Siyasetçilerin kaleme aldıkları özgürlük sınırları ile milli sırlar arasındaki hatıraları

Siyasetçilerin kaleme aldığı kitaplardan bazıları, anlaşmazlığa yol açabilecek ve devletin güvenliğini tehdit edebilecek hassas bilgiler içeriyor

Tarihçilere göre anılarını ilk olarak kaleme alan kişi, Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar)’dır
Tarihçilere göre anılarını ilk olarak kaleme alan kişi, Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar)’dır
TT

Siyasetçilerin kaleme aldıkları özgürlük sınırları ile milli sırlar arasındaki hatıraları

Tarihçilere göre anılarını ilk olarak kaleme alan kişi, Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar)’dır
Tarihçilere göre anılarını ilk olarak kaleme alan kişi, Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar)’dır

Tony Boulos
Siyasetçiler, yaşadıkları acı anları ve zor aşamaları vurgulayarak, siyaset pazarında ölümcül bir silah olarak gördükleri ve daha önce bahsedemedikleri hatıralarını anlatmak ve kamuoyunda sempati uyandırmak için kitaplar yayınlamayı çok severler. Vatandaşların istekleri doğrultusunda orta çıkan, ancak alınamayan kararların gerekçelerinden bahsederek kamuoyunda daha fazla kabul görürler. Seçimlere aday olmak isteyen politikacıların çoğu, politik, ekonomik, çevresel ve sosyal projelerini içeren ve destekçilerinin nabzını tutmalarını sağlayan kitaplar yayınlarlar. Emekli politikacılar ise anılarını veya bazı siyasi sırları anlattıkları kitaplar yayınlamayı tercih ederler. Bu yüzden dikkatleri çekebilmeleri, kitabın elde edeceği başarıya bağlıdır.
Ancak bu kitapların bazıları, özellikle gizli toplantı kayıtlarından ve gizli belgelerden bahsedilenler, siyaset sahnesinde geniş yankı uyandıran tartışmalara yol açan, özgürlük sınırlarına dayanan ve devletin ulusal güvenliğini tehdit eden hassas bilgiler içeriyor. Siyasetçiler, bu bilgileri rakiplerine çelme takmak ve onları devirmek amacıyla kullanabilirler. Burada resmi denetleyici kurumların, söz konusu kitapların içeriği üzerindeki rolünün yanı sıra düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin sınırlar ve kontroller de ortaya çıkmaktadır.  Peki, bu kitapları kim denetliyor? Milli güvenlik, bu kitapların içeriğindeki tehdit unsurlarının yarattığı tehlikeden nasıl korunabilir?

Cezaevi edebiyatı
Mısır'daki İngiliz Üniversitesi Medya ve İletişim Fakültesi Dekanı Dr. Muhammed Şuman, kaleme aldığı bir makalede, “Son olarak Amr Musa’nın (eski Arap Birliği Genel Sekreteri) yayınladığı siyasi anılar, Mısır'da ve yurtdışında sansasyon yarattı” ifadelerini kullandı. Arap dünyasındaki anıların ve otobiyografilerin çoğunun, siyasetçiler ve devlet adamlarına ait olduğunu, yani politikacıların bu alanda baskın olduğunu belirten Dr. Şuman, ironik olanın ise kitapların çoğunun, büyük bir çoğunluğu hayatları boyunca muhalefette kalan ve hapishane günleri yaşamış olan politikacılar tarafından yazılan ve ‘cezaevi edebiyatı’ olarak bilinen kategoriye girdiklerini söyledi. Dr. Şuman bir araştırmacının, Arap ülkelerindeki cezaevlerinde çektikleri sıkıntıları ve yaşadıklarını kaleme alan siyasetçi ve gazetecilere ait 113 kitap olduğunu ortaya koyduğunu aktardı.
Hapishane anılarının aktarıldığı kitapların, aşırı insani anlamlarla ve simgelerle dolu olduğuna işaret eden Dr. Şuman, ancak bunların başkanlar, bakanlar ve diğer siyasetçiler dahil olmak üzere devlet adamlarının anılarında veya otobiyografilerinde bulunamayabileceğini vurguladı. Bunu çok fazla bilgiye sahip ve çok sayıda insanla temas halinde olmaları nedeniyle yazma veya ifşa etme özgürlüklerinin olmamasına bağlayan Dr. Şuman, hatırat veya otobiyografi kaleme alan Arap politikacıların çoğunun farkında olmadığı, görülmemiş sorunlar ve kısıtlamalar olduğunun altını çizdi.

Ölülerin tanıklığı
Hatıraların ve otobiyografilerin gerçekliğine gölge düşürebilecek kısıtlamalara rağmen önemli ve vazgeçilmez yazılar olduklarını ve olmaya da devam edeceklerini vurgulayan Dr. Şuman, “Çünkü bunları kaleme alanlar, bu kitapları okumak ya da filme ya da diziye dönüştürmek isteyenlerin ihtiyaçlarına cevap vermiş oluyorlar. Siyasetçiler, anılarını yok oluşa karşı bir direniş biçimi olarak kaleme alırlar. Sahip oldukları bilgi ve deneyimleri, tarih için kayıt altına alırlar ya da tarihçilerin kullanımına sunarlar. Bazı durumlarda muhalifleriyle eski hesapları görmek ya da sergiledikleri tutumları savunmak veya imajlarını düzeltmek için yazarlar. Olayların gelişmesindeki rollerini güçlendirirler. Bazı politikacılar aynı zamanda bir tefekkür ve iç muhasebe biçimi ya da başkalarının yararlanması ve onlara deneyimlerini aktarma girişimi olarak anılarını veya otobiyografilerini kaleme alırlar” değerlendirmesinde bulundu.
Anıların veya otobiyografilerin doğaları, üretim ve yayınlanma koşulları nedeniyle önyargılı bir ürün olduklarını düşünen Dr. Şuman, “Özellikle anılarını kaleme alan birçok siyasetçinin, yazılarında uzun yıllar önce ölen insanlardan alıntılar yapmaları veya okuyucuyu yayınlanmamış ve Arap dünyasında resmi belgeleri yayınlamaya yönelik yasaları ve ilkeler olmadığından büyük ihtimalle de yayınlanmayacak olan belgelere yönlendirmeleri nedeniyle kitaplarının içeriklerini doğrulamak veya aktardıklarına güvenmek güçtür” görüşünde.

Rusya'da kaçınılıyor
Tarihçiler, anılarını ilk olarak kaleme alanın Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) olduğuna dikkati çekiyorlar. M.Ö. 49 yılında kaleme alınan anılar, Sezar’ın esas olarak Roma İmparatorluğu'nu genişletmesinin önünü açan askeri operasyonlarıyla ilgiliydi. Bazı tarihçiler ise kişisel anıların bugünkü anlamıyla 1789 Fransız Devrimi'nden hemen önceki Aydınlanma Çağı’nda ortaya çıktığını düşünüyorlar. Yirminci yüzyılda kaleme alınan anıların büyük bir kısmı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında, özellikle Nazi Almanyası’nda ve Benito Mussolini'nin egemenliği altındaki İtalya’da yazılmıştır.
Öte yandan eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton tarafından kaleme alınan kitap, dünyanın pek çok ülkesinde tartışmalara neden oldu.
Buna karşın Rusya'daki üst düzey yetkililerin ve emekli politikacıların çoğunun anılarını kaleme almamaları dikkat çekicidir. Siyasi analist Maxim Zharov Realist Haber Ajansı’a verdiği röportajda, ABD'nin aksine Rusya'da, yetkililerin görevden ayrıldıktan hemen sonra anılarını yazmaları gibi bir geleneğin olmadığını söyledi. Bu durumun, emekli olan bir siyasetçinin dahi her an aktif siyasete dönmeyi beklemesinden kaynaklandığını söyleyen Zharov, “Bu yüzden devlet başkanları ile ilişkilerini anıları kaleme alarak bozmak çıkarlarına olmaz” yorumunda bulundu.

Zharov sözlerini şöyle sürdürdü:
“Marjinal görülen Rus yetkililer, görevden alınan ve daha iyi yerlere gelemeyen devlet memurlarıdır.  Bu yüzden skandal gibi görünen tek örnek Aleksandr Korjakov’un (Eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in koruma müdürü) istifasından yıllar sonra yazdığı ve kendisine karşı tutumu tamamen değiştiren anılarıdır.”

Kırpma ve yok etme
Diğer yandan bazı eleştirmenler, dünyanın önde gelen siyasetçilerinin kaleme aldıkları kitapların çoğunun kırpıldığını ve birçok gerçeğin devlet sırlarının ‘kılıcı’ altında yok edildiğini iddia ediyorlar. Tıpkı John Bolton’ın anılarını yazdığı kitabında olduğu gibi. Yetkililer, olumsuz olduğunu düşündükleri anıların yayınlanmasını önlemek için Bolton’ı kitabı yayımlamaktan vazgeçirmek amacıyla ulusal güvenliğe ilişkin endişelerini öne sürdüler.  Aynı şekilde, eski Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) Başkanı Gerhard Schindler'in anılarını yayınlamasına izin verilmedi. Gerekçe olarak ise ‘halen yayınlanması yasak olan gizli bilgiler’ içerdiği öne sürüldü.
Arap dünyasında ise ulusal güvenlik kavramı oldukça esnektir. Çoğu Arap ülkesinin anayasasında tam olarak tanımlanmamıştır. Bir yetkilinin, anılarını yayınlamasına karşı çıkmak ya da bir başkasının anılarını yayınlamasına izin vermek için kullanılabilecek ulusal güvenlik ilkeleri ve sınırları belirlenmemiştir. Devlet sırlarının önceden izin alınmadan yayınlandığı suçlaması, birçok hükümet için yaşadıkları siyasi olaylara ilişkin şahitliklerini yazmaya karar veren eski yetkililerin cezalandırılmasını ve haklarında soruşturma başlatılmasını sağlayan bir araç olmuştur.

Özgürlükler ve sınırlar
Bazı ülkeler, inanç özgürlüğü, yayın ve diğer haklar gibi bazı özgürlükleri ihlal edebilmek için güvenliği ve terörizmle mücadeleyi öne sürdüğünden ulusal güvenlik kavramı, bireyin ve toplumun yaşamında birçok boyutu ve yönü kapsamaya başlamıştır. Bu görüş açısından bakıldığında, güvenlik ve özgürlük kavramları arasında derin ve temel bir ilişki olduğu görülebilir. Öyle ki, hak ve özgürlüklere saygı duyulan bir toplum, güvenlik ve istikrar faktörlerine sahip bir toplumdur. Bazı hukuk uzmanları, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterme yükümlülüğünün genel bir kural olarak devlete ait olduğunu düşünmektedir. Ancak aynı uzmanlara göre bu mutlak bir zorunluluk değildir ve sınırlandırılabilir. Yani devlet savaş veya diğer istisnai durumlarda bazı yükümlülüklerinden kısmen vazgeçebilir. Bu yükümlülük, isteğe bağlı ve tek başına karar verme yetkisine bırakılmaması için belirli kontrollere ve koşullara tabi olmalıdır. Aksi takdirde bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ötesine geçebilir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
TT

Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)

Araştırmacılar Çin'de bulunan fosilleşmiş bir iskeletten yola çıkarak "benzersiz özelliklere" sahip, uzun pençeli yeni bir dinozor türü tanımladı.

Kayrasaurus changliensis, devasa el pençelerine sahip iki ayaklı dinozorlardan oluşan ve terizinozorlar diye bilinen gruba dahil. Bu tür, kendi grubundaki en büyük dinozor.

Daha önce keşfedilen terizinozorlar nispeten küçük kafalar, uzun boyunlar, yaprak şekilli dişler ve ön uzuvlarındaki keskin pençeleriyle sıradışı özellikler sergiliyor.

K. changliensis, Liaoning'in batısındaki Jehol Biyotası'nda neredeyse eksiksiz bir kafatasını da içeren, iyi korunmuş bir fosilin gün yüzüne çıkarılmasının ardından ayrı bir tür olarak tanımlandı.

Çin'in kuzeydoğusunda yer alan ve günümüzden 135 ila 121 milyon yıl öncesine tarihlenen bu oluşum, özellikle tüylü türler olmak üzere birçok ünlü dinozor fosili barındırmasıyla tanınıyor.

K. changliensis'e ait fosil örneği, baştan kuyruğa yaklaşık 3,6 metre uzunluğunda, tam yetişkinliğe henüz ulaşmamış bir bireye aitti.

