60 yıl önceki ‘trafik kuralı ihlali’ ABD’de tarihin akışını değiştirdi

Martin Luther King'in yaptığı bir trafik kuralı ihlali Amerikan tarihinin akışını değiştirdi (AFP)
Martin Luther King'in yaptığı bir trafik kuralı ihlali Amerikan tarihinin akışını değiştirdi (AFP)
TT

60 yıl önceki ‘trafik kuralı ihlali’ ABD’de tarihin akışını değiştirdi

Martin Luther King'in yaptığı bir trafik kuralı ihlali Amerikan tarihinin akışını değiştirdi (AFP)
Martin Luther King'in yaptığı bir trafik kuralı ihlali Amerikan tarihinin akışını değiştirdi (AFP)

Bundan tam 60 yıl önce bugün, siyahi bir adamın yanında beyaz bir kadınla sürdüğü arabanın trafik ışıklarında durdurulması, Amerikan tarihinin akışını değiştirdi. Associated Press’in (AP) haberine göre olay, o sırada çoğu kişi tarafından bilinmiyordu ve neredeyse unutulmuştu. O adam, Martin Luther King Jr.’dı ve 4 Mayıs 1960'da polis kayıtlarına geçen trafik kuralı ihlali,  yasadışı bir şekilde mahkum edilmesine, hapse atılmasına ve ağır şartlar altında çalışmak zorunda kalmasına neden oldu.
Georgia eyaletindeki ırkçı politikacılar, büyük kalabalıkları harekete geçirmeden önce King'i susturmaya çalıştılar. Ancak, gördüğü kötü muamele, büyük bir şok etkisi yarattığı ve 1960 yılındaki başkanlık yarışına damga vurdu. Çünkü bu durum Afro-Amerikalıları, Demokratlara oy vermeye ve bu köklü güney eyaletinde ‘Jim Crow Yasaları’nın kaldırılmasına yardım etmeye itti.
Onlarca yılında ardından bugün, yeni seçim kısıtlamalarına karşı mücadele ederken başkan adaylarını oylarını ciddiyetle korumaya çağıran siyahlara göre halen tehlikeli birçok mesele var.
AP’ın haberine göre King’in avukatı Donald L. Hollowell’ın biyografisini, ‘Saving the Soul of Georgia: Donald L. Hollowell and the Struggle for Civil Rights’ başlığıyla kaleme alan Maurice Charles Daniels, ‘King'in fedakarlık yapma arzusunun, değişim için bir kıvılcım’ olduğunu belirtirken, “Şimdi 2020 yılındayız ve görüyoruz ki, 1960 yılında olduğu gibi, vatandaşları oy kullanma haklarından mahrum etmek ve seçimleri ertelemek için kurumsal ve sistematik mekanizmalar halen var olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
‘Black Agenda 2020’ adıyla da bilinen ‘Black Futures Lab’ adlı kitabın yazarı Alicia Garza ise King'in azınlıkların insana yakışır işlerde çalışmaları, barınmaları ve uygun maliyetli sağlık hizmetleri almaları için güçlü yönetici sınıfına meydan okuduğu bir dönemde trafik ışığında durdurulduğu anda verdiği tepkide bugünün eylemcileri için çıkarılması gereken bir takım dersler olduğunu düşünüyor. Garza, “Bu hikaye, bir çok önemli anlamlar yüklüdür.  Evet, her şeyi riske atmamız gerekiyor, ama en önemlisi sahte kuralları değiştirmeliyiz. Demokratların önceliklerine dikkat etmezsek Kasım 2020'den itibaren büyük bir uyanış yaşayacağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
King ve eşi Coretta Scott King, akşam yemeğinde yazar Lillian Smith'i ağırlamışlardı. Ardından King, Smith'i kanser tedavisi görmesi için Emory Üniversitesi'ne götürmek üzere yola çıktığında arabası Atlanta şehir merkezinin dışındaki DeKalb semtinde durduruldu.
Smith daha sonra bir polis memurunun onun beyaz yüzünü siyah bir adamla gördüğü için durdurulduklarını yazdı. Ayrıca AP haberinde, dönemin apartheid politikalarını destekleyen Georgia Valisi Ernest Vandiver’in Montgomery Otobüs Boykotu hareketinin liderini ‘her zaman gözetim altında’ tutma sözü verdiğini hatırlattı.
Bahsedilen olayda King, ehliyetsiz araç kullandığı gerekçesiyle kesilen cezayı 25 dolarlık para cezasını Eylül ayında ödedi. Ancak kendisinin ifadesiyle şartlı tahliye edildiğinin ve herhangi bir yasayı ihlal etmesi halinde hapise girme tehlikesi olduğunun farkında değildi.
King, günler sonra Atlanta'da bir öğrenci hareketine katıldı ve sadece beyazların bulunduğu bir restorana izinsiz girmekle suçlandı. Atlantalı yetkililer Fulton’daki hapishaneler kapasitelerinin üzerindeki aşırı kalabalıklar yüzünden kısa bir süre sonra pes ettiler ve beyazlara ait şirketleri felç eden Montgomery Otobüs Boykotu hareketine son verilmesi karşılığında apartheid yasalarını kaldırmayı kabul ettiler. Suçlamalar düşürüldü ve King dışında herkes serbest bırakıldı.
AP, King’in Alabama eyaletinden aldığı ehliyetin 1962 yılına kadar geçerli olmasına rağmen, 25 Ekim 1960'da Yargıç Oscar Mitchell'in, King'i, dört ay hapis cezasına mahkum ettiği davayı izlemek için mahkeme salonunda 300'den fazla kişinin toplandığını bildirdi.
King'in eşi, otobiyografisinde olayları şöyle anlattı:
“Martin'in elleri arkasından kelepçeli halde derhal mahkeme salonundan çıkarıldığı anı, korku içinde izledim. Martin daha sonra bana güney eyaletlerindeki yargı kurumlarının şiddet yanlılığının ve onlarca siyah adamın hücrelerinden çıkarılıp bir daha görülmediklerinin aklına geldiğini söyledi.”
King, “Bu, halkımızın özgürlüğü için taşımamız gereken haçtır” ifadelerini kullandığı ‘Letter from Birmingham Jail’ (Birmingham Şehir Hapishanesinden Mektup) adlı kitabını kaleme almadan üç yıl önce Georgia’daki bir hapishaneden yolladığı mektupta eşine güçlü olmasını söyledi.
1960’taki başkanlık seçimlerine günler kala Richard Nixon ve John F. Kennedy, güneydeki beyazların oylarını kaybetme korkusuyla sivil haklar meselesini görmezden geldiler. Oysa Abraham Lincoln'ün köleleri serbest bırakmasından bu yana birçok Afro-Amerikalı Cumhuriyetçilere oy vermişti. Ebenezer Baptist Kilisesi'nin papazı Martin Luther King ise Nixon'a desteğini henüz açıklamıştı. Nixon, yardım ricalarını görmezden gelirken, Kennedy sempati uyandırmak adına King'in eşini telefonla aradı.
Öte yandan tarihçiler Taylor Branch ve David Garrow, John F. Kennedy’nin kardeşi Robert Kennedy’nin bu telefon görüşmesi karşısında öfkelendiğini, kardeşine King'in eşinin numarasını veren yardımcılarının ona başkanlığa mal olduklarını söylediğini ve önceki kararını bozup King'i derhal bırakan Yargıç Mitchell'i aradığını yazdılar.
King'in babası, Kennedy'nin ‘gerçeği savunacak ahlaki cesareti’ olduğunu söyleyerek desteklediği adayı değiştirdi. Bu alıntı ve diğerleri, ‘Nixon, sevgi dolu aday Senatör Kennedy karşısında yorum yapmaktan kaçınıyor’ başlıklı mavi bir broşürde yer aldı. Kennedy’nin yardımcıları ve King'in destekçileri, broşürü ulusal basında kimse farkına varmadan, seçim gününden önceki pazar günü, ülkenin dört bir yanındaki siyahların bağlı oldukları kiliselerde dağıttılar.
Gallup tarafından yapılan bir ankete göre 1960 yılındaki seçimlerde siyaların oylarının yüzde 61’i Demokratlara giderken yüzde 39’u ise Cumhuriyetçilere oy verdiler. Genel olarak ise Demokratlar toplam oyların yüzde 68’ni Cumhuriyetçiler ise yüzde 32’sini aldılar.
Yazar Theodore H. White’ın ‘The Making of the President 1960’ adlı kitabına göre siyah seçmenlerin destekledikleri adayı değiştirmeleri, Kennedy'nin ulusal düzeyde 113 bin gibi düşük bir marjla hem Seçiciler Kurulu’nun oylarını hem de halk oylamasını kazanmasına yardımcı oldu.
Southerners on New Ground Yöneticisi Mary Hooks, “Gerçekten ilginç ve incelikli bir tarih” ifadesini kullandıktan sonra “Çünkü King'in o dönemde karşı karşıya kaldığı bubi tuzakları halen her gün ebeveynlerimizi kuşatan tuzaklarla aynıydı” dedi.



Macron, İran'ı Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırıları durdurmaya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
TT

Macron, İran'ı Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırıları durdurmaya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'a, İran'ın bölgedeki ülkelere ister doğrudan ister vekil güçler aracılığıyla olsun, Lübnan ve Irak da dahil olmak üzere, yönelik saldırılarına derhal son vermesi çağrısında bulundu. Macron, İran'daki savaştan kaynaklanan bölgesel gerilimin çerçevesinde Fransa'yı "hedef almanın" "kabul edilemez" olduğunu belirterek, İslam Cumhuriyeti'nde tutuklu bulunan iki Fransız vatandaşının "en kısa sürede" iadesine izin verilmesini talep etti.

Macron, Irak'ta bir Fransız askerinin öldürülmesinin ardından X platformunda yaptığı açıklamada, "Fransa'nın tamamen savunma amaçlı olarak, kendi çıkarlarını ve bölgesel ortaklarının çıkarlarını korumak ve seyrüsefer özgürlüğü adına müdahale ettiğini ve ülkemizi hedef almanın kabul edilemez olduğunu hatırlattım" dedi.

"İran Cumhurbaşkanından da Cécile Kohler ve Jacques Paris'in en kısa sürede güvenli bir şekilde Fransa'ya dönmelerine izin vermesini istedim. Çektikleri çile çok uzun sürdü ve ailelerinin yanında olmaları gerekiyor" ifadesini kullandı.


İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var
TT

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları üçüncü haftasına girerken İsrail ordusu tarafından dün akşam yapılan açıklamada, İran'da bombalanacak ‘binlerce hedef’ olduğu belirtildi.

İsrail Ordu Sözcüsü Effie Defrin, düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Önceden hazırlanmış ayrıntılı bir planımız var. İran'da hala binlerce hedefimiz var ve her gün yeni hedefler belirliyoruz.”

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Defrin, “İran rejimi zayıfladı ve biz onu daha da zayıflatacağız” ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattıkları savaşın 16’ncı gününde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ‘peşine düşüp öldürecekleri’ tehdidinde bulundu.

DMO, “Eğer bu çocuk katili suçlu hayatta kalırsa, onu takip edip öldürmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” diye ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise şu anda İran'la savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşma imzalamayı reddettiğini belirterek, “Tahran, savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma sağlamaya çalışıyor, ancak ben bunu istemiyorum çünkü sunduğu şartlar henüz yeterince iyi değil” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, gelecekteki herhangi bir anlaşmanın İran'ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti etmesi gerektiğini vurguladı.

Haber platformu Semafor, cumartesi günü, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberde İsrail'in İran'la süren çatışma nedeniyle balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce ABD'ye bildirdiğini aktardı.


İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
TT

İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)

İsa en-Nehari

ABD istihbarat birimleri, eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba Hamaney’in kendisine halef olmasına ilişkin çekinceleri bulunduğu yönünde bilgileri ABD Başkanı Donald Trump’a iletti. Söz konusu bilgilere göre Hamaney’in, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme kapasitesi konusunda şüpheleri vardı. Bazı gözlemciler ise Mücteba Hamaney’in içe kapanık bir karaktere sahip olduğunu ve psikolojik sorunlar yaşadığını öne sürdü.

