Sudan, ABD ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?

Kızıldeniz’deki nüfuzunun güçlenmesi, ABD-Rusya arasındaki Sudan rekabetini yoğunlaştırıyor.

Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
TT

Sudan, ABD ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?

Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Nisan 2019’da eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden sonra sivil askeri ortaklık uyarınca 2024 başlarında genel seçimlerle sona erecek 53 aylık bir geçiş yaşayan Sudan, dünyanın birçok ülkesi açısından ilgi odağı haline dönüştü. Öyle ki bu ülkeler, stratejik konumunun yanı sıra büyük zenginlik ve kaynaklara sahip olması dolayısıyla Sudan ile çeşitli alanlarda iş birliği kurmaya yöneldi. Washington ve Moskova’nın, Kızıldeniz kıyısında Port Sudan limanı yakınlarında askeri üsler kurarak, özellikle askeri alanda en büyük iş birliği fırsatlarını elde etmeye çalışmasına neden olan şey de Sudan’daki bu zenginlik.
Peki Sudan’daki geçiş hükümeti hem ABD’yi hem de Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?
Sudan üniversitelerinde siyasi-ekonomi alanlarında ders veren Profesör. Dr. Hac Hamad, “Sudan’ın Rusya ve ABD ile ilişkileri hususunda, Beşir rejiminin değişmesinden bu yana Moskova ile ilişkilerin kopmadığını görüyoruz. Washington, Hartum ile Moskova’nın kazanımlarının çok daha üstündeki kazanımlarını korurken, ABD aynı zamanda başkentteki Soba banliyösünde bir üsse de sahip. Moskova’nın ise 1957’den beri silahlanma faaliyetlerinde Sudan ordusunun tedarikini kontrol ettiğini gördük. Aslında Hartum’un askeri, teknik, endüstriyel, tarımsal ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için iki ülke arasında açık bir pazar bölünmesi var” ifadelerini kullandı.

Güvenli bir sığınak
Hamad, “Ancak şimdi bu iki kutupla ilişkilerin gelişmesinde yeni olan şeyin, Sudan’ın ana limanı olan Port Sudan bölgesindeki Kızıldeniz kıyısına deniz üsleri kurma meselesi olduğuna inanıyorum. Şubat ayında 3 ABD ve Rusya savaş gemisi bu bölgeye geldi. Sudan’ın doğusunun Kızıldeniz’e olan kıyısındaki ABD varlığının, bu bölgedeki denizaltı filosu için güvenli bir sığınak arayan Rus tarafına hâkim gelmesi dikkat çekicidir” dedi.
Dr. Hac Hamad, “Kuşkusuz geçiş hükümetinin iki ülkeyle ilgilenme yaklaşımı, bu iki ülkeyle ilişkilerini sürdürerek ve çeşitli alanlarda geliştirerek, Sudan’ın çıkarlarına ulaşma bağlamında daha gerçekçidir. Çünkü Rusya ve ABD’den her birinin belirli açıdan farklılığı ve üstünlüğü bulunuyor. Dünyanın bu yıllar boyunca tanık olduğu ileri teknolojiden 30 yıllık bir izolasyonun ardından bu ülkelerin, Sudan’ın gelişimi ve ilerlemesi üzerinde etkisi bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasi ekonomi profesörü, ülkedeki geçiş hükümeti altında ABD’nin Sudan’a yönelik stratejisinin değişmediğine dikkat çekerek, “Washington, önceki rejimde elde ettiği kazanımları korumak için hala aynı araçları kullanıyor. Washington’un sivil bileşene desteği ışığında askeri bileşeni Rus tarafı ile yakınlaşmaya teşvik eden Sudan’ın, terörizme destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasına rağmen ABD’nin yatırım akışı bulunmuyor” dedi.

Sözleşmelere bağlılık
Uluslararası ilişkiler Profesörü Hasan Beşir, “Başkalarına saygıyı ve devletlerin iç işlerine karışmamayı öngören uluslararası tüzüklere, anlaşmalara ve yasalara bağlı kalmak koşuluyla, ülkedeki geçiş hükümeti, ne olursa olsun, uluslararası toplumla ilişkilerinde çıkarlarını ön planda tutmalıdır. Sudan’a uygulanan yaptırımlar uluslararası yasalara saygı gösterilmemesinden kaynaklanıyordu. Sonuç olarak hem Washington hem de Moskova ile aynı anda gelişen bir ilişki kurmanın, tüm bu halkların ve ülkelerin menfaatlerine olumlu yansıyacağı için olumsuz bir etki bırakacağını düşünmüyorum” açıklamasında bulundu.
Profesör Beşir, “Petrol, gaz ve diğer stratejik malların küresel ticareti için bir kanal haline gelen Kızıldeniz bölgesinin hassasiyeti göz önüne alındığında, Washington ile Moskova arasında bir rekabet yaşanıyor. Çarlık zamanından beri bu bölgede kendine bir yer edinmeye çalışan Rusya’nın bölgede çıkarlarının olması şaşırtıcı değil. ABD ise Çin’in hegemonyasını ve genişlemesini sınırlama çabasının yanı sıra köklü ilişkileriyle Kızıldeniz’deki en etkili güç olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Washington’un boşluğu doldurmak için askeri ve ekonomik alanlarda çeşitli anlaşmalar imzalayarak, Sudan ile ilişkilerini geliştirmekte hızlı davrandığını belirten Profesör Beşir, ülkede meydana gelen değişimin, eski Beşir hükümeti ile takip edilen politikalar ve rejime uygulanan uluslararası baskı ve izolasyondan kaynaklandığını ifade ederek, sonuç olarak bu ülkelerin mevcut Sudan hükümeti ile ilişkilerini geliştirmeleri ve birçok alanda onunla büyük bir iş birliği içine girmeleri gerektiğini vurguladı.

Çelişkili ittifaklar
Sudanlı siyasi analist Sadık el-Makli de “Kızıldeniz’de bir lojistik deniz merkezi oluşturarak askeri tarafta Rusya ile iş birliği açısından yaşananlar, Eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in yaklaşık 2 yıl önce devrilmesinden önceki son yurt dışı ziyaretinde, ABD baskısından korunma karşılığında imzaladığı bir anlaşma çerçevesinde geldi” dedi. Makli, ancak ‘ABD ile iş birliğindeki büyük atılım, buna eşlik eden çeşitli alanlardaki gelişmeler ve anlaşmalar, ayrıca ABD savaş gemilerinin Port Sudan’a gelişi’ ışığında Washington’un Hartum ile askeri iş birliğini güçlendirmede ilerleyeceğini vurguladı. Hartum’un ‘Kızıldeniz’in güvenliği, bölgedeki su geçişleri ve Süveyş Kanalı’ açsından önemini hatırlatan analist Makli, “Sonuç olarak Sudan hükümeti, Rusya ile askeri iş birliği anlaşmalarını açıklamalı ve bunları iptal etmek için çalışmalıdır. Çünkü şu anda yoğun bir rekabete tanık olan Kızıldeniz başta olmak üzere iki süper güç arasında bir çatışma yaratmak mümkün değil” dedi.
Sadık el-Makli, “ABD ve Rusya gibi iki rakip ülke için hiçbir koşulda bir bölgede iki üs olamaz. Kızıldeniz, geniş kıyılara sahiptir. Dahası Hartum ile askeri iş birliğinin yasallaşması ve bu iş birliğinin yasal olarak çerçevelenmesi ile kanıtlandığı üzere Washington, stratejik bir müttefik haline geldi. ABD Kongresi’nin Sudan’daki geçiş yönetimini, 2020 yılı için hesap verebilirliği ve mali şeffaflığı desteklemek için bir yasa çıkarması da bu iş birliğini kanıtlıyor. Aynı şekilde Sudan ordusunun eğitim açısından yardım ve destek aldığının teyidi, iki ülke arasında askeri ve diğer heyetler tarafından karşılıklı ziyaretler ve ABD’nin ülkeye verdiği çok büyük hizmetler de bunun için bir kanıttır. Eski Beşir hükümetinin başarısızlığının, çelişkili ittifaklara girmesinden kaynaklandığına inanıyorum. Nihayetinde herkesi kaybetmişti. Örneğin Yemen savaşında Suudi Arabistan- ABD koalisyonuna dahil oldu, sonra Katar ile askeri tatbikatlar yaptı. Devlet, itibarını ve çıkarlarını korumak için çelişkili ittifaklar yapamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Sudan’ın Mısır, Cibuti, Somali, Eritre, Suudi Arabistan, Ürdün ve Yemen’in yanı sıra 700 kilometreyi aşan sahili ile Kızıldeniz’e komşu ülkelerden biri olduğu unutulmamalı.

 


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.


Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
TT

Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, dün Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulamasına yanıt olarak, Golan’ın “sonsuza dek” İsrail egemenliği altında kalacağını söyledi.

Katz, “Birleşmiş Milletler kürsüsünden gösterişli açıklamalar yapan Suriye Cumhurbaşkanı’na açık yanıtım şudur: İsrail egemenliği altındaki Golan, sonsuza dek İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Şara ise BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İsrail’in bir bölümünü ilhak ettiği ve diğer bölümünü işgal altında tuttuğu Golan’ın Suriye toprağı olarak kalacağını ifade etmişti.

Şara, “Fiilî durum yaratmaya yönelik hiçbir girişim, devletimizin meşruiyetine, hukukumuzun egemenliğine ve uluslararası hukukun geçerliliğine zarar veremez. Golan, Suriye toprağı olarak kalacaktır” dedi.

Şara ayrıca “ilhaka yönelik tüm adımların, 1981 tarihli 497 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı uyarınca geçersiz ve hükümsüz olduğunu” vurguladı. Söz konusu karar, İsrail’in Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri’nin bir bölümünü ilhak etme kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Haziran 1967 Savaşı sırasında Golan Tepeleri’nin bir bölümünü işgal etmiş, 1981’de ise bölgeyi ilhak ettiğini açıklamıştı. ABD, yıllarca Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan dünyadaki tek ülke konumundayken, geçtiğimiz ağustosta Kolombiya da bu tutuma katıldı.

Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri’ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Şeyh Dağı’na kadar ilerledi. İsrail ayrıca Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturma niyetini açıkladı. İsrailli yetkililer, güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını yineliyor.

İsrail ayrıca o tarihten bu yana Suriye’de çoğunlukla askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, saldırıların amacının yeni Suriye yönetiminin eski ordunun silah ve cephaneliğine erişmesini engellemek olduğunu belirtti.