Irak sınırlarındaki yolsuzluklar

Yetkililer ve gümrük görevliler, milyonlarca doların devlet hazinesi yerine silahlı gruplara gittiğini belirtiyorlar.

Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
TT

Irak sınırlarındaki yolsuzluklar

Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)
Irak’ın güneyindeki Um Kasr Limanı’ndaki gümrük. (AFP)

Irak’ın kara ve deniz sınırları boyunca faaliyet gösteren bir kartel, hükümetin kasasına girmesi gereken milyonlarca doları partilerin, silahlı grupların ve memurların cebine girmesine neden olan gümrük kaçakçılığı operasyonları gerçekleştiriyor.
Bir gümrük memuru söz konusu suç ağı hakkında şunları söyledi:
“Tarif edilemez. Orman kanunundan bile daha kötü. Ormanda hayvanlar en azından yemek yer ve karnını doyurur. Bu adamlar asla ikna olmazlar, doymazlar.
AFP’nin altı ay süresince röportajlar gerçekleştirdiği hükümet yetkilileri, liman işçileri ve ithalatçılar bile yaptıkları açıklamalarda hayatlarını tehlikeye atmamak için isimlerini açıklamadılar.  
Uluslararası Şeffaflık Derneği’ne göre dünya çapındaki yolsuzlukta 21’inci sırada yer alan ülkede sıkıcı bürokrasi ve kronik yolsuzluk, devlet kaynaklarını hortumlamanın bir yolu olarak görülüyor. Öncelikle petrole dayalı ekonomide, tarım ve sanayi sektörlerinde büyük bir zayıflık yaşanırken ve bunlardan kazanç sağlama imkânı bulunmazken, gümrük vergileri en önemli gelir kaynağı sayılıyor.
Ancak merkezi hükümet, çoğunluğu İran’a yakın partiler ve silahlı gruplar arasında paylaşılan bu kaynakların kontrolünü elinde bulundurmuyor. Irak Maliye Bakanı Ali Allavi yaptığı açıklamada “Yolsuzluk yapan yetkililer, siyasi partiler, çeteler ve iş adamları arasında bir tür gizli anlaşma var” dedi. Allavi, “Bu sistem, bir bütün olarak devletin yağmalanmasına katkıda bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Irak, mallarının büyük çoğunluğunu ithal ediyor ve gazdan elektriğe, gıda ve elektroniğe kadar başlıkta çoğunlukla İran, Türkiye ve Çin’e bağımlı. Irak resmi olarak 2019 yılında 21 milyar dolarlık petrol dışı mal ithal etti. Hükümet tarafından sağlanan son verilere göre bunların çoğu, bin 600 km uzunluğundaki İran sınırı üzerindeki bir geçitten sevk edildi. Yaklaşık 370 km uzunluğundaki Türkiye sınırı aracılığıyla ve güneydeki Basra vilayetindeki Um Kasr Limanı üzerinden de ithalat gerçekleşti. Ancak Irak’ın ithalat sisteminin etkinliği bitmiş durumda. Dünya Bankası’nın 2020 yılında yayınladığı bir  raporda, ‘gecikmelere, yüksek ücretlere ve kötüye kullanıma’ dikkat çekildi. Ortadoğu’dan bir ithalatçı, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Doğru şekilde ithal etmek istiyorsanız, binlerce dolar gecikme ücreti ödersiniz” diyerek söz konusu sistemin başarısızlığına dikkat çekti. Yetkililer, liman işçileri, ithalatçılar ve analistlere göre bu durum, partiler ve silahlı gruplar tarafından yapılan kara geçişleri ve Um Kasr Limanı üzerinden paralel bir ithalat sisteminin ortaya çıkmasına neden oldu. Kârın çoğu, ülkeye en büyük mal miktarının girdiği liman olan Um Kasr’dan elde ediliyor. Yetkililer, giriş noktalarının çoğunun güvenlik güçleriyle entegre olmuş Şii grupları bir araya getiren koalisyon olan Haşdi Şabi’ye ait gruplarca gayri resmi olarak kontrol edildiğini doğruladı. Kendilerini finanse edecek ekonomik ofisleri bulunan bu gruplar Haşdi Şabi güçlerinin kurulmasından önce de mevcuttu.
Vergi kaçakçılığı davasını soruşturan Iraklı bir istihbarat görevlisi şu açıklamada bulundu:
“Kestirme bir yol istiyorsanız, milislere veya partilere gidin. İthalatçılar, mallarını tamamen kaybetmek yerine rüşvet olarak ödedikleri yüz bin doları kaybetmeyi tercih ettiklerini söylüyorlar.”
Bu durumdan yararlanan gruplar, parti üyeleri ve yakınları, sınır görevlileri ya da polis olarak çalışıyorlar. Resmi prosedürleri atlamak veya ücretlerde indirim almak isteyen ithalatçılardan ücret alıyorlar.
Haşdi Şabi ise söz konusu iddiaları reddediyor. Ancak Asaib Ehlil Hak ve  Hizbullah Tugayları gibi militan gruplara yakın kaynaklar, gümrük yetkilileri ve istihbarat görevlisinin söylediklerine uygun şekilde, farklı grupların sınırlar üzerindeki nüfuzunu kabul ediyorlar.
Um Kasr Limanı’ndaki çalışanlar, yetkililer ve uzmanlar, örneğin 1980’lerde İran’da kurulan bir grup olan Bedir Örgütü’nün İran sınırındaki Mandali Geçidi’ni kontrol ettiğini aktardılar. Bir istihbarat yetkilisi, “Sigara satıcısıysanız, Bağdat’taki Cadiriye bölgesinde Hizbullah Tugayları’nın ekonomi bürosuna gidin, kapıyı çalın ve onlarla koordinasyon sağlamak istediğinizi söyleyin” dedi.
Yolsuzluk tekerleğinin başındakiler ‘kurtarıcı’ olarak biliniyor. Bu niteleme, silahlı gruplar ve siyasi partiler için genellikle arabuluculuk yapan gümrük görevlileri için kullanılıyor. İstihbarat yetkilisi, “İlişkileri olmadan ‘kurtarıcı’ da bir anlam ifade etmiyor. Hepsi partiler tarafından destekleniyor” dedi.
‘Kurtarıcı’, küçük alışverişler karşılığında elden, daha büyük işlemler için ise banka havalesi yoluyla ödeme yapıldıktan sonra  ithal edilen emtianın türü, sayısı veya toplam değerini yanlış beyan ederek resmi evrakları tahrif ediyor. Bu da tüccarların ödemek zorunda olduğu gümrük vergilerinin değerini düşürüyor. Zira söz konusu  vergi, nihayetinde malların gerçek değerinden çok daha düşük.
Bir ithalatçı, gerçeğinden daha küçük bir miktarın kaydedilmesinin ithalatçıya yüzde 60’a varan bir gümrük vergisi iadesi sağlayacağını belirtti. Bunun yaygın bir örneği ise tüketicileri Irak’ta üretilen malları satın almaya teşvik etmek için yerel pazarda fiyat artırmaya ek olarak resmi tarife değerinin yüzde 30’una ulaşan sigara ithalatı.
Bu ücretleri azaltmak için sigaralar genellikle kağıt mendil veya plastik ürünler olarak kaydediliyor. Bu da çok daha düşük ödemeler yapıldığı anlamına geliyor. Gümrük yetkilisi, “Kamyon başına en az 65 bin dolar ödemek yerine yalnızca 50 bin dolar ödeniyor” dedi.
‘Kurtarıcılar’ ayrıca sevkiyatın toplam değerini de manipüle ediyorlar. Bu değer önce ithalat lisansına kaydediliyor. Ancak ‘kurtarıcı’, giriş noktasında bunu gözden geçirme ve dolayısıyla ücretleri azaltma gücüne sahip.
Um Kasr Limanı’ndan bir yetkili, gümrük görevlilerinden birnin bir demir sevkiyatını ucuza değerlendirdiğini ve ithalatçının sadece 200 bin dolar vergi ödediğini aktardı. İthalatçı, “Kurtarıcının bu büyük etkisi doğal akuışa uyumlu değil” ifadesini kullandı.
Nüfuz sahibi kişilerle kurulan ilişkiler sayesinde bazı mallar hiç incelenmeden dışarı sevk ediliyor. Söz konusu  gümrük memuru, “Yolsuzluk yapmadım ancak sevkiyatı denetlenmeden geçirmek zorunda kaldım. Çünkü nüfuz sahibi biriyle bağlantılıydı” dedi.  
Diğer durumlarda tüccarlar, Irak Merkez Bankası’na sahte ithalat lisansları ve makbuzları götürüyor. Banka da daha sonra Irak dışındaki sahte bir nakliye şirketine ABD doları cinsinden ödeme yapıyor. Gümrük ve banka yetkililerine göre bu eylemler, kara para aklanmasına olanak sağlıyor.
Bir ithalatçı, ithalatı yasa ihlali olarak kabul edilen kullanılmış elektronik cihazların girişini onaylamak için Um Kasr’daki bir gümrük görevlisine 30 bin dolar ödeme yaptığını söyledi. Kendisini sürpriz denetimlerden haberdar etmek için limandaki bir polis memuruna da düzenli olarak rüşvet ödediğini belirtti.
Sınır geçişlerini sonsuz bir para kaynağı olarak gören kamu görevlileri, amirlerine kendilerini bu noktalara atamaları için para ödüyorlar. Mandali Geçidi’nden bir yetkili, her gün en genç yeni çalışana dahi 10 bin dolara kadar rüşvet ödendiğini aktardı.
Maliye Bakanı Allavi, durum karşısında üzüntüsünü dile getirerek “Gümrükteki en küçük işin fiyatı 50 bin dolardan yüz bin dolara kadar değişiyor. Bazen bunun  çok üstüne çıkıyor” dedi.
Partiler ve silahlı gruplar, para toplamalarına izin veren konumlarını korumak için siyasi nüfuzlarını kullanıyorlar. Bunu uygularken de şiddet kullanmakla tehdit etmekten de çekinmiyorlar. Mandali Geçidi’ndeki bir işçi, bir keresinde İran’dan gelen bir gönderinin girişini resmi evraklar olmadığı için ertelediğini ancak ‘kurtarıcı’ tarafından  tehdit edildiğini söyledi. Tehdit edenin Haşdi Şabi’nin bir üyesi olduğunu belirten işçi, ücret ödemeden mal geçişinde ısrar edildiğini ve nihayetinde izin vermek zorunda kaldığını kaydetti.
İstihbarat görevlisi, Asaib Ehlil Hak tarafından yönetilen, İran sınırındaki Zurbatiyah Geçidi’nde bir muhbirin, ‘gümrük vergileri olmaksızın İran ürünlerinin ithalatını engellediği için defalarca idari izne ayrıldığını’ belirtti. Yetkili, muhbirin sonunda baskıya dayanamadığının belirttiği açıklamasında “Daha sonra onunla tekrar konuşmak için geri döndük ve Asaib’e katıldığını gördük” dedi.
Sınır çıkış noktalarındaki üst düzey bir memur, kendisini sindirmek ve limanlarda mal denetimini durdurmaya zorlamak amacıyla yakınlarına saldırmak tehdidinde bulunulduğunu, özel numaralardan düzenli şekilde arandığını söyledi. “Öldürüleceğimiz için hiçbir şey yapamıyoruz. İnsanlar korkuyor. Bunlar gerçek mafya” ifadesini kullandı.
Chatham House Araştırma Merkezi’nden Renad Mansur, söz konusu sistemin İran yanlısı Haşdi Şabi grupları da dahil olmak üzere Iraklı partilerin ve silahlı grupların can damarı haline geldiğini belirtti.
Söz konusu taraflar, DEAŞ’ın 2017’de yenilgiye uğramasının ardından yasa dışı finansman konusunda profesyonel hale geldiler. Bu ağ, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a sert yaptırımlar uygulaması sonrasında daha aktif hale geldi. ABD, Mart 2020’de Um Kasr’daki denizcilik şirketi Khamael Maritime Services’ı, İran Devrim Muhafızları’nın Irak hükümetinin denetim protokolünden kaçmasına yardımcı olduğu  ve silahlı Şii gruplarla koordinasyon kurduğu gerekçesiyle kara listeye aldı.
Hizbullah Tugayları ve Lübnan Hizbullah’ını finanse ettikleri gerekçesiyle şirket ile bağlantılı diğer iki Iraklı ve iki de İranlı şirkete de yaptırımlar uygulandı. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
Ganimetler, aralarında ara sıra yaşanan rekabetlere rağmen partiler ve silahlı gruplar arasında sorunsuz bir şekilde paylaşılıyor. Bu bağlamda Mansur, “Tek bir sınır geçidi, birbirleriyle düşman olabilecek birkaç grup tarafından paylaşılan günlük 120 bin dolara kadar yasa dışı ödemeler sağlayabilir” dedi. Irak istihbarat yetkilisi de “Rekabet yok. Biri denklemden düşerse diğerlerinin de düşeceğini biliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Asaib Ehlil Hak grubunun iki üyesi şubat ayında meydana gelen iki farklı olayda öldürüldü. Haşdi Şabi kaynakları, AFP’ye ölümlerinin ‘maddi çıkar’ bağlantısı olduğunu aktardılar. Ancak benzeri cinayetler nadir şekilde yaşanıyor. Bu paralel sistem, devletin okullara, hastanelere ve diğer kamu hizmetlerine tahsis edilebilecek fon kaynaklarından mahrum kalmasına neden oluyor. Bakan Allavi açıklamasında “Gümrükten yılda 7 milyar dolar almalıyız. Ancak gerçekte gümrük kaynaklarının yalnızca yüzde 10- 12’si Maliye Bakanlığı’na gidiyor” dedi.
Tüm bu yolsuzlukların bedelini ise Iraklı tüketiciler ödüyor.
Mustafa el-Kazimi, Mayıs 2020’de başbakanlığı üstlendiği ilk haftadan bu yana sınır geçişlerinde reform yapmayı birinci önceliği haline getirdi. Zira petrol fiyatlarındaki keskin düşüşle birlikte Irak’ın ek gelirlere ihtiyacı bulunuyor. Kazimi, Um Kasr ve Mandali’ye yönelik ziyaretlerinde, yolsuzluk sarmalını ortadan kaldırmak için her sınır geçidine yeni kuvvetler gönderme ve gümrük vergilerinin düzenli olarak rotasyonunu uygulama taahhüdünde bulundu.
Ancak bu hamle de işe yaramadı ve kâğıt üzerinde kaldı. Sınır Geçitleri İdaresi, ücret ödemeden kaçakçılık yapılmaya çalışılan mallara el konulduğunu neredeyse günlük olarak rapor ediyor. Ancak 2020 yılında koronavirüs nedeniyle ithalat geriledi, ilaç ve gıdaya verilen geçici gümrük muafiyetleri de azaldı.
Sınır Geçitleri İdaresi, Irak’ın 2020’de 818 milyon dolarlık vergi topladığını ve bunun 2019’da 768 milyon doların biraz üzerinde olduğunu söyledi.
Söz konusu prosedürlere uyan ithalatçılar, bazı tarafların şu an devlet vergilerini ödediklerini ve mallarının keyfi bir şekilde geciktirilmemesi için yine de eş zamanlı olarak ‘kurtarıcı’ tarafa ödeme yaptıklarını belirtti. On yıldan uzun bir süredir Irak’a mal ihraç eden Arap bir iş adamı “İki kez ödeme yapıyoruz” açıklamasında bulundu.
İyi ilişkilere sahip olanlar ise yeni tedbirlerden etkilenmedi. Iraklı bir ithalatçı konuya dair “Hiçbir şey değişmedi. Mandali üzerinden ithalat lisansı olmadan ve gümrük vergisi ödemeden silah veya istediğiniz herhangi bir şeyi getirebilirsiniz” açıklamasında bulundu. Söz konusu ithalatçı, Kazimi’nin açıkladığı reformlardan sonra bile gümrük vergisi ödemeden Mandali Geçidi’nden geçiş yapıldığını aktardı.
Güvenlik güçleri, bu durumu ‘kaotik’ olarak nitelendiriyorlar. Kısa süreliğine Mandali’de konuşlandırılan bir asker, AFP’ye yaptığı açıklamada “Oradaki polislerin hepsi rüşvetle uğraşıyor. Tüccarlar çılgınca paralar ödüyorlar. Bir adamı tutukladık ama ertesi gün serbest bıraktılar” dedi.
Üst düzey bir sınır yetkilisi de taahhüt edilmesine rağmen ek güvenlik personellerinin görevlendirmelerinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini söyledi.
İthalatçılar ve yetkililer, bu tedbirlerin başarısız olmasının ana sebebinin ‘çalışanların rotasyonunun yolsuzluk makinesinde çok önemli bir unsuru, yani ‘kurtarıcı’ unsurunu içermemesi’ olduğunu vurguladı. Bir gümrük yetkilisi de “Kurtarıcı, yolsuzluğun ana arabulucusudur ve halen oradadır. Bir çürük elma, elmaların geri kalanını da mahveder” değerlendirmesinde bulundu. Silahlı partilerin ve grupların arabulucuları da halen bölgede mevcut. Iraklı bir ithalatçı, “Şimdi girip her şeyi orada tasnif edebileceğiniz hazır bir oda var” dedi.
ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ABD Büyükelçiliği’ne füze ile saldırmakla suçlanan Hizbullah Tugayları’nın gümrük vergilerinden muaf olan değerli mallara erişimini engellemek için Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki ekonomi ofisini kapatmak zorunda kaldığını aktardı. Yetkili, “Ama yine de uçağa binip istediğini yapabilirler. Yolsuzluk halen sürüyor” dedi.
Söz konusu kesimler, birbirleriyle açık bir şekilde iletişim kurmak yerine WhatsApp gibi şifreli mesajlaşma kullanabildikleri uygulamaları kullanmaya başladılar.
Bir istihbarat yetkilisi konuya dair “İşimiz gerçekten zorlaşıyor. Çünkü daha fazla önlem alıyorlar” açıklamasında bulundu.  Devlet gelirlerini artırmadaki kısmi başarıya rağmen söz konusu kartel faaliyetlerini sürdürmekte kararlı. Yetkililer ise tüccarların devlet tarafından kontrol edilen geçitleri kullanmasını bekliyorlar. Aynı şekilde söz konusu ağı tamamen ortadan kaldırmanın, Kazemi’nin hazırlıksız olabileceği bir şiddete yol açacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar. İstihbarat yetkilisi duruma dair yaptığı açıklamada “Çıkarları milyonlarca dolar değerinde. Um Kasr’daki tek bir kaldırım, devlet bütçesine eş değerdir” diyerek söz konusu tarafların kolayca pes etmeyeceğini vurguladı.



Gazze'nin iç kesimlerindeki baskınlar "demirci atölyelerini" hedef aldı

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, İsrail hava saldırısıyla yıkılan beş katlı bir binanın enkazının üzerinde yürüyen bir Filistinli adam, (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, İsrail hava saldırısıyla yıkılan beş katlı bir binanın enkazının üzerinde yürüyen bir Filistinli adam, (AFP)
TT

Gazze'nin iç kesimlerindeki baskınlar "demirci atölyelerini" hedef aldı

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, İsrail hava saldırısıyla yıkılan beş katlı bir binanın enkazının üzerinde yürüyen bir Filistinli adam, (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, İsrail hava saldırısıyla yıkılan beş katlı bir binanın enkazının üzerinde yürüyen bir Filistinli adam, (AFP)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin derinliklerindeki metal atölyelerine (tornalama tezgahlarına) yönelik baskınlarını yoğunlaştırdı; bu gelişmeyi, Hamas ve diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi'nde silahlanmasını durdurma çabalarıyla ilişkilendiriyor. Bir haftadan kısa bir süre içinde, İsrail uçakları üç metal atölyesini hedef aldı. Atölyelerden ikisi Gazze Şehrinde, biri ise Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunuyordu.

İsrail ordusu, saldırılarının silah üretim tesislerini ve Hamas altyapısını hedef aldığını belirtti.

İsrail ordusunun sadece demirci atölyesini bombalamakla kalmayıp, bulunduğu binanın tamamını yıktığı ve sakinlerine tahliye emri verdiği, bu durumun Lübnan'da verilen tahliye emirlerini hatırlattığı kaydedildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail'in bu yeni hamleleri, Gazze Şeridi'nde yeni bir operasyonel planı işaret ediyor ve gelecekteki saldırıların sadece suikastları değil, Filistinli grupları silahsızlandırma bahanesiyle yapılacak operasyonları da içerebileceğini gösteriyor.

Altı gün önce onlarca Filistinlinin ölümüne yol açan İsrail'in tırmanışında, roket üretimi gibi askeri sanayilerde çalışan aktivistler hedef alınmıştı.


Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)
TT

Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)

Hizbullah'ın "Koordinasyon ve İrtibat Birimi" başkanı Vefik Safa istifasını sundu. Bu, partinin iki genel sekreterinin ve üst düzey askeri liderlerinin öldürüldüğü İsrail'in sert saldırılarının ardından yapısını yeniden kurmaya çalışan parti liderliği için bir ilk oldu.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre konuyla ilgili bilgili kaynaklar, Hizbullah liderliğinin bugün üst düzey güvenlik yetkilisi Vefik Safa'nın istifasını kabul ettiğini bildirdi.

Lübnan güvenlik kurumlarıyla irtibattan sorumlu olan Safa, Ekim 2014'te İsrail'in düzenlediği bir suikast girişiminden sağ kurtulmuştu.

Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)

İstifa, partinin Safa'nın yetkilerini azaltmasının ardından geldi. Bu durum, geçen yılın sonlarında başlayan ve bazı isimlerin görevden alınması ve yerlerine yeni isimlerin atanmasıyla sonuçlanan yapısal değişiklikle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Safa'nın halefinin kimliği konusunda çelişkili haberler ortaya çıktı, ancak kaynaklar partinin bazı gruplar için daha az kışkırtıcı ve devlet ve yabancı güçlerle ilişkilerinde farklı bir üslup benimseyecek bir isim aradığı konusunda hemfikirdi. Potansiyel halefler olarak adı geçen en öne çıkan isimler arasında Hüseyin Barada, Hüseyin Abdullah ve Muhammed Muhanna yer alıyordu.

Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)

Safa'nın son görünümü, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın suikastının yıldönümü olan 25 Eylül'de Raouche Kayası'nda, Başbakan Nevvaf Selam'a hakaretler yağdıran parti destekçilerinden bazılarıyla birlikte gerçekleşti.


Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.