli Sadık el-Mehdi, Milli Ümmet Partisi kurdu ve din eğitimi alanında birçok devrimci düşünce geliştirdi.”
Bir kadını lider olarak kabul eden Milli Ümmet Partisi'ni geleneksel bir parti olarak sınıflandırılmasına şiddetle karşı çıkan Meryem Mehdi, partisinin zamanın ötesinde bir vizyona sahip olduğunu söyledi. Bakan Mehdi, “Bu tanım, insanları modernistler ve gelenekçiler olarak bölmeyi seven bazı entelektüeller için nostaljinin ötesine geçmiyor” dedi. Modernitenin kriterlerini analojiye uygun şekilde tanımlama çağrısında bulunan Mehdi, “Solcu kesim, geleneksel mi yoksa modernist mi?” diye sordu.
Sudanlı kadınların Aralık devrimine olan geniş katılımını, tüm devrimlere katılan Sudanlı kadınların doğasına bağlayan Mehdi, eski rejimin kadınlara karşı ‘uygunsuz transparan kıyafet’ gibi bir dizi yasa çıkardığına dikkat çekerek, bu yasaların Sudan toplumu için kabul edilemez olan aşağılamalara yol açtığını söyledi. Mehdi, “Sudanlı kadınlar Müslüman oldukları için savaşmak zorunda kalmadılar, ancak kırbaç cezaları almaya ve hakarete uğramaya başladıklarında, şiddetli baskı yüzünden güçlenip cüretkar bir hale geldiler. Aynı zamanda eski rejim döneminde karşılaştıkları bazı ihlaller de buna yol açtı” şeklinde konuştu.
Sudan’da kadınların Meclis’teki sandalyelerin yüzde 40'ını elde etmelerinin denklemi değiştireceğine inanan Mehdi, “Kadınlar yüzde 30 güce sahip olursa denklem değişir, bu nedenle Sudanlı kadınların yüzde 40’a sahip olması çok daha iyi” dedi. Ancak kadınların hükümetteki sayılarının az olmasına işaret eden Mehdi, Başbakan'ın çabalarına rağmen hükümette yer alan kadınların sayısı şuan yüzde 15'i geçmiyor. Başbakan’ın ısrarı olmasaydı, bu oran çok daha düşük olacaktı” ifadelerini kullandı.
 Sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri, kadınları mücadelelerine ve çabalarına uygun şekilde çalışmalara katılımlarını sağlamamaları nedeniyle eleştiren Mehdi, “Kadınların az sayıda olmaları, tek başına hükümetin sorumluluğu değildir. Bunun için aynı zamanda güçlü kadın hakları örgütlerinin ve baskı gruplarının da elini taşın altına koyması gerekir” dedi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.