Irak sınırlarındaki yolsuzluklar

Yetkililer ve gümrük görevliler, milyonlarca doların devlet hazinesi yerine silahlı gruplara gittiğini belirtiyorlar.

Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
TT

Irak sınırlarındaki yolsuzluklar

Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)

Irak’ın kara ve deniz sınırları boyunca faaliyet gösteren bir kartel, hükümetin kasasına girmesi gereken milyonlarca doları partilerin, silahlı grupların ve memurların cebine girmesine neden olan gümrük kaçakçılığı operasyonları gerçekleştiriyor.
Bir gümrük memuru söz konusu suç ağı hakkında şunları söyledi:
“Tarif edilemez. Orman kanunundan bile daha kötü. Ormanda hayvanlar en azından yemek yer ve karnını doyurur. Bu adamlar asla ikna olmazlar, doymazlar.
AFP’nin altı ay süresince röportajlar gerçekleştirdiği hükümet yetkilileri, liman işçileri ve ithalatçılar bile yaptıkları açıklamalarda hayatlarını tehlikeye atmamak için isimlerini açıklamadılar.  
Uluslararası Şeffaflık Derneği’ne göre dünya çapındaki yolsuzlukta 21’inci sırada yer alan ülkede sıkıcı bürokrasi ve kronik yolsuzluk, devlet kaynaklarını hortumlamanın bir yolu olarak görülüyor. Öncelikle petrole dayalı ekonomide, tarım ve sanayi sektörlerinde büyük bir zayıflık yaşanırken ve bunlardan kazanç sağlama imkânı bulunmazken, gümrük vergileri en önemli gelir kaynağı sayılıyor.
Ancak merkezi hükümet, çoğunluğu İran’a yakın partiler ve silahlı gruplar arasında paylaşılan bu kaynakların kontrolünü elinde bulundurmuyor. Irak Maliye Bakanı Ali Allavi yaptığı açıklamada “Yolsuzluk yapan yetkililer, siyasi partiler, çeteler ve iş adamları arasında bir tür gizli anlaşma var” dedi. Allavi, “Bu sistem, bir bütün olarak devletin yağmalanmasına katkıda bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Irak, mallarının büyük çoğunluğunu ithal ediyor ve gazdan elektriğe, gıda ve elektroniğe kadar başlıkta çoğunlukla İran, Türkiye ve Çin’e bağımlı. Irak resmi olarak 2019 yılında 21 milyar dolarlık petrol dışı mal ithal etti. Hükümet tarafından sağlanan son verilere göre bunların çoğu, bin 600 km uzunluğundaki İran sınırı üzerindeki bir geçitten sevk edildi. Yaklaşık 370 km uzunluğundaki Türkiye sınırı aracılığıyla ve güneydeki Basra vilayetindeki Um Kasr Limanı üzerinden de ithalat gerçekleşti. Ancak Irak’ın ithalat sisteminin etkinliği bitmiş durumda. Dünya Bankası’nın 2020 yılında yayınladığı bir  raporda, ‘gecikmelere, yüksek ücretlere ve kötüye kullanıma’ dikkat çekildi. Ortadoğu’dan bir ithalatçı, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Doğru şekilde ithal etmek istiyorsanız, binlerce dolar gecikme ücreti ödersiniz” diyerek söz konusu sistemin başarısızlığına dikkat çekti. Yetkililer, liman işçileri, ithalatçılar ve analistlere göre bu durum, partiler ve silahlı gruplar tarafından yapılan kara geçişleri ve Um Kasr Limanı üzerinden paralel bir ithalat sisteminin ortaya çıkmasına neden oldu. Kârın çoğu, ülkeye en büyük mal miktarının girdiği liman olan Um Kasr’dan elde ediliyor. Yetkililer, giriş noktalarının çoğunun güvenlik güçleriyle entegre olmuş Şii grupları bir araya getiren koalisyon olan Haşdi Şabi’ye ait gruplarca gayri resmi olarak kontrol edildiğini doğruladı. Kendilerini finanse edecek ekonomik ofisleri bulunan bu gruplar Haşdi Şabi güçlerinin kurulmasından önce de mevcuttu.
Vergi kaçakçılığı davasını soruşturan Iraklı bir istihbarat görevlisi şu açıklamada bulundu:
“Kestirme bir yol istiyorsanız, milislere veya partilere gidin. İthalatçılar, mallarını tamamen kaybetmek yerine rüşvet olarak ödedikleri yüz bin doları kaybetmeyi tercih ettiklerini söylüyorlar.”
Bu durumdan yararlanan gruplar, parti üyeleri ve yakınları, sınır görevlileri ya da polis olarak çalışıyorlar. Resmi prosedürleri atlamak veya ücretlerde indirim almak isteyen ithalatçılardan ücret alıyorlar.
Haşdi Şabi ise söz konusu iddiaları reddediyor. Ancak Asaib Ehlil Hak ve  Hizbullah Tugayları gibi militan gruplara yakın kaynaklar, gümrük yetkilileri ve istihbarat görevlisinin söylediklerine uygun şekilde, farklı grupların sınırlar üzerindeki nüfuzunu kabul ediyorlar.
Um Kasr Limanı’ndaki çalışanlar, yetkililer ve uzmanlar, örneğin 1980’lerde İran’da kurulan bir grup olan Bedir Örgütü’nün İran sınırındaki Mandali Geçidi’ni kontrol ettiğini aktardılar. Bir istihbarat yetkilisi, “Sigara satıcısıysanız, Bağdat’taki Cadiriye bölgesinde Hizbullah Tugayları’nın ekonomi bürosuna gidin, kapıyı çalın ve onlarla koordinasyon sağlamak istediğinizi söyleyin” dedi.
Yolsuzluk tekerleğinin başındakiler ‘kurtarıcı’ olarak biliniyor. Bu niteleme, silahlı gruplar ve siyasi partiler için genellikle arabuluculuk yapan gümrük görevlileri için kullanılıyor. İstihbarat yetkilisi, “İlişkileri olmadan ‘kurtarıcı’ da bir anlam ifade etmiyor. Hepsi partiler tarafından destekleniyor” dedi.
‘Kurtarıcı’, küçük alışverişler karşılığında elden, daha büyük işlemler için ise banka havalesi yoluyla ödeme yapıldıktan sonra  ithal edilen emtianın türü, sayısı veya toplam değerini yanlış beyan ederek resmi evrakları tahrif ediyor. Bu da tüccarların ödemek zorunda olduğu gümrük vergilerinin değerini düşürüyor. Zira söz konusu  vergi, nihayetinde malların gerçek değerinden çok daha düşük.
Bir ithalatçı, gerçeğinden daha küçük bir miktarın kaydedilmesinin ithalatçıya yüzde 60’a varan bir gümrük vergisi iadesi sağlayacağını belirtti. Bunun yaygın bir örneği ise tüketicileri Irak’ta üretilen malları satın almaya teşvik etmek için yerel pazarda fiyat artırmaya ek olarak resmi tarife değerinin yüzde 30’una ulaşan sigara ithalatı.
Bu ücretleri azaltmak için sigaralar genellikle kağıt mendil veya plastik ürünler olarak kaydediliyor. Bu da çok daha düşük ödemeler yapıldığı anlamına geliyor. Gümrük yetkilisi, “Kamyon başına en az 65 bin dolar ödemek yerine yalnızca 50 bin dolar ödeniyor” dedi.
‘Kurtarıcılar’ ayrıca sevkiyatın toplam değerini de manipüle ediyorlar. Bu değer önce ithalat lisansına kaydediliyor. Ancak ‘kurtarıcı’, giriş noktasında bunu gözden geçirme ve dolayısıyla ücretleri azaltma gücüne sahip.
Um Kasr Limanı’ndan bir yetkili, gümrük görevlilerinden birnin bir demir sevkiyatını ucuza değerlendirdiğini ve ithalatçının sadece 200 bin dolar vergi ödediğini aktardı. İthalatçı, “Kurtarıcının bu büyük etkisi doğal akuışa uyumlu değil” ifadesini kullandı.
Nüfuz sahibi kişilerle kurulan ilişkiler sayesinde bazı mallar hiç incelenmeden dışarı sevk ediliyor. Söz konusu  gümrük memuru, “Yolsuzluk yapmadım ancak sevkiyatı denetlenmeden geçirmek zorunda kaldım. Çünkü nüfuz sahibi biriyle bağlantılıydı” dedi.  
Diğer durumlarda tüccarlar, Irak Merkez Bankası’na sahte ithalat lisansları ve makbuzları götürüyor. Banka da daha sonra Irak dışındaki sahte bir nakliye şirketine ABD doları cinsinden ödeme yapıyor. Gümrük ve banka yetkililerine göre bu eylemler, kara para aklanmasına olanak sağlıyor.
Bir ithalatçı, ithalatı yasa ihlali olarak kabul edilen kullanılmış elektronik cihazların girişini onaylamak için Um Kasr’daki bir gümrük görevlisine 30 bin dolar ödeme yaptığını söyledi. Kendisini sürpriz denetimlerden haberdar etmek için limandaki bir polis memuruna da düzenli olarak rüşvet ödediğini belirtti.
Sınır geçişlerini sonsuz bir para kaynağı olarak gören kamu görevlileri, amirlerine kendilerini bu noktalara atamaları için para ödüyorlar. Mandali Geçidi’nden bir yetkili, her gün en genç yeni çalışana dahi 10 bin dolara kadar rüşvet ödendiğini aktardı.
Maliye Bakanı Allavi, durum karşısında üzüntüsünü dile getirerek “Gümrükteki en küçük işin fiyatı 50 bin dolardan yüz bin dolara kadar değişiyor. Bazen bunun  çok üstüne çıkıyor” dedi.
Partiler ve silahlı gruplar, para toplamalarına izin veren konumlarını korumak için siyasi nüfuzlarını kullanıyorlar. Bunu uygularken de şiddet kullanmakla tehdit etmekten de çekinmiyorlar. Mandali Geçidi’ndeki bir işçi, bir keresinde İran’dan gelen bir gönderinin girişini resmi evraklar olmadığı için ertelediğini ancak ‘kurtarıcı’ tarafından  tehdit edildiğini söyledi. Tehdit edenin Haşdi Şabi’nin bir üyesi olduğunu belirten işçi, ücret ödemeden mal geçişinde ısrar edildiğini ve nihayetinde izin vermek zorunda kaldığını kaydetti.
İstihbarat görevlisi, Asaib Ehlil Hak tarafından yönetilen, İran sınırındaki Zurbatiyah Geçidi’nde bir muhbirin, ‘gümrük vergileri olmaksızın İran ürünlerinin ithalatını engellediği için defalarca idari izne ayrıldığını’ belirtti. Yetkili, muhbirin sonunda baskıya dayanamadığının belirttiği açıklamasında “Daha sonra onunla tekrar konuşmak için geri döndük ve Asaib’e katıldığını gördük” dedi.
Sınır çıkış noktalarındaki üst düzey bir memur, kendisini sindirmek ve limanlarda mal denetimini durdurmaya zorlamak amacıyla yakınlarına saldırmak tehdidinde bulunulduğunu, özel numaralardan düzenli şekilde arandığını söyledi. “Öldürüleceğimiz için hiçbir şey yapamıyoruz. İnsanlar korkuyor. Bunlar gerçek mafya” ifadesini kullandı.
Chatham House Araştırma Merkezi’nden Renad Mansur, söz konusu sistemin İran yanlısı Haşdi Şabi grupları da dahil olmak üzere Iraklı partilerin ve silahlı grupların can damarı haline geldiğini belirtti.
Söz konusu taraflar, DEAŞ’ın 2017’de yenilgiye uğramasının ardından yasa dışı finansman konusunda profesyonel hale geldiler. Bu ağ, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a sert yaptırımlar uygulaması sonrasında daha aktif hale geldi. ABD, Mart 2020’de Um Kasr’daki denizcilik şirketi Khamael Maritime Services’ı, İran Devrim Muhafızları’nın Irak hükümetinin denetim protokolünden kaçmasına yardımcı olduğu  ve silahlı Şii gruplarla koordinasyon kurduğu gerekçesiyle kara listeye aldı.
Hizbullah Tugayları ve Lübnan Hizbullah’ını finanse ettikleri gerekçesiyle şirket ile bağlantılı diğer iki Iraklı ve iki de İranlı şirkete de yaptırımlar uygulandı. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
Ganimetler, aralarında ara sıra yaşanan rekabetlere rağmen partiler ve silahlı gruplar arasında sorunsuz bir şekilde paylaşılıyor. Bu bağlamda Mansur, “Tek bir sınır geçidi, birbirleriyle düşman olabilecek birkaç grup tarafından paylaşılan günlük 120 bin dolara kadar yasa dışı ödemeler sağlayabilir” dedi. Irak istihbarat yetkilisi de “Rekabet yok. Biri denklemden düşerse diğerlerinin de düşeceğini biliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Asaib Ehlil Hak grubunun iki üyesi şubat ayında meydana gelen iki farklı olayda öldürüldü. Haşdi Şabi kaynakları, AFP’ye ölümlerinin ‘maddi çıkar’ bağlantısı olduğunu aktardılar. Ancak benzeri cinayetler nadir şekilde yaşanıyor. Bu paralel sistem, devletin okullara, hastanelere ve diğer kamu hizmetlerine tahsis edilebilecek fon kaynaklarından mahrum kalmasına neden oluyor. Bakan Allavi açıklamasında “Gümrükten yılda 7 milyar dolar almalıyız. Ancak gerçekte gümrük kaynaklarının yalnızca yüzde 10- 12’si Maliye Bakanlığı’na gidiyor” dedi.
Tüm bu yolsuzlukların bedelini ise Iraklı tüketiciler ödüyor.
Mustafa el-Kazimi, Mayıs 2020’de başbakanlığı üstlendiği ilk haftadan bu yana sınır geçişlerinde reform yapmayı birinci önceliği haline getirdi. Zira petrol fiyatlarındaki keskin düşüşle birlikte Irak’ın ek gelirlere ihtiyacı bulunuyor. Kazimi, Um Kasr ve Mandali’ye yönelik ziyaretlerinde, yolsuzluk sarmalını ortadan kaldırmak için her sınır geçidine yeni kuvvetler gönderme ve gümrük vergilerinin düzenli olarak rotasyonunu uygulama taahhüdünde bulundu.
Ancak bu hamle de işe yaramadı ve kâğıt üzerinde kaldı. Sınır Geçitleri İdaresi, ücret ödemeden kaçakçılık yapılmaya çalışılan mallara el konulduğunu neredeyse günlük olarak rapor ediyor. Ancak 2020 yılında koronavirüs nedeniyle ithalat geriledi, ilaç ve gıdaya verilen geçici gümrük muafiyetleri de azaldı.
Sınır Geçitleri İdaresi, Irak’ın 2020’de 818 milyon dolarlık vergi topladığını ve bunun 2019’da 768 milyon doların biraz üzerinde olduğunu söyledi.
Söz konusu prosedürlere uyan ithalatçılar, bazı tarafların şu an devlet vergilerini ödediklerini ve mallarının keyfi bir şekilde geciktirilmemesi için yine de eş zamanlı olarak ‘kurtarıcı’ tarafa ödeme yaptıklarını belirtti. On yıldan uzun bir süredir Irak’a mal ihraç eden Arap bir iş adamı “İki kez ödeme yapıyoruz” açıklamasında bulundu.
İyi ilişkilere sahip olanlar ise yeni tedbirlerden etkilenmedi. Iraklı bir ithalatçı konuya dair “Hiçbir şey değişmedi. Mandali üzerinden ithalat lisansı olmadan ve gümrük vergisi ödemeden silah veya istediğiniz herhangi bir şeyi getirebilirsiniz” açıklamasında bulundu. Söz konusu ithalatçı, Kazimi’nin açıkladığı reformlardan sonra bile gümrük vergisi ödemeden Mandali Geçidi’nden geçiş yapıldığını aktardı.
Güvenlik güçleri, bu durumu ‘kaotik’ olarak nitelendiriyorlar. Kısa süreliğine Mandali’de konuşlandırılan bir asker, AFP’ye yaptığı açıklamada “Oradaki polislerin hepsi rüşvetle uğraşıyor. Tüccarlar çılgınca paralar ödüyorlar. Bir adamı tutukladık ama ertesi gün serbest bıraktılar” dedi.
Üst düzey bir sınır yetkilisi de taahhüt edilmesine rağmen ek güvenlik personellerinin görevlendirmelerinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini söyledi.
İthalatçılar ve yetkililer, bu tedbirlerin başarısız olmasının ana sebebinin ‘çalışanların rotasyonunun yolsuzluk makinesinde çok önemli bir unsuru, yani ‘kurtarıcı’ unsurunu içermemesi’ olduğunu vurguladı. Bir gümrük yetkilisi de “Kurtarıcı, yolsuzluğun ana arabulucusudur ve halen oradadır. Bir çürük elma, elmaların geri kalanını da mahveder” değerlendirmesinde bulundu. Silahlı partilerin ve grupların arabulucuları da halen bölgede mevcut. Iraklı bir ithalatçı, “Şimdi girip her şeyi orada tasnif edebileceğiniz hazır bir oda var” dedi.
ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ABD Büyükelçiliği’ne füze ile saldırmakla suçlanan Hizbullah Tugayları’nın gümrük vergilerinden muaf olan değerli mallara erişimini engellemek için Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki ekonomi ofisini kapatmak zorunda kaldığını aktardı. Yetkili, “Ama yine de uçağa binip istediğini yapabilirler. Yolsuzluk halen sürüyor” dedi.
Söz konusu kesimler, birbirleriyle açık bir şekilde iletişim kurmak yerine WhatsApp gibi şifreli mesajlaşma kullanabildikleri uygulamaları kullanmaya başladılar.
Bir istihbarat yetkilisi konuya dair “İşimiz gerçekten zorlaşıyor. Çünkü daha fazla önlem alıyorlar” açıklamasında bulundu.  Devlet gelirlerini artırmadaki kısmi başarıya rağmen söz konusu kartel faaliyetlerini sürdürmekte kararlı. Yetkililer ise tüccarların devlet tarafından kontrol edilen geçitleri kullanmasını bekliyorlar. Aynı şekilde söz konusu ağı tamamen ortadan kaldırmanın, Kazemi’nin hazırlıksız olabileceği bir şiddete yol açacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar. İstihbarat yetkilisi duruma dair yaptığı açıklamada “Çıkarları milyonlarca dolar değerinde. Um Kasr’daki tek bir kaldırım, devlet bütçesine eş değerdir” diyerek söz konusu tarafların kolayca pes etmeyeceğini vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.