Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
TT

Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)

Abduh Vazen
Şarku'l Avsat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Gassan Şerbil, Riad el-Rayyes Books yayınlarından çıkan yeni kitabı ‘Ziyarat li- Curuh Irak’ta (Irak’ın Yaralarına Ziyaretler), Irak tarihindeki modern dönemi belgelemeye devam ediyor. Bunu yapmaya ‘el-Irak min Harbin ila Harb: Saddam marra min huna’ (Savaştan Savaşa Irak: Sadam Buradan Geçti) kitabında başlamıştı. Şerbil söz konusu kitabında Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas sonrası dönemi ve önceki rejimin kalıntıları üzerine inşa edilen yeni rejimin karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Yeni kitapta ise bir önceki kitabın devamı olarak konuya siyasi, jeopolitik ve askeri açılardan yaklaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ve içerisinde bulunduğumuz bu asrın ilk 20 yılı boyunca Irak sahnesini oluşturan şeyleri ele alıp panoramik resmi neredeyse tamamlıyor. Elbette ki Gassan Şerbil tarih yazımı konusundaki yaygın anlamda bir tarihçi değil ancak bir gazeteci-tarihçi rolü oynuyor. Tarih yazma konusundaki ana ilke olan ister eski ister yeni olsun tarih oluşturmak için referans olan gerçek ve sahte olmayan belgeleri toplamaya dayanıyor. Şerbil’in benimsediği bu yöntem, Şimdi veya daha sonra herhangi bir tarihsel çalışma için güvenilir bir referans sağlar. Siyasi işlerdeki derin bilgi birikimlerini ve hükümetin sırları ve perde arkası hakkındaki bilgilerinin farkında olarak yönetimin içinden tanıklardan, gizlice kurulan oyunların inceliklerini ortaya koyan gerçekler, olaylar, hatta anektodlar aktarır.  En önemlisi de Şerbil’in röportaj yaptığı isimlerin hepsi, tanıklık ve iddia edip ortaya çıkardıkları her şeyden sorumlu olmalarıdır. Ne kadar tehlikeli ve cesaret gerektirse de sözlerinin sorumluluğunu alıyorlar.

Tarih ve belgeleme
Modern Irak tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan bu kitaplar, Irak’ın bu dönemi ile ilgili bilgi almak isteyenler için zengin materyaller sağlayan belgelere dayanan tarihi bir referans oluşturdu. Kitaplar geçerliliğine itiraz edilemeyen veya göz ardı edilemeyen gerçeklere, olaylara ve sözlere dayanıyor. Burada, bir gazetecinin özellikle çeşitli düzeylerde bilgi ve kültür gerektiren diyaloglar aracılığıyla tarih kitaplarını ve araştırmayı desteklemede oynayabileceği önemli rol ön plana çıkıyor. Şerbil’in yıllardır yapmaya devam ettiği röportajları karakterize eden de budur. Şerbil, soruyu sorduktan sonra ikinci soruya geçmek için yanıt bekleyen bir gazeteci değil. Bunun yerine diyalog kurup, tartışabileceği bazen müdahale edip bazen yorumlar yapabileceği muhataplar seçer. Referans, bilgi ve sonuçlarla donanmış bir şekilde gerçekleri, ortaya çıkarması gereken ayrıntıları araştırır. Şerbil'in röportajlarını okuyan herkes, taşıdıkları sözler, görüşler ve bakış açılarının bir sonucu olarak röportajların genellikle nasıl ilginç ve heyecan verici tartışma ve keşiflere dönüştüğünü fark eder.
‘Savaştan savaşa Irak’ kitabında Şerbil, Hazım Cevad, Salah Ömer, Nizar el-Hazreci ve Ahmed el-Celbi gibi Baas Partisi’nin önde gelen liderleriyle röportaj yaptı. Yeni kitabında ise dönüşümleri ve son aşamanın ‘iniş çıkışlarını’ yaşamış ve bunlara yakından tanık olmuş isimler; cumhurbaşkanı, bakan, general ve politikacılarla konuştu: Celal Talabani, Hoşyar Zebari, Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi, Hamid el-Ceburi, Abdulgani er-Ravi, İbrahim ed-Davud ve Aziz Muhammed.

Iraklı politikacılarla röportajlar içeren yeni kitap (Riad el-Rayyes)
Şerbil, kitabının giriş bölümünde ‘Irak’ın Yaralarına Ziyaret’ başlığını boyutlarıyla açıklıyor. Saddam Hüseyin, rejiminin geride bıraktığı ağır yaraların ABD işgalinin yaralarıyla daha da şiddetlendiğini düşünüyor. Daha sonra bu yaralara mezhep çatışmaları ve DEAŞ kanlı bakış açısının açtığı yaraların eklendiğini söylüyor. Şerbil, ayrıca karar verme birimlerinde İran yönetiminin etkisinin açık bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaraları daha da arttıran şeyin ‘rejim ve kurumlarının kırılganlığını ortaya çıkaranın, benzeri görülmemiş bir yağma operasyonunda birçok gücün iktidara saldırısı olduğuna inanıyor. Bunlar Irak'ın ‘sonucunu kestirmek zor olan kanlı bir emek’ gibi görünen olaylara yeniden tanıklık etmesine neden olan yaralardır.

Vatan bulamamak
Irak meselesine genel bir çerçeveden bakan yazar, Iraklıların sorununun ‘2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından aramaya başladıkları’ vatanı henüz bulamamış olmalarından kaynaklandığı sonucuna varıyor. Şerbil’e göre Baas rejiminin düşüşünü takip eden yıllar, diktatörlüğün çöküşünün halka güvenlik ve emniyet koşullarını sağlama konusunda yeterli olmadığını ortaya koydu. Iraklıların birçok seçim gerçekleştirmesi istikrarın yeniden sağlanması konusunda başarısız olunduğunu gösteriyor. Amerikan işgalinden önce gölgesinde yaşamaya söz verdikleri Irak, kalkınma fırsatı bulamadı. Yani, ‘bileşenlerin hukukun üstünlüğü gölgesinde, haklar ve görevlerde eşitlik temelinde bir arada var olduğu demokratik, federal bir Irak’ olamadı.
Şerbil, Iraklıların, Baas rejiminin düşmesinden sonraki ilk yıllarda Saddam iktidarının devlet ve topluma zarar veren uygulamaların sorumluluğunu üstlenebildiklerine dikkat çekiyor. Ancak artık ülkenin nefes alma imkanı bulamaması nedeniyle bunu yapamadıklarını söylüyor. Belki de İran ve Suriye'nin dışarıdan ‘Batı ile müttefik bir Irak hükümeti kurma girişimini engelleme’ operasyonunu sürdürmeye çalıştıkları bir zamanda ABD işgaline karşı yapılan iç direniş, El Kaide ve benzerlerine mensup gezgin militanları cezbetmeye de katkıda bulundu.
Şerbil’e göre başta Irak ordusu olmak üzere ülkedeki kurumları etkisiz hale getiren ABD işgali gölgesinde Irak modern tarihinde benzeri görülmemiş bir Sünni-Şii çatışması yaşanması kaçınılmazdı. Gassan Şerbil, bu çatışmanın bir sonucu olarak galip gelen ve mağlup olan tarafların yaptıkları iki ölümcül hata nedeniyle bol miktarda kan aktığını söylüyor. Gerçekte galibin ‘zaferini rasyonelleştirmede’, mağlubun ise ‘kayıplarını kontrol altına alma konusunda’ başarısız olduğuna işaret ediyor. Yazarın analizine göre bazı Şii güçlerin zaferi uygulamaya dökme yöntemi, denklemin dayanma gücünden daha büyüktü. Şerbil’e göre aynı şey, ‘geçmişin denklemlerini yeniden canlandırmakta ısrar eden, demografik gerçekleri ve bunların bölgesel güç dengesiyle örtüşmesini reddeden’ bazı Sünni güçler için de geçerli. Bu, ancak Irak sorununun bu açıdan bakıldığında anlaşılabileceği doğru yaklaşımdır.
Şerbil, Amerikalıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’da yaptıkları gibi Irak ordusunu dağıtma ve sıfırdan yeni bir Irak inşa etme konusunda ölümcül bir hata yapmakla suçladı. Şerbil’e göre Amerikalılar, toplumsal, kültürel ve dini farklılıkları bunun yanısıra Irak’ın içinde bulunduğu coğrafi çerçeveyi yanlış değerlendirdiler. Daha sonra Barack Obama döneminde İran’ın uzun vadeli hesaplarının gözetiminde Saddam’ın yükünden kurtardıkları ülkeyi terk ederek güçlerini geri çekmeyi seçtiler.

