Suriyeli Kürtlerin uluslararası güçlerin masasındaki karmaşık geleceği

DEAŞ’la mücadele, Suriyeli Kürtlere bir özerk yönetim kazandırdı. Trump, Kürtleri hayal kırıklığına uğratırken Biden yönetimi ihtiyatlı bir iyimserlik sergiliyor.

Kürtler, Biden'ın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik politikalarını belirlemesini bekliyor. (AFP)
Kürtler, Biden'ın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik politikalarını belirlemesini bekliyor. (AFP)
TT

Suriyeli Kürtlerin uluslararası güçlerin masasındaki karmaşık geleceği

Kürtler, Biden'ın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik politikalarını belirlemesini bekliyor. (AFP)
Kürtler, Biden'ın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik politikalarını belirlemesini bekliyor. (AFP)

Suriye'de on yıldır devam eden savaş, ülkedeki Kürtleri ötekileştirilen bir azınlıktan aşırılık yanlılarına karşı mücadele eden askeri bir güce dönüştürürken kuzeyi ve kuzeydoğusunda özerk bir yönetim kurmalarını sağladı. Fakat çatışmaların sürmesi ve sahadaki güç dengesinin değişmesi çerçevesinde Suriyeli Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?
Suriye’de Kürtler, 2011 yılı öncesinde onlarca yıl boyunca, birbirini izleyen hükümetler tarafından izlenen bir ötekileştirme politikasına maruz kaldılar. Ancak 2012'den itibaren rejim güçlerinin Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerden çekilmesinin ardından çatışmanın yayılmasıyla Kürtlerin nüfuzları da arttı. Çeşitli kurumlar inşa ettiler ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni kurdular.
Rejim, 2015 yılından bu yana müttefiklerinin de desteğiyle ülkenin birçok bölgesinin kontrolünü geri almayı başarırken Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgeleri, yetkilerinin dışında kaldı.
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin mimarlarından Kürt siyasetçi Aldar Halil, Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“2011 öncesinde Suriye vatandaşları olarak kabul edilebilir olduğumuzu kanıtlamak için bize umut verecek veya motive edecek hiçbir şey yoktu. Kürtler tam bir zulüm altındaydı. Dilleri, kültürleri, hatta sahibi olamadığımız kimliklerimiz bile reddedildi. Fakat 2012'den sonra ülkenin bizim olduğunu hissettik.”

Özerk yönetim
Özerk Yönetim, ilk olarak Kürtlerin çoğunlukta olduğu Türkiye sınırına yakın bölgelerde ilan edildi. Ancak daha sonra ABD tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Kürt savaşçılarının kontrolü ele geçirmesiyle DEAŞ terör örgütünün kontrolü altındaki geniş alanların yanı sıra Arapların yoğun olduğu bölgeleri kapsayacak şekilde kademeli olarak genişledi.
Kürtlerden oluşan Halk Koruma Birlikleri (YPG), 2014 yılında sınır kenti Kobani'yi (Ayn el-Arab) savunmak için mücadele başlatarak ilk kez DEAŞ ile karşı karşıya gelenlerden biri olurken ABD’nin askeri desteğini aldı.
Bu durum, YPG’yi PKK’nın bir uzantısı ve terör örgütü olarak sınıflandıran Ankara’nın Washington’a yönelik eleştirilerinin fitilini ateşledi.
Kürtler ve Araplardan oluşan ve 2015 yılına kurulan SDG, Özerk Yönetimin ordusu ve aşırılık yanlılarının en önemli rakibi haline geldi. SDG bugün, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor’da yer alan en büyük ve en önemli petrol sahalarını kontrol ediyor.

Washington’ın desteği ve Trump'ın geri adım atması
Washington'ın SDG’ye verdiği destek, Ankara’ya karşı bir emniyet valfi görevi görüyordu. Şam henüz SDG’ye karşı açıkça savaş ilan etmese de Özerk Yönetimi tanımayı kesinlikle reddediyor.
SDG, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyon’un (DMUK) desteği sayesinde terör örgütünün son kalesi el-Baguz köyünü Mart 2019'da ele geçirerek ‘hilafeti ortadan kaldırdığını’ duyurdu.
Ancak ABD güçlerinin sınırlardan çekilmesi ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'deki Amerikan askerlerinin geri çekileceğini açıklamasının ardından Ekim 2019'da Türkiye’nin başlattığı askeri operasyon sonrası SDG’nin müttefikine (ABD) olan güveni sarsıldı.
Ankara, Suriye'de üç askeri operasyon yürüttü.  2018 yılında özerk bölgelerden biri olan Afrin'in, 2019'da Rasulayn ve Tel Abyad şehirleri arasında 120 kilometre uzunluğundaki sınır bölgesinin kontrolünü sağladı.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan (International Crisis Group -ICG) Suriye analisti Dareen Khalifa konuya ilişkin değerlendirmesinde “ABD’nin desteği, SDG’nin doğal kaynaklar açısından zengin olan geniş alanları kontrol etmesini sağladı. Dolayısıyla bu yerel ve jeopolitik yayılmanın yankıları ABD için bir sorun haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.
SDG’nin geleceği konusunun, ABD’nin yurt dışındaki askeri varlığıyla ilgili Washington'daki diyalogun merkezinde’ olduğuna işaret eden Khalifa, aynı zamanda Ortadoğu'da bitmeyen savaşlarda kalma korkusunun olduğunu da sözlerine ekledi.

Biden’ın ihtiyatlı iyimserliği
ABD’nin Suriye’ye yönelik politikasının hatları henüz netlik kazanmasa da Kürtler, Başkan Joe Biden'ın, eski DMUK Temsilcisi Brett McGurk'ün Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü olarak atanmasını ihtiyatlı bir iyimserlik olarak gördüler. Çünkü McGurk, Trump'ın Suriye'den çekilme kararını protesto etmek için görevinden istifa etmişti.
Yeni ABD yönetimin Suriye dosyasına olan yaklaşımının biraz daha farklı olmasını beklediklerini belirten Aldar Halil, ancak aynı zamanda bu yaklaşıma güvenemediklerini, çünkü uygulanan politikaların garantisi olmadığını söyledi.
Dareen Khalifa ise, ‘ABD’nin politikalarındaki herhangi bir değişikliğin, rakip güçlerin ve özellikle de mevcut durumu değiştirmeye kararlı olan Ankara'nın önünü açan aceleci bir geri çekilmeye yol açacağını’ öne sürdü.
Diğer yandan SDG, başka bir zorlukla daha karşı karşıya. Bu zorluk, cezaevlerinde ve suç olaylarının yaşandığı aşırı kalabalık kamplarda gözaltında tutulan on binlerce aşırılık yanlısı ve farklı milletlerden aile üyelerinin geleceğine ilişkin belirsizliktir.
İlgili ülkeler, imkanları sınırlı olan Özerk Yönetim’in omuzlarında ağır bir yük oluşturan vatandaşlarını geri almayı reddederken Halil, “Bu sorunun çözümünün ne olduğunu bilmiyoruz” dedi.
Bunun yanı sıra Kürt meseleleri uzmanı Mutlu Çiviroğlu, Kürtlerin, Türkiye ve Türkiye yanlısı gruplar yerine rejimi tercih ettiklerini iddia etti.

Bilinmeyen gelecek
Kürtler, Amerikalıların çekilme kararıyla terk edildiklerini düşündüklerinde, Suriye'de Türkiye ile ateşkes anlaşmaları imzalayan Rusya, devreye girdi.  Şam, Rusya'nın arabuluculuğuyla, Kürtlerin isteği üzerine sınır bölgelerine güçlerini konuşlandırdı. Kürtleri Amerikalılarla ittifak yapmaktan sorumlu tutan Şam, onları ayrılık peşinde koşmakla suçlarken Özerk Yönetim'in geleceği konusunda iki taraf arasında yapılan görüşmelerde de herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
Rejimin henüz herhangi bir adım atmadığını, bir takım düzenlemeler yapmaya ve bazı şeyleri kabul etmesi gerektiğine ikna olmadığını söyleyen Halil, “(Rejim) halen her şeyin 2011 öncesine dönmesi konusunda ısrar ediyor” dedi. Halil ancak ‘koşullar değiştiğinden’ bunun artık mümkün olmadığını vurguladı.
Güvenin sarsılmasına rağmen, ‘Kürt meselesini ele almanın, Suriye meselesiyle ilgilenmenin bir parçası olduğu’ gerekçesiyle iki taraf arasındaki diyalog halen devam ediyor.
Suriye'nin kuzeydoğusunda gelecekte bir dereceye kadar ademi merkeziyetçiliğe alan açılabileceğini düşünen Halil, her zaman sürprizlerle dolu bir savaşta meselelerin sonucunun ne olacağını tahmin etmenin şu an için güç olduğuna dikkat çekiyor.



 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.