Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Gözlemciler, Kahire'nin bölgedeki ülkelerle deniz hukuku çerçevesinde her türlü iş birliğini memnuniyetle karşılayacağı görüşündeler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
TT

Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)

İnci Mecdi
Doğu Akdeniz Bölgesi’nde şaşırtıcı gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yakın bir tarihte Atina'da düzenlenen Dostluk Forumu’nu takiben dün Kahire’ye birkaç saat süren resmi bir ziyarette bulundu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexandros Papaioannou’nun yaptığı açıklamaya göre Bakan Dendias, Kahire’deki temaslarında Doğu Akdeniz'deki bölgesel sorunları ve gelişmeleri ele aldı. Dendias’ın ziyareti ayrıca ağırlık verilecek bir konu olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de kapsıyor.
Dendias'ın Mısır ziyareti, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında yapılan telefon görüşmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi- Miçotakis görüşmesinde, çeşitli alanlarda Mısır ve Yunanistan’ı bağlayan ‘yakın’ ilişkilerin yanı sıra özellikle enerji alanında iş birliği ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ele alındı. Yunanistan Başbakanı görüşmede özellikle enerji alanında ve Doğu Akdeniz dosyalarında karşılıklı koordinasyonun önemine değinirken bunun gerek ikili düzeyde gerekse Mısır, Yunanistan ve GKRY arasındaki üçlü iş birliği mekanizması çerçevesinde olsun bu ülkelerin halklarının çıkarlarına ulaşılmasına katkıda bulunacak şekilde sağlanmasını vurgulandı.
Son birkaç gün içinde Yunanistan'ın Mısır ile temaslarının yoğunlaşması, Türkiye’nin Mısır ile aralarındaki deniz sınırları konusunda Kahire ile olası bir anlaşmayla ilgili görüşmelere yeniden başlamasıyla aynı döneme denk geliyor. Bu gelişmeye, Türk basınında yer alan ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan kopmanın sona ermesi için yapılması planlanan bir anlaşmadan bahsedilen haberler eşlik etti. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz çarşamba günü Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Mısır'la ‘ikili ilişkilerin seyrine göre’ deniz yetki alanları konusunda müzakerede bulunabileceğini belirtti.

Tecridin kırılması
Çavuşoğlu bu sözleri, Mısır'ın geçen ay Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri için başlattığı ihalelerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta sarf etti. Batı sınırlarının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire ile Atina arasında yapılan anlaşmaya göre belirlendiğini ancak haritanın, Türkiye-Libya anlaşmasında geçen Türk kıta sahanlığının güney sınırlarına uyduğunu söyledi. Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğu Akdeniz'de en uzun karasuları ve sınırları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz.”
Ankara’dan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bölgedeki komşularına yönelik düşmanca politikaları sonucunda, Mısır'ı etkileme ve uygulanan tecridi kırma arzusunu gösteren olumlu açıklamaları ilk kez yapmıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Yasin Aktay, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve iletişime atıfta bulunarak, siyasi anlaşmazlıkların bağımsız olarak Kahire ile iletişim kurulmasının gerekliliğinden bahsetti.
Yine Temmuz 2020'de eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Doğu Akdeniz'de faaliyetlerin uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleşmesi olasılığına dair birçok soru işaretinin ortaya çıkmasına neden olan münhasır bir ekonomik bölge belirlenmesi konusunda Mısır ile bir anlaşma yapılması gereğinden söz etti.

Deniz Hukuku
Mısır, Yunanistan, Lübnan ve Güney Kıbrıs tarafından imzalanan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) tanımayan Türkiye’nin Akdeniz ile ilgili özel bir vizyonu bulunuyor. UNCLOS, ülkelerin kıyılarından 200 mil kadar açığını, münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlıyor.
Ankara, UNCLOS’un hükümlerini kabul etmiyor ve Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinin sadece 12 kilometresine sahip olduğunu, adadan güneye uzanan suların Mısır’a geçene kadar Türkiye’ye ait olduğunu savunuyor.
Mısır ve Yunanistan arasında ağustos ayında deniz sınırlarının çizilmesi için bir anlaşma imzalanmasının ardından Türk basınında, Mısır ile Türkiye arasındaki en yakın iki kıyı noktasını birbirine bağlayan hattın, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki hattan daha kısa olduğuna dair haberler yer aldı
Kıbrıs ve Yunanistan'ın deniz sınırları Yunanistan'ın doğu adalarının çoğu (Meis ​​ve Santorini) ile bir dereceye kadar bağlantılıdır ve bu, yalnızca bölgedeki tüm ülkeler arasındaki sınırlar çerçevesinde belirlenebilir.
Mısır ve GKRY, 2003 yılında sınırları belirlemek için bir anlaşma imzaladılar. Mısır Parlamentosu’nun üst kanadı Şura Konseyi, Türkiye ile GKRY’nin statüsü konusunda bir anlaşma yapılması amacıyla Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden olan milletvekili Halid Abdulkadir Udeh tarafından sunulan bir yasa tasarısı çerçevesinde Mart 2013'te, söz konusu anlaşmayı iptal etmeye çalıştı.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Beşir Abdulfettah konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Mısır, Doğu Akdeniz ülkeleriyle anlaşmalar imzalamaya karşı değil, çünkü bu herkesin çıkarınadır. Ayrıca anlaşmalar, Mısır'ın bölgenin zenginliğinden yararlanmasını meşrulaştırmak için yasal bir şemsiye sağlıyor. Kahire'nin GKRY ve Yunanistan ile imzaladığı anlaşmalar uluslararası kabul görmüş yasal referans (1982 UNCLOS) Türkiye tarafından tanınmamaktadır. Dolayısıyla, ‘Türkiye, Mısır ile sınırın çizilmesi konusunda hangi temelde anlaşmaya varmak istiyor?’  sorusu sorulmalıdır.”
Abdulfettah, Ankara'nın yalnızca bir ülkenin kıyılarına paralel karasuları alanlarına sahip olduğunu belirten ‘kıta sahanlığı’ terimini tanıdığını belirtti. Türkiye’nin Akdeniz'deki en uzun kıyılara (2 bin deniz milinden fazla) sahip olduğunu ve iki bin deniz milini aşkın bir derinliğe uzanmak istediğini söyledi.

Mısır’ın anlaşmalara bağlılığı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias'ın Mısır ziyareti, Atina’nın Kahire ile Ankara arasında diğer bölge ülkeleri pahasına yaşanan yakınlaşmadan duyduğu endişeyi yansıtırken, diplomatlar ve gözlemciler Mısır'ın bu konuda deniz hukukunu ihlal ettiğini düşünmüyorlar. Kahire'nin Ankara ile bu konuyu GKRY ve Yunanistan'dan uzakta ele almayı açıkça reddettiğini ifade eden Abdulfettah, deniz hukukunu reddetme konusundaki ısrarın, bölge ülkeleriyle sınırlarının çizilmesine büyük bir engel teşkil ettiğini vurguladı. Abdulfettah, Türkiye’nin Mısır'a yaptığı çağrıların ‘denizlere dair genel hukuka uygundur’ ifadesini içermedikçe, gerçek bir gündeme sahip olmayacaklarını öne sürdü. Mısır'ın Türkiye'nin kıta sahanlığından kaçındığına dikkat çeken Abdulfettah, “Bu bir kur yapma yöntemi değil, sınırlarımıza ve egemenliğimize bağlılıktır” dedi.
Frederick Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan GKRY BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis, Independent Arabia’ya daha önce yaptığı bir açıklamada, GKRY ve Mısır arasındaki sınır anlaşmasının UNCLOS’a tabi olduğunu ve bu nedenle sonucun adilliğini etkileyen özel durumlar veya başka faktörler olmadığından UNCLOS’un 74’üncü maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşıldığını söyledi. Mavroyannis, “Dolayısıyla bu anlaşmaya ilişkin müzakereler ve daha sonra onaylanması tartışmalı bir konu değildir” dedi.
Mısır’ın Türkiye gibi bir politika izlemesi halinde bölgede daha fazla iddiada bulunabileceğini söyleyen Mavroyannis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Durumun böyle olmamasından dolayı mutluyuz. Akdeniz, kuzeyde Türkiye ile güneyde Mısır arasında ortadan bölünmelidir. Zira aralarında hiçbir şey yoktur. Bu durumda Mısır, tüm komşuları pahasına daha iyi bir anlaşma yapabilirdi.”

Arap ülkeleri ve Türkiye arasında yakınlaşma olasılıkları
Mısır ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler üyelerine ev sahipliği yapan Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kopması ve iki ülke arasında yıllarca süren gerilimin ardından Ankara’dan yakınlaşma ve iyi niyet gösterme girişimi gibi görünen açıklamalara ise Kahire'den resmi yanıt gelmedi.
Gözlemciler, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri yeniden kurmak için bazı görüşmelerin yapıldığı görüşündeler.
Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Programı’nda araştırmacı olan Merve Mezid konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Mısır gerek Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz'deki adımlarına kırmızı çizgiler çizerek, gerekse eylemlerine karşı ittifaklar kurarak güçlü bir engel oluşturdu. Öyle ki bu durum, Ankara’yı, Kahire'yi görmezden gelmek yerine Mısır’la diyalog çağrısı yapan yetkililerinin açıklamalarıyla yeniden yakınlaşma girişiminde bulunmaya yöneltti.”
Mezid, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarının Türkiye’de daha sonra göreve gelecek hükümetlerce sürdürülmemesi halinde Mısır ve Türkiye’nin daha önce yıllara damgasını vuran ortak çıkarlarını ve değerlerini yeniden kazanabileceklerini öne sürdü. Bu düşüncesiyle El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Abdulfettah’ın Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayan bir uzlaşıya varılabileceğine dair sözlerini desteklemiş oldu. Erdoğan’ın ‘mavi vatan’ politikası öncesinde Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olduğuna dikkat çeken Mezid, Avrupalıların ve Amerikalıların dahi Erdoğan ile bu çerçevede ilgilendiklerini belirtti. Burada amacın ‘konjonktüre ince ayar çekmek’ olduğunu kaydetti.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, 13 Eylül 2020’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Ankara’nın Kahire ile yakınlaşma girişimine dair yaptığı yorumda, “Söylemler, politikalarla tutarsız olursa herhangi bir önem arz etmez” ifadelerini kullanmıştı.
Şukri açıklamasını şöyle sürdürmüştü:
“Türkiye’nin Suriye, Irak veya Libya topraklarındaki askeri varlığından gördüğümüz politikalarının yanı sıra Doğu Akdeniz'de şahit olduklarımız diyalogu engelliyor.”

Siyasi zafer
Diğer yandan Ankara’dan yapılan açıklamaları olumlu bir sinyal olarak değerlendiren siyaset analisti Cevat Gök, Türk yetkililerin Mısır'a karşı eski tutumlarından vazgeçmeye başladığını öne sürdü. Gök, bunun Mısır açısından bir siyasi zafer olarak görülebileceğini belirterek, “Böyle olumlu açıklamalara ihtiyacımız vardı, çünkü Ankara'nın Doğu Akdeniz'de neredeyse hiç komşusu kalmadı” ifadesini kullandı.
Asıl meselenin Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili olduğuna işaret eden Gök, “Dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda Müslüman Kardeşler üyelerini en azından üçüncü bir ülkeye göndermek gibi olumlu bir adım atması gerekiyor. O zaman Mısır'ı sınırların çizilmesi için bir anlaşma yapmaya ikna etmek kolay olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Gök ayrıca Kahire'nin bir yandan Türkiye, diğer yandan Yunanistan ve GKRY arasında arabulucu olarak iyi ve olumlu bir rol oynayabileceğini de vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.