ABD'den F-35 alamayan Türkiye, Rusya'dan Su-35 ve Su-57'yi alırsa ne olur? Rus uçaklarında uyum sorunu yaşanır mı? Emekli pilotlar cevaplandı

Rus yapımı beşinci nesil Su-57 uçakları ABD yapımı F-35'lerin muadili olarak gösteriliyor (Wikipedia)
Rus yapımı beşinci nesil Su-57 uçakları ABD yapımı F-35'lerin muadili olarak gösteriliyor (Wikipedia)
TT

ABD'den F-35 alamayan Türkiye, Rusya'dan Su-35 ve Su-57'yi alırsa ne olur? Rus uçaklarında uyum sorunu yaşanır mı? Emekli pilotlar cevaplandı

Rus yapımı beşinci nesil Su-57 uçakları ABD yapımı F-35'lerin muadili olarak gösteriliyor (Wikipedia)
Rus yapımı beşinci nesil Su-57 uçakları ABD yapımı F-35'lerin muadili olarak gösteriliyor (Wikipedia)

Türkiye, Rusya'dan hava savunma sistemi S-400 almasının ardından ABD tarafından F-35 uçak projesinden çıkarılmıştı.
ABD, Türkiye'ye S-400'leri elden çıkarması için baskı yapmaya devam ederken Rusya'dan yeni bir çıkış geldi.
Rusya Federal Askeri ve Teknik İşbirliği Servisi (FSVTS) Sözcüsü Valeriya Reşetnikova, Rus Haber Ajansı'na (TASS) yaptığı açıklamada, Türkiye'ye, Rus yapımı Su-35 ve Su-57 uçaklarını satabileceklerini belirtti.
Reşetnikova açıklamasında, "Türk tarafına teknik şartnamelerin tam olarak bildirildiği unutulmamalı. Bu uçaklar için Türkiye'den bir talep gelirse biz müzakerelere hazırız" dedi.
Reşetnikova ayrıca Rusya'nın daha önce, Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı projesi TF-X'in geliştirme programına katılmaya hazır olduğunu Ankara'ya ilettiğini de kaydederek, "Ancak Ankara'dan şu ana kadar gelen talep olmadı" diyerek sözlerini tamamladı.

Varank: Uçağı Rusya’dan da Avrupa’da başka bir ülkeden de alabiliriz
Bu açıklamaları değerlendiren Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise şu sözlerle Rusya'ya yeşil ışık yaktı:
"Kategorik olarak bizim, 'X ülkesinin uçağına karşıyız, Y ülkesinin uçağına karşıyız' dememiz mevzu bahis olamaz. Eğer mevcut ihtiyaçlarımıza dönük Rusya'da bir uçak varsa ve bizim bunu kendi sistemimize sokup çalıştırma manasında zorluk olmayacaksa biz tabii bu uçağı Rusya'dan ya da Avrupa'da başka bir ülkeden de alabiliriz."

Türkiye, Rus uçağı alır mı?
Peki 1950'li yıllardan beri envanterinde ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa menşeili uçaklar bulunduran Türkiye'nin hava kuvvetlerinde ABD'nin rakibi olan Rusya'nın savaş uçaklarına yer vermesi mümkün mü?
Buna "olur" diyenler olduğu gibi karşı çıkanlar da var.
Karşı çıkanların bir kısmı politik gerekçeleri ileri sürerken, bir kesim de Rus uçaklarının ordunun elindeki ABD menşeili sistemlerle teknik olarak uyumsuzluk yaşayacağı iddiasını öne sürüyor.
Peki uzun yıllar boyunca Türk Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış ve savaş uçaklarını bizzat kullanmış insanlar, bu tartışmalara nasıl yaklaşıyor?
Türk Hava Kuvvetleri, Rus uçağı alabilir mi veya almalı mı? Alırsa ne olur?
Bu soruları deneyimli üç isme Emekli Hava Korgeneraller Erdoğan Karakuş, Orhan Köse ile Emekli Hava Kurmay Albay Osman Başıbüyük'e sorduk.

"Eğitim verirsin ondan sonra ha Rus uçağı ha ABD uçağı"
Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş, Türkiye'nin NATO sistemleri kullanmasından dolayı Rus uçakların alması halinde bunun uyum sorunu oluşturup oluşturmayacağı sorusuna, "Çok ciddi sorun olmayacak" dedi. 
İlk başlarda uyum sorununu görülebileceğini ancak daha sonra bunun çözülebileceğini ifade eden Karakuş, "Sonuçta nasıl S-400'leri eğitimleri sonunda alıyorsunuz, uçakları da eğitimleri sonunda alacaksınız. S-400 için personel bir yıl eğitime tabii tutuldu. Uçakları alırsan pilotlara ve teknik ekibe bir yıl eğitim verirsin, diğer sistemlerin uydurulması için de eğitim verirsin ondan sonra ha Rus uçağı ha ABD uçağı. O yönden bir sorun yok" diye konuştu. 

"Satışın olması ABD'nin tutumuna bağlı"
Karakuş, buna karşın bu olayın her iki taraf yani hem Rusya hem Türkiye tarafından ABD'ye karşı bir koz olarak kullanıldığını öne sürerek, "Rusya, 'Ben sana en yeni uçağımı veririm' diyor. Biz de ona göz kırparak 'Olabilir' diyoruz. Bu işi de ABD'ye karşı bir koz olarak görmek lazım" ifadelerini kullandı.
"Böyle bir satış hayata geçebilir mi?" sorusuna Karakuş, "ABD'nin tutumuna bağlı" diyerek cevap verdi.

"Türkiye, son noktada Batı'yı kızdırmamak için Typhoon uçaklarını alır"
"Rus uçakları, F-35'leri dengeler mi?" sorusuna da Karakuş, özellikle SU-57 uçağının tıpkı F-35'ler gibi beşinci nesil bir uçak olduğunu belirterek, dengeleyeceğini söyledi.
Karakuş, buna karşın Türkiye'nin son noktada F-35 alma ihtimalinin tamamen bitmesi durumunda Batı'yı daha fazla kızdırmamak için uçak alımı tercihini İngiliz yapımı Typhoon uçaklarıyla yapacağını öne sürdü.

"Rusya'dan uçak almak mümkün ama kesinlikle uygun değil"
Emekli Hava Korgeneral Orhan Köse ise Rusya'dan uçak almanın mümkün olmadığı görüşünde.
"Kesinlikle uygun değil" diyen Köse, gerekçesini şöyle açıkladı:
"Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullandığı silahların yüzde 90'ı ABD menşeili. Yeni bir sistem kurmak, ona fabrika seviyesinde bakım yapabilmek, yedek parçalarını sağlayabilmek kolay bir şey değil. ABD menşeili olan uçakların yanına Rus menşeili uçak koymak ikinci bir kapı açmak anlamına gelir. Uçağı uçurmak kolay bir iş değil. Uçağın bakımı, yedek parçaları büyük ekonomik sıkıntılara neden olan olaydır. Pazardan domates alır gibi uçak almaya kalkmak mantığı tırmalayan bir olaydır."

"Türkiye'nin yeni uçağa ihtiyacı yok elimizdekiler yeter"
Gerek Rusya'dan uçak alımının gerekse de F-35'lerin siyasi tartışma konusu olduğunu öne süren Köse, Türkiye'nin iddia edildiğinin tersine şu an uçağa ihtiyacı olmadığını öne sürerek şu öneriyi getirdi:
"F-35 konusu bile ihtiyaçtan çok siyasi tartışma konusu haline geldi. Yüzde 100 ihtiyacımız olduğundan değil. Şu an ABD, İsrail ile birlikte dünyada en çok F-16'ya sahip ülkeyiz. Şahsi olarak elimizdeki uçakların yedek parça tedariklerini tamamladığımızda yüzde 75 kapasite ile bile kullansak elimizdeki uçakların yeterli olduğu kanaatindeyim."

"Rusya'nın açıklaması tarihi bir fırsat"
Emekli Pilot Hava Kurmay Albay Osman Başıbüyük ise konuya farklı bir açıdan yaklaştı.
Rusya'dan gelen son açıklamanın Halkbank davası ile ABD tarafından köşeye sıkıştırılmak istenilen Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu öne süren Başıbüyük, şu iddialarda bulundu:
"Yabancı basında Halkbank davası üzerinden Türkiye'ye 20 milyar dolar gibi astronomik miktarda bir ceza kesilebileceği yazılmaktadır. Halkbank'ın piyasa değeri zaten 1,6 milyar dolar civarındadır. Anlaşılacağı üzere banka devredilse bile bu ceza ödenemez. Türkiye'ye kesilmek istenilen bu ceza müttefiklik ilişkisinin ötesinde ekonomik saldırı niteliğindedir. Türkiye'nin böyle bir ceza ile karşılaşması Türkiye'nin ABD ile müttefiklik ilişkilerini geri dönülmez bir şekilde sonlandıracaktır. Türkiye'nin sorunlu Ortadoğu ve Akdeniz coğrafyasında müttefiksiz bekasını devam ettirmesi kolay olmayacaktır. Bu açmazda Rusya'nın alternatif müttefik pozisyonunu muhafaza etmesi Türkiye'nin dengeleri sağlanmasına yardımcı olacaktır. Özellikle Halkbank'a kesilecek astronomik bir ceza Türkiye'nin gerekli olan silahlanma ihtiyacını baltalayacaktır."

"Halkbank davası bitene kadar Rusya ile uçak görüşmeleri devam etmelidir"
Rusya ile yapılacak silah tedarik anlaşmalarının Türkiye için bir alternatif olacağını söyleyen Başıbüyük, "Bu kapsamda Türkiye, Halkbank davası bitene kadar Rusya ile savaş uçağı tedarik görüşmelerini devam ettirmelidir" diyerek görüşmelerde şu iki hususun da ön plana çıkarılması gerektiğine dikkat çekti:
"1) Milli Muharip Uçağa alt yapı hazırlamak maksadıyla ortak üretim ve teknoloji transferi
2) Ödemenin nakit olarak değil de mal satışı ile yapılması."

"Uçağı almak zorunda değiliz ama Türkiye’nin elini rahatlatacaktır"
Başıbüyük, görüşlerini şu sözlerle tamamladı:
"Altını çizerek tekrar edelim: Rusya'dan uçak satın almak zorunda değiliz ancak Türkiye'nin savaş uçağı tedariki maksadıyla Rusya ile resmi görüşmeler başlatması Halkbank davası sürecinde elini rahatlatacaktır."

Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.