Husiler 400 Afrikalı mülteciyi tutuklayarak hükümetin kontrolündeki bölgelere sürdüler

BM örgütleri Sana'da yüzlerce mültecinin ölümüne yol açan yangın suçunu ifşa etmeleri için Husilere baskı yapmaya devam ediyor.

Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
TT

Husiler 400 Afrikalı mülteciyi tutuklayarak hükümetin kontrolündeki bölgelere sürdüler

Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)

Yemen’in başkenti Sana'daki yerel kaynaklar, Husi milislerin Cuma günü Afrikalı mülteciler tarafından Sana'daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin önünde düzenlenen yeni bir protesto gösterisini bastırdığını bildirdi. Mültecilerin, uluslararası topluma ve BM örgütlerine grubun 7 Mart'ta kendilerine karşı işlediği, yüzlerce kişinin öldürüldüğü ve yaralandığı yangın olayına ilişkin soruşturma taleplerini yinelemek için toplandığı kaydedildi.
 Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, geçen Cuma sabahı güvenlik ve askeri araçlarda bulunan silahlı Husi unsurların Afrikalı mültecilerin eylem yaptıkları bölgeyi kuşattıklarını ve ardından göstericilere cop ve gerçek mermilerle saldırdıklarını bildirdi.
 Kaynaklar, Husilerin oturma eylemini dağıtmaya yönelik saldırısının, en az iki protestocunun öldürülmesine, Etiyopya ve Somali toplumlarından 50 kadın dahil 400'den fazla kişinin tutuklanarak bilinmeyen yerlere götürülmesine neden olduğunu kaydetti.
 Aynı kaynaklara göre, grubun Afrika'daki oturma eylemlerine yönelik son saldırısı, iki haftadan daha kısa bir sürede gerçekleştirilen üçüncü saldırı oldu. Silahlı Husi unsurları geçen hafta Perşembe günü gösteri düzenleyen bazı mültecileri coplarla şiddetli bir şekilde döverken, Husilerin tekrar eden ihlal ve suçlarını kınayan diğerlerini ise kaçırdı. 
 Görgü tanıkları, darbe grubunun Afrikalı tutukluları genellikle çiftlik hayvanlarını ve mallarını Taiz vilayetindeki kontrol alanlarına taşımak için kullanılan kamyonlarla taşıdığını ve onları öncesinde, hükümet tarafından kontrol edilen komşu eyaletler Aden ve Lahic’e yürüyerek gitmeye zorladıklarını aktardı. 
 Kaynaklar, grup tarafından bölgeden ayrılmaya zorlananların sayısı hakkında kesin rakamlar vermedi. Ancak kontrol altındaki bölgelere bir daha geri dönmemek üzere beyanname imzalamak zorunda bıraktıkları kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yaklaşık 400 kişi olduğunu tahmin ettiler.
 Son haftalarda Somalililerle birlikte bir dizi Etiyopyalı göçmen, bazıları Sana sokaklarında olmak üzere birkaç gösteri düzenledi. Göstericiler yangın olayına ilişkin Husilerin yanlış bilgiler verdiklerini belirterek, failleri ortaya çıkarmak ve cezalarını almaları için onları adalete teslim etmek yönündeki önceki taleplerini yinelediler.
Afrikalı mültecilerin gösterileri sırasındaki talepleri arasında, milislerin olaydan kaçmaması, yangında ölenlerin isim ve bilgilerinin açıklanması, gömülenlerin yerlerinin ve diğer yaralılara ne olduğunun açıklanması yer alıyor. 
Afrikalı göçmenler grubu mağdurların ailelerine 150 dolar tazminat ödeyerek suçu örtbas etmeye devam etmekle, ayrıca gerçekleri tahrif etmeye ve suç mahallerini dünyadan gizlemeye devam etmekle suçluyorlar.
Yemen'deki Afrika toplumlarının yetkilileri, "suça ilişkin uluslararası sessizlik" dedikleri durumu kınarken, Husilere ait göçmenlik dairesinin kalabalık gözaltı merkezinde onlarca mültecinin ölümüne yol açan yangın olayı hakkında kapsamlı bir soruşturma talep ettiler. 
Sana'daki Etiyopya toplumundan bir yetkili daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamasında, başkentteki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin ofisi önünde bir dizi göçmenin oturma eylemi düzenlemeye devam ettiğini, bununla birlikte Husilerin protestocuları kuşatmaya ve baskı uygulamaya devam ettiğini bildirmişti.
 
