Fransa üçüncü kez karantinada: Macron aşılara güveniyor

Salgının 10 gün içinde zirve noktasına ulaşmasına yönelik tahminler

Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
TT

Fransa üçüncü kez karantinada: Macron aşılara güveniyor

Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)

Milyonlarca Fransız, çarşamba akşamı, hükümetin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ciddi bir şekilde yayılması ile mücadelede önümüzdeki günlere yönelik planları öğrenmek için Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını dinlemek üzere ekranların önüne çivilendi.
Fransa, 2020 ilkbaharında uygulanan ilk karantinanın üzerinden 400 gün geçerken, gençler de dahil olmak üzere hiçbir yaş grubu için güvenli olmayan ve daha bulaşıcı olan “İngiliz varyantı” sebebiyle öncekinden daha tehlikeli görünen salgının üçüncü dalgasıyla yüzleşiyor.
Rakamlar, salgına bağlı can kaybı sayısı dün itibariyle 96 bine ulaştığını, enfekte olan kişi sayısının ise 5 milyonu aştığını gösteriyor. Bununla birlikte, yetkilileri en çok endişelendiren, hastanelerdeki vaka sayısının yükselerek 29 bine ulaşması oldu. Yoğun bakım üniteleri artık solunum cihazına ve yoğun bakıma ihtiyacı olan hastaları karşılayamıyor. Yoğun bakımda tedavi gören hasta sayısı 5 bin 500’ü aştı.
Doktor ve hemşireler yoğun bakıma ihtiyaç duyan kişi sayısının günlük 470’e ulaştığını, boşalan yatakların hemen başka bir hasta için hazırlandığını belirtiyorlar. Sağlık çalışanları, sayıların bu hızla artmaya devam etmesinin iki duruma neden olmasından endişeleniyorlar. Bunlardan ilki, farklı hastalıkları olan ve yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalar pahasına Kovid-19 hastalarına daha fazla yatak ayırılması diğeri ise, tüm hastalara gerekli özenin verilmeyeceği bir noktaya ulaşılması ile hastalar arasında kaderine terk edilecekler ve tedavi edilecek olanlar olarak ayrım yapılacak bir duruma gelinmesi. Birkaç gün önce Cumhurbaşkanlığına hitaben yazılan açık bir mektup ülkede şok etkisi yarattı. Mektuba imza atan kişiler, bu derecedeki bir tehlikenin sorumluluğunu almayı reddettiler ve yetkilileri sorumluluklarından terk ettikleri ve sağlık görevlerine attıkları ithamında bulundular.
Hükümetin salgın ile mücadele planı, çarşamba gününe kadar, bölgelerinin salgından farklı derecelerde etkilenmiş olması göz önüne alındığında, her bölgenin durumunun ayrı ayrı ele alınmasına dayanıyordu.
Genel olarak, ülkede son derece tehlikeli bir durumda olan 3 bölge vardı. Bunlar, Paris bölgesi, ülkenin kuzeyi ve Nice şehrindeki sahil bölgesiydi. Bu bölgelerde, yetkililer hafifletilmiş karantina önlemleri uyguladılar. Bu önlemler arasında, saat 19.00’dan sonra sokağa çıkma yasağı, meydanlarda ve parklarda toplanmanın yasaklanması ve önemli durumlar dışında bölgeler arası seyahatin yasaklanması, giyim ve ekipman dükkanları gibi temel gereklilik olmayan tüm ticari kurumların kapatılması ve kafeler, restoranlar, sinemalar, müzeler ve tiyatroların kapalı tutulmaya devam edilmesini içeriyordu. Söz konusu önlemler uygulanırken, çeşitli eğitim seviyelerdeki okulların faaliyetlerine devam edilmesine izin verilmişti.
Ancak yetkililer için acı verici olan önlemlere riayet edilmemesi oldu. Havanın iyileşmesi ve ısınmaya başlaması ile gençlerin büyük bir bölümü hükümetin emirlerine riayet etmeyi bıraktı. Hükümetin sürü bağışıklığına ulaşmak için güvendiği aşılama kampanyası İngiltere ve Almanya gibi diğer ülkelere göre biraz daha geç başladığı için, Cumhurbaşkanı Macron, salgının yayılmasını durdurmak üzere sıkı önlemler tedbirler alması için hem sağlık sektörü çalışanları, hem de belediye başkanları ve yerel yetkililer tarafından güçlü bir baskıya maruz kaldı. Bazı kişiler geçen yıl ilkbaharda olduğu gibi kapsamlı bir karantina uygulanmasını talep etti. Ancak son kararı verme yetkisine sahip olan Macron, son 8 hafta boyunca, durumun kontrol altında olduğu belirterek katı önlemlerin uygulanmasını ertelemeye çalıştı.
Ancak vaka sayıların sürekli artması ve İngiliz varyantının Fransızların çabalarını boşa çıkaracağı korkusu nedeniyle durumun böyle devamı etmesi artık mümkün değildi. Zira, Sağlık Bakanı Olivier Ferrand dün bir radyo kanalına yaptığı açıklamalarda salgının bir hafta ila 10 gün içerisinde zirve noktasına ulaşacağını ve ay sonuna doğru yoğun bakımların şimdiye kadarki en büyük baskıya maruz kalacağını açıkladı.
Macron bu gelişmeler ve tahminler karşısında orta yol bulmayı seçti. Sıkı bir karantina uygulanmasını çağrısında bulunan kişilerin taleplerine uymayarak, bu sefer herhangi bir ayrım olmadan tüm Fransız topraklarını kapsayacak şekilde ek tedbirlerin uygulanmasına karar verdi. Bu, belirlenen kuralların ülkenin tehlikede olan bölgelerde geçerli olduğu anlamına geliyor. Macron, alınan önlemler için bir ayı geçmeyen nispeten kısa süreler belirleyerek Fransızları daha fazla çaba göstermeyi kabul etme çağrısında bulundu ve ilk kez karantinadan çıkma ve normal hayata kademeli dönüş için bir tarih belirledi.
Bunun yanı sıra, Fransa Cumhurbaşkanı kreşlerin, ilkokulların, ortaokulların ve liselerin üç haftadan ila tam bir aylık bir süre için kapatılmasına yönelik direktif verdi. uzaktan çalışma sisteminin yürütülmesi ve Fransa genelinde temel gereklilik olmayan tüm dükkanların kapatılması ve bölgeler arası hareketin yasaklanması ve hareketin tüm bölgelerde önemli nedenler dışında 10 km ile sınırlandırılması çağrısında bulundu. Yaklaşan Paskalya tatili sebebiyle, bölgeler arası harekete salı gününe kadar izin verilecek, tatilin ardından harekete yönelik önlemler katı bir şekilde uygulanacak. Başbakan Jean Castex milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada bu planların detayları anlattı. Ardından yapılan oylamada muhalefet, söz konusu kararların oylamaya sunulmadan önce yürütme otoritesi tarafından uygulamaya konulduğunu duyurduğu bahanesi ile oylamayı boykot etti.
Macron salı günü yaptığı bir açıklamada, vatandaşlarına umut vermeye çalıştı ve eski hayatlarının işleyişine kademeli bir şekilde geri dönüş vaadinde bulundu. Aynı bağlamda Olivier Ferrand, Fransızların yaz tatillerini ‘neredeyse eskisi gibi’ normal bir şekilde geçireceklerine ikna olduğunu belirtti.
Diğer ülkelerde de olduğu gibi Macron ve diğer hükümet yetkilileri, salgın konusunda aşılara güveniyor. Yetkililer, bu ayın ortasında aşılanan kişi sayısının 10 milyon kişiye ulaşacağını belirttiler. Ancak Fransızlar aşı kıtlığı sebebiyle aşı randevusu bulmakta zorlanırken Cumhurbaşkanı Avrupa’nın ve Fransa’nın önümüzdeki yaz sonuna doğru en büyük aşı üreticisi olacağını belirtti.
İşin aslı Macron, 2022 Mayıs ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken siyasi istikbali üzerine bahis oynuyor ve halka daha önce yaptıkları seçimin doğru olduğunu göstermekte ısrar ediyor. Buna karşılık sağ ve sol muhalefet öfkesini Macron’a yönlendirerek salgının başlangıcında bu yana verilen mücadelenin başarılı olamamasından onu sorumlu tutuyor. Hükümet gerekli miktarlardaki aşıları temin etmeyi başarır, salgınla mücadelede etkinliğini kanıtlar ve ekonomiyi önceki halinde döndürmeyi başarırsa, Macron Fransızları koruduğunu ve bu yolda devletin tüm imkanlarını kullandığını söyleyebilir.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.