Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Gözlemciler, Kahire'nin bölgedeki ülkelerle deniz hukuku çerçevesinde her türlü iş birliğini memnuniyetle karşılayacağı görüşündeler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
TT

Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)

İnci Mecdi
Doğu Akdeniz Bölgesi’nde şaşırtıcı gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yakın bir tarihte Atina'da düzenlenen Dostluk Forumu’nu takiben dün Kahire’ye birkaç saat süren resmi bir ziyarette bulundu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexandros Papaioannou’nun yaptığı açıklamaya göre Bakan Dendias, Kahire’deki temaslarında Doğu Akdeniz'deki bölgesel sorunları ve gelişmeleri ele aldı. Dendias’ın ziyareti ayrıca ağırlık verilecek bir konu olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de kapsıyor.
Dendias'ın Mısır ziyareti, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında yapılan telefon görüşmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi- Miçotakis görüşmesinde, çeşitli alanlarda Mısır ve Yunanistan’ı bağlayan ‘yakın’ ilişkilerin yanı sıra özellikle enerji alanında iş birliği ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ele alındı. Yunanistan Başbakanı görüşmede özellikle enerji alanında ve Doğu Akdeniz dosyalarında karşılıklı koordinasyonun önemine değinirken bunun gerek ikili düzeyde gerekse Mısır, Yunanistan ve GKRY arasındaki üçlü iş birliği mekanizması çerçevesinde olsun bu ülkelerin halklarının çıkarlarına ulaşılmasına katkıda bulunacak şekilde sağlanmasını vurgulandı.
Son birkaç gün içinde Yunanistan'ın Mısır ile temaslarının yoğunlaşması, Türkiye’nin Mısır ile aralarındaki deniz sınırları konusunda Kahire ile olası bir anlaşmayla ilgili görüşmelere yeniden başlamasıyla aynı döneme denk geliyor. Bu gelişmeye, Türk basınında yer alan ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan kopmanın sona ermesi için yapılması planlanan bir anlaşmadan bahsedilen haberler eşlik etti. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz çarşamba günü Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Mısır'la ‘ikili ilişkilerin seyrine göre’ deniz yetki alanları konusunda müzakerede bulunabileceğini belirtti.

Tecridin kırılması
Çavuşoğlu bu sözleri, Mısır'ın geçen ay Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri için başlattığı ihalelerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta sarf etti. Batı sınırlarının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire ile Atina arasında yapılan anlaşmaya göre belirlendiğini ancak haritanın, Türkiye-Libya anlaşmasında geçen Türk kıta sahanlığının güney sınırlarına uyduğunu söyledi. Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğu Akdeniz'de en uzun karasuları ve sınırları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz.”
Ankara’dan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bölgedeki komşularına yönelik düşmanca politikaları sonucunda, Mısır'ı etkileme ve uygulanan tecridi kırma arzusunu gösteren olumlu açıklamaları ilk kez yapmıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Yasin Aktay, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve iletişime atıfta bulunarak, siyasi anlaşmazlıkların bağımsız olarak Kahire ile iletişim kurulmasının gerekliliğinden bahsetti.
Yine Temmuz 2020'de eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Doğu Akdeniz'de faaliyetlerin uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleşmesi olasılığına dair birçok soru işaretinin ortaya çıkmasına neden olan münhasır bir ekonomik bölge belirlenmesi konusunda Mısır ile bir anlaşma yapılması gereğinden söz etti.

Deniz Hukuku
Mısır, Yunanistan, Lübnan ve Güney Kıbrıs tarafından imzalanan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) tanımayan Türkiye’nin Akdeniz ile ilgili özel bir vizyonu bulunuyor. UNCLOS, ülkelerin kıyılarından 200 mil kadar açığını, münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlıyor.
Ankara, UNCLOS’un hükümlerini kabul etmiyor ve Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinin sadece 12 kilometresine sahip olduğunu, adadan güneye uzanan suların Mısır’a geçene kadar Türkiye’ye ait olduğunu savunuyor.
Mısır ve Yunanistan arasında ağustos ayında deniz sınırlarının çizilmesi için bir anlaşma imzalanmasının ardından Türk basınında, Mısır ile Türkiye arasındaki en yakın iki kıyı noktasını birbirine bağlayan hattın, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki hattan daha kısa olduğuna dair haberler yer aldı
Kıbrıs ve Yunanistan'ın deniz sınırları Yunanistan'ın doğu adalarının çoğu (Meis ​​ve Santorini) ile bir dereceye kadar bağlantılıdır ve bu, yalnızca bölgedeki tüm ülkeler arasındaki sınırlar çerçevesinde belirlenebilir.
Mısır ve GKRY, 2003 yılında sınırları belirlemek için bir anlaşma imzaladılar. Mısır Parlamentosu’nun üst kanadı Şura Konseyi, Türkiye ile GKRY’nin statüsü konusunda bir anlaşma yapılması amacıyla Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden olan milletvekili Halid Abdulkadir Udeh tarafından sunulan bir yasa tasarısı çerçevesinde Mart 2013'te, söz konusu anlaşmayı iptal etmeye çalıştı.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Beşir Abdulfettah konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Mısır, Doğu Akdeniz ülkeleriyle anlaşmalar imzalamaya karşı değil, çünkü bu herkesin çıkarınadır. Ayrıca anlaşmalar, Mısır'ın bölgenin zenginliğinden yararlanmasını meşrulaştırmak için yasal bir şemsiye sağlıyor. Kahire'nin GKRY ve Yunanistan ile imzaladığı anlaşmalar uluslararası kabul görmüş yasal referans (1982 UNCLOS) Türkiye tarafından tanınmamaktadır. Dolayısıyla, ‘Türkiye, Mısır ile sınırın çizilmesi konusunda hangi temelde anlaşmaya varmak istiyor?’  sorusu sorulmalıdır.”
Abdulfettah, Ankara'nın yalnızca bir ülkenin kıyılarına paralel karasuları alanlarına sahip olduğunu belirten ‘kıta sahanlığı’ terimini tanıdığını belirtti. Türkiye’nin Akdeniz'deki en uzun kıyılara (2 bin deniz milinden fazla) sahip olduğunu ve iki bin deniz milini aşkın bir derinliğe uzanmak istediğini söyledi.

Mısır’ın anlaşmalara bağlılığı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias'ın Mısır ziyareti, Atina’nın Kahire ile Ankara arasında diğer bölge ülkeleri pahasına yaşanan yakınlaşmadan duyduğu endişeyi yansıtırken, diplomatlar ve gözlemciler Mısır'ın bu konuda deniz hukukunu ihlal ettiğini düşünmüyorlar. Kahire'nin Ankara ile bu konuyu GKRY ve Yunanistan'dan uzakta ele almayı açıkça reddettiğini ifade eden Abdulfettah, deniz hukukunu reddetme konusundaki ısrarın, bölge ülkeleriyle sınırlarının çizilmesine büyük bir engel teşkil ettiğini vurguladı. Abdulfettah, Türkiye’nin Mısır'a yaptığı çağrıların ‘denizlere dair genel hukuka uygundur’ ifadesini içermedikçe, gerçek bir gündeme sahip olmayacaklarını öne sürdü. Mısır'ın Türkiye'nin kıta sahanlığından kaçındığına dikkat çeken Abdulfettah, “Bu bir kur yapma yöntemi değil, sınırlarımıza ve egemenliğimize bağlılıktır” dedi.
Frederick Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan GKRY BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis, Independent Arabia’ya daha önce yaptığı bir açıklamada, GKRY ve Mısır arasındaki sınır anlaşmasının UNCLOS’a tabi olduğunu ve bu nedenle sonucun adilliğini etkileyen özel durumlar veya başka faktörler olmadığından UNCLOS’un 74’üncü maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşıldığını söyledi. Mavroyannis, “Dolayısıyla bu anlaşmaya ilişkin müzakereler ve daha sonra onaylanması tartışmalı bir konu değildir” dedi.
Mısır’ın Türkiye gibi bir politika izlemesi halinde bölgede daha fazla iddiada bulunabileceğini söyleyen Mavroyannis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Durumun böyle olmamasından dolayı mutluyuz. Akdeniz, kuzeyde Türkiye ile güneyde Mısır arasında ortadan bölünmelidir. Zira aralarında hiçbir şey yoktur. Bu durumda Mısır, tüm komşuları pahasına daha iyi bir anlaşma yapabilirdi.”

Arap ülkeleri ve Türkiye arasında yakınlaşma olasılıkları
Mısır ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler üyelerine ev sahipliği yapan Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kopması ve iki ülke arasında yıllarca süren gerilimin ardından Ankara’dan yakınlaşma ve iyi niyet gösterme girişimi gibi görünen açıklamalara ise Kahire'den resmi yanıt gelmedi.
Gözlemciler, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri yeniden kurmak için bazı görüşmelerin yapıldığı görüşündeler.
Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Programı’nda araştırmacı olan Merve Mezid konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Mısır gerek Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz'deki adımlarına kırmızı çizgiler çizerek, gerekse eylemlerine karşı ittifaklar kurarak güçlü bir engel oluşturdu. Öyle ki bu durum, Ankara’yı, Kahire'yi görmezden gelmek yerine Mısır’la diyalog çağrısı yapan yetkililerinin açıklamalarıyla yeniden yakınlaşma girişiminde bulunmaya yöneltti.”
Mezid, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarının Türkiye’de daha sonra göreve gelecek hükümetlerce sürdürülmemesi halinde Mısır ve Türkiye’nin daha önce yıllara damgasını vuran ortak çıkarlarını ve değerlerini yeniden kazanabileceklerini öne sürdü. Bu düşüncesiyle El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Abdulfettah’ın Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayan bir uzlaşıya varılabileceğine dair sözlerini desteklemiş oldu. Erdoğan’ın ‘mavi vatan’ politikası öncesinde Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olduğuna dikkat çeken Mezid, Avrupalıların ve Amerikalıların dahi Erdoğan ile bu çerçevede ilgilendiklerini belirtti. Burada amacın ‘konjonktüre ince ayar çekmek’ olduğunu kaydetti.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, 13 Eylül 2020’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Ankara’nın Kahire ile yakınlaşma girişimine dair yaptığı yorumda, “Söylemler, politikalarla tutarsız olursa herhangi bir önem arz etmez” ifadelerini kullanmıştı.
Şukri açıklamasını şöyle sürdürmüştü:
“Türkiye’nin Suriye, Irak veya Libya topraklarındaki askeri varlığından gördüğümüz politikalarının yanı sıra Doğu Akdeniz'de şahit olduklarımız diyalogu engelliyor.”

Siyasi zafer
Diğer yandan Ankara’dan yapılan açıklamaları olumlu bir sinyal olarak değerlendiren siyaset analisti Cevat Gök, Türk yetkililerin Mısır'a karşı eski tutumlarından vazgeçmeye başladığını öne sürdü. Gök, bunun Mısır açısından bir siyasi zafer olarak görülebileceğini belirterek, “Böyle olumlu açıklamalara ihtiyacımız vardı, çünkü Ankara'nın Doğu Akdeniz'de neredeyse hiç komşusu kalmadı” ifadesini kullandı.
Asıl meselenin Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili olduğuna işaret eden Gök, “Dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda Müslüman Kardeşler üyelerini en azından üçüncü bir ülkeye göndermek gibi olumlu bir adım atması gerekiyor. O zaman Mısır'ı sınırların çizilmesi için bir anlaşma yapmaya ikna etmek kolay olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Gök ayrıca Kahire'nin bir yandan Türkiye, diğer yandan Yunanistan ve GKRY arasında arabulucu olarak iyi ve olumlu bir rol oynayabileceğini de vurguladı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.