Sosyal ve ekonomik durumların sağlık üzerindeki etkileri, hiç bugün olduğu kadar net olmamıştı. Sağlık, sadece bir hastalığın veya bir güçsüzlüğün olmaması değil, aksine bedenen, aklen ve sosyolojik olarak tam olması halidir. Zira Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Ofisi tarafından yayınlanan “Daha adil bir şekilde yeniden inşa: Doğu Akdeniz Bölgesinde sağlık alanında eşitliğin sağlanması” raporu bu konuda yeni bir sayfa açıyor… Bu sayfa, sağlık kavramı için daha adil ve daha kapsamlı olan sağlık sistemlerinin yeniden inşası için birçok fırsatı beraberinde getiriyor.
Özellikle Kovid-19 salgını zamanında, salgına karşı mücadelenin planlanması esnasında, sağlık sosyal faktörlerini farklı konumlara koyan sağlık sistemlerinin, sağlık koşullarını iyileştirme ve adil sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olan sistemler oldukları açık bir hale geldi.
Ancak bölgedeki ülkelerin çoğundaki sağlık hizmeti eşitliği hala zayıf bir durumda ve bu sistemler birçok zorlukla yüzleşiyor. Sağlık sistemleri çok büyük eşitsizlikler ve farklılıklar ile karşılaşıyor. Bu eşitsizlikler, yaşamın başlangıcından ölümüne kadar kendilerini belli ediyorlar. Örneğin, bölge ülkelerinde erkeklerin ortalama yaşı 54 ila 79, kadınların ise 57 ila 80 arasında değişmektedir. 5 yaş altı çocukların ölüm oranı bin çocukta 7 ila 128 arasında değişmektedir.
Bu büyük eşitsizlikler sadece biyolojik sebeplere değil sosyal sağlık faktörlerine de dağlı bağlıdır. Sosyal sağlık faktörleri, insanların içinde doğduğu, yaşadığı, büyüdüğü, çalıştığı ve yaşlandığı koşullardır. Bu yüzden, hastaların sosyal ortamları görmezden gelinerek, sadece hastalığın tedavi edilmesine dayalı sağlık sistemleri, tedavide yetersiz kalır ve sonuç daima kısır bir döngü oluşur. Zira sadece hastalıkları veya hastalıklara neden olan sosyal faktörleri tedavi eden bir sağlık sistemi, daha fazla hastalıkla mücadele etmeye devam eder.
“Daha adil bir şekilde yeniden inşa” raporunda belirtildiği üzere, Kovid-19 salgını, tüm dünyada ek bir sağlık eşitsizliği faktörü getirerek bu eşitsizliği arttırıyor. Bölge ülkeleri de bu durumdan bir istisna olarak kalmıyor. Pandeminin etkilerini ve ihtiyati tedbirlerinin hafifletilmesine karşı acil önlemler alınmadıkça, sosyal ve sağlık açısından eşitsizlikler artmaya devam edecek. Bu noktada, Kovid-19 kaynaklı enfeksiyon ve ölüm oranlarının belirli mesleklerle ve normal şartlarda da vatandaşların sağlığını olumsuz yönde etkileyen kötü ekonomik ve sosyal koşullar ile açıkça görülen bir bağlantısının olduğunu belirtmek gerekiyor.
Vatandaşların sağlığı, maalesef bölgedeki bazı ülkelerin sıkıntı çektiği çatışmalardan büyük oranda etkileniyor. Dünya Bankası tarafından 2019 yılında hazırlanan Kırılgan Devletler Endeksi’nde yer alan 36 devletten 10’u bölgemizde yer alması bu durumu açıklamak için yeterlidir.
Bilindiği gibi, afetlerin ve çatışmalardan kaynaklanan acil koşullar altında yaşayan insanlar, daha büyük bir oranla, ekonomik, psikolojik ve sosyal sıkıntıya dolayısı ile de sağlık açısından sıkıntılara maruz kalırlar.
Son birkaç yılda bölgemizde artan çatışmalar ve yoğunlukları, daha önce görülmemiş bir şekilde göç dalgalarının bir artışa neden oldu. Mültecilerin ve sığınmacıların yaşam koşulları, genellikle iyi bir sağlık hizmeti almalarını sağlayacak ekonomik ve sosyal faktörlerden yoksundur. Mülteciler, ev sahibi ülkelerdeki sağlık sistemleri üzerinde ek baskı oluştururlar, bu da, barınma ve sosyal koruma gibi temel hizmetlerin sağlanmasını aşırı derecede zor bir hale getirir.
Bu pandeminin bölge ülkelerinde halihazırda mevcut olan önemli sosyal ve sağlık eşitsizliklerini ortaya çıkarmakla kalmadığını, cinsiyetler arası adaletsizlik kavramına yeni boyutlar eklediğini ve bölge ülkelerinde bunun etkisini derinleştirdiğine de dikkat çekmek istiyorum.
Rapor, diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Kovid-19’a bağlı olarak bildirilen ölüm sayılarının düşük olmasına rağmen, salgını kontrol altına almaya yönelik önlemlerinin birçok kişinin ekonomi ve yaşam koşulları üzerinde son derece ciddi etkilerinin olduğunu bunun sağlığın sosyal faktörlerinin daha da kötü bir hale getirdiğini belirtiyor.
Bölge ülkelerinin sağlık alanında son 30 yılda elde ettikleri en önemli başarıları, ölüm oranlarının, bulaşıcı hastalıklara bağlı sakatlıkların, doğum komplikasyonları üçte bir oranında azalması oldu. Ancak obezite, yetersiz beslenme, gıda güvensizliği gibi gıdayla ilgili ölümlerin yükselmesinin yanı sıra çatışmaya bağlı ölümlerin artması ile mücadele devam ediyor.
Bu bağlamda, bölgenin gidişatında bir dönüm noktası olan kalkınma mücadelesi içerisindeyiz. Gerçek kalkınmanın, insanların yaşam kalitesinde somut bir iyileşme oluşturduğu ve memnuniyetlerini sağlandığı konusunda bir fikir birliği var. Dünya genelinde yoksulluğa son verilmesi, gezegeni korunması, barışın ve refahın sağlanması gibi ekonomik ve sosyal hedefler hatta bunların hepsini özetleyen sürdürülebilir kalkınma hedefleri 70 yıldır konuşulmaya devam ediyor ve ancak dünya hala bu hedeflere ulaşmakta aciz kalıyor.
Ekonomi, yaşam koşullarını ve sosyal sağlık faktörlerini belirlediği için, bölge genelinde toplumların ekonomik durumunu iyileştirmeye yönelik adımlar atılmış olmasına rağmen, bölgede hala sağlık imkanlarında daha fazla eşitsizliğe yol açan bir dizi ekonomik politika bulunuyor. Yoksulluk oranları, refah, gelir, sosyal koruma mekanizmaları, hizmetlere yapılan yatırımların ve diğer alanlardaki eşitsizliklerde bu politikaların kanıtları görülüyor. Bu kanıtlar, sağlık sistemindeki eşitsizliği ortaya çıkarıyor ve aradaki uçurumu derinleştiriyor. Sonuç olarak, daha az şanslı olan grupların ve daha fazla sıkıntı çeken kişilerin gerekli sağlık hizmetlerini almasına engel oluyor.
Daha az şanslı gruplar sadece yoksullukla bağlantılı değil. Bazı ülkelerdeki gelenekler, görenekler ve kültürel kalıplar -Sağlığın sosyal faktörleri- bir grubu diğerlerine göre daha az şanslı ve daha çok sıkıntı yaşayan bir konuma koyabilir. Bu faktörler, genç kızları, kadınları, mültecileri ve göçmenleri olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir, onlara daha iyi bir sağlık eşitliği sağlamayarak, daha fazla sağlık eşitsizliğine maruz kalmalarını sağlayabilir.
Gezegenimiz için iklim değişikliklerine ve çevresel bozulma yeterince dikkat etmememiz bir zulümdür. Bazıları bu konuları marjinal olarak görse de, aslında durum tam tersidir. Bu sorunların varlığını sürdürmesi, çeşitli derecelerde de olsa, herkesin sağlık koşullarının sürekli olarak kötüleşmesi anlamına gelir. Doğu Akdeniz’deki bölgemize bakarsak, iklim değişiklikleri ve çevresel bozulma ile başa çıkabilmek ve bu sayede nüfusu korumak ve gelecek nesiller için daha iyi bir hayat sağlamak için acilen harekete geçilmesi gerekiyor.
Bölge ülkelerinde zenginlik yoğunlaşmasındaki eşitsizlik, ekonomik büyüme dosyasının gözden geçirilmesi gerektiği anlamına geliyor. Gerçekleştirilen ekonomik büyümeden bölgemizdeki pek çok ülkenin fayda görmediği fark ediliyor. Zira söz konusu ekonomik büyüme istihdam fırsatlarının artırılması ve iyileştirilmesi anlamına gelmiyor. Bu durum çatışmaların sıklığının yanı sıra göçmen ve sığınmacı sayılarında büyük artış olabilir. Zenginliğin nüfusun küçük bir yüzdesi yoğunlaşmasına, kayıt dışı çalışmanın yayılmasını, istihdam için neredeyse tamamen kamu sektörüne bağımlılığı ve siyasi karışıklığı ve petrol piyasasındaki küreselleşmeyi de eklersek bu durum, yaşam koşullarını iyileştirilmesi aracılığı ile sosyal ve ekonomik kalkınmanın temeli oluşturan sağlık sistemini iyileştirmek için iş fırsatları sağlama yönteminde köklü bir değişikliği gerektirir.
Bu konuda çok önemli iki noktaya değinmek istiyorum. Bunlar, maalesef bölgenin bazı ülkelerinde nispeten yüksek bir artışa yaşanan çocuk işçiliği ve kaygı verici kayıt dışı istihdam oranlarıdır. Çatışmalardaki ve yoksulluk oranlarındaki artış, çocuk işçiliğinin artmasına katkıda bulundu ve onların mevcut ve gelecekteki sağlıklarına olumsuz bir şekilde yansıyor. Kayıt dışı sektörlerdeki işçi sayısındaki artış ve daha fazla düşük maaş ve sağlık hizmeti eksikliği anlamına geliyor.
Yaşlılar için sağlık bakımı, sağlık alanında bir dönüm noktasıdır. Yaşlılar için gelişmiş sağlık hizmeti, sağlık eşitliği için dönüm noktasıdır. Neyse ki, bölge ülkelerindeki birçok yaşlı kişi iyi bir yaşam ve sağlığa sahipler, bununla birlikte, sağlık düzeyleri ve tahmini yaşam süresi açısından ülkeler arasında -bazen de tek bir ülke içinde- büyük farklılıklar bulunur. Bu farklılıklar, bir insanın hayatının erken aşamalarındaki yaşam koşullarında adalet eksikliği ile bağlantılıdır.
Bölgemizdeki yaşlılar gerekli desteği aile hayatı ve kültür toplumlarının doğası üzerinden alıyorsa, demografik yapıda oluşan büyük değişikler sebebiyle, yalnızca böyle bir desteğe güvenmeye devam edilmesi yeterli değildir. Önümüzdeki 50 yılda doğumların azalmasıyla birlikte yaşlı nüfusunu artması, yaşlılara sağlanan geleneksel aile tarafından sağlanan bakımına güvenilmesinin yeterli olmayacağı anlamına geliyor.
Bu sebeple, sayıları artması beklenen yaşlılar için en uygun bakım yönetimin sağlanması için veya kentsel büyümenin rastgele olmaması ve sağlık dahil olmak üzere temel hizmetler üzerinde baskı oluşturmayacak şekilde her zaman doğru planlama yapılması gerekmektedir. Bölgedeki birçok ülke hızlı ve plansız bir kentsel büyümeye tanık olmaktadır.
Daha iyi bir iş ve yaşam aranarak köylerden şehirlere yapılan iç göç, plansız bir kentsel büyüme şekillerinden biridir. Aynı durum, çoğunlukla temel hizmetlerden yoksun olan mülteci ve sığınmacı kamplarında da söz konusudur.
Sağlık sistemleri, sağlık eşitliğini artıranın önemli bir çalışma dayanağı olarak kalıyor. Bu konuda yapılabilecek en iyi şey, makul bir maliyetle kaliteli hizmetin yanı sıra sağlık eşitliğini garantileyecek kapsamlı sağlık hizmeti sunulmasıdır.
Gelecekte sağlık eşitliğinin sağlanabilmesi, sağlıklı yaşam için temel hizmetlerin sağlanmasını ve bireylerin hastalıkların mali etkilerinden korunması gerektirir.
Cinsiyet adaleti ilkesini uygulamak için hepimiz el ele vermeliyiz, bunun başarılması sağlık için daha eşit sosyal faktörlerin sağlanmasını sağlar. Sağlık sistemleri, bölgedeki birçok ülkeyi etkileyen çatışmalarla mücadelede ve Kovid-19 salgının engellenmesi için uygulanan kısıtlamalar bu sosyal faktörleri içermelidir.
Bizim istediğimiz, daha iyi bir sağlık ve daha az hastalık için adil bir sağlık hizmetidir.
* Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Şarku’l Avsat’a özel yazdı
WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari Şarku'l Avsat'a yazdı: Pandemi Doğu Akdeniz’de sağlık sisteminin daha adil şekilde yeniden inşası için fırsat
Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)
WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari Şarku'l Avsat'a yazdı: Pandemi Doğu Akdeniz’de sağlık sisteminin daha adil şekilde yeniden inşası için fırsat
Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة
