Suriye'de on yıldır devam eden savaş, ülkedeki Kürtleri ötekileştirilen bir azınlıktan aşırılık yanlılarına karşı mücadele eden askeri bir güce dönüştürürken kuzeyi ve kuzeydoğusunda özerk bir yönetim kurmalarını sağladı. Fakat çatışmaların sürmesi ve sahadaki güç dengesinin değişmesi çerçevesinde Suriyeli Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?
Suriye’de Kürtler, 2011 yılı öncesinde onlarca yıl boyunca, birbirini izleyen hükümetler tarafından izlenen bir ötekileştirme politikasına maruz kaldılar. Ancak 2012'den itibaren rejim güçlerinin Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerden çekilmesinin ardından çatışmanın yayılmasıyla Kürtlerin nüfuzları da arttı. Çeşitli kurumlar inşa ettiler ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni kurdular.
Rejim, 2015 yılından bu yana müttefiklerinin de desteğiyle ülkenin birçok bölgesinin kontrolünü geri almayı başarırken Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgeleri, yetkilerinin dışında kaldı.
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin mimarlarından Kürt siyasetçi Aldar Halil, Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“2011 öncesinde Suriye vatandaşları olarak kabul edilebilir olduğumuzu kanıtlamak için bize umut verecek veya motive edecek hiçbir şey yoktu. Kürtler tam bir zulüm altındaydı. Dilleri, kültürleri, hatta sahibi olamadığımız kimliklerimiz bile reddedildi. Fakat 2012'den sonra ülkenin bizim olduğunu hissettik.”
Özerk yönetim
Özerk Yönetim, ilk olarak Kürtlerin çoğunlukta olduğu Türkiye sınırına yakın bölgelerde ilan edildi. Ancak daha sonra ABD tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Kürt savaşçılarının kontrolü ele geçirmesiyle DEAŞ terör örgütünün kontrolü altındaki geniş alanların yanı sıra Arapların yoğun olduğu bölgeleri kapsayacak şekilde kademeli olarak genişledi.
Kürtlerden oluşan Halk Koruma Birlikleri (YPG), 2014 yılında sınır kenti Kobani'yi (Ayn el-Arab) savunmak için mücadele başlatarak ilk kez DEAŞ ile karşı karşıya gelenlerden biri olurken ABD’nin askeri desteğini aldı.
Bu durum, YPG’yi PKK’nın bir uzantısı ve terör örgütü olarak sınıflandıran Ankara’nın Washington’a yönelik eleştirilerinin fitilini ateşledi.
Kürtler ve Araplardan oluşan ve 2015 yılına kurulan SDG, Özerk Yönetimin ordusu ve aşırılık yanlılarının en önemli rakibi haline geldi. SDG bugün, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor’da yer alan en büyük ve en önemli petrol sahalarını kontrol ediyor.
Washington’ın desteği ve Trump'ın geri adım atması
Washington'ın SDG’ye verdiği destek, Ankara’ya karşı bir emniyet valfi görevi görüyordu. Şam henüz SDG’ye karşı açıkça savaş ilan etmese de Özerk Yönetimi tanımayı kesinlikle reddediyor.
SDG, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyon’un (DMUK) desteği sayesinde terör örgütünün son kalesi el-Baguz köyünü Mart 2019'da ele geçirerek ‘hilafeti ortadan kaldırdığını’ duyurdu.
Ancak ABD güçlerinin sınırlardan çekilmesi ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'deki Amerikan askerlerinin geri çekileceğini açıklamasının ardından Ekim 2019'da Türkiye’nin başlattığı askeri operasyon sonrası SDG’nin müttefikine (ABD) olan güveni sarsıldı.
Ankara, Suriye'de üç askeri operasyon yürüttü. 2018 yılında özerk bölgelerden biri olan Afrin'in, 2019'da Rasulayn ve Tel Abyad şehirleri arasında 120 kilometre uzunluğundaki sınır bölgesinin kontrolünü sağladı.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan (International Crisis Group -ICG) Suriye analisti Dareen Khalifa konuya ilişkin değerlendirmesinde “ABD’nin desteği, SDG’nin doğal kaynaklar açısından zengin olan geniş alanları kontrol etmesini sağladı. Dolayısıyla bu yerel ve jeopolitik yayılmanın yankıları ABD için bir sorun haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.
SDG’nin geleceği konusunun, ABD’nin yurt dışındaki askeri varlığıyla ilgili Washington'daki diyalogun merkezinde’ olduğuna işaret eden Khalifa, aynı zamanda Ortadoğu'da bitmeyen savaşlarda kalma korkusunun olduğunu da sözlerine ekledi.
Biden’ın ihtiyatlı iyimserliği
ABD’nin Suriye’ye yönelik politikasının hatları henüz netlik kazanmasa da Kürtler, Başkan Joe Biden'ın, eski DMUK Temsilcisi Brett McGurk'ün Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü olarak atanmasını ihtiyatlı bir iyimserlik olarak gördüler. Çünkü McGurk, Trump'ın Suriye'den çekilme kararını protesto etmek için görevinden istifa etmişti.
Yeni ABD yönetimin Suriye dosyasına olan yaklaşımının biraz daha farklı olmasını beklediklerini belirten Aldar Halil, ancak aynı zamanda bu yaklaşıma güvenemediklerini, çünkü uygulanan politikaların garantisi olmadığını söyledi.
Dareen Khalifa ise, ‘ABD’nin politikalarındaki herhangi bir değişikliğin, rakip güçlerin ve özellikle de mevcut durumu değiştirmeye kararlı olan Ankara'nın önünü açan aceleci bir geri çekilmeye yol açacağını’ öne sürdü.
Diğer yandan SDG, başka bir zorlukla daha karşı karşıya. Bu zorluk, cezaevlerinde ve suç olaylarının yaşandığı aşırı kalabalık kamplarda gözaltında tutulan on binlerce aşırılık yanlısı ve farklı milletlerden aile üyelerinin geleceğine ilişkin belirsizliktir.
İlgili ülkeler, imkanları sınırlı olan Özerk Yönetim’in omuzlarında ağır bir yük oluşturan vatandaşlarını geri almayı reddederken Halil, “Bu sorunun çözümünün ne olduğunu bilmiyoruz” dedi.
Bunun yanı sıra Kürt meseleleri uzmanı Mutlu Çiviroğlu, Kürtlerin, Türkiye ve Türkiye yanlısı gruplar yerine rejimi tercih ettiklerini iddia etti.
Bilinmeyen gelecek
Kürtler, Amerikalıların çekilme kararıyla terk edildiklerini düşündüklerinde, Suriye'de Türkiye ile ateşkes anlaşmaları imzalayan Rusya, devreye girdi. Şam, Rusya'nın arabuluculuğuyla, Kürtlerin isteği üzerine sınır bölgelerine güçlerini konuşlandırdı. Kürtleri Amerikalılarla ittifak yapmaktan sorumlu tutan Şam, onları ayrılık peşinde koşmakla suçlarken Özerk Yönetim'in geleceği konusunda iki taraf arasında yapılan görüşmelerde de herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
Rejimin henüz herhangi bir adım atmadığını, bir takım düzenlemeler yapmaya ve bazı şeyleri kabul etmesi gerektiğine ikna olmadığını söyleyen Halil, “(Rejim) halen her şeyin 2011 öncesine dönmesi konusunda ısrar ediyor” dedi. Halil ancak ‘koşullar değiştiğinden’ bunun artık mümkün olmadığını vurguladı.
Güvenin sarsılmasına rağmen, ‘Kürt meselesini ele almanın, Suriye meselesiyle ilgilenmenin bir parçası olduğu’ gerekçesiyle iki taraf arasındaki diyalog halen devam ediyor.
Suriye'nin kuzeydoğusunda gelecekte bir dereceye kadar ademi merkeziyetçiliğe alan açılabileceğini düşünen Halil, her zaman sürprizlerle dolu bir savaşta meselelerin sonucunun ne olacağını tahmin etmenin şu an için güç olduğuna dikkat çekiyor.

