İngiltere, küresel silahlanma kısıtlamalarını atlayarak neyi hedefliyor?

Uzmanlar: İngiltere, Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkışı) sonrası küresel rolünü en üst düzeye çıkararak kayıp imparatorluğu yeniden canlandırmaya ve Brexit’in kalkınma bütçesi üzerindeki etkisine ilişkin endişeleri gidermeye çalışıyor

İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
TT

İngiltere, küresel silahlanma kısıtlamalarını atlayarak neyi hedefliyor?

İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)

Ahmed Abdulhakim
İngiltere, ‘Küresel Britanya’ adlı yeni savunma stratejisi planının ayrıntılarını duyururken İngiliz çevreleri, uzmanlar ve dünyanın dört bir yanındaki askeri ve stratejik alanla ilgilenenler halen yaklaşık 100 sayfalık plandan neler çıkarılabileceğini anlamaya çalışıyor. Londra ise İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın da ifade ettiği üzere ‘nüfuzunun bir kısmını’ ve küresel post-Avrupa mirasını yeniden geri kazanmanın yanı sıra ‘daha riskli’ bir uluslararası ortamda güvenliğini koruma vizyonunu ifade etmeye çalışıyor.
İngiltere, mevcut Muhafazakar hükümetin ‘ana saldırı araçlarının eskimesi, değişim ve yenilenme süreçlerinin yavaşlığı ve yeni saldırı araçları üretmeye yönelik araştırmalar nedeniyle son yıllarda silahlanma sisteminde ortaya çıkmaya başlayan zayıflıklar’ olduğu şeklindeki değerlendirmesinin ardından silahlanmasının temellerini nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere güçlendirmeyi hedefleyen ve daha önce benzerine rastlanmayan bir strateji duyurdu. Strateji, İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dış ve savunma politikasındaki en önemli sıfırlama olarak kabul ediliyor.
Stratejinin duyurulmasının üzerinden henüz bir hafta geçmedi. Ancak duyurulmasından bu yana ülkelerin bölgesel ve küresel kurumlar aracılığıyla ittifak ağları dokudukları bir dönemde, silahlı diplomasinin uygulanabilirliğinin yanı sıra Londra'nın uluslararası varlığını güçlendirmek için tarihi nüfuz alanlarına nasıl yatırım yapabileceği ve Brexit sonrası İngilizleri nükleer cephaneliğini ve silah yeteneklerini geliştirmeye iten riskler ve endişelere ilişkin ‘Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya’ başlığı altında yayımlanan bu yeni savunma stratejisi ile ilgili çeşitli soru işaretleri ortaya çıktı. Ayrıca, mevcut Muhafazakar Parti hükümetinin yerine muhalefetteki İşçi Partisi'nin gelmesi durumunda bu 10 yıllık planın devam edip etmeyeceği de merak konusu.

Strateji nasıl okunmalı?
İngiltere'nin bu yeni savunma strateji belgesinde, Başbakan Boris Johnson'ın hükümeti, dünya çapında, özellikle Asya kıtasında İngiltere’nin diplomatik varlığının yoğunlaştırılması, askeri harcamaları ve nükleer savaş başlıklarını artırarak askeri yeteneklerin güçlendirilmesi ve bir dijital savaş ordusu yaratılmasının yanı sıra tüm dünyada hayati hareketliliklerin olduğu alanların belirlenmesi ve ‘müttefikler, düşmanlar ve rakipler’ arasında ayrım yapılması ile esas olarak Brexit sonrası yeni İngiltere’yi şekillendirdi.
Gözlemcilere göre Londra'nın Birleşik Krallık’ın eski ihtişamını canlandırmaya çalıştığı yeni strateji çerçevesinde İngiltere, ‘artan riskler’ olarak nitelediği durum karşısında caydırıcı gücünü artırmak için nükleer savaş başlıklarının sayısını yüzde 40 oranında yükseltecek.  
İngiltere daha önce nükleer savaş başlıklarını azaltmıştı. İngiliz hükümeti, 2010 yılında 2020'lerin ortalarına kadar cephanelikteki nükleer savaş başlığı sayısını en fazla 180 olarak belirledi. Ancak Başbakan Johnson bu sınırlandırmayı kaldırdı ve cephanelikteki en fazla nükleer savaş başlığı sınırını 260'a yükseltileceğini duyurdu. Johnson, ülkesinin nükleer silahlara sahip ülkeler, gelişmekte olan nükleer silah sahibi ülkeler ve nükleer terör eylemlerine destek veren ülkeler tarafından gelen risklerle karşı karşıya olduğunu ve hem kendisinin hem de müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için nükleer caydırıcılığa sahip olması gerektiğini söyleyerek aldığı kararı savundu.
İngiltere’nin duyurduğu yeni savunma stratejine göre Londra artık biri sürekli alarm durumunda olacak dört nükleer silahlı denizaltı bulunduracak. Yeni stratejinin en önemli maddelerinden biri ise ABD ile ilişkilere her zaman öncelik vermesini vurgulayan ve ABD’yi İngiltere’nin ‘en önemli ve en stratejik ortağı’ olarak nitelendiren maddesiydi. Yine stratejiye göre Londra, ‘başlıca ortaklar’ olarak Almanya ve Fransa’ya odaklanılarak AB ile çalışmak ve iş birliği yapmak için ‘yeni yollar’ arama taahhüdüyle sınırlı olan AB stratejisinin aksine, AB ile ilişkilerini güçlendirecek.
Gözlemcilerin İngiltere’nin yeni savunma yeteneklerini güçlendirme stratejisinin en önemli nedenleri olduklarını düşündükleri, Batı dünyasında bir takım zorlukların temeli olarak görülen Çin ve Rusya ile ilgili olarak ise belgede Çin'in büyüyen uluslararası konumunun bugün dünyadaki en önemli jeopolitik faktör olduğunun kabul edilmesiyle birlikte Pekin'in ‘Batılı ülkelerin değerlerinden farklı bir totaliter sistem’ tarafından yönetildiği, ancak İngiliz hükümetinin tam olarak Çin'i önümüzdeki on yıl içinde küresel büyümeye katkıda bulunacak ve aynı zamanda bu büyümeden en fazla yararlanacak olan en büyük ülke olarak görmediği’ belirtiliyor. Öte yandan, belgede ‘İngiltere’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdit ve düşman ülke’ olarak nitelendirilen Rusya'ya yönelik strateji ile ilgili ifadeler ise farklılık gösteriyor. Belgeye göre Londra, iki ülkenin hükümetleri arasındaki ilişkilerde iyileşme sağlanana kadar ‘Rusya'dan gelen tüm tehditlere karşı caydırıcı ve etkili bir savunma’ taahhüdünde bulunuyor.
İngiltere, yaklaşık yarım asırdır geri planda durduktan sonra, yeni savunma stratejisiyle, doğuda Hindistan'dan Japonya'ya ve güneyde Çin'den Avustralya'ya en önemli ve hayati deniz yollarının geçtiği Hint ve Pasifik Okyanusları’nda yeniden askeri olarak boy göstereceğini de duyurdu. İngiltere’nin stratejisine göre bu bölge ‘jeopolitik rekabetin merkezi ve birçok potansiyel parlama noktasının kesiştiği yer’. Bu nedenle Londra, HMS Queen Elizabeth Uçak Gemisi ile birlikte bir grup askeri saldırı gemisini Hint ve Pasifik okyanuslarına göndermeye karar verdi. Aynı zamanda Birleşik Krallık Ordusu, 2030 yılına kadar ordunun dörtte birine tekabül eden, 30 bin robot askeri birliklerine katmak için harekete geçti. İngiltere Genelkurmay Başkanlığı'na göre robot askerlerin görevi, insan kayıplarını önlemek için savaşlarda ön saflarda yer almak olacak.
İngiliz The Telegraph gazetesinin haberine göre Londra, ‘resmi ve gayri resmi tehditler’ karşısında alınacak caydırıcı önlemlerle Birleşik Krallık’a bağlı 14 denizaşırı bölgeyi korumaya çalışacak.

Peki, neden şimdi?
Başbakan Johnson, 16 Mart’ta paylaştığı ve yeni savunma stratejisini duyurduğu tweette, “Tarih, demokratik toplumların açık ve dirençli bir uluslararası düzenin en güçlü destekçileri olduğunu ve açık olmak için de güvende olmamız gerektiğini göstermiştir. Bu da İngiltere’nin nükleer programını güçlendirmesini gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Tweetin ardından İngiliz basını, ülkenin yeni savunma belgesini yorumlamak konusunda adeta bir yarışa girişse de herkes Soğuk Savaş'tan bu yana eşi benzeri görülmemiş bu adımın nedeninin, ‘büyüyen teknolojik ve ideolojik tehditler’ olduğunda hemfikirdi.
The Guardian ve The Sun gazeteleri, bu adımın, Londra'nın Brexit sonrası kendisini uluslararası sahnede büyük bir güç olarak yeniden empoze etmeye çalıştığı sırada atıldığına dikkat çektiler. The Guardian’a göre İngiltere’nin nükleer savaş başlığı stokunu güncellemesinin ardındaki başlıca neden Rusya'nın silahlarını hızla modernize etmesiydi. Aynı zamanda örneğin Salisbury’de eski Rus casus Sergey Skripal ve kızı Yulia'ya suikast girişimindeki gibi bir kısmı Birleşik Krallık topraklarını da etkileyen Rusya’nın askeri faaliyetlerine ilişkin korkular da atılan adımın başlıca nedenlerinden biri.
The Telegraph gazetesi ise İngiltere'nin önümüzdeki dört yıl içinde silahlı kuvvetlerini modernize etmek için 80 milyar sterlinin üzerinde (111,3 milyar dolar) kaynak ayırmayı planladığını ve bu amaçlara ayrılan fon miktarının 10 yıl içinde yaklaşık 200 milyar sterline (278,4 milyar dolar) ulaşabileceğini aktardı.
Birleşik Krallık’ta 2030 yılına kadar ‘bir terör örgütünün kimyasal, radyolojik veya nükleer saldırıda bulunacağına’ dair sürekli bir korku havası hakim.
İngiltere’nin yeni savunma stratejisine göre terörizm, daha çeşitli maddi ve politik nedenler, radikalizmin yayılması için yeni kaynaklar ve planlama süreçlerinin gelişmesiyle önümüzdeki on yıl boyunca büyük bir tehdit olarak kalmaya devam edecek. Bu yüzden, ‘terörle mücadeleye yönelik güçlü ve kapsamlı bir yaklaşım’ benimsenmesi gerekiyor.


İngiltere Başbakanı Boris Johnson (AFP)

Savunma stratejisi, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin’in geçtiğimiz hafta Washington Post gazetesinde yayımlanan ortak makalelerinde ‘NATO tarafından güvenliğin sağlanması için asgari, güvenilir ve bağımsız bir nükleer caydırıcılığın gerekli olmaya devam ettiğini’ vurgulayarak yaptıkları Rusya'nın ‘aktif bir tehdit’ ve Çin'den ise ‘yöntemsel bir meydan okuma’ olduğu yönündeki uyarılarıyla tutarlıydı. Makalede ayrıca ABD’nin dünyanın dört bir yanındaki dostları ve ortaklarıyla ya da ABD ordusunun ‘güç çoğaltıcıları’ olarak nitelediği ittifakları sayesinde birçok başarıya imza atabileceği ve bu ilişkileri ihmal etmenin ‘stratejik bir hata’ olacağı belirtildi.
ABD’li bakanlar, makalede, Hint ve Pasifik Okyanusu bölgesine ilk dış ziyaretlerinin birkaç nedeni olduğunu söylediler. Bunlardan biri, söz konusu bölgenin giderek önemli bir küresel jeopolitik merkeze dönüşmesi olduğunu belirttiler. Makalede dünyadaki milyarlarca insanın yanı sıra birçok yükselen güce ve müttefike ev sahipliği yaptığı ifade edilen bölgedeki deniz yollarından küresel ticaret hacminin önemli bir kısmının geçtiğine işaret edildi.
Cevap bekleyen sorular
Johnson’ın ülkesinin yeni savunma stratejisinin ayrıntılarını açıklamasının üzerinden birkaç gün geçmesine rağmen, özellikle stratejiye karşı çıkan iç seslerin yükselmesiyle birlikte, halen bir takım sorular cevap bekliyor. Dünya ülkelerinin, bölgesel ve küresel kurumlar aracılığıyla ittifak ağları dokudukları bir dönemde, silahlı diplomasinin uygulanabilirliğinin yanı sıra Londra'nın uluslararası varlığını güçlendirmek için tarihi nüfuz alanlarına nasıl yatırım yapabileceği ve mevcut Muhafazakar Parti hükümetinin yerine muhalefetteki İşçi Partisi'nin gelmesi halinde bu 10 yıllık planın devam edip etmeyeceği, cevabı beklenen sorulardan sadece birkaçıydı.
Independent Arabia, bu konuda uzmanların ve dünyanın dört bir yanındaki askeri ve stratejik alanla ilgilenenlerin en önemli analiz ve görüşlerini takip etti.
İngiltere’de ulusal düzeyde, muhalefetteki İşçi Partisi, diğer bazı partiler ve çevreciler, yeni savunma stratejisinin, özellikle de nükleer savaş başlıklarının artırılmasıyla ilgili bölümün en önde gelen eleştirmenleri olmaya devam ediyorlar. Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, The Telegraph gazetesinin aktardığı açıklamasında, “Bu adım, Londra’nın nükleer silahların yayılmasını önleme taahhüdü ile tutarsızdır. Bu strateji, eski başbakanların amacı ve tüm tarafların İngiltere'nin nükleer silah stokunu azaltma çabalarıyla çelişmektedir” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İşçi Partisi'nin ülkede iktidara gelmesi durumunda planda bir değişiklik yapma olasılığının işareti olarak görüldü.
İşçi Partisi'nin eski lideri Jeremy Corbyn ise dünyayı daha güvenli olmaktan çok daha tehlikeli bir yer haline getirebileceğini söyleyerek stratejiyi eleştirdi. Corbyn, stratejiyi, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın (NPT) 6. maddesinin ihlali olarak gördü.
Corbyn, LabourList internet sitesinde kaleme aldığı makalede, İngiltere Başbakanı'nın açıkladığı stratejinin, ‘ulusal savunma için bir plan değil, hesap verebilirlik ve hesap verme sorumluluğu olmadan denizaşırı ülkelerde daha uzun süreli operasyonlar ve tıpkı Irak ve Afganistan'da olduğu gibi uzun savaşlar için bir plan’ olduğunu söyledi. Corbyn, “Yeni bir silahlanma yarışı ve yeni nükleer silahlar için bir plan, NPT’deki yükümlülüklerimizin ihlalidir” yazdı. Corbyn, gerçek tehditlerle mücadele için kaynakların çekilmesinin, uluslararası kalkınma bütçesini azaltırken aynı zamanda askeri riskleri artırdığını söyledi.
Öte yandan 2007 yılında Irak’ın güneyinde Basra'daki İngiliz kuvvetlerinin eski komutanı Tümgeneral Jonathan Shaw ise The Independent’da kaleme aldığı makalede,  yeni savunma stratejisinin, İngiltere’nin Soğuk Savaş'tan bu yana dış ve savunma politikasındaki en büyük sıfırlama olabileceğini söyledi. Shaw, Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya: Güvenlik, Savunma, Kalkınma ve Dış Politikanın Entegre İncelemesi (Global Britain in a Competitive Age: the Integrated Review of Security, Defence, Development and Foreign Policy - IR) okunduğunda, Savunma Bakanlığı'nın caydırıcılık teorisinin temel teolojisini ve Birleşik Krallık’ın nükleer duruşunu unutmadığına dair hiçbir güvence vermediğini, dolayısıyla stratejinin duyurusuyla işaret edilen değişikliklerin derinliğinin anlaşılamadığını söyledi.
Shaw makalesine şöyle devam etti:
“Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çıkılması, Avrupa'da nükleer silahlanma yarışı korkusunu şimdiden artırdı. Ancak INF, İngiltere’nin benimsemediği kısa ve orta menzilli silahlarla ilgiliydi. Bu nedenle, konuyu Fransa ve ABD'ye bırakmak mantıklıydı. Rusya'nın artan potansiyel tehdidine karşı stratejik cephaneliğimizde bir artış yapılması, uygunsuz ve orantısız görünmektedir.”
Atlantic Council'in başkanı ve CEO'su Frederick Kempe ise CNBC'ye şöyle yazdı:
“Johnson'ın Brexit sonrası ülkesi için küresel bir rol oluşturma planı, Birleşik Krallık’ın kayıp imparatorluğunu yeniden kurma arayışıdır.”
Kempe, yeni savunma stratejisiyle ilgili olarak “Planla ilgili en önemli şey, pratik, ideolojik ve gelecek için akıllıca olmayan çerçevesidir. Plan, bir eylem rehberi olarak tasarlanan belgesinde gelecekteki herhangi bir tehdide işaret etmiyor” ifadelerini kullandı. Kempe, “Bu belge, Oprah Winfrey’in kraliyet ailesi unvanlarını bırakan Prens Harry ve eşi Meghan Markle ile röportajı sonrası İngiltere’nin küresel rolünün azalmasına ilişkin şikayetlerin artmasının ardından Birleşik Krallık’ın stratejik ciddiyetinin hoş bir hatırlatıcısı olarak mı yayımlandı?” diye sordu.
Diğer yandan, Mısırlı strateji ve güvenlik analisti emekli Tuğgeneral Safvet ez-Zeyyat'a göre İngiltere’nin yeni savunma stratejisi, temelde İngiltere’nin Brexit sonrası rolünü en üst düzeye çıkarma girişimine ve ABD ile ortaklığını teyit ederek Avrupalılardan uzak bir rol arayışına’ dayanıyor. Independent Arabia’ya konuşan Zeyyat, “Londra'nın son yirmi yıldır ihmal ettiği askeri yeteneklerini geliştirmek için gerekli olan bu rolü yeniden kazanmasının önünde halen büyük zorluklar var” değerlendirmesinde bulundu.
Zeyyat’a göre İngiltere'nin önümüzdeki yıllarda diplomatik ve stratejik hedeflerine ulaşmada karşılaşabileceği zorluklardan biri, şu an İngilizlerin vizyonlarıyla çelişen Hindistan başta olmak üzere ‘eski sömürge ülkeleriyle’ olan tartışmalı mirasıdır. Zeyyat, söz konusu ülkelerin aynı zamanda karşılıklı bağımlılık, okyanuslarda devam eden iş birlikleri ve ekonomik ittifaklara ilişkin strateji ve küresel eğilimler konularında da İngilizlerin vizyonlarıyla çeliştiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, İngiltere’nin artık eski imparatorluk hırslarına sahip olmadığını düşünen Zeyyat, nükleer savaş başlıklarının artırılmasını ve Avrupa’nın geçtiğimiz yıllarda askeri yeteneklerini geliştirme konusunda gösterdiği gevşekliğin terk edilmesini, Hint ve Pasifik bölgesindeki uluslararası stratejik rekabet alanlarında küresel olarak kendisine bir yer bulma yönünde ciddi bir girişim olarak değerlendirdi.
Son olarak ABD merkezli Foreign Policy dergisi, İngiltere’nin AB’den ayrılmasından kaynaklanan kayıplarını telafi etme ve küresel nüfuzunu yeniden kazanma fırsatlarını tartışırken, ‘Batılı ülkelerin sömürge geçmişinin, genellikle siyasi, güvenlik, ekonomik ve ticari ortaklıklar kurma konularının önünde bir engel olmaya devam ettiğini vurguladı. Sömürge ülkelerinin eski sömürgecileri için bir engel haline gelen büyük siyasi dönüşümlere tanık olduklarına dikkati çeken dergi, ‘tarihin geri alınamayacağının’ altını çizdi.



Israel's Netanyahu Expected to Denounce Enemies, Allies with UN Spotlight

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu speaks during a toast-raising event hosted by his Likud party, in Tel Aviv, Israel, September 17, 2026. REUTERS/Amir Cohen
Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu speaks during a toast-raising event hosted by his Likud party, in Tel Aviv, Israel, September 17, 2026. REUTERS/Amir Cohen
TT

Israel's Netanyahu Expected to Denounce Enemies, Allies with UN Spotlight

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu speaks during a toast-raising event hosted by his Likud party, in Tel Aviv, Israel, September 17, 2026. REUTERS/Amir Cohen
Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu speaks during a toast-raising event hosted by his Likud party, in Tel Aviv, Israel, September 17, 2026. REUTERS/Amir Cohen

Israel's Prime Minister Benjamin Netanyahu, facing a difficult reelection campaign at home, addresses the UN Thursday where he is expected to lash out at both enemies as well as allies that have crossed him in recent months.

Netanyahu will also likely raise the case of Israeli ambassador to Washington Yechiel Leiter whose son, a soldier, was badly injured in an alleged Palestinian ramming attack in the occupied West Bank, reported AFP.

Foremost among Netanyahu's enemies in New York is the city's leftist Mayor Zohran Mamdani who recently vowed to execute an ICC arrest warrant when the visiting leader arrived in the city for the UN's signature gathering.

The Hague-based International Criminal Court (ICC) said in 2024 it had reasonable grounds to believe Netanyahu was responsible for alleged war crimes in his Gaza campaign that responded to Hamas' deadly October 7, 2023 attacks. Netanyahu denies the ICC claims.

But Mamdani later conceded he did not have the authority for such a maneuver, leading to howls of indignation from Netanyahu and his backers.

Ahead of his turn at the UN's signature diplomatic week, Netanyahu said he was going to "tell the truth about you," addressing Mamdani and accusing him of "supporting the Hamas terrorist monsters."

He also baselessly accused Mamdani of "inciting riots against New York Jews."

Mamdani, who has long supported Palestinian rights and accused Israel of war crimes, fired back Tuesday and said "we all know that what the prime minister has said in that video is not true."

One of Netanyahu's fiercest critics, Palestinian president Mahmud Abbas, will not be in the room after Washington denied him a visa to attend.

Erstwhile allies of Israel Britain and France will likely be in Netanyahu's firing line Thursday.

Britain has imposed limited sanctions on Israeli exports from the occupied West Bank, a move France recently followed on.

French President Emmanuel Macron drew Israel's ire for claiming Hamas was not active in the West Bank. Hamas' stronghold has traditionally been Gaza.

Netanyahu's office attacked "the gross absurdity of the claim," adding Hamas attacks "Jews almost every day."

"They have murdered countless Israeli civilians in Judea and Samaria," it added, using the Biblical name for the West Bank, which Israel seized in 1967.

Netanyahu already had poor relations with Macron, who led a push by Western nations at last year's UN General Assembly to recognize a Palestinian state.

Iran, which Israel and the United States have been at war with since launching attacks in February, will almost certainly feature in Netanyahu's speech.

Israel is insisting Washington take more comprehensive military action in Iran to prevent Tehran from obtaining nuclear weapons.

- Ferocious criticism of UN -

But the war is unpopular with the US public, and gas prices have surged in its wake.

Israel's ambassador to the UN Danny Dannon said after Iran's president spoke Wednesday that Tehran "arms Hezbollah in Lebanon, the Houthis in Yemen, Hamas in Gaza and Judea and Samaria, and militias in Iraq."

He called it a "regime that murders its own citizens when they dare to protest against it."

Netanyahu will almost certainly criticize the United Nations and its outgoing leader Antonio Guterres of whom he has been a persistent critic, even more so since the October 7, 2023 Hamas attacks on Israel.

Unusually, Guterres this week referenced in full the title of legally binding International Criminal Court measures that accuse Israel of "genocide" in Gaza.

Netanyahu's government has repeatedly accused a UN agency of providing cover for Hamas militants, claiming that some of its employees took part in the group's attack on Israel that sparked the war in Gaza.

Despite a US-brokered ceasefire in October 2025, Israel has continued its airstrikes and restricted entry of equipment that international groups say is required for the territory's reconstruction to begin.

Acting Commissioner-General of the UN's Palestinian refugees agency Christian Saunders told AFP this week Israel was being "extremely difficult" about letting in vital supplies like engine oil to Gaza for relief operations while permitting luxury commercial products.

"I think (the Israeli government) are trying to show the Israeli public why they should re-elect them," Saunders added.

As in past years when Netanyahu has addressed the UN General Assembly, he faces protest both inside and outside -- from delegations leaving the meeting in opposition to his policies, and demonstrators gathered nearby.

Israelis go to the polls on October 27.


‘Death Boats’: Clandestine Boatbuilding Thrives Along Migration Routes from Libya

A workshop making boats for irregular migration after a raid in Libya (Special Tasks Department of the Interior Ministry in western Libya)
A workshop making boats for irregular migration after a raid in Libya (Special Tasks Department of the Interior Ministry in western Libya)
TT

‘Death Boats’: Clandestine Boatbuilding Thrives Along Migration Routes from Libya

A workshop making boats for irregular migration after a raid in Libya (Special Tasks Department of the Interior Ministry in western Libya)
A workshop making boats for irregular migration after a raid in Libya (Special Tasks Department of the Interior Ministry in western Libya)

Boats used to carry irregular migrants from Libya to Europe have become part of a clandestine market growing alongside people smuggling.

Smugglers are gradually moving from boats brought in from abroad to vessels built in Libya and outfitted specifically for sea crossings, security officials and rights advocates say.

Libyan authorities regularly announce the discovery of clandestine workshops or factories making boats for irregular migration, widely known as “death boats.”

The raids point to continued smuggling activity in coastal areas across both western and eastern Libya.

Photographs released over the years by security agencies on both sides of the country offer a glimpse of the workshops. Often abandoned or secluded sites, they contain wooden planks, engines and manufacturing equipment, as well as finished boats and others still under construction.

In some cases, security agencies have burned seized boats and components after raids to prevent their reuse in migrant smuggling.

The workshops are scattered across coastal cities near departure points for irregular migration, according to monitoring by the Benghazi Center for Migration Studies.

Some are carpentry shops or simple premises near the coast that have been converted to boatbuilding, the center’s head, Tarek Lamloum, told Asharq Al-Awsat.

In Zuwara, for example, authorities found a coastal property that had been turned into a workshop for wooden boats.

Earlier this September, authorities found two facilities making migration boats in Tobruk, in the east, and Sirte, along with boats and manufacturing equipment.

Similar sites had previously been raided in western Libya, including Tajoura in Tripoli, Khoms and al-Qawiya. Authorities found two facilities in Misrata last year.

Boats of every type

The discoveries, stretching from Misrata and greater Tripoli in the west to Sirte and Tobruk in the east, show that local boatbuilding continues across a wide area. They also come as migration routes and smuggling methods have changed in recent years.

Lamloum pointed to workshops concentrated in eastern Libya, particularly in Tobruk, Bir al-Ashhab and areas near the Egyptian border. Some wooden boats have historically been linked to Egypt, he said, whether through the boats themselves or the workers and expertise used to build them.

As the migration route from eastern Libya toward Crete and Greece expanded, local boatbuilding workshops also appeared in the region. Boats, including inflatable craft and locally made vessels, are smuggled from western to eastern Libya, reaching Tobruk and nearby departure points.

The market is therefore not a collection of separate local markets, Lamloum said. An internal supply network connects different parts of Libya and provides the boats and equipment needed for crossings.

He said his assessment draws on accounts from people who made the sea journey, as well as UN reports and published investigations into migration and smuggling routes.

Vessels used for the crossings include wooden and fiberglass boats, inflatable craft and old fishing boats bought for reuse. In recent years, boats built specifically for migration journeys have also appeared.

Their quality varies widely, and some are made cheaply without the standards required for fishing boats or ordinary seagoing vessels.

Their sizes and capacities vary too. Some carry dozens of people, while larger wooden boats can hold far more. “There is no single model that can be described as the Libyan migration boat,” Lamloum said.

Harsh crossings

Since the fall of former President Moammar al-Gaddafi’s government in 2011, Libya has remained both a destination and a transit country for migrants. Its role in Mediterranean migration routes to Europe subsequently grew.

About 936,000 migrants were in Libya in January and February, according to the latest figures from the International Organization for Migration’s Displacement Tracking Matrix.

As the smuggling of irregular migrants expanded, the boats themselves became a commodity in that economy.

A security source told Asharq Al-Awsat that a well-made wooden boat costs about 50,000 Libyan dinars, or roughly $5,000, without an engine. Lamloum agreed with the estimate, taking exchange rates and the cost of materials and engines into account.

Migrants and refugees often describe harsh crossings. Boats are frequently unseaworthy or overcrowded, increasing the risks for those aboard.

Mohamed K., a 25-year-old Egyptian who later settled in Italy and regularized his legal status, still remembers a journey he made on one of the boats years ago.

“The wooden boat was falling apart. There were about 85 people aboard, packed together without room to stand, and everyone was waiting either to arrive or to die at any moment,” he told Asharq Al-Awsat.

Departures from Tobruk and its surroundings toward Italy increased from mid-2022, sometimes using large vessels carrying 400 people or more, according to the Global Initiative Against Transnational Organized Crime.

As controls on those journeys tightened, smugglers changed tactics in late 2023, turning to smaller boats that were harder to detect, the organization said.

Related businesses, including supplying and outfitting boats and transporting them to departure points, flourished alongside the smuggling trade.

“There are those who finance, those who build, those who import boats and engines, those who transport them between cities, those who provide the captain and those who secure the departure point,” Lamloum said.

“It is no longer simply a smuggler buying a boat from a fisherman,” he said. “We are now looking at a supply chain and an entire economy linked to migration journeys.”


Saudi Arabia Joins High-Level Roundtable on Peace and Early Recovery in Gaza

Dr. Manal Radwan participated in a high-level roundtable titled “From Sharm El-Sheikh to Phase II – Consolidating Peace and Early Recovery". (SPA)
Dr. Manal Radwan participated in a high-level roundtable titled “From Sharm El-Sheikh to Phase II – Consolidating Peace and Early Recovery". (SPA)
TT

Saudi Arabia Joins High-Level Roundtable on Peace and Early Recovery in Gaza

Dr. Manal Radwan participated in a high-level roundtable titled “From Sharm El-Sheikh to Phase II – Consolidating Peace and Early Recovery". (SPA)
Dr. Manal Radwan participated in a high-level roundtable titled “From Sharm El-Sheikh to Phase II – Consolidating Peace and Early Recovery". (SPA)

On behalf of the Minister of Foreign Affairs, Adviser and Special Envoy to the Foreign Minister for Negotiations and Peace Efforts Dr. Manal Radwan participated in a high-level roundtable titled “From Sharm El-Sheikh to Phase II – Consolidating Peace and Early Recovery", the Saudi Press Agency reported on Thursday.

Hosted by Egypt and co-chaired by France, Germany, and the European Commission, the meeting was held at the headquarters of Egypt’s Permanent Mission to the United Nations, with the participation of regional and international partners, representatives of various UN organizations, and members of the Board of Peace.

Dr. Radwan commended Egypt’s efforts to support the cessation of hostilities, the humanitarian response, early recovery, and reconstruction in Gaza Strip. She emphasized the need for all parties to fully commit to the outcomes of the Sharm El-Sheikh Summit, complete the first phase, and proceed with implementing Phase Two of President Trump’s Comprehensive Plan and UN Security Council Resolution 2803, in a manner that reinforces Palestinian ownership.

She noted that the King Salman Humanitarian Aid and Relief Center (KSrelief) has implemented approximately 160 projects in Palestine valued at nearly $500,000, 000, while the Kingdom of Saudi Arabia has provided $120 million in direct support to the Palestinian government, in addition to its ongoing support for UNRWA.

She expressed deep concern regarding the deteriorating humanitarian situation as winter approaches, stressing the need for aid to enter without obstacles or preconditions, and rejecting the politicization of the humanitarian situation or its use as a tool for pressure or the displacement of Palestinians. She concluded by reaffirming Saudi Arabia’s commitment to working with its partners to accelerate early recovery, in a manner that preserves the unity of Palestinian territory, strengthens the institutions of the Palestinian National Authority, and paves the way for a just and lasting peace.