ABD’nin yenilenen, değişen ve sürdürülebilir dış politikası

ABD’nin dış politikası, başta en büyük kazanımları güvence altına almak ve kayıpları duygulardan, teorilerden ve söylemlerden uzaklaştırmak olmak üzere ekonomisini yöneten aynı güdülerle yönetilir

Biden yönetimi, ABD politikasının en büyük kazanımını elde etmeye çalışıyor (AFP)
Biden yönetimi, ABD politikasının en büyük kazanımını elde etmeye çalışıyor (AFP)
TT

ABD’nin yenilenen, değişen ve sürdürülebilir dış politikası

Biden yönetimi, ABD politikasının en büyük kazanımını elde etmeye çalışıyor (AFP)
Biden yönetimi, ABD politikasının en büyük kazanımını elde etmeye çalışıyor (AFP)

Nebil Fehmi (Mısır’ın eski Dışişleri Bakanı)
ABD’deki başkanlık seçimi maratonunun ve çalkantılı olayların ardından Başkan Joe Biden yönetiminin göreve başlamasıyla artık önümüzdeki yıllara hazırlanmak için Trump ile Biden yönetimleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklarla ABD dış politikasına ilişkin sakin bir okuma yapmanın zamanı geldi.
Bazı analistler, yeni yönetimin, çoğunlukla yönetimdeki yetkililerin, partinin sağ kanadından Demokratların ve ABD’nin önde gelen siyasi figürlerinin ilk etapta aktif diplomasi yoluyla ABD'nin uluslararası rolünün yeniden canlanacağına dair verdikleri güvencelerle Biden'ın politikalarının selefinden (Donald Trump) tamamen farklı olacağı iddiasını abartıyorlar.
Buna karşın Demokrat Parti'nin sol veya ilerici kanadı, Amerikan siyasi merkezine en yakın sol eğilimli Cumhuriyetçilerle birlikte, İran'a yönelik yaptırımların uygulanmaya devam etmesine, İran’ın Suriye'deki askeri noktalarının hedef alınmasına ve halen Çin’in ABD için en büyük rakip ve tehdit olarak görülmesine, ayrıca yeni yönetimin ‘otokrat’ olarak tanımlanan ve ‘Amerikan değerlerine’ bağlı olmayanlar da dahil olmak üzere çeşitli dünya liderlerine açılmasına işaret ederek Biden’ın şimdiye kadarki uygulamalarının selefinin uygulamalarından çok da farklı olmadığına inanıyorlar.
ABD uzun süre farklı ve benzersiz bir tutum sergilerken demokratik bir devlet olarak desteklemesi beklenen çağdaş uluslararası düzenin temelleriyle çelişen tek taraflı bir pozisyon aldı. ABD ayrıca, federal yasalarının uluslararası hukuku geçersiz kıldığını düşünen çok az ülkeden biridir. Bu durum ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi farklı ve çeşitli alanlara dair bir dizi uluslararası anlaşma veya sözleşmeye katılmamasını sağladı. Hatta birçok ülkeden, ABD vatandaşlarını UCM’nin kanunlarına tabi tutmayacaklarına dair bir taahhütte bulunmalarını talep etti.
Yasama organlarına bilgi ve tahminler sağlayan ABD Kongre Araştırma Merkezi (CRS), İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden ve BM Antlaşması maddelerinde yer alan yeni uluslararası düzenin başlamasından bu yana ABD’nin sınırları dışında 65 kez askeri gücünü kullandığına ilişkin ifadelerin yer aldığı dikkat çekici bir rapor yayımladı. Raporda aynı zamanda BM Antlaşması’nın meşru müdafaa dışında güç kullanımını yasaklamasına rağmen, bunların çoğunun tek taraflı politikaların uygulanması veya kendi çıkarlarını korumak için yapıldığı belirtildi.
Burada sözlerimin maksadının dışında yorumlanmaması için dünya ülkelerinde milli demokrasinin gerçekleşmesini desteklediğimi belirtmek isterim. Kısacası eğer halkın arzusu buysa, şeffaflık, hesap verebilirlik ve iyi yönetişime katılım gerektiren her şeyde toplumsal ve bireysel insan haklarına saygı duyulması gerektiğini şiddetle destekliyorum. Devletleri ve toplumları, vatansever bir bakışla sürekli olarak kendi kendilerini reforme etmeleri, sırf dışarıdan bazıları onları zorladığı için reform yapmaktan çekinmemeleri çağrısında bulunuyorum. Burada hakim düşünce, halkın iradesi ve ulusal çıkar olmalıdır.
Bu gözlemlerimi dile getirmemin sebebi, Biden yönetiminin ‘değerlere’ dayalı bir dış politika izlediğine dair çekincelerim in olmasıdır. Çünkü ABD’nin yıllardır süregelen uygulamaları bu ifadeyi itibarsılaştırdı. Bu yüzden devletlere, uluslararası anayasalarda ve sözleşmelerde yer alan tüm maddelerle birlikte, ‘uluslararası sistemin kurallarına ve temellerine’ uymaları için çağrıda bulunmak daha iyi.
 Gelecekte olabileceklere dair tahminlerime gelince bunun için ABD Dışişleri Bakanı’nın son konuşmasını ve Başkan Biden’ın ulusal güvenlikle ilgili ‘geçici stratejik yön’ konusundaki açıklamalarını gözden geçirmek ve her ikisi de Mart ayında yapılan bu açıklamaların içeriklerini, Trump'ın tutumuyla karşılaştırmak faydalı olacaktır.
Bu karşılaştırmada, en büyük farkın mevcut yönetimin yaklaşımının müttefikleriyle birlikte uluslararası sistemde ve çok taraflı çerçevede istikrarı yeniden tesis etmek ve Rusya'yı temel düşman olarak görmek yani geçmişe geri dönmek olduğu anlaşılacaktır. Yeni yönetimin bu tutumu, metodoloji ve siyasi söylemin tonu açısından eski yönetimin tutumlarıyla taban tabana zıttır.
Mevcut yönetimin Çin’in bir sonraki stratejik rakip ve düşman olduğu inancına ve birkaç gün önce Anchorage'da yapılan ABD-Çin toplantısına yansıyan uluslararası sistemin temellerini tehdit eden diğer bazı durumlara dair de eski yönetime kıyasla kısmi bir farklılık gösterdiği söylenebilir. Öyle ki eski yönetim, Çin'in haksız ticaret uygulamalarına odaklanırdı. Ayrıca mevcut yönetim, İsrail'i güçlü bir şekilde desteklerken, Trump İsrail sağını destekliyordu. Fakat Biden’ın, selefinin İsrail'e verdiği taahhütlerden geri adım atmayacağı belirtilmeli. Öte yandan mevcut yönetim, Trump’ın söylemlerindeki ve tutumundaki sertliğe rağmen İran ile güçlü bir askeri tartışmaya girmekten kaçınmaya çalışıyor. Oysa Trump, İsrail sağını memnun etmek için İran'a yönelik yaptırımların kapsamını genişletmekten geri durmamıştı.
Yeni yönetim, seçim kampanyası sırasında uluslararası düzeyde demokrasiye destek konusunu öne çıkardı ve ardından iktidara gelmesiyle söylemini yumuşatarak ABD’nin çıkarlarına öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı. Trump ise siyasi konuşmalarında bu konuyu önemsemezken, yabancı ülkeler tarafından tutulan bir dizi tutuklunun serbest bırakılması için baskı uyguladı.
Biden yönetimi, Yemen'de bazı saldırı silahlarının tedarikini kısmen durdursa da savunma silahları sağlamaya devam ederek selefinden farklı bir çizgi çizdi. Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın davranışlarından rahatsız olsa da Türkiye'nin NATO’nun bir üyesi olmasını ve Rusya ile İran'ın Ortadoğu'daki etkisini dengelemedeki olumlu rolünü takdir ediyor.
Eski ve yeni yönetim arasındaki en yakın ortak noktalardan biri ise ABD’nin Libya'daki önceliğinin Rusya’nın ülkede artan nüfuzunu dizginlemek olmasıdır. Aynı zamanda iki yönetim, dış politika ile Amerikan vatandaşlarının çıkarlarının ilişkilendirilmesi konusunda da aynı düşünüyorlar. Yeni yönetim, Dışişleri Bakanı Blinken’ın dış politikanın amaçlarının Amerikan vatandaşlarının güvenliğini sağlamak, onlar için fırsatlar yaratmak ve onların geleceğini şekillendiren uluslararası krizleri ele almak olduğunu vurgulayan açıklamalarıyla teyit etti. Bu, Trump'ın ‘önce Amerika’ politikasına çok yakın olsa da şiddetten daha uzak ve daha az tehditkar bir tonda sergilenen bir tutumdur.
Hepimiz güvenlik, ekonomik ve politik ağırlıkları nedeniyle ABD dış politikalarını takip etmeliyiz. ABD’nin yıllara yayılan pek çok dış politikası var. Bunlar aynı zamanda bir yönetimden diğerine farklı eğilimlerle veya yeni olayların ve gelişmelerin baskısının bir sonucu olarak kısmen değişen politikalardır. ABD dış politikasının, ekonomik politikalarını yöneten aynı güdülerle yönetildiğini unutmamalıyız. Bu güdülerin en önemlisi en büyük kazançları güvence altına almak ve kayıpları duygulardan, teorilerden ve söylemlerden uzaklaştırmaktır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
TT

Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in uçağı dün ABD’ye indi. ABD Başkanı Donald Trump, Şi’yi Beyaz Saray’a ulaşmasını beklemek yerine havaalanındaki pistte karşılamak üzere hazır bulundu.

Çin Devlet Başkanı, Washington’a varışından saatler sonra, ABD’li mevkidaşıyla gerçekleştireceği görüşmede “dünya genelindeki durum” da dahil olmak üzere “önemli konuları” ele almayı umduğunu söyledi. Çin devlet medyasının aktardığına göre Şi, Çin haber ajansı Şinhua’ya yaptığı açıklamada, “İkili ilişkilerimiz ve dünya genelindeki durumla ilgili önemli konularda Başkan Trump ile derinlemesine görüşmeler yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum” dedi.

Çin Devlet Başkanı’nın uçağı Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü’nde (AFP)

Trump’ın Şi’yi Washington dışında bulunan Andrews Müşterek Üssü’nde karşılamayı tercih etmesi, başkanın Çinli mevkidaşına gösterdiği protokol düzeyini ortaya koyuyor. Bu ziyaret, Şi’nin on yılı aşkın bir sürenin ardından Washington’a gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olma özelliğini taşıyor.

Trump ve First Lady Melania Trump, Şi ve eşi Peng Liyuan için düzenlenen karşılama törenine katılmak üzere üste hazır bulundu. Bu karşılama, üç gün sürmesi planlanan ve Beyaz Saray protokolüne göre dahi yoğun tören ve kutlamalara sahne olması beklenen devlet ziyaretinin başlangıcını oluşturuyor.

Devlet ziyareti kapsamında bugün Beyaz Saray’da resmi bir akşam yemeği verilmesi planlanıyor. Bu yemek, Trump’ın geçen mayıs ayında Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette gördüğü görkemli törenlere karşılık niteliği taşıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington ve Pekin’in aralarındaki ticari ateşkesi iki ay daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı. Ateşkesin daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanıyordu.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, dünyanın en büyük iki ekonomisinin, 10 Kasım’da sona ermesi planlanan “iki ülke arasındaki ekonomik gerilimi azaltma sürecini” 10 Ocak’a kadar uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.