İran, Suriyelileri milis saflarına dahil etmek için ekonomik krizden faydalanıyor

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporuna göre, Fırat’ın batısındaki İran yanlısı milis sayısı 10 bini Suriyeli toplamda 25 bine yükseldi.

Suriyeli siviller İdlib kırsalından göç ediyor (29 Ocak – AP)
Suriyeli siviller İdlib kırsalından göç ediyor (29 Ocak – AP)
TT

İran, Suriyelileri milis saflarına dahil etmek için ekonomik krizden faydalanıyor

Suriyeli siviller İdlib kırsalından göç ediyor (29 Ocak – AP)
Suriyeli siviller İdlib kırsalından göç ediyor (29 Ocak – AP)

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), İran’ın, Suriye’nin başkenti Şam ile Lübnan arasındaki sınır bölgelerinin yanı sıra Halep kırsalı ve Fırat Nehri’nin batısındaki bölgelerde Suriyeli gençleri milis saflarına dahil etmek ve ‘nüfuzunu pekiştirmek’ için ülkedeki ekonomik krizden faydalandığını belirterek, Fırat’ın batısında İran yanlısı milis sayısının 10 bini Suriyeli toplamda 25 bine yükseldiğine dikkat çekti.
Gözlemevi, dün yayınladığı raporda, “İran yanlısı milisler geçen ayın 2’sinde askeri takviye gerçekleştirdi. Irak’tan gelen ve milis unsurları taşıyan 3 otobüs, Deyrizor’un doğusundaki Irak-Suriye sınırının karşısında bulunan (Suriye tarafındaki) Elbukemal kırsalına bağlı El-Herri köyündeki Seyyidü’ş Şuheda milislerinin karargahlarına ulaştı. Nitekim bu güçlerin girişi İranlı milis unsurların alarm durumuna geçmesiyle eşzamanlı olarak gerçekleşti. Bu takviyeleri, geçen ayın 7’sinde milislerin düzenlediği askeri eğitimler takip etti. İranlı milislerin en büyük topluluklarının bulunduğu El-Mezari’ bölgesi başta olmak üzere El-Meyadin Çölü’ndeki birkaç bölgede İran Devrim Muhafızları ve Fatimuyyun Tugayları komutanlarının gözetiminde yapılan eğitimlerde ağır silahlar, füzeler ve başka silahlar gibi gerçek mühimmatların kullanımı sonucu El-Meyadin Çölü’nde şiddetli patlamalar meydana geldi” ifadelerine yer verdi.
Mart ayı sonunda Irak topraklarının karşısında yer alan El-Meyadin bölgesine İran yanlısı milislere ait yeni bir silah sevkiyatının gerçekleştiği gözlemlendi. Zira Irak’tan sebze ve meyve taşıyan 3 tır Suriye’ye giriş yaptı ve ