Rusya’dan ‘ABD’nin unuttuğu Suriye’ atağı

Suriye'nin başkenti Şam'da tren istasyonu yakınlarındaki yıkımı gösteren 12 Eylül 201 tarihli bir kare (Reuters)
Suriye'nin başkenti Şam'da tren istasyonu yakınlarındaki yıkımı gösteren 12 Eylül 201 tarihli bir kare (Reuters)
TT

Rusya’dan ‘ABD’nin unuttuğu Suriye’ atağı

Suriye'nin başkenti Şam'da tren istasyonu yakınlarındaki yıkımı gösteren 12 Eylül 201 tarihli bir kare (Reuters)
Suriye'nin başkenti Şam'da tren istasyonu yakınlarındaki yıkımı gösteren 12 Eylül 201 tarihli bir kare (Reuters)

Moskova ve Şam, birçok cephede atağa geçti. Askeri ateşkes her ne kadar kırılgan da olsa halen geçerli olmaya devam ederken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada tüm askeri operasyonların sona erdiğini söylemişti. Dolayısıyla Suriye’de 15 Mart 2011’de protesto hareketinin başlamasının yıldönümünde Rusya-Batı çekişmesi devam ediyor.
ABD ve müttefikleri, son on yıldır her yıl Suriye protestolarının yıl dönümünde açıklamalarda bulunuyorlar. Bu açıklamaların içerikleri zamanla çeşitlilik gösterirken Washington’dan ‘ABD’nin unuttuğu Suriye’deki yeni gerçeklikler’ doğrultusunda daha sakin açıklamalar yapılır oldu. Fakat yeni olan, Moskova ve Şam’ın ‘gerçekleri gösterme’ atağıyla ayaklanmanın yıldönümünde açıklamalarda bulunmalarıydı.

Moskova ve Şam’ın söylemi
Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ve Russia Today (RT) haber sitesinde yayımlanan açıklamada Suriye krizinin ‘hükümet karşıtı gösterilerle başladığı’ belirtildi. Açıklamaya göre gerçek suçlu, ‘iç siyasi süreci yasadışı silahlı örgütlerin başını çektiği ve Suriye, uluslararası terörizm tarafından eşi-benzeri görülmemiş bir saldırıya maruz kalıncaya kadar devam eden silahlı bir çatışmaya’ dönüştüren ‘dış müdahaleydi’.
Rusya’nın Eylül 2015'teki müdahalesinden ve bombardımanlarından bahsedilmeyen açıklamada, daha ziyade, Rusya'nın yalnızca son aylarda el-Badiye bölgesine (Suriye Çölü) düzenlenen bombardımanlarla önceliği haline gelen DEAŞ ile mücadelede Moskova'nın ‘belirleyici rolüne’ işaret edildi.
Rusya’nın, DEAŞ'a karşı zafer kazanılmasına ve uluslararası terörizme zarar verilmesine ‘katkıda bulunmasının’ ardından ‘garantör ülkeler’ (Rusya, Türkiye ve İran) tarafından ‘çatışmaları durdurmak’ amacıyla uyumlu bir çalışma yapılması için ‘Astana Süreci’ başlatıldı. İsrail’in düzenlediği bombardımanlardan veya Türkiye ve İran’ın Suriye’deki askeri varlığından bahsedilmeden Heyet Tahrir'uş Şam’ın (HTŞ/eski adıyla Nusra Cephesi) İdlib’teki faaliyetlerine ve ABD’nin Fırat Nehri’nin doğusundaki ve et-Tanf Üssü’ndeki ‘yasadışı askeri varlığına’ değinildi.
‘Muhalif güçler’, Suriye’de ‘ateşi körükleyerek rejimi devirmek’ konusunda başarısız olunca, ekonomik kriz, tek taraflı yaptırımlar, insani yardımların ve mültecilerin geri dönüşünün engellenmesi ve bölünmeyi artıran ‘seçici yardımda bulunma’ yoluna başvurdu.
Elbette krizin askeri bir çözümü yok ve yapay baskılar ve süreler olmaksızın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması yoluyla ‘Suriyelilerin önderlik ettiği siyasi bir süreç’ başlatılarak ülkenin geleceği için ortak bir vizyona ve ulusal uzlaşıya varılıp mültecilerin geri dönüşünün sağlanması gerekiyor. Ancak bu başlıklar ve ilkeler, düşman ülkelerin, orduyla savaşmak için binlerce paralı asker getirmesiyle başlayıp doğrudan müdahaleyle sona eren çeşitli silah türlerini kullandığı bir savaşın patlak verdiği yıl dönümünü ‘Suriyelilerin maruz kaldığı en büyük terör savaşı olarak’ değerlendiren Suriye Resmi Haber Ajansı (SANA) tarafından dağıtılan açıklamada yer almadı. SANA, ‘devletin ve ordusunun imajını bozmak ve teröristleri iyi göstermek için siyaset arenasında ve medyada bir kampanya yürütüldüğüne’ işaret ederek “Sahada başarısız olduklarında, ABD önderliğinde ve onun araçlarıyla uygulanan boğucu bir abluka ile Suriyelileri aç bırakmak için savaşı, ekonomi alanına aktardılar” ifadelerine yer verdi.

ABD ve müttefiklerinin yeni tutumu
ABD ve müttefikleri, ‘unutulmuş’ Suriye’de yaşananlara, çözüme ve ülkenin geleceğine dair neredeyse ters bir vizyonlara sahipler denilebilir. Zira bu 15 Mart’taki protestoların yıldönümü açıklamalarında açıkça görülüyordu. Açıklamalarda ‘siyasi geçiş, Esed’in istifası veya geçiş hükümeti’ gibi ifadelerden kaçınıldığı görüldü. Bu ifadelerin yerine, Suriye'nin yeniden inşası için oluşması gereken koşullar, Suriye'de aylar sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili tutumlar ve anayasa reformunu destekleme mekanizması ile ilgili görüşler vardı.
ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Suriye ayaklanmasının onun yıl dönümünü, Başkan Joe Biden yönetiminin Suriye dosyası ile ilgili vizyonunu duyurmak için bir fırsat olarak gördü.  ABD’li Bakan, İngiliz, İtalyan, Fransız ve Alman mevkidaşlarıyla yaptığı açıklamada, Suriye krizinin, ‘Esed rejiminin göstericilere korkunç bir şiddetle karşılık vermesiyle’ başladığını söyledi.
Blinken’ın, ‘çatışmaların devam etmesinin, teröristler ve özellikle de halen geri dönüşünün engellenmesi bir öncelik olan DEAŞ için bir alan yarattığını’ söylemesi dikkat çekiciydi. Bu sözler, özellikle ABD yönetiminin Suriye politikasını halen gözden geçirdiği ve Suriye'ye özel bir temsilci atamadığı bir zamanda,  DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasını önlemenin ve ABD’nin Suriye'nin doğusundaki askeri varlığını sürdürmenin Biden yönetimi için halen bir öncelik olduğu inancını güçlendirdi.
ABD ve Avrupa ülkelerinin açıklamalarında, Suriye’de önümüzdeki aylarda yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak ise herhangi bir siyasi sürece diasporadakiler ve yerlerinden edilenler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin katılmalarının sağlanması gerektiği için seçimlerin özgür ve adil olmayacağı ve rejimle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açmayacağı vurgulandı.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıklamasında, Suriye rejiminin düzenlediği seçimlerin BMGK’nın 2254 sayılı kararındaki kriterleri karşılamadığını belirterek, “Dolayısıyla, çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz” dedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ise, Fransa’nın müttefikleriyle birlikte Suriye'nin yeniden inşasını ve Şam ile ilişkilerin normalleşmesini, ancak 2254 sayılı karar uyarınca kalıcı bir siyasi çözümün uygulanması halinde olabileceği vizyonuna bağlı kalmaya devam edeceği’ belirtildi.
Suriye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Esed’in görev süresinin Temmuz ayı ortalarında sona ermesine iki ay kala, Moskova ile Washington arasındaki çekişmenin ‘bir sonraki sahnesi’ olacağından şüphe yok. Bir başka çatışma ise Temmuz ayı ortalarında sınırın ötesi uluslararası insani yardım için bir kararın tartışılacağı BMGK’da yaşanacaktır.
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kremlin'in ‘Esed'i Suriye'nin meşru cumhurbaşkanı olarak gördüğünü’ söylerken Dışişleri Bakanı Lavrov, Arap ülkelerini, Şam'ın Arap Birliği’ne (AL) geri dönmesi, Suriye'nin yeniden inşasının finanse edilmesi ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir ‘dönüm noktası’ olarak görmeleri amacıyla bir Körfez turu gerçekleştirdi.
Suriye ayaklanmasının yıl dönümü vesilesiyle yapılan, dikkat çekici bir açıklama daha vardı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Suriye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine değinilmedi. Suriye'nin yüzde 10'undan fazlasında askeri varlığı olan ve ülkenin kuzeyinde yaklaşık 15 bin asker konuşlandıran Ankara açıklamasında, ‘Suriye'nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü koruma’ taahhüdüne odaklanırken “DEAŞ, PKK ve YPG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadeleye devam edilecektir” ifadelerine yer verdi. On yıl önce Suriyeli muhalifleri desteklemede Washington’ın müttefiki olan Ankara’nın açıklamasında, ABD’nin Suriye’nin doğusunda YPG’ye verdiği desteğe atıfta bulunularak, “Terör örgütlerinin ayrılıkçı gündemlerini meşrulaştırma çabalarına müsamaha göstermeyecektir” denildi.

 


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.


Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
TT

Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, dün Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulamasına yanıt olarak, Golan’ın “sonsuza dek” İsrail egemenliği altında kalacağını söyledi.

Katz, “Birleşmiş Milletler kürsüsünden gösterişli açıklamalar yapan Suriye Cumhurbaşkanı’na açık yanıtım şudur: İsrail egemenliği altındaki Golan, sonsuza dek İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Şara ise BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İsrail’in bir bölümünü ilhak ettiği ve diğer bölümünü işgal altında tuttuğu Golan’ın Suriye toprağı olarak kalacağını ifade etmişti.

Şara, “Fiilî durum yaratmaya yönelik hiçbir girişim, devletimizin meşruiyetine, hukukumuzun egemenliğine ve uluslararası hukukun geçerliliğine zarar veremez. Golan, Suriye toprağı olarak kalacaktır” dedi.

Şara ayrıca “ilhaka yönelik tüm adımların, 1981 tarihli 497 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı uyarınca geçersiz ve hükümsüz olduğunu” vurguladı. Söz konusu karar, İsrail’in Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri’nin bir bölümünü ilhak etme kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Haziran 1967 Savaşı sırasında Golan Tepeleri’nin bir bölümünü işgal etmiş, 1981’de ise bölgeyi ilhak ettiğini açıklamıştı. ABD, yıllarca Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan dünyadaki tek ülke konumundayken, geçtiğimiz ağustosta Kolombiya da bu tutuma katıldı.

Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri’ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Şeyh Dağı’na kadar ilerledi. İsrail ayrıca Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturma niyetini açıkladı. İsrailli yetkililer, güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını yineliyor.

İsrail ayrıca o tarihten bu yana Suriye’de çoğunlukla askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, saldırıların amacının yeni Suriye yönetiminin eski ordunun silah ve cephaneliğine erişmesini engellemek olduğunu belirtti.