Sudan, ABD ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?

Kızıldeniz’deki nüfuzunun güçlenmesi, ABD-Rusya arasındaki Sudan rekabetini yoğunlaştırıyor.

Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
TT

Sudan, ABD ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?

Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)
Sudan’daki geçiş hükümeti, iki ülke ile ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Nisan 2019’da eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden sonra sivil askeri ortaklık uyarınca 2024 başlarında genel seçimlerle sona erecek 53 aylık bir geçiş yaşayan Sudan, dünyanın birçok ülkesi açısından ilgi odağı haline dönüştü. Öyle ki bu ülkeler, stratejik konumunun yanı sıra büyük zenginlik ve kaynaklara sahip olması dolayısıyla Sudan ile çeşitli alanlarda iş birliği kurmaya yöneldi. Washington ve Moskova’nın, Kızıldeniz kıyısında Port Sudan limanı yakınlarında askeri üsler kurarak, özellikle askeri alanda en büyük iş birliği fırsatlarını elde etmeye çalışmasına neden olan şey de Sudan’daki bu zenginlik.
Peki Sudan’daki geçiş hükümeti hem ABD’yi hem de Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kazanabilir mi?
Sudan üniversitelerinde siyasi-ekonomi alanlarında ders veren Profesör. Dr. Hac Hamad, “Sudan’ın Rusya ve ABD ile ilişkileri hususunda, Beşir rejiminin değişmesinden bu yana Moskova ile ilişkilerin kopmadığını görüyoruz. Washington, Hartum ile Moskova’nın kazanımlarının çok daha üstündeki kazanımlarını korurken, ABD aynı zamanda başkentteki Soba banliyösünde bir üsse de sahip. Moskova’nın ise 1957’den beri silahlanma faaliyetlerinde Sudan ordusunun tedarikini kontrol ettiğini gördük. Aslında Hartum’un askeri, teknik, endüstriyel, tarımsal ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için iki ülke arasında açık bir pazar bölünmesi var” ifadelerini kullandı.

Güvenli bir sığınak
Hamad, “Ancak şimdi bu iki kutupla ilişkilerin gelişmesinde yeni olan şeyin, Sudan’ın ana limanı olan Port Sudan bölgesindeki Kızıldeniz kıyısına deniz üsleri kurma meselesi olduğuna inanıyorum. Şubat ayında 3 ABD ve Rusya savaş gemisi bu bölgeye geldi. Sudan’ın doğusunun Kızıldeniz’e olan kıyısındaki ABD varlığının, bu bölgedeki denizaltı filosu için güvenli bir sığınak arayan Rus tarafına hâkim gelmesi dikkat çekicidir” dedi.
Dr. Hac Hamad, “Kuşkusuz geçiş hükümetinin iki ülkeyle ilgilenme yaklaşımı, bu iki ülkeyle ilişkilerini sürdürerek ve çeşitli alanlarda geliştirerek, Sudan’ın çıkarlarına ulaşma bağlamında daha gerçekçidir. Çünkü Rusya ve ABD’den her birinin belirli açıdan farklılığı ve üstünlüğü bulunuyor. Dünyanın bu yıllar boyunca tanık olduğu ileri teknolojiden 30 yıllık bir izolasyonun ardından bu ülkelerin, Sudan’ın gelişimi ve ilerlemesi üzerinde etkisi bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasi ekonomi profesörü, ülkedeki geçiş hükümeti altında ABD’nin Sudan’a yönelik stratejisinin değişmediğine dikkat çekerek, “Washington, önceki rejimde elde ettiği kazanımları korumak için hala aynı araçları kullanıyor. Washington’un sivil bileşene desteği ışığında askeri bileşeni Rus tarafı ile yakınlaşmaya teşvik eden Sudan’ın, terörizme destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasına rağmen ABD’nin yatırım akışı bulunmuyor” dedi.

Sözleşmelere bağlılık
Uluslararası ilişkiler Profesörü Hasan Beşir, “Başkalarına saygıyı ve devletlerin iç işlerine karışmamayı öngören uluslararası tüzüklere, anlaşmalara ve yasalara bağlı kalmak koşuluyla, ülkedeki geçiş hükümeti, ne olursa olsun, uluslararası toplumla ilişkilerinde çıkarlarını ön planda tutmalıdır. Sudan’a uygulanan yaptırımlar uluslararası yasalara saygı gösterilmemesinden kaynaklanıyordu. Sonuç olarak hem Washington hem de Moskova ile aynı anda gelişen bir ilişki kurmanın, tüm bu halkların ve ülkelerin menfaatlerine olumlu yansıyacağı için olumsuz bir etki bırakacağını düşünmüyorum” açıklamasında bulundu.
Profesör Beşir, “Petrol, gaz ve diğer stratejik malların küresel ticareti için bir kanal haline gelen Kızıldeniz bölgesinin hassasiyeti göz önüne alındığında, Washington ile Moskova arasında bir rekabet yaşanıyor. Çarlık zamanından beri bu bölgede kendine bir yer edinmeye çalışan Rusya’nın bölgede çıkarlarının olması şaşırtıcı değil. ABD ise Çin’in hegemonyasını ve genişlemesini sınırlama çabasının yanı sıra köklü ilişkileriyle Kızıldeniz’deki en etkili güç olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Washington’un boşluğu doldurmak için askeri ve ekonomik alanlarda çeşitli anlaşmalar imzalayarak, Sudan ile ilişkilerini geliştirmekte hızlı davrandığını belirten Profesör Beşir, ülkede meydana gelen değişimin, eski Beşir hükümeti ile takip edilen politikalar ve rejime uygulanan uluslararası baskı ve izolasyondan kaynaklandığını ifade ederek, sonuç olarak bu ülkelerin mevcut Sudan hükümeti ile ilişkilerini geliştirmeleri ve birçok alanda onunla büyük bir iş birliği içine girmeleri gerektiğini vurguladı.

Çelişkili ittifaklar
Sudanlı siyasi analist Sadık el-Makli de “Kızıldeniz’de bir lojistik deniz merkezi oluşturarak askeri tarafta Rusya ile iş birliği açısından yaşananlar, Eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in yaklaşık 2 yıl önce devrilmesinden önceki son yurt dışı ziyaretinde, ABD baskısından korunma karşılığında imzaladığı bir anlaşma çerçevesinde geldi” dedi. Makli, ancak ‘ABD ile iş birliğindeki büyük atılım, buna eşlik eden çeşitli alanlardaki gelişmeler ve anlaşmalar, ayrıca ABD savaş gemilerinin Port Sudan’a gelişi’ ışığında Washington’un Hartum ile askeri iş birliğini güçlendirmede ilerleyeceğini vurguladı. Hartum’un ‘Kızıldeniz’in güvenliği, bölgedeki su geçişleri ve Süveyş Kanalı’ açsından önemini hatırlatan analist Makli, “Sonuç olarak Sudan hükümeti, Rusya ile askeri iş birliği anlaşmalarını açıklamalı ve bunları iptal etmek için çalışmalıdır. Çünkü şu anda yoğun bir rekabete tanık olan Kızıldeniz başta olmak üzere iki süper güç arasında bir çatışma yaratmak mümkün değil” dedi.
Sadık el-Makli, “ABD ve Rusya gibi iki rakip ülke için hiçbir koşulda bir bölgede iki üs olamaz. Kızıldeniz, geniş kıyılara sahiptir. Dahası Hartum ile askeri iş birliğinin yasallaşması ve bu iş birliğinin yasal olarak çerçevelenmesi ile kanıtlandığı üzere Washington, stratejik bir müttefik haline geldi. ABD Kongresi’nin Sudan’daki geçiş yönetimini, 2020 yılı için hesap verebilirliği ve mali şeffaflığı desteklemek için bir yasa çıkarması da bu iş birliğini kanıtlıyor. Aynı şekilde Sudan ordusunun eğitim açısından yardım ve destek aldığının teyidi, iki ülke arasında askeri ve diğer heyetler tarafından karşılıklı ziyaretler ve ABD’nin ülkeye verdiği çok büyük hizmetler de bunun için bir kanıttır. Eski Beşir hükümetinin başarısızlığının, çelişkili ittifaklara girmesinden kaynaklandığına inanıyorum. Nihayetinde herkesi kaybetmişti. Örneğin Yemen savaşında Suudi Arabistan- ABD koalisyonuna dahil oldu, sonra Katar ile askeri tatbikatlar yaptı. Devlet, itibarını ve çıkarlarını korumak için çelişkili ittifaklar yapamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Sudan’ın Mısır, Cibuti, Somali, Eritre, Suudi Arabistan, Ürdün ve Yemen’in yanı sıra 700 kilometreyi aşan sahili ile Kızıldeniz’e komşu ülkelerden biri olduğu unutulmamalı.

 


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.


İsrail'in önümüzdeki günlerde Lübnan ile görüşmeler yapması bekleniyor

İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
TT

İsrail'in önümüzdeki günlerde Lübnan ile görüşmeler yapması bekleniyor

İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında (EPA)

Reuters'e dün konuşan iki İsrailli yetkili, İsrail ve Lübnan'ın önümüzdeki günlerde Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yol açacak kalıcı bir ateşkes sağlamayı amaçlayan görüşmeler yapmasının beklendiğini, ancak bu görüşmelerin zamanlaması ve şartları konusunda henüz bir anlaşmaya varılmadığını belirtti.

Lübnan, görüşmeler için bir heyet oluşturmak üzere çalışıyor, ancak henüz bir tarih belirlenmedi. Dün üç Lübnanlı yetkili, Beyrut'un, Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın ilk olarak dile getirdiği noktaya, yani müzakerelerin önünü açacak tam bir ateşkese İsrail'in uyup uymayacağı konusunda açıklığa ihtiyaç duyduğunu söyledi.

İsrail gazetesi Haaretz, cumartesi günü beklenen görüşmelerle ilgili ilk haberi veren gazete oldu. Bir Lübnanlı yetkili dün, Lübnan'ın bu görüşmelerle ilgili olarak İsrail'den henüz resmi bildirim almadığını söyledi.

İki İsrailli yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yakın çalışma arkadaşı Ron Dermer'in İsrail tarafında görüşmelere başkanlık edeceğini ve Fransa'nın da bu girişime dahil olduğunu belirtti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar dün yaptığı açıklamada, Lübnan ile herhangi bir görüşmenin yapıldığını yalanladı. Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin intikamını almak amacıyla İsrail'e saldırmasıyla Ortadoğu'daki daha geniş çatışmanın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Lübnan'da 800'den fazla kişinin ölümüne ve 800 binden fazla kişinin evlerinden kaçmasına neden olan bir saldırıyla karşılık verdi.

Avn, savaşı sona erdirmek için İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya hazır olduklarını ifade etti.

Lübnan hükümetinin İsrail ile görüşme isteği, Hizbullah'ın silahlı bir grup olarak statüsü konusunda Lübnan içinde artan gerilimlerin yaşandığı bir dönemde geliyor. Lübnan hükümeti bu ay Hizbullah'ın askeri faaliyetlerini yasakladı, ancak grup bu kararı reddederek savaşmaya devam etti ve İsrail'e yüzlerce roket fırlattı.