Protestocu kitlelerine tehdit
Yetkili, grubun protestocu kitlelerini "oturma eylemlerinin devam etmesi durumunda sonlarının kendilerinden öncekilerin sonu gibi olacağı" şeklinde tehdit ettiğini belirtti. Sana'daki yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, grubun 3 gün önce Afrika'daki mültecileri geri çekilip oturma eylemini sonlandırmaması halinde kendilerine karşı aşırı güç kullanmakla tehdit ettiğini söyledi.
 İran destekli Husi grubu, 7 Mart'ta göçmenlerin Husilerin kendilerine yönelik baskıcı uygulamalarını protesto etmelerinin ardından, Sana'da sorumlulukları altındaki göçmenlerin tutulduğu gözaltı merkezinde kasıtlı olarak çıkarılan yangında Etiyopya uyruklu bir dizi Afrikalı mültecinin ölümüne neden oldu. 
 Söz konusu olay, grubun insan hakları örgütlerinin katliamdan sağ kurtulanlarla buluşup olayın ayrıntıları hakkında bilgi almasına izin vermemesi sonucu yerel ve uluslararası düzeyde kınandı. BM örgütleri ve uluslararası kuruluşlar davayla ilgili bağımsız bir uluslararası soruşturma talep etti.
 Husilere bağlı İçişleri Bakanlığı olaya ilişkin yaptığı açıklamada, Husi üyelerinin mültecilerin yakılmasından sorumlu olduğunu kabul etmiş, ancak sadece 47 mültecinin öldüğünü belirtmişti.
Yemen hükümeti, yangın olayının ardından İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Göç Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve diğer uluslararası, Etiyopyalı ve Yemenli insan hakları örgütleri ile birlikte, katliamı araştırmak için bağımsız bir uluslararası komisyon kurulmasını talep etti.
Etiyopyalı aktivistler Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, suçun sorumlusu oldukları için grubun liderlerine karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) dava açmak üzere uluslararası avukat atama talimatlarını açıkladılar.
Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kuruluşlar, Sana'da yüzlerce Afrikalı göçmeni yakma suçunun süreci hakkında gerçek bilgileri ifşa etmeleri için yangına ilişkin uluslararası bir soruşturma talep ederek devrimcilere baskı yapmaya devam ediyorlar.
Sana'daki Etiyopya toplumundan yetkililer, "Grubun yüzlerce göçmene karşı işlediği suç zaman aşımına tabi olmayacak ve adalet kaçınılmaz olarak suçlulara ulaşacak. Hepsi işledikleri suçun bedelini ödeyecekler" diye konuştular.
Etiyopya merkezli Oromia’nın Geleceği Radyosu daha önce yaptığı açıklamada, Husilerin başkent  Sana'daki Göçmen ve Pasaport Dairesi yakınındaki gözaltı merkezindeki yangında yaklaşık 513 kişinin ölümüne neden oldukları korkunç suçu örtbas etmek için toplum yetkililerine baskı yapmak amacıyla sindirme ve gözünü korkutma yöntemi kullandığını belirtmişti.
Etiyopya merkezli radyo, ilgili kaynaklara atıfta bulunarak, Husi liderlerinin Sana'da bir otelde toplum yetkilileriyle görüştüklerini ve "casus" olarak nitelendirdikleri milislerinin olayların sorumlusu olduklarını kabul ederek, kurbanların ailelerine daha fazla tazminat ödemeye ve onları Yemen'e yerleştirmeye istekli olduklarını ifade ettiklerini aktardı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.