Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Gözlemciler, Kahire'nin bölgedeki ülkelerle deniz hukuku çerçevesinde her türlü iş birliğini memnuniyetle karşılayacağı görüşündeler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
TT

Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)

İnci Mecdi
Doğu Akdeniz Bölgesi’nde şaşırtıcı gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yakın bir tarihte Atina'da düzenlenen Dostluk Forumu’nu takiben dün Kahire’ye birkaç saat süren resmi bir ziyarette bulundu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexandros Papaioannou’nun yaptığı açıklamaya göre Bakan Dendias, Kahire’deki temaslarında Doğu Akdeniz'deki bölgesel sorunları ve gelişmeleri ele aldı. Dendias’ın ziyareti ayrıca ağırlık verilecek bir konu olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de kapsıyor.
Dendias'ın Mısır ziyareti, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında yapılan telefon görüşmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi- Miçotakis görüşmesinde, çeşitli alanlarda Mısır ve Yunanistan’ı bağlayan ‘yakın’ ilişkilerin yanı sıra özellikle enerji alanında iş birliği ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ele alındı. Yunanistan Başbakanı görüşmede özellikle enerji alanında ve Doğu Akdeniz dosyalarında karşılıklı koordinasyonun önemine değinirken bunun gerek ikili düzeyde gerekse Mısır, Yunanistan ve GKRY arasındaki üçlü iş birliği mekanizması çerçevesinde olsun bu ülkelerin halklarının çıkarlarına ulaşılmasına katkıda bulunacak şekilde sağlanmasını vurgulandı.
Son birkaç gün içinde Yunanistan'ın Mısır ile temaslarının yoğunlaşması, Türkiye’nin Mısır ile aralarındaki deniz sınırları konusunda Kahire ile olası bir anlaşmayla ilgili görüşmelere yeniden başlamasıyla aynı döneme denk geliyor. Bu gelişmeye, Türk basınında yer alan ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan kopmanın sona ermesi için yapılması planlanan bir anlaşmadan bahsedilen haberler eşlik etti. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz çarşamba günü Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Mısır'la ‘ikili ilişkilerin seyrine göre’ deniz yetki alanları konusunda müzakerede bulunabileceğini belirtti.

Tecridin kırılması
Çavuşoğlu bu sözleri, Mısır'ın geçen ay Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri için başlattığı ihalelerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta sarf etti. Batı sınırlarının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire ile Atina arasında yapılan anlaşmaya göre belirlendiğini ancak haritanın, Türkiye-Libya anlaşmasında geçen Türk kıta sahanlığının güney sınırlarına uyduğunu söyledi. Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğu Akdeniz'de en uzun karasuları ve sınırları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz.”
Ankara’dan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bölgedeki komşularına yönelik düşmanca politikaları sonucunda, Mısır'ı etkileme ve uygulanan tecridi kırma arzusunu gösteren olumlu açıklamaları ilk kez yapmıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Yasin Aktay, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve iletişime atıfta bulunarak, siyasi anlaşmazlıkların bağımsız olarak Kahire ile iletişim kurulmasının gerekliliğinden bahsetti.
Yine Temmuz 2020'de eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Doğu Akdeniz'de faaliyetlerin uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleşmesi olasılığına dair birçok soru işaretinin ortaya çıkmasına neden olan münhasır bir ekonomik bölge belirlenmesi konusunda Mısır ile bir anlaşma yapılması gereğinden söz etti.

Deniz Hukuku
Mısır, Yunanistan, Lübnan ve Güney Kıbrıs tarafından imzalanan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) tanımayan Türkiye’nin Akdeniz ile ilgili özel bir vizyonu bulunuyor. UNCLOS, ülkelerin kıyılarından 200 mil kadar açığını, münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlıyor.
Ankara, UNCLOS’un hükümlerini kabul etmiyor ve Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinin sadece 12 kilometresine sahip olduğunu, adadan güneye uzanan suların Mısır’a geçene kadar Türkiye’ye ait olduğunu savunuyor.
Mısır ve Yunanistan arasında ağustos ayında deniz sınırlarının çizilmesi için bir anlaşma imzalanmasının ardından Türk basınında, Mısır ile Türkiye arasındaki en yakın iki kıyı noktasını birbirine bağlayan hattın, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki hattan daha kısa olduğuna dair haberler yer aldı
Kıbrıs ve Yunanistan'ın deniz sınırları Yunanistan'ın doğu adalarının çoğu (Meis ​​ve Santorini) ile bir dereceye kadar bağlantılıdır ve bu, yalnızca bölgedeki tüm ülkeler arasındaki sınırlar çerçevesinde belirlenebilir.
Mısır ve GKRY, 2003 yılında sınırları belirlemek için bir anlaşma imzaladılar. Mısır Parlamentosu’nun üst kanadı Şura Konseyi, Türkiye ile GKRY’nin statüsü konusunda bir anlaşma yapılması amacıyla Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden olan milletvekili Halid Abdulkadir Udeh tarafından sunulan bir yasa tasarısı çerçevesinde Mart 2013'te, söz konusu anlaşmayı iptal etmeye çalıştı.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Beşir Abdulfettah konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Mısır, Doğu Akdeniz ülkeleriyle anlaşmalar imzalamaya karşı değil, çünkü bu herkesin çıkarınadır. Ayrıca anlaşmalar, Mısır'ın bölgenin zenginliğinden yararlanmasını meşrulaştırmak için yasal bir şemsiye sağlıyor. Kahire'nin GKRY ve Yunanistan ile imzaladığı anlaşmalar uluslararası kabul görmüş yasal referans (1982 UNCLOS) Türkiye tarafından tanınmamaktadır. Dolayısıyla, ‘Türkiye, Mısır ile sınırın çizilmesi konusunda hangi temelde anlaşmaya varmak istiyor?’  sorusu sorulmalıdır.”
Abdulfettah, Ankara'nın yalnızca bir ülkenin kıyılarına paralel karasuları alanlarına sahip olduğunu belirten ‘kıta sahanlığı’ terimini tanıdığını belirtti. Türkiye’nin Akdeniz'deki en uzun kıyılara (2 bin deniz milinden fazla) sahip olduğunu ve iki bin deniz milini aşkın bir derinliğe uzanmak istediğini söyledi.

Mısır’ın anlaşmalara bağlılığı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias'ın Mısır ziyareti, Atina’nın Kahire ile Ankara arasında diğer bölge ülkeleri pahasına yaşanan yakınlaşmadan duyduğu endişeyi yansıtırken, diplomatlar ve gözlemciler Mısır'ın bu konuda deniz hukukunu ihlal ettiğini düşünmüyorlar. Kahire'nin Ankara ile bu konuyu GKRY ve Yunanistan'dan uzakta ele almayı açıkça reddettiğini ifade eden Abdulfettah, deniz hukukunu reddetme konusundaki ısrarın, bölge ülkeleriyle sınırlarının çizilmesine büyük bir engel teşkil ettiğini vurguladı. Abdulfettah, Türkiye’nin Mısır'a yaptığı çağrıların ‘denizlere dair genel hukuka uygundur’ ifadesini içermedikçe, gerçek bir gündeme sahip olmayacaklarını öne sürdü. Mısır'ın Türkiye'nin kıta sahanlığından kaçındığına dikkat çeken Abdulfettah, “Bu bir kur yapma yöntemi değil, sınırlarımıza ve egemenliğimize bağlılıktır” dedi.
Frederick Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan GKRY BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis, Independent Arabia’ya daha önce yaptığı bir açıklamada, GKRY ve Mısır arasındaki sınır anlaşmasının UNCLOS’a tabi olduğunu ve bu nedenle sonucun adilliğini etkileyen özel durumlar veya başka faktörler olmadığından UNCLOS’un 74’üncü maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşıldığını söyledi. Mavroyannis, “Dolayısıyla bu anlaşmaya ilişkin müzakereler ve daha sonra onaylanması tartışmalı bir konu değildir” dedi.
Mısır’ın Türkiye gibi bir politika izlemesi halinde bölgede daha fazla iddiada bulunabileceğini söyleyen Mavroyannis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Durumun böyle olmamasından dolayı mutluyuz. Akdeniz, kuzeyde Türkiye ile güneyde Mısır arasında ortadan bölünmelidir. Zira aralarında hiçbir şey yoktur. Bu durumda Mısır, tüm komşuları pahasına daha iyi bir anlaşma yapabilirdi.”

Arap ülkeleri ve Türkiye arasında yakınlaşma olasılıkları
Mısır ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler üyelerine ev sahipliği yapan Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kopması ve iki ülke arasında yıllarca süren gerilimin ardından Ankara’dan yakınlaşma ve iyi niyet gösterme girişimi gibi görünen açıklamalara ise Kahire'den resmi yanıt gelmedi.
Gözlemciler, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri yeniden kurmak için bazı görüşmelerin yapıldığı görüşündeler.
Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Programı’nda araştırmacı olan Merve Mezid konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Mısır gerek Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz'deki adımlarına kırmızı çizgiler çizerek, gerekse eylemlerine karşı ittifaklar kurarak güçlü bir engel oluşturdu. Öyle ki bu durum, Ankara’yı, Kahire'yi görmezden gelmek yerine Mısır’la diyalog çağrısı yapan yetkililerinin açıklamalarıyla yeniden yakınlaşma girişiminde bulunmaya yöneltti.”
Mezid, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarının Türkiye’de daha sonra göreve gelecek hükümetlerce sürdürülmemesi halinde Mısır ve Türkiye’nin daha önce yıllara damgasını vuran ortak çıkarlarını ve değerlerini yeniden kazanabileceklerini öne sürdü. Bu düşüncesiyle El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Abdulfettah’ın Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayan bir uzlaşıya varılabileceğine dair sözlerini desteklemiş oldu. Erdoğan’ın ‘mavi vatan’ politikası öncesinde Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olduğuna dikkat çeken Mezid, Avrupalıların ve Amerikalıların dahi Erdoğan ile bu çerçevede ilgilendiklerini belirtti. Burada amacın ‘konjonktüre ince ayar çekmek’ olduğunu kaydetti.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, 13 Eylül 2020’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Ankara’nın Kahire ile yakınlaşma girişimine dair yaptığı yorumda, “Söylemler, politikalarla tutarsız olursa herhangi bir önem arz etmez” ifadelerini kullanmıştı.
Şukri açıklamasını şöyle sürdürmüştü:
“Türkiye’nin Suriye, Irak veya Libya topraklarındaki askeri varlığından gördüğümüz politikalarının yanı sıra Doğu Akdeniz'de şahit olduklarımız diyalogu engelliyor.”

Siyasi zafer
Diğer yandan Ankara’dan yapılan açıklamaları olumlu bir sinyal olarak değerlendiren siyaset analisti Cevat Gök, Türk yetkililerin Mısır'a karşı eski tutumlarından vazgeçmeye başladığını öne sürdü. Gök, bunun Mısır açısından bir siyasi zafer olarak görülebileceğini belirterek, “Böyle olumlu açıklamalara ihtiyacımız vardı, çünkü Ankara'nın Doğu Akdeniz'de neredeyse hiç komşusu kalmadı” ifadesini kullandı.
Asıl meselenin Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili olduğuna işaret eden Gök, “Dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda Müslüman Kardeşler üyelerini en azından üçüncü bir ülkeye göndermek gibi olumlu bir adım atması gerekiyor. O zaman Mısır'ı sınırların çizilmesi için bir anlaşma yapmaya ikna etmek kolay olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Gök ayrıca Kahire'nin bir yandan Türkiye, diğer yandan Yunanistan ve GKRY arasında arabulucu olarak iyi ve olumlu bir rol oynayabileceğini de vurguladı.



 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.