Fosilde bacak kemikleri bulunmadığından, araştırmacılar dinozorun ağırlığını yalnızca yakın akrabalarıyla yapılan karşılaştırmalara dayanarak tahmin edebildi ve ağırlığının 117 kg ila 274 kg olduğunu belirtti. Araştırmacılar, bu türün yetişkin bireylerinin muhtemelen daha ağır olduğunu ifade etti.

Bilim insanları dinozorun dişlerinin küçük ve sık olduğunu, alt çenesinde 45'ten fazla diş bulunduğunu tespit etti.

Bu dinozor, sırtındakilerden daha uzun boyun omurları ve el pençelerinde yukarı doğru uzanan, "dudak" benzeri karakteristik bir çıkıntı gibi başka tuhaf özelliklere de sahipti.

Görsel kaldırıldı.
L. sihedangensis, daha yüksek bir koşma yeteneğine işaret eden bir duruşla gösteriliyor. J. yixianensis, güçlü dil kemiği yapısıyla uyumlu olacak şekilde beslenirken tasvir ediliyor. B. inexpectus ise sağlam yapılı ve koşmaya daha az elverişli bir vücut yapısı sergiliyor. K. changliensis daha büyük vücudunu ve öngörülen beslenme stratejisini yansıtacak şekilde, daha yüksekteki bitkilerle beslenirken resmediliyor (Kōhei Futaka/Journal of Systematic Palaeontology 2026).

Araştırmacılar, Journal of Systematic Palaeontology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "K. changliensis'teki birden fazla benzersiz özelliğin bir araya gelmesi, Jehol grubundaki çağdaş terizinozorların morfolojik çeşitliliğini gözler önüne seriyor" ifadesini kullandı.

Araştırmacılar, dinozorun yakın akrabalarına kıyasla muhtemelen daha güçlü yapılı ancak daha az çevik bir gövdeye ve daha güçlü ısırıklara uygun çenelere sahip olduğunu söyledi.

Çalışmada, "Bu takson, diğer Jehol terizinozorlarından belirgin şekilde daha büyük ve benzersiz bir özellik kombinasyonu sergiliyor" denerek, son derece küçük ve sık dişler, boyun omurlarının sırt omurlarından belirgin şekilde daha uzun olması ve pençelerde yukarı uzanan bir "dudak" benzeri yapıdan bahsedildi.

Araştırmacılara göre bu keşif "Jehol Biyotası'ndaki terizinozorların morfolojik evrimi ve ekolojik adaptasyonlarına dair yeni bilgiler" sağlıyor.

Bilim insanları, "Bu hipotezleri sınamak ve geliştirmek için daha fazla fosil keşfi ve ayrıntılı anatomik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu" belirtiyor.

Ayrıca bu gizemli dinozor grubunun kökenini ve çeşitliliğini daha iyi anlamak için "sürekli saha çalışmaları, yeni fosil keşifleri ve biyomekanik analizlerin" öneminin altını çiziyorlar.

Independent Türkçe


Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia
TT

Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia

Yeni bir DNA araştırması, Amerika'nın üçüncü başkanı Thomas Jefferson'ın köleleştirdiği bir kadından iki çocuğu olduğunu ortaya koyarak ülkenin en eski ve en tartışmalı meselelerinden birini çözüme kavuşturdu.

Jefferson, "Tüm insanların eşit yaratıldığını, Tanrı tarafından kendilerine devredilemez bazı haklar bahşedildiğini ve bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışının yer aldığını" ifade eden Bağımsızlık Bildirgesi'nin başlıca yazarıydı.

Buna rağmen Monticello'daki malikanesinde ve diğer mülklerinde 600'den fazla insanı köleleştirmişti.

Jefferson'ın başkan seçilme sürecinde, hiç özgür bırakmadığı Sally Hemings'ten çocukları olduğuna dair söylentiler yayılmaya başlamıştı. ABD'nin kurucu babası bu iddiaya hiçbir zaman doğrudan yanıt vermedi. Ailesi ise iddiayı reddederek, bunun yerine Hemings'in çocuklarının babasının Jefferson'ın yeğenleri veya diğer aile üyeleri olabileceğini ima etti.

1801'den 1809'a kadar başkanlık yapan Jefferson, daha önce ABD'nin ilk Dışişleri Bakanı ve ikinci Başkan Yardımcısı olmuştu.

Tarihçiler ve biyografi yazarları, herhangi bir görgü tanığı ifadesinin bulunmamasını gerekçe göstererek Jefferson'ın Hemings'in çocuklarının babası olma ihtimalini reddediyordu. Ancak 1998'de yapılan çığır açıcı bir araştırma, Jefferson'ın yüksek ihtimalle Hemings'in 6 çocuğundan en az birinin biyolojik babası olduğu sonucuna varmıştı.

Araştırmanın vardığı sonuç hararetli tartışmalara yol açmıştı. Pek çok kişi çalışmada sunulan kanıtların, Eston Hemings'in babasının Jefferson'ın kardeşi Randolph gibi bir akrabası olma ihtimalini elemediğini savunmuştu.

Smithsonian'dan bilim insanları tartışmayı çözüme kavuşturmak amacıyla Jefferson'dan alınan küçük bir saç tutamı üzerinde son teknoloji DNA analizleri gerçekleştirdi ve bu örnekleri, eski başkanın soyundan gelen ve hayatta olan 13 kişinin yanı sıra Hemings'in çocukları Madison ve Eston'dan alınan genetik örneklerle karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıl süren araştırmanın ardından bilim insanları, Jefferson'ın Madison ve Eston'ın babası olmama ihtimalinin "yüzde 0,001'den az" olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, PNAS adlı akademik dergide yayımlanması planlanan ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen çalışmada şunları ifade etti:

Müze koleksiyonunda bulunan, köksüz birden fazla saç örneğinden DNA elde etmek için yenilikçi bir teknik geliştirdik. Bu saçların kaynağı, mitokondriyal genomları ve birbirleriyle olan kimlik eşleşmeleri, saçların ve DNA'larının Thomas Jefferson'a ait olduğunu gösteriyor. Thomas Jefferson'ın DNA'sının elde edilmesiyle birlikte ortaya çıkan gen kanıtları, Sally Hemings'in çocuklarının babasının Thomas Jefferson olduğuna işaret eden güçlü tarihsel bulguları daha da pekiştiriyor.

Araştırmacılar Jefferson'ı, kardeşi Randolph ve Randolph'un oğullarını içeren babalık senaryolarına dair 20 bin simülasyon gerçekleştirdi.

Analizler Jefferson'ın, Madison'ın veya Eston'ın babası olmama ihtimalinin binde 1'den düşük olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, "Hem eşi Martha Wayles Jefferson'ın hem de Sally Hemings'in soyundan gelenlerde Thomas Jefferson'a ait genetik izlere dair açık kanıtlar bulduk" diye yazdı.

Bu bulgular, soyları ister Martha Wayles Jefferson'a ister Sally Hemings'e dayansın, atalarından ister kölelik ister özgürlük mirası kalmış olsun, 'kurucu baba' Thomas Jefferson'ın soyundan gelenlerin kendilerini aynı karmaşık Amerikan ailesinin parçası olarak görmelerine imkan tanıyabilir.

Independent Türkçe


İki Oscar ve 7 yıllık hazırlık yetmedi: Blade resmen rafa kalktı

Korku ve aksiyonu harmanlayan 1998 yapımı Bıçağın İki Yüzü'nün (Blade) başrolünde Wesley Snipes oynamıştı (New Line Cinema)
Korku ve aksiyonu harmanlayan 1998 yapımı Bıçağın İki Yüzü'nün (Blade) başrolünde Wesley Snipes oynamıştı (New Line Cinema)
TT

İki Oscar ve 7 yıllık hazırlık yetmedi: Blade resmen rafa kalktı

Korku ve aksiyonu harmanlayan 1998 yapımı Bıçağın İki Yüzü'nün (Blade) başrolünde Wesley Snipes oynamıştı (New Line Cinema)
Korku ve aksiyonu harmanlayan 1998 yapımı Bıçağın İki Yüzü'nün (Blade) başrolünde Wesley Snipes oynamıştı (New Line Cinema)

Marvel Stüdyoları Başkanı Kevin Feige, yaz aylarında Josh Horowitz'in Happy Sad Confused podcast'ine verdiği röportajda, iki Oscarlı Mahershala Ali'nin başrolünde yer alacağı Blade'in bir türlü çekilememesini kariyerinin "en büyük başarısızlığı" diye tanımlamıştı. Yıldız oyuncu Ali de Feige'in bu öz eleştirisine katıldığını açıkça dile getirdi.

GQ röportajında süreçle ilgili sessizliğini bozan Ali, 2019'daki Comic-Con panelinde duyurulan projenin yaklaşık 7 yıl sonra tamamen rafa kaldırıldığını söyledi. Filmin neden çekilemediğini kendisinin de anlamadığını belirtti.

"Bu sorunun muhatabı ben değilim, Kevin Feige" diyen aktör, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sözleşme imzaladıkları iki Oscar sahibi bir oyuncuları ve kullanabilecekleri milyarlarca dolarlık kaynakları vardı. Filmin neden çekilmediğini bugün bile bilmiyorum. Tek bildiğim Kevin'ın bunu kariyerinin en büyük başarısızlığı olarak gördüğü, ki ben de kendisiyle yüzde yüz aynı fikirdeyim. Kesinlikle böyle hissetmeli.

"Sakatlanana kadar antrenman yaptım, ailemi Atlanta'ya taşıdım"

Rol için uzun ve yoğun bir hazırlık sürecinden geçtiğini belirten Ali, peş peşe gelen ertelemeler nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyledi. 

Yapım sürecindeki aksaklıkları anlatan ünlü oyuncu, "Bir yıl boyunca bu film için antrenman yaptım ve dizimi sakatlayacak kadar zorladım. Kılıç kullanma eğitimi aldım, dövüş sanatları çalıştım. Çekimler için ailemin düzenini bozup hep birlikte Atlanta'ya taşındık. Orada hazır bir şekilde bekliyorduk ama sürekli erteleyip durdular. Sonunda da grev süreci başladı" diyerek yaşadığı düş kırıklığını aktardı.

Ali, projenin iptal edilmesinin kendisine başka bir fırsat sunduğunu da belirtti. Blade'in ilk yönetmeni olarak açıklanan Bassam Tariq'la Your Mother Your Mother Your Mother adlı yeni filmde yeniden bir araya gelebildiklerini söyledi.

Ali, Blade için yaptıkları hazırlıklardan ve aralarında gelişen yaratıcı ortaklıktan yeni projelerinde yararlanabildiklerini vurguladı.

Senaryo ve yönetmen krizleri süreci kilitledi

Marvel, Blade'i ilk olarak Temmuz 2019'da duyurmuştu ancak proje kısa sürede tam anlamıyla bir kaosa sürüklendi.

Çekimlere iki ay kala yönetmen Bassam Tariq projeden ayrıldı. Ardından göreve gelen Yann Demange de 2024'ün ortasında yönetmenlik koltuğunu bıraktı. 

Bu süreçte senaryo en az 5 farklı yazarın elinden geçti.

Ali, yaşanan tüm bu çalkantılara rağmen role ilgisini her zaman koruduğunu belirtmiş, geçen yıl Jurassic World: Yeniden Doğuş'un (Jurassic World: Rebirth) galasında Variety'ye verdiği röportajda "Ben hazırım, onlara hazır olduğumu söyleyin" mesajını vermişti. 

Ancak sürekli ertelenen takvim ve stüdyonun kararsızlığı projenin sonunu getirdi.

"Kimse sizi kurtarmaya gelmeyecek"

Ayışığı (Moonlight) ve Yeşil Rehber'le (Green Book) iki kez Akademi Ödülü kazanmasına rağmen sektörde hâlâ kendini kanıtlamak zorunda kalmasından dert yanan Ali, True Detective'in üçüncü sezonunda bile başrolü alabilmek için mücadele etmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Yine de herhangi bir kırgınlık taşımadığını belirten aktör, durumu şu sözlerle özetledi: 

İçimde bir öfke ya da hayal kırıklığı yok. Sadece şöyle bir gerçekle yüzleşmenin getirdiği bir rahatlama var: Kendi geminizi kendiniz inşa etmelisiniz. Sizi almaya bir helikopter gelmeyecek; gidip odun kesmeye başlamalısınız. İnsanlara kendimi sürekli hatırlatmak zorunda kalmaktan yoruldum. Bu durum bazen insanı tükenme noktasına getiriyor.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, GQ, Happy Sad Confused