Eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jack Straw: KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabiliriz

Eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jack Straw: KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabiliriz
TT

Eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jack Straw: KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabiliriz

Eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jack Straw: KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabiliriz

Kıbrıs meselesinin çözümüne dair, 4 yıldır askıya alınan müzakerelerin ardından yeni bir sayfa açması beklenen gayri resmi 5+1 zirve öncesi hazırlıklar sürüyor.
Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde, 27-29 Nisan'da İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleşecek zirvede Kıbrıslı taraflar; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ile İngiltere bir araya gelecek.
Tarafların ortak müzakere zemininde buluşup buluşamayacağının ele alınacağı bu zirvede, KKTC ile Türkiye, yeni çözüm önerisi olarak "egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm" modelini masaya getirecek.
Gayri resmi zirveye ilişkin tarafların hazırlıkları sürerken yeni bir gelişme yaşandı. İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi (CTCA) ve Britanya Kıbrıslı Türkler Derneği'nin (BTCA) Türk Düşünce Kuruluşu Circle Foundation işbirliğinde, 24 Mart Çarşamba günü "Kıbrıs'ın Geleceği; İki Devletli Çözüm mü, Federasyon mu?" adlı online seminer düzenlendi.

Seminerde, Eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jack Straw, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın Özel Temsilcisi Ergün Olgun, Birleşik Krallık (BK) Parlamentosu 'KKTC Partiler Üstü Grubu' (APPG) Eş Başkanı Lord Northbook, BK Milletvekili Sir David Amess ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal görüşlerini aktardı.
Seminerin moderatörlüğünü ise Birleşik Krallık eski bakanlarından Brooks Newmark üstlendi.

"Avrupa Birliği'nin bölünmüş Kıbrıs'ı tek bir ülke gibi kabul etmesi hata"
Seminerde Kıbrıs konusuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Jack Straw, Kıbrıslı Türklerin, iki bölgeli, iki toplumlu federal Kıbrıs artık mümkün olmadığı için 'iki devletli çözümü' tercih ettiklerini düşündüğünü söyledi.
Straw, Avrupa Birliği'nin (AB) bölünmüş bir Kıbrıs'ı tek bir ülke gibi kabul etmesinin hata olduğunu ve mevcut durumun Kıbrıslı Rumların lehine olduğunu ifade etti.

1960'ta kurulan devleti ihlal eden Kıbrıslı Rumların ardından Yunanistan'ın da 1974'te adada Enosis gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen Straw, 'bunun sonucunda Kıbrıslı Türklere karşı inanılmaz bir katliam yapıldığını' belirtti.
Sonraki yıllarda dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununa ilişkin birçok çalışma yaptığını ve inanılmaz ilerlemeler kaydedildiğini ifade eden Straw, 2004 yılında gelinen noktada Rum lider Tasos Papadopulos'un referanduma karşı durduğunu ve bunun için bir de kampanya yürüttüğünü anımsattı.
Bugün gelinen noktada Rum tarafının herhangi bir şey paylaşmaya gerek duymayacak bir konumda olduğunu da dile getiren Straw, "Zaten uluslararası ortamda tüm adayı temsil edebiliyorlar. Avrupa Birliği ve tabii ki diğer ortamlarda da belirli bir statüye sahipler" dedi.

"İngiltere'de de iki devletli çözüm anlamında çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum"
İki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm arayışlarının bir sonuca ulaşamadığını da kaydeden Jack Straw, Güney Kıbrıs'ın, kuzeyi kendine dahil etmek istediğini belirtti.
"Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm" modeli hakkında yorum yapan Straw, şu ifadeleri kullandı:
"Kovid-19'u bir kenara bırakırsak, halkın iç içe kaynaşabilmesi lazım. Ama tabii ki üst düzey yöneticiler olsun, milletvekilleri olsun, bakanlar olsun İngiltere'de de iki devletli çözüm anlamında çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum."
Bu çözümün öncelikle akıllarda oturması gerektiğini söyleyen Straw, özellikle iki toplumlu yapılarda toplumların birbirleri ile normal bir şekilde yaşayabilmeleri açısından bunun daha kolay ve uygun olduğunu vurguladı.

"Dünyanın Kıbrıslı Türklerin ne yaşadığı hakkında hiç bilgisi yok"
Amerika Birleşik Devletleri'nin de önemli bir ülke olduğunu ve Yunanistan'dan fazla Türkiye'ye ihtiyaç duyduğunu kaydeden Straw, Yunanistan ve Rum tarafının bu bağlamda yaptıkları lobi faaliyetlerinin de iyi izlenmesi gerektiğini söyledi.
İngiltere'nin bu noktada önemli bir role sahip olduğuna da işaret eden Straw, Kıbrıs'ta imza sahibi bir devlet olduklarını anımsattı:
"Britanya hükümeti ve Britanya parlamentosu her iki kanadındaki mensuplarını iki devletli bir çözüm için çalışmamız gerektiğine ikna olmalı. Britanya, anlaşma taraflarından biri olarak Kıbrıs'ın bağımsızlığı hususunda eskiden önemli bir role sahipti. İmza sahibi devletlerden biriyiz. Bu nüfuzu daha çok kullanmalıyız."
"Kıbrıs'ın resmen Yunanistan'ın bir parçası olma yönünde Helenistik bir saplantı var. Herhangi bir güç paylaşımını, toprak kaybını Yunanistan anlayışlarına karşı bir kayıp olarak görüyorlar" diyen Straw, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başta mevcut (Britanya) Dışişleri Bakanı olmak üzere Britanyalı siyasetçilerin, bir çözüm istiyorlarsa bunun iki devletli bir çözüm olması gerektiğini anlamalarını sağlamalıyız. Britanya hükümeti dünyanın birçok yerinde, Balkanlarda, tek devlet yerine çok devletli çözümleri kabul etti."
Güney Kıbrıs'ın mali destek aldığını, ancak KKTC'nin çok fazla parası olmadığını da vurgulayan Straw, Türkiye'nin büyük ve kaynakları olan bir ülke olarak Kıbrıslı Türklere destek olduğunu söyledi.
Rum tarafının konumu gereği, istediği bilgiyi yaymak için daha fazla fırsata sahip olduğunu da dile getiren Straw, dünyanın Kıbrıslı Türklerin ne yaşadığı hakkında hiç bilgisi olmadığını belirtti:
"Onlar 1960'da ne olduğuyla ilgili hiçbir fikre sahip değiller. 1974'de ne oldu onu da bilmiyorlar. Ve Kıbrıs adasında iki tarihte ne yaşandı hiçbir fikirleri yok. Bir şeyler yaşandı Türk askerleri geldi kurtardı, yoksa bir katliam yaşanacaktı gibi şeylerle ilgili hiçbir fikirleri yok."
Kıbrıs için en mantıklı çözümün 'iki devletlilik' olacağını söyleyen Straw, bunun için KKTC'nin tanınması gerektiği fakat bunun zaman alacağını söyledi. Bunun üzerine seminer katılımcılarından Prof. Dr. Ünal, KKTC'nin tanınmasının kademeli olabileceğini vurguladı.
Prof. Dr. Ünal'ın, önce KKTC'ye uçuşların serbest bırakabileceği bir ticaret ofisi açarak Kıbrıs Türk halkı ile doğrudan diplomatik ticari ilişkiler kurabileceği, böylelikle başka devletlerin KKTC'yi tanıyabileceği ve ardından da Birleşik Krallık'ın KKTC'yi tanıyabileceği önerisine Straw tam destek verdi.

"KKTC'ye doğrudan uçuşların olması çok önemli çünkü normalleşmenin bir parçası"
"Britanya hükümeti iki devletli çözümün tek çözüm olduğunu zihninde kabullenmeli" diyen Straw, "Sonra buraya nasıl ulaşılacağı üzerinde çalışmalı ve bu doğrultuda hangi müttefiklerin ikna edilebileceğini belirlemeli" diye konuştu.
KKTC'nin bir devlet olarak bütün kriterleri karşıladığı halde devlet olarak kabul edilmediğini söyleyen Straw, bu noktada İngiltere Hükümeti'nin KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabileceğini belirtti.
Kendi bakanlığı döneminde İngiltere'den KKTC'ye doğrudan uçuşların açılmasına çok yaklaştıklarını ve bunun planlamasını dahi yaptıklarını anımsatan Straw, şunları söyledi:
"Doğrudan uçuşları açabiliriz çünkü biliyorsunuz ki Kuzey Kıbrıs'ta tatil yapan İngilizler var, tabii ki Avrupa Birliği'ni ilgilendiren konular da var. Ama doğrudan uçuşların olması çok önemli çünkü normalleşmenin bir parçası. Sembolik anlamda da çok önemli olduğunu düşünüyorum."
Esasında Straw'un KKTC'nin tanımasına yönelik açıklamaları ilk değil. Straw, The Independent'ta yayımlanan 1 Ekim 2017 tarihli makalesinde "Kıbrıs'ta iki toplum temelinde tek bir devletin kurulması amacıyla yürütülen birleşme görüşmeleri 'saçmalığına' bir son verilmesi gerektiğini ve ihtilafın çözümünün bölünmeden geçtiğini" yazmıştı.
Söz konusu makalesinde Straw, Avrupa Birliği'nin 2004 yılında çözüm girişimlerinin sonucundan bağımsız olarak Kıbrıs'ın tamamını üye olarak kabul etmesini "bugüne kadar aldığı en kötü stratejik kararlardan biri" olarak nitelendirmişti.
Peki, Straw'un üç yıl sonra yeniden ifade ettiği görüşleri ne anlam ifade ediyor?
Straw'un KKTC'nin tanımasına yönelik açıklamalarının KKTC ve Türkiye açısından önemini "Kıbrıs'ın Geleceği" seminerinin katılımcılarından Prof. Dr. Hasan Ünal'a sorduk.

Prof. Ünal: Doğrudan İngiltere nezdinde yoğun bir kamu diplomasisine ihtiyaç var
Uzun yıllardır Kıbrıs sorunu üzerine çalışan uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal'a göre, geçmişte benzeri görüşleri olsa da Straw'un açıklamaları bugün gelinen noktada oldukça önemli.
Independent Türkçe'ye konuşan Prof. Dr. Ünal, "Straw'un daha önceki benzer açıklamaları dönemsel olarak fazlaca bir anlam ifade etmemişti. Çünkü o sırada ne Türkiye ne de KKTC iki devletli çözümden yanaydı. O dönemde sahadaki müzakereler çerçevesinde Türk tarafı ortaya koyduğu politikayla 'iki devletli çözüm' talebi olduğu ve bunda ısrarcı olduğu yönünde bir işaret vermiyordu" dedi.
Jack Straw ve İngiltere'de önemli bir kesimin, artık Kıbrıs sorununun bugüne kadar yürütülen parametreler çerçevesinde bir "ortak devlet" ile çözülemeyeceği konusunda "kesin fikir sahibi olduğu" görüşünde olan Prof. Dr. Ünal, şu ifadeleri kullandı:
"Yeni jeopolitik koşulları gayet iyi anlamış bir toplumdan bahsediyoruz. İngiltere'de bu yeni jeopolitik koşullarda ve çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye'nin önemini fark eden ciddi bir kesim var. Hatta bu belki de zaman zaman hükümet çerçevelerine bile yansıyor. Bunun üzerinde çalışılması gerektiğini düşünüyorum."
KKTC ve Türkiye'nin doğrudan İngiltere nezdinde kendi dış politikasını izah etmeye yönelik faaliyetlerine hız vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ünal, "Aynı zamanda yoğun bir kamu diplomasisine ihtiyaç var" şeklinde konuştu.

"Bu defa ciddi olduğumuzu ve şartların 'iki devletli çözüm' için müsait olduğunu göstermeliyiz"
Seminerde oturum başkanı Newmark'ın kendisine "Türkiye, bu konuda ne kadar ciddi" diye sorduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, son olarak şunları kaydetti:
"Şu şüpheyi akıllardan silmemiz lazım:
'Türkiye ve dolayısıyla KKTC, bu iki devletli çözüm konusunu taktiksel olarak mı masaya sürüyor, yoksa gerçekten fikirleri bu mu ve bunda ısrarcı olacaklar mı?'
Türkiye ve KKTC'nin ortaya koyacağı politikalar ve İngiltere'de yürüteceği kamu diplomasisiyle bu konudaki şüpheleri izale etmesi lazım. Bu defa ciddi olduğumuzu ve şartların 'iki devletli çözüm' için müsait olduğunu göstermemiz gerekir."

"Britanya'nın KKTC'yi tanımasının önünde hiçbir engel yok"
Ayrıca seminere katılan diğer konuşmacılar Cenevre'de yapılacak olan gayri resmi 5+1 Zirvesi'ni ele aldı. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın Özel Temsilcisi Ergün Olgun, BM Genel Sekreteri'nin zirveyle ilgili hedeflerini anlattı ve "Bunun amacı ortak bir payda olup olmadığını görmeye çalışmak" dedi.
"Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerin gaspçı Kıbrıs Cumhuriyeti'nde azınlık statüsünde korunabileceğini düşünüyorlar" diyen Olgun, bunun Kıbrıslı Türkler için kabul edilemez olduğunu kaydetti.

Cenevre'de ortak paydada buluşamazsa, bir ay sonra başka bir toplantı olabileceğini ve muhtemelen de böyle olacağını söyleyen Olgun, Avrupa Birliği'nin (AB) tarafsız kalma ihtimali olmadığını da söyledi.
Olgun, KKTC'nin devlet olmanın tüm koşullarını yerine getirdiğini, tanımanın siyasi bir seçim olduğunu belirterek "Britanya'nın KKTC'yi tanımasının önünde hiçbir engel yok" dedi.
Birleşik Krallık Parlamentosu 'KKTC Partiler Üstü Grubu' (APPG) Eş Başkanı Lord Northbook ise, Kıbrıslı Rumların, KKTC ve Güney Kıbrıs arasındaki sınırı AB vatandaşı olmayanlara kapatmasından da bahsederek, bu sorunun üstesinden gelebilmek için, yarı-direkt uçuş olarak da bilinen, Türkiye aracılığıyla gerçekleştirilen "touchdown" uçuşlarının yeniden başlaması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği'nin rolüne ilişkin görüşlerini aktaran Birleşik Krallık Milletvekili Sir David Amess da "AB tarafsız olursa yardımcı olabilir" diye konuştu.

Independent Türkçe



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.