İran’da yeni Dini Lider olarak Mücteba Hamaney’in babasının yerine atanmasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen, yeni lider henüz kamuoyuna açık bir konuşma yapmadı; yalnızca yazılı bir mesaj yayımladı. Gözlemciler bu durumu, İran’da yönetimin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından kontrol edildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Mesajın, askeri kurumların benimsediği sert söylemle büyük ölçüde örtüştüğü ifade ediliyor.

Bu arada ABD istihbarat kurumları, Donald Trump ve danışmanlarına sundukları bilgilerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun kendisine halef olmasına mesafeli yaklaştığını aktardı. CBS News tarafından aktarılan bilgilere göre Hamaney, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme becerileri konusunda ciddi şüpheler taşıyordu.

İstihbarat raporlarında ayrıca Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba’nın (56) kişisel yaşamında bazı sorunlar yaşadığının farkında olduğu, ancak bu sorunların niteliğinin ayrıntılandırılmadığı belirtildi. Söz konusu durumun, yeni Dini Lider’in kısırlık tedavisi için dört kez Birleşik Krallık’a gitmesiyle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait 2008 tarihli gizli bir belgeye göre Mücteba Hamaney, çocuk sahibi olması yönünde aile baskısı altındaydı; tedavi sürecinin ardından ilk çocuğu dünyaya geldi.

Donald Trump cuma günü verdiği bir röportajda Ali Hamaney’in oğluna güvenmediğine açık şekilde işaret ederek, “Babası onun lider olmasını dahi istemiyordu” ifadesini kullandı. Trump daha önce de Mücteba Hamaney’i ‘zayıf’ olarak nitelendirmiş ve ABD’nin İran’da bir sonraki liderin seçimi üzerinde bir tür denetim rolü olması gerektiğini savunduğunu belirtmişti.

Ali Hamaney’in oğlunu halefi olarak seçmekten kaçındığına dair spekülasyonlar yeni değil. Bu değerlendirmeler, eski liderin yönetimin miras yoluyla devredilmesine karşı olduğu yönündeki tutumuyla ilişkilendiriliyordu. New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı habere göre Ali Hamaney, 12 Gün Savaşı sırasında kendisinden sonra liderlik için üç aday belirlediğinde oğlunu bu listeye dahil etmedi.

Buna rağmen 88 üyeden oluşan Uzmanlar Meclisi, tartışmalı koşullar altında Mücteba Hamaney’i yeni Dini Lider olarak seçti. Yeni liderin kendisinin bile atamasını televizyondan öğrendiğini söylediği aktarıldı. Reuters ise DMO’nun seçim sürecinde baskı uyguladığını ve Uzmanlar Meclisi içindeki görüş ayrılıklarına rağmen Mücteba Hamaney’in adaylığını dayattığını bildirdi.

Psikolojik sorunlar yaşıyor

İstihbarat bilgilerine göre Ali Hamaney’in oğlunun ülkeyi yönetme kapasitesine ilişkin şüpheleri, Mücteba Hamaney’in karizma ve kitleleri etkileyen konuşmalar yapma yeteneğinden yoksun olmasıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney’in, İran Devrimi’nin Batı ve İsrail karşıtlığına dayanan ideolojik çizgisinin sürdürülmesi için bu özellikleri gerekli gördüğü belirtiliyor. Bu nedenle Hamaney’in görev süresi boyunca sık sık konuşmalar yapmaya ve resmi kabul törenlerinde görünmeye önem verdiği ifade ediliyor.

Yeni Dini Lider’in kamuoyuna yansıyan tek görüntüsü ise yaklaşık 30 saniyelik bir video kaydı. 2024 yılında çekildiği tahmin edilen görüntülerde Mücteba Hamaney’in internet üzerinden verdiği dini dersleri iptal ettiğini açıkladığı görülüyor. İptalin geçici mi yoksa kalıcı mı olacağına dair ise herhangi bir gerekçe sunulmadı. Atanmasının ardından yeni liderin şimdiye kadar ne sesli ne de görüntülü bir konuşma yaptığı kaydediliyor.

İran muhalefetinde yer alan Hasan Şeriatmedari ise Mücteba Hamaney’in kamuoyu önünde görünmekten kaçınmasının yalnızca hitabet eksikliğiyle açıklanamayacağını savunuyor. Independent Arabia ile yaptığı söyleşide Şeriatmedari, ‘yeni Dini Lider’in psikolojik sorunlar yaşadığını ve içe kapanık bir kişiliğe sahip olduğunu’ ileri sürdü. Şeriatmedari’ye göre Mücteba Hamaney hayatı boyunca tek bir konuşma dahi yapmadı ve kamuya açık etkinliklerde görünmedi.

Gözlemcilere göre Ali Hamaney, DMO’nun güçlü etkisine rağmen devlet üzerindeki nihai otoriteyi elinde tutmayı başardı. Ancak yeni dönemde bu denge değişebilir. Bazı değerlendirmelere göre Mücteba Hamaney, fiilen ‘en yüksek lider’ konumundan ziyade daha sınırlı bir rol oynayacak ve hareket alanı büyük ölçüde DMO’nun hesaplarıyla belirlenecek.

Kişisel ve psikolojik faktörlere dikkat çeken Şeriatmedari, Mücteba Hamaney’in suikasttan kurtulması hâlinde dahi ‘kendisini bu göreve taşıyan DMO üyelerinin elinde bir araca dönüşeceğini’ savundu. Şeriatmedari ayrıca önümüzdeki dönemde bu makamda geniş halk desteğine sahip bir ismin görülmeyeceğini öne sürerek, Mücteba Hamaney’in atanmasıyla birlikte Velayet-i Fakih döneminin fiilen sona erdiğini düşündüğünü ifade etti.

Canlı mı... Ölü mü... Yoksa yaralı mı?

Babasının öldürüldüğü saldırıda yaralandığının doğrulanmasının ardından Mücteba Hamaney yazılı bir mesaj yayımladı. Mesaj, bazı çevrelerce kamuoyunu mobilize etmeye ve öldüğüne dair iddiaları yalanlamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. Ancak yeni liderin ne sesli ne de görüntülü bir açıklama yapmaması, yaralarının ciddiyeti ve İran’ı fiilen yönetip yönetmediğine dair spekülasyonları artırdı.

Ortaya atılan açıklamalardan biri, Mücteba Hamaney’in yerinin tespit edilmesi ve hedef alınması riskine karşı kamuoyunda görünmekten kaçındığı yönünde. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ülkede fiili güç sahibi olarak nitelendirilen Ali Laricani’nin Tahran sokaklarında kamuoyuna açık şekilde görünmesi, bu ihtimali zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Gözlemciler, kısa bir video mesaj yayımlamanın sokakta dolaşmaktan daha büyük bir risk oluşturmayacağına dikkat çekiyor.

Bir diğer ihtimal ise Mücteba Hamaney’in yaralarının ağır olduğu ve sağlık durumunun kamuoyuna görünmesine izin vermediği yönünde. Bazı raporlarda ayak kırıkları ve yüzünde morluklar bulunduğu öne sürüldü. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de cuma günü yaptığı açıklamada yeni Dini Lider’in muhtemelen yüzünde kalıcı bir yara oluştuğunu söyledi.

Hem ABD’li hem de İranlı yetkililer kamuoyu önünde yeni liderin yaralandığını doğrularken, Şarku’l Avsat’ın CBS News’ten aktardığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump yakın çevresiyle yaptığı özel görüşmelerde ‘Mücteba Hamaney’in ölmüş olabileceğini’ dile getirdi. Trump’ın ayrıca, “İran şu anda fiilen liderlikten yoksun” değerlendirmesinde bulunduğu belirtildi. Bu açıklamalar, Dini Lider’in bilincinin yerinde olup olmadığına dair tartışmaları daha da alevlendirdi.

Beyaz Saray ise şu aşamada ülkenin kontrolünün büyük ölçüde DMO’nun elinde olduğu kanaatinde. Bu durum, 1979 İran Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten teokratik sistem açısından önemli bir değişim olarak değerlendiriliyor.

Yeni liderin akıbetine ilişkin spekülasyonlar sürerken, ABD hükümeti cuma günü Mücteba Hamaney’in ve dokuz üst düzey İranlı yetkilinin yerinin tespit edilmesine yardımcı olacak bilgiler karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıkladı.