Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
TT

Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)

Abduh Vazen
Şarku'l Avsat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Gassan Şerbil, Riad el-Rayyes Books yayınlarından çıkan yeni kitabı ‘Ziyarat li- Curuh Irak’ta (Irak’ın Yaralarına Ziyaretler), Irak tarihindeki modern dönemi belgelemeye devam ediyor. Bunu yapmaya ‘el-Irak min Harbin ila Harb: Saddam marra min huna’ (Savaştan Savaşa Irak: Sadam Buradan Geçti) kitabında başlamıştı. Şerbil söz konusu kitabında Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas sonrası dönemi ve önceki rejimin kalıntıları üzerine inşa edilen yeni rejimin karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Yeni kitapta ise bir önceki kitabın devamı olarak konuya siyasi, jeopolitik ve askeri açılardan yaklaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ve içerisinde bulunduğumuz bu asrın ilk 20 yılı boyunca Irak sahnesini oluşturan şeyleri ele alıp panoramik resmi neredeyse tamamlıyor. Elbette ki Gassan Şerbil tarih yazımı konusundaki yaygın anlamda bir tarihçi değil ancak bir gazeteci-tarihçi rolü oynuyor. Tarih yazma konusundaki ana ilke olan ister eski ister yeni olsun tarih oluşturmak için referans olan gerçek ve sahte olmayan belgeleri toplamaya dayanıyor. Şerbil’in benimsediği bu yöntem, Şimdi veya daha sonra herhangi bir tarihsel çalışma için güvenilir bir referans sağlar. Siyasi işlerdeki derin bilgi birikimlerini ve hükümetin sırları ve perde arkası hakkındaki bilgilerinin farkında olarak yönetimin içinden tanıklardan, gizlice kurulan oyunların inceliklerini ortaya koyan gerçekler, olaylar, hatta anektodlar aktarır.  En önemlisi de Şerbil’in röportaj yaptığı isimlerin hepsi, tanıklık ve iddia edip ortaya çıkardıkları her şeyden sorumlu olmalarıdır. Ne kadar tehlikeli ve cesaret gerektirse de sözlerinin sorumluluğunu alıyorlar.

Tarih ve belgeleme
Modern Irak tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan bu kitaplar, Irak’ın bu dönemi ile ilgili bilgi almak isteyenler için zengin materyaller sağlayan belgelere dayanan tarihi bir referans oluşturdu. Kitaplar geçerliliğine itiraz edilemeyen veya göz ardı edilemeyen gerçeklere, olaylara ve sözlere dayanıyor. Burada, bir gazetecinin özellikle çeşitli düzeylerde bilgi ve kültür gerektiren diyaloglar aracılığıyla tarih kitaplarını ve araştırmayı desteklemede oynayabileceği önemli rol ön plana çıkıyor. Şerbil’in yıllardır yapmaya devam ettiği röportajları karakterize eden de budur. Şerbil, soruyu sorduktan sonra ikinci soruya geçmek için yanıt bekleyen bir gazeteci değil. Bunun yerine diyalog kurup, tartışabileceği bazen müdahale edip bazen yorumlar yapabileceği muhataplar seçer. Referans, bilgi ve sonuçlarla donanmış bir şekilde gerçekleri, ortaya çıkarması gereken ayrıntıları araştırır. Şerbil'in röportajlarını okuyan herkes, taşıdıkları sözler, görüşler ve bakış açılarının bir sonucu olarak röportajların genellikle nasıl ilginç ve heyecan verici tartışma ve keşiflere dönüştüğünü fark eder.
‘Savaştan savaşa Irak’ kitabında Şerbil, Hazım Cevad, Salah Ömer, Nizar el-Hazreci ve Ahmed el-Celbi gibi Baas Partisi’nin önde gelen liderleriyle röportaj yaptı. Yeni kitabında ise dönüşümleri ve son aşamanın ‘iniş çıkışlarını’ yaşamış ve bunlara yakından tanık olmuş isimler; cumhurbaşkanı, bakan, general ve politikacılarla konuştu: Celal Talabani, Hoşyar Zebari, Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi, Hamid el-Ceburi, Abdulgani er-Ravi, İbrahim ed-Davud ve Aziz Muhammed.

Iraklı politikacılarla röportajlar içeren yeni kitap (Riad el-Rayyes)
Şerbil, kitabının giriş bölümünde ‘Irak’ın Yaralarına Ziyaret’ başlığını boyutlarıyla açıklıyor. Saddam Hüseyin, rejiminin geride bıraktığı ağır yaraların ABD işgalinin yaralarıyla daha da şiddetlendiğini düşünüyor. Daha sonra bu yaralara mezhep çatışmaları ve DEAŞ kanlı bakış açısının açtığı yaraların eklendiğini söylüyor. Şerbil, ayrıca karar verme birimlerinde İran yönetiminin etkisinin açık bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaraları daha da arttıran şeyin ‘rejim ve kurumlarının kırılganlığını ortaya çıkaranın, benzeri görülmemiş bir yağma operasyonunda birçok gücün iktidara saldırısı olduğuna inanıyor. Bunlar Irak'ın ‘sonucunu kestirmek zor olan kanlı bir emek’ gibi görünen olaylara yeniden tanıklık etmesine neden olan yaralardır.

Vatan bulamamak
Irak meselesine genel bir çerçeveden bakan yazar, Iraklıların sorununun ‘2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından aramaya başladıkları’ vatanı henüz bulamamış olmalarından kaynaklandığı sonucuna varıyor. Şerbil’e göre Baas rejiminin düşüşünü takip eden yıllar, diktatörlüğün çöküşünün halka güvenlik ve emniyet koşullarını sağlama konusunda yeterli olmadığını ortaya koydu. Iraklıların birçok seçim gerçekleştirmesi istikrarın yeniden sağlanması konusunda başarısız olunduğunu gösteriyor. Amerikan işgalinden önce gölgesinde yaşamaya söz verdikleri Irak, kalkınma fırsatı bulamadı. Yani, ‘bileşenlerin hukukun üstünlüğü gölgesinde, haklar ve görevlerde eşitlik temelinde bir arada var olduğu demokratik, federal bir Irak’ olamadı.
Şerbil, Iraklıların, Baas rejiminin düşmesinden sonraki ilk yıllarda Saddam iktidarının devlet ve topluma zarar veren uygulamaların sorumluluğunu üstlenebildiklerine dikkat çekiyor. Ancak artık ülkenin nefes alma imkanı bulamaması nedeniyle bunu yapamadıklarını söylüyor. Belki de İran ve Suriye'nin dışarıdan ‘Batı ile müttefik bir Irak hükümeti kurma girişimini engelleme’ operasyonunu sürdürmeye çalıştıkları bir zamanda ABD işgaline karşı yapılan iç direniş, El Kaide ve benzerlerine mensup gezgin militanları cezbetmeye de katkıda bulundu.
Şerbil’e göre başta Irak ordusu olmak üzere ülkedeki kurumları etkisiz hale getiren ABD işgali gölgesinde Irak modern tarihinde benzeri görülmemiş bir Sünni-Şii çatışması yaşanması kaçınılmazdı. Gassan Şerbil, bu çatışmanın bir sonucu olarak galip gelen ve mağlup olan tarafların yaptıkları iki ölümcül hata nedeniyle bol miktarda kan aktığını söylüyor. Gerçekte galibin ‘zaferini rasyonelleştirmede’, mağlubun ise ‘kayıplarını kontrol altına alma konusunda’ başarısız olduğuna işaret ediyor. Yazarın analizine göre bazı Şii güçlerin zaferi uygulamaya dökme yöntemi, denklemin dayanma gücünden daha büyüktü. Şerbil’e göre aynı şey, ‘geçmişin denklemlerini yeniden canlandırmakta ısrar eden, demografik gerçekleri ve bunların bölgesel güç dengesiyle örtüşmesini reddeden’ bazı Sünni güçler için de geçerli. Bu, ancak Irak sorununun bu açıdan bakıldığında anlaşılabileceği doğru yaklaşımdır.
Şerbil, Amerikalıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’da yaptıkları gibi Irak ordusunu dağıtma ve sıfırdan yeni bir Irak inşa etme konusunda ölümcül bir hata yapmakla suçladı. Şerbil’e göre Amerikalılar, toplumsal, kültürel ve dini farklılıkları bunun yanısıra Irak’ın içinde bulunduğu coğrafi çerçeveyi yanlış değerlendirdiler. Daha sonra Barack Obama döneminde İran’ın uzun vadeli hesaplarının gözetiminde Saddam’ın yükünden kurtardıkları ülkeyi terk ederek güçlerini geri çekmeyi seçtiler.

Gizli ve açık öğeler
Yazar gelişmeleri gözden geçirmeye, bunların görünen ve gizli unsurlarının analiz eden bir okuma yaparak devam ediyor. Şerbil’e göre ordunun dağılması, çok sayıda Iraklı subay ve askerin El Kaide ve DEAŞ’ın kucağına düşmesine neden oldu. Ülke, intihar saldırıları ve ‘vahşet, intikam ve temizlik’ uygulamalarından kaynaklanan trajedilerden uzun süre acı çekmek zorunda kaldı. Ardından siyasi ve askeri yıkım sahnelerine tanık oldu. 10 Haziran 2014’te Musul DEAŞ’ın eline düştü. Daha sonra Ebubekir el-Bağdadi liderliğinde Hilafet Devleti adı verilen şey ortaya çıktı. Parçalanmış iki ülke olan Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal altına aldı. Öte yandan Şerbil, Musul’da Irak askeri birliklerinin çöküşü skandalının İran’ın eski Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin dokunuşlarıyla paralel bir orduya dönüşen Haşdi Şabi’nin doğuşuna yol açtığını düşünüyor. İran, ‘gürültülü Irak tiyatrosunun başrol oyuncusu olduktan sonra’ ABD’nin ülkedeki etkisi geriledi.

 Irak’ı nasıl bir kader bekliyor? (Independent Arabia)
Kitabın girişi, Irak’ın Saddam rejiminin düşüşünden sonra tanık olduğu koşulları özetliyor. Daha sonra ne olduğunu anlamak için de temel bir giriş noktası temsil ediyor. Ayrıca rejimin düşüş mekanizması ve zaten parçalanmış bunun yanısıra ideolojik ve askeri güçlerle çatışan ‘rejimlerin’ yükselişine bir ışık tutuyor. Giriş, kitabın ruhunu ve Şerbil'in iki kitabında değindiği Irak ‘meselesine’ çeşitli aşamalarındaki kapsamlı aşinalığa dayanan tarihi ve belgesel misyonunu gerçekten ifade ediyor. Şerbil, daha sonra kendini gazetecinin bazen ‘acısı peşinden gelen ülkeleri sevme’ derdine düşmesi olarak adlandırdığı durumda buluyor. Kendisinin de söylediği gibi, bir Arap gazetecinin, ‘doğal kaynaklar ve insan enerjisi bakımından zengin’ olan ve ‘onu birçok kez intihar girişimine sürükleyen’ rejimden kurtulduktan sonra ‘Arap uyanışı için bir lokomotif’ olmaya mahkum edilen Irak’a aşık olması çok da şaşırtıcı değildir.
Şerbil, gazetecilik mesleğinin kendisine Irak’ın Bağdat, Erbil ve diğer başkentlerdeki dönüşümlerini takip etme fırsatı verdiğini itiraf ediyor. Basının ‘hafızanın koruyucusu’ olabileceğine olan inancından dolayı, Iraklı ‘oyuncular’ ile gerçekleştirdiği röportajların ufkunu, onlar ve aktif oldukları sahne hakkında bir imaj sunmak için genişletmeye çalışıyor.

Oyunculara sorular sormak
Önceki kitabı ‘Saddam Buradan Geçti’yayınladıktan sonra Irakla ilgili sancıların devam etmesi üzerine sonraki süreçte neler olduğunu anlatan röportajlar gerçekleştirme fikrine kapıldı. Bu röportajlar, Saddam sonrası dönem dahil olmak üzere farklı aşamalara ait. Şerbil’in söylediğine göre bu röportajların birinci amacı, ‘önde gelen oyuncuları rolleri ve diğerlerinin rolleri hakkında sorular sorup cevap almaktır.’ Böylece okuyucu aralarında karşılaştırma yapma fırsatı ve gerekli bilgileri edinerek haklarında fikir edinme olanağı elde ediyor. İkinci amaca gelince ‘sahipleri ulaşılabilir halde iken bu tecrübeleri kayda almaktır.’ Bu da söz konusu tecrübeleri oyuncuların kendi dillerinden alınan gerçek belgeler ve tanıklıklar haline getiriyor. Şerbil’e göre üçüncü hedef ise röportajların bu sonucunu gazetecilerin, hatta Irak meselesiyle son zamanlarda ilgilenmeye başlayan ve mevcut duruma yol açan sıkıntılara tanık olmayan araştırmacı ve yazarların hizmetine sunmak.
Görüştüğü politikacılara gelince, çeşitli meşrep ve pozisyonlara sahipler. Her biri çeşitli toplumsal sınıf ve hassasiyetlere sahip bulunuyor. Bazılarının rolü, Saddam döneminin sonunda veya öncesinde sona erdi. Bazıları Saddam sonrası dönemde ortaya çıktı ve çeşitli seviyelerde çok önemli roller oynadı.
Saddam sonrası Irak döneminin ilk cumhurbaşkanı olan merhum Celal Talabani, Irak, Kürt, Arap sahnesinin eski ve köklü bir oyuncusuydu. Şerbil ile geçmişe bir yolculuk yaparak, meselelerin bilinmeyen yönlerine değindi. Bunlar arasında uçak kaçırma operasyonlarını yöneten Filistinli lider Vedi Haddad’ın, Filistin direnişiyle ilgili faaliyetleri sırasında kendisine iki tehlikeli görev vermesi de bulunuyor. Talabani'nin Washington ve Tahran'ı Irak'ın sırları konusunda diyaloğa teşvik etmede kilit rol oynadığı biliniyor.
Saddam sonrası dönemin önde gelen dışişleri bakanlarından biri olan Hoşyar Zebari, bölgesel sahnede önemli bir oyuncu. Kürt bir dışişleri bakanı olma ve işgal altındaki bir ülkeyi temsil etmek gibi birçok zorlukla karşılaştı. Zebari, röportajda, Irak’ın Amerikan işgalinden sonra Arap dünyasına dönüş sürecinden bahsediyor. Ayrıca Mesud Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokratik Partisi lideri olarak yaşadığı deneyime atıfta bulunarak işgal öncesi meselelere de değiniyor.
Kitapta ayrıca politikanın önemli isimlerinden biri ve Davet partisinin bir üyesi olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile de bir röportaj bulunuyor. Maliki konusundaki görüşler, ikiye bölünmüş durumda; destekçileri Irak’ı milis egemenliğinden kurtaran zor kararlar aldığını söylüyor. Muhalifleri ise kabinenin kararlarına müdahale etmek ve ‘Baas’ın kökünü kazıma kampanyası da dahil olmak üzere kategorik politikalar izlemekle suçluyor. Okuyucu, Malik’nin röportajının Saddam’ın idamı ile ilgili bölümünde duraksayacaktır. Maliki söz konusu bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Saddam’ın idam edilmesini istememiştim. Çünkü bu onun için bir kurtuluş olacaktı. İdam edildikten sonra cesedinin önünde yarım dakika kadar durup şöyle dedim: ‘İdam edilmenin ne faydası var? Yıktığın ülke ve şehitlerimiz bize geri dönecek mi?’ Kitapta ayrıca yine Davet partisi mensuplarından eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile de bir röportaj yer alıyor. İbadi röportajda, Irak’ın bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerinin geliştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Irak’a, Şii ve İran’a tabi olarak bakılmasını eleştirdi. Şerbil, bu röportajlar arasında ‘sansasyonel’ bir asker olan eski Başbakan Yardımcısı Abdulgani er-Ravi hikayesini de kaydetmeye önem verdi. Ravi, yetmişli yılların başında İran menşeili ‘SAVAK’ aygıtının desteği ve Şah Rıza Pehlevi’nin bilgisi dahilinde ‘Baas’ rejimini devirmek için bir komplo yönettiğini itiraf ediyor. Ancak Saddam’ın komplocuların planını bozduğunu ve komplosuna bir idam furyası ile karşılık verdiğini belirtiyor. Ravi ayrıca lider Abdulkerim Kasım’ın Bağdat’taki radyo binasında infaz edilmesi emrini nasıl verdiğinden de bahsediyor. Bunun yanısıra iki azılı düşman olan Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif arasındaki son konuşmadan bahsediyor. Komünistleri öldürdüğünü inkar etmeyen Ravi, bunu bir din adamının fetvasına dayanarak yaptığını ifade ediyor.

Baas ve Komünistler arasında
Kitapta 17 Temmuz 1968 tarihinde Baas’ın iktidara dönüşünün hemen ardından Savunma Bakanı ve Devrim Komuta Konseyi üyesi olarak görevlendirilen ancak daha sonra aynı ayın 30’unda Baas tarafından öldürülecek olan müttefiki Abdurrezzak en-Nayef ile sürgüne gönderilen İbrahim ed-Davud ile de bir röportaj yer alıyor.
Eski Irak Dışişleri Bakanı Hamid el-Ceburi’ye gelince o, eski cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir ve Saddam Hüseyin ile yakın çalıştı. İki ana ofisi yönetmesi nedeniyle el-Bekir’den makamının esiri olduğu için istifa edemediğini itiraf ettiğini duyabildi.
Şerbil, Irak’ın hikayesinin Baas Partisi ve Komünist Parti arasındaki acı ve kanlı ilişkiye odaklanılmadan tamamlanamayacağına inanıyor. Bu nedenle de 1964 yılından yani Baas iktidara dönmeden yaklaşık dört yıl öncesinden itibaren neredeyse 30 yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi sekreterliğini yürüten Aziz Muhammed ile röportaj yapmaya önem verdi. Muhammed, verdiği röportajda partinin Ulusal İlerici Cephe’ye katılımını, ardından bu deneyimin çöküşü ve partinin yeraltı çalışmalarına dönüşünü anlatıyor. Ayrıca Komünistlerin rejim hapishanelerinde ödedikleri ağır bedeller üzerinde duruyor.
Şerbil, giriş bölümünün sonunda Irak'ın hala kendisini, yerini ve Iraklıları olduğu kadar Arap ve bölgesel dengeleri de ilgilendiren kaderini aradığını düşünüyor. Bölümü şu ifadeleri kullanarak sonlandırıyor: “Abartısız söylüyorum; Irak geleceğe giden yolu takip edemezse Arap geleceği eksik ve kusurlu kalacak.”
 Şerbil, röportajları da makalelerini kaleme aldığı gibi tutkuyla, kararlılıkla yazıyor. Metanetli ve basit, nabzı atan bir dil kullanıyor. Röportajlarında kendinizi akıcı bir metin okurken bulursunuz. Röportajlarda çetrefilli ve heyecan verici konulara gelindiğinde anlatım pürüzsüzleşir ve gerilim hissedilir. Belki de bu diyalogları karakterize eden şey, çok sayıda gerçek, anlatı ve sırrın gerçek gazeteciliğin kalbinde çok önemli olan okuma sevinciyle birleşimidir.

 


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.


Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
TT

Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)

Hamas'ın yurt dışı siyasi bürosunun başkanı Halid Meşal, hareketin silahlarından vazgeçmeyi ve Gazze Şeridi'nde "yabancı yönetimi" kabul etmeyi reddettiğini teyit etti.

Meşal, dün 17. Doha Forumu'nda yaptığı konuşmada, "direnişi, direniş silahlarını ve direnişi gerçekleştirenleri suçlu ilan etmenin" kabul edilemez bir şey olduğunu ifade etti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Meşal konuşmasına şöyle devam etti: "İşgal olduğu sürece direniş de vardır. Direniş, işgal altındaki halkların hakkıdır ve uluslararası hukukun, ilahi yasaların, ulusların hafızasının bir parçasıdır ve uluslar bununla gurur duyarlar."

Meşal, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”ne, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına ve yaklaşık 2,2 milyon sakinine yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak “dengeli bir yaklaşım” benimsemesi çağrısında bulundu.

Fetih ise İsrail'i, Gazze'yi yönetmekle görevli ulusal komitenin Şeride girişini engellemeye devam etmekle suçladı ve bunu, İsrail'in ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasını uygulamaya geçmeyi reddetmesi olarak değerlendirdi.