Suriye’nin orta ve doğu bölgelerinde 5 DEAŞ cephesi bulunuyor

Örgüt unsurlarının kaldığı cezaevi Avrupa’nın yardımıyla genişletiliyor

Şubat 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki son DEAŞ kalesini terk eden ve örgüt üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler (AFP)
Şubat 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki son DEAŞ kalesini terk eden ve örgüt üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler (AFP)
TT

Suriye’nin orta ve doğu bölgelerinde 5 DEAŞ cephesi bulunuyor

Şubat 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki son DEAŞ kalesini terk eden ve örgüt üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler (AFP)
Şubat 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki son DEAŞ kalesini terk eden ve örgüt üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler (AFP)

Fırat Nehri’nin güneyinde halen DEAŞ örgütü militanlarının kontrolünde bulunan izole edilmiş 5 cephe bulunuyor. Bu cephelerin en büyüğü Hama kentine bağlı İsraya köyü yakınlarında, ikinci büyük cephe Rakka kentinin güneyindeki Er-Resafe ve El-Mansure bölgeleri arasında, üçüncüsü Tedmür kırsalındaki Es-Suhne beldesinin doğusunda, dördüncüsü Irak sınır karşısında doğuya doğru uzanan bir alanda ve beşinci cephe ise Deyrizor kentinin güneyinde El-Meyadin ve El-Heşşam arasında yer alıyor.
North Press isimli yerel haber ajansının aktardığına göre, örgüt unsurları yılbaşından bu yana Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki kent ve bölgelerdeki askeri noktaları ve birlikleri hedef alan 66 eylem düzenledi. Bu eylemlerin 8’i Rakka kentinde, 6’sı Haseke kırsalında ve 52’si Deyrizor’un doğu kırsalında gerçekleşti.
DEAŞ’ın üstlendiği bu eylemler 50 kişinin ölümüne neden olurken, 16 kişi eylemlerden sağ kurtuldu ancak bazıları aldıkları yaralar sonucu birtakım uzuvlarını kaybetti. Haseke’nin doğusundaki El-Hol Kampı’nı hedef alan eylemlerde çoğu Iraklı mültecilerden oluşan 29 kişi hayatını kaybetti. Özerk Yönetim yetkilileri örgüt yanlısı hücreleri söz konusu suçları işlemekle suçluyor.
Uluslararası Koalisyon, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke’de bulunana Es-Sinae (Sanayi) Cezaevi’ni genişletmeye başladı. Bu cezaevinde, geçmişte DEAŞ’a üye olduklarından şüphelenilen kişiler tutuluyor. Bu tesiste tutulan yaklaşık 12 bin kişiden 5 bini Arap ve Batı dünyasından 50 farklı uyruğa mensup. Bunlar arasında en büyük oranı Iraklılar oluşturuyor. Cezaevinde tutulan kişilerin vatandaşı olduğu ülkelerdeki hükümetlerin tamamı bu kişilerin iadesini reddediyor.
Washington destekli SDG’den bir komutan, izdiham yaşanan cezaevinin alanının, genişletme çalışmaları sonrasında kentin güneyindeki Guveyran Mahallesi’ne doğru iki kat artacağını belirterek, daha önce bir okul olarak kullanılan cezaevi binasını, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin kriterleriyle uyumlu hale getirmek için üç ayrı bloktan oluşan bir bina dizisine dönüştürerek binlerce örgüt tutsağının bu binalara dağıtılacağını söyledi.
Komutan, söz konusu genişletme çalışmalarıyla, güvenlik güçleri ile terörle mücadele kuvvetlerinin güvenliği sağlamasını ve daha önce toplu kaçış ve isyan olaylarına sahne olan cezaevinde gizli oluşumların kurulmasını engellemek adına tutukları birbirinden daha çok ayırmayı hedeflediklerini kaydetti. Komutan, “Cezaevi gardiyanlarının sayısına kıyasla tutukların yoğunluğu bu tür bir çalışmayı tehlikeli kılıyor ve gardiyanlar alarm halinde” ifadesini kullandı.
DEAŞ’lı esirler meselesi, ülkeleri ile aileleri arasında bir sorun olarak kalmaya devam ediyor. Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Başkan Yardımcısı Fener el-Kait, İngiltere’nin genişletme çalışmalarını yürüttüğünü ve lojistik destek sunduğunu söyledi. Kait, “Tutuklulara uluslararası standartları sağlamak için İngiltere hükümeti ile iş birliği yapıyoruz. Bu eşitler büyük bir tehlike oluşturuyor ve bölgemizin içerisinde bulunan cezaevleri aslında cezaevi değil. Bu cezaevlerini güvence altına almak için uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Şu anki cezaevleri okullardan ve eski binalardan ibaret. Es-Sinae Cezaevi’ni genişletme projesini fonlama süreci, esirler ve Haseke’nin doğusundaki El-Hol Kampı’ndaki aileleriyle ilgili meselelere nihai çözüm getirmek için yeterli değil” dedi.
Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi 2019 yılında 170 kadın ve 177 çocuğu vatandaşı oldukları ülkelerin hükümetlerine teslim etti. Daire, geçen yıl ise toplam 629 kadın ve 423 çocuktan 36 kadın ve 246 çocuğu ülkelerine iade etti. Bu sayıların istenilenin altında olduğunu belirten Kait, “Uluslararası toplumda köklü çözümler getirmesini talep ediyoruz. El-Hol Kampı da dahil birçok kampta terör eylemleri ve cinayetler artıyor. Örgüt saflarını yeniden birleştirme gücüne sahip. DEAŞ kampların içinde ve dışında saflarını yeniden birleştiriyor” ifadesini kullandı.
ABD’nin defalarca kez yaptığı ‘vatandaşlarınızı geri alın’ çağrıları çoğu ülke tarafından reddedildi. Yabancı tutuklular ve aileleri Özerk Yönetim üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Fener el-Kait, bulundukları bölgede söz konusu tutukluların suçluluğunu ispatlayan çok sayıda belge, delil ve görgü tanıklarının bulunduğunu, bunların yargılanması için uluslararası bir yapıya sahip mahkemelerin kurulmasını ve tutukluların uluslararası hukuk ve kriterlere göre yargılanmasını talep ederek, mahkemenin hukuki yetkisinin suçun işlendiği yer ve tutuklamanın yapıldığı mekana bağlı olacağını kaydetti.
Örgüt esirlerini ve cinayet suçuna karışan kadınları yargılamak amacıyla Avrupalı hükümetlerle birlikte karma bir yapıya sahip özel bir uluslararası mahkeme kurma önerisini incelediklerini belirten Kait, “Bu öneriyi, vatandaşları tutuklanan veya Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki kamplarda bulunan ülkeler de dahil olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte ele alıyoruz. Örgüt militanlarının çocukları büyüyorlar. DEAŞ’ın çocukları gün geçtikçe büyüyorlar. Bunların bazıları, babalarının yaptıklarından masumdur. Mahkemenin kurulmasının hızlandırılmasını umuyoruz” diye konuştu.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.