Gizli ve açık öğeler
Yazar gelişmeleri gözden geçirmeye, bunların görünen ve gizli unsurlarının analiz eden bir okuma yaparak devam ediyor. Şerbil’e göre ordunun dağılması, çok sayıda Iraklı subay ve askerin El Kaide ve DEAŞ’ın kucağına düşmesine neden oldu. Ülke, intihar saldırıları ve ‘vahşet, intikam ve temizlik’ uygulamalarından kaynaklanan trajedilerden uzun süre acı çekmek zorunda kaldı. Ardından siyasi ve askeri yıkım sahnelerine tanık oldu. 10 Haziran 2014’te Musul DEAŞ’ın eline düştü. Daha sonra Ebubekir el-Bağdadi liderliğinde Hilafet Devleti adı verilen şey ortaya çıktı. Parçalanmış iki ülke olan Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal altına aldı. Öte yandan Şerbil, Musul’da Irak askeri birliklerinin çöküşü skandalının İran’ın eski Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin dokunuşlarıyla paralel bir orduya dönüşen Haşdi Şabi’nin doğuşuna yol açtığını düşünüyor. İran, ‘gürültülü Irak tiyatrosunun başrol oyuncusu olduktan sonra’ ABD’nin ülkedeki etkisi geriledi.

 Irak’ı nasıl bir kader bekliyor? (Independent Arabia)
Kitabın girişi, Irak’ın Saddam rejiminin düşüşünden sonra tanık olduğu koşulları özetliyor. Daha sonra ne olduğunu anlamak için de temel bir giriş noktası temsil ediyor. Ayrıca rejimin düşüş mekanizması ve zaten parçalanmış bunun yanısıra ideolojik ve askeri güçlerle çatışan ‘rejimlerin’ yükselişine bir ışık tutuyor. Giriş, kitabın ruhunu ve Şerbil'in iki kitabında değindiği Irak ‘meselesine’ çeşitli aşamalarındaki kapsamlı aşinalığa dayanan tarihi ve belgesel misyonunu gerçekten ifade ediyor. Şerbil, daha sonra kendini gazetecinin bazen ‘acısı peşinden gelen ülkeleri sevme’ derdine düşmesi olarak adlandırdığı durumda buluyor. Kendisinin de söylediği gibi, bir Arap gazetecinin, ‘doğal kaynaklar ve insan enerjisi bakımından zengin’ olan ve ‘onu birçok kez intihar girişimine sürükleyen’ rejimden kurtulduktan sonra ‘Arap uyanışı için bir lokomotif’ olmaya mahkum edilen Irak’a aşık olması çok da şaşırtıcı değildir.
Şerbil, gazetecilik mesleğinin kendisine Irak’ın Bağdat, Erbil ve diğer başkentlerdeki dönüşümlerini takip etme fırsatı verdiğini itiraf ediyor. Basının ‘hafızanın koruyucusu’ olabileceğine olan inancından dolayı, Iraklı ‘oyuncular’ ile gerçekleştirdiği röportajların ufkunu, onlar ve aktif oldukları sahne hakkında bir imaj sunmak için genişletmeye çalışıyor.

Oyunculara sorular sormak
Önceki kitabı ‘Saddam Buradan Geçti’yayınladıktan sonra Irakla ilgili sancıların devam etmesi üzerine sonraki süreçte neler olduğunu anlatan röportajlar gerçekleştirme fikrine kapıldı. Bu röportajlar, Saddam sonrası dönem dahil olmak üzere farklı aşamalara ait. Şerbil’in söylediğine göre bu röportajların birinci amacı, ‘önde gelen oyuncuları rolleri ve diğerlerinin rolleri hakkında sorular sorup cevap almaktır.’ Böylece okuyucu aralarında karşılaştırma yapma fırsatı ve gerekli bilgileri edinerek haklarında fikir edinme olanağı elde ediyor. İkinci amaca gelince ‘sahipleri ulaşılabilir halde iken bu tecrübeleri kayda almaktır.’ Bu da söz konusu tecrübeleri oyuncuların kendi dillerinden alınan gerçek belgeler ve tanıklıklar haline getiriyor. Şerbil’e göre üçüncü hedef ise röportajların bu sonucunu gazetecilerin, hatta Irak meselesiyle son zamanlarda ilgilenmeye başlayan ve mevcut duruma yol açan sıkıntılara tanık olmayan araştırmacı ve yazarların hizmetine sunmak.
Görüştüğü politikacılara gelince, çeşitli meşrep ve pozisyonlara sahipler. Her biri çeşitli toplumsal sınıf ve hassasiyetlere sahip bulunuyor. Bazılarının rolü, Saddam döneminin sonunda veya öncesinde sona erdi. Bazıları Saddam sonrası dönemde ortaya çıktı ve çeşitli seviyelerde çok önemli roller oynadı.
Saddam sonrası Irak döneminin ilk cumhurbaşkanı olan merhum Celal Talabani, Irak, Kürt, Arap sahnesinin eski ve köklü bir oyuncusuydu. Şerbil ile geçmişe bir yolculuk yaparak, meselelerin bilinmeyen yönlerine değindi. Bunlar arasında uçak kaçırma operasyonlarını yöneten Filistinli lider Vedi Haddad’ın, Filistin direnişiyle ilgili faaliyetleri sırasında kendisine iki tehlikeli görev vermesi de bulunuyor. Talabani'nin Washington ve Tahran'ı Irak'ın sırları konusunda diyaloğa teşvik etmede kilit rol oynadığı biliniyor.
Saddam sonrası dönemin önde gelen dışişleri bakanlarından biri olan Hoşyar Zebari, bölgesel sahnede önemli bir oyuncu. Kürt bir dışişleri bakanı olma ve işgal altındaki bir ülkeyi temsil etmek gibi birçok zorlukla karşılaştı. Zebari, röportajda, Irak’ın Amerikan işgalinden sonra Arap dünyasına dönüş sürecinden bahsediyor. Ayrıca Mesud Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokratik Partisi lideri olarak yaşadığı deneyime atıfta bulunarak işgal öncesi meselelere de değiniyor.
Kitapta ayrıca politikanın önemli isimlerinden biri ve Davet partisinin bir üyesi olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile de bir röportaj bulunuyor. Maliki konusundaki görüşler, ikiye bölünmüş durumda; destekçileri Irak’ı milis egemenliğinden kurtaran zor kararlar aldığını söylüyor. Muhalifleri ise kabinenin kararlarına müdahale etmek ve ‘Baas’ın kökünü kazıma kampanyası da dahil olmak üzere kategorik politikalar izlemekle suçluyor. Okuyucu, Malik’nin röportajının Saddam’ın idamı ile ilgili bölümünde duraksayacaktır. Maliki söz konusu bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Saddam’ın idam edilmesini istememiştim. Çünkü bu onun için bir kurtuluş olacaktı. İdam edildikten sonra cesedinin önünde yarım dakika kadar durup şöyle dedim: ‘İdam edilmenin ne faydası var? Yıktığın ülke ve şehitlerimiz bize geri dönecek mi?’ Kitapta ayrıca yine Davet partisi mensuplarından eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile de bir röportaj yer alıyor. İbadi röportajda, Irak’ın bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerinin geliştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Irak’a, Şii ve İran’a tabi olarak bakılmasını eleştirdi. Şerbil, bu röportajlar arasında ‘sansasyonel’ bir asker olan eski Başbakan Yardımcısı Abdulgani er-Ravi hikayesini de kaydetmeye önem verdi. Ravi, yetmişli yılların başında İran menşeili ‘SAVAK’ aygıtının desteği ve Şah Rıza Pehlevi’nin bilgisi dahilinde ‘Baas’ rejimini devirmek için bir komplo yönettiğini itiraf ediyor. Ancak Saddam’ın komplocuların planını bozduğunu ve komplosuna bir idam furyası ile karşılık verdiğini belirtiyor. Ravi ayrıca lider Abdulkerim Kasım’ın Bağdat’taki radyo binasında infaz edilmesi emrini nasıl verdiğinden de bahsediyor. Bunun yanısıra iki azılı düşman olan Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif arasındaki son konuşmadan bahsediyor. Komünistleri öldürdüğünü inkar etmeyen Ravi, bunu bir din adamının fetvasına dayanarak yaptığını ifade ediyor.

Baas ve Komünistler arasında
Kitapta 17 Temmuz 1968 tarihinde Baas’ın iktidara dönüşünün hemen ardından Savunma Bakanı ve Devrim Komuta Konseyi üyesi olarak görevlendirilen ancak daha sonra aynı ayın 30’unda Baas tarafından öldürülecek olan müttefiki Abdurrezzak en-Nayef ile sürgüne gönderilen İbrahim ed-Davud ile de bir röportaj yer alıyor.
Eski Irak Dışişleri Bakanı Hamid el-Ceburi’ye gelince o, eski cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir ve Saddam Hüseyin ile yakın çalıştı. İki ana ofisi yönetmesi nedeniyle el-Bekir’den makamının esiri olduğu için istifa edemediğini itiraf ettiğini duyabildi.
Şerbil, Irak’ın hikayesinin Baas Partisi ve Komünist Parti arasındaki acı ve kanlı ilişkiye odaklanılmadan tamamlanamayacağına inanıyor. Bu nedenle de 1964 yılından yani Baas iktidara dönmeden yaklaşık dört yıl öncesinden itibaren neredeyse 30 yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi sekreterliğini yürüten Aziz Muhammed ile röportaj yapmaya önem verdi. Muhammed, verdiği röportajda partinin Ulusal İlerici Cephe’ye katılımını, ardından bu deneyimin çöküşü ve partinin yeraltı çalışmalarına dönüşünü anlatıyor. Ayrıca Komünistlerin rejim hapishanelerinde ödedikleri ağır bedeller üzerinde duruyor.
Şerbil, giriş bölümünün sonunda Irak'ın hala kendisini, yerini ve Iraklıları olduğu kadar Arap ve bölgesel dengeleri de ilgilendiren kaderini aradığını düşünüyor. Bölümü şu ifadeleri kullanarak sonlandırıyor: “Abartısız söylüyorum; Irak geleceğe giden yolu takip edemezse Arap geleceği eksik ve kusurlu kalacak.”
 Şerbil, röportajları da makalelerini kaleme aldığı gibi tutkuyla, kararlılıkla yazıyor. Metanetli ve basit, nabzı atan bir dil kullanıyor. Röportajlarında kendinizi akıcı bir metin okurken bulursunuz. Röportajlarda çetrefilli ve heyecan verici konulara gelindiğinde anlatım pürüzsüzleşir ve gerilim hissedilir. Belki de bu diyalogları karakterize eden şey, çok sayıda gerçek, anlatı ve sırrın gerçek gazeteciliğin kalbinde çok önemli olan okuma sevinciyle birleşimidir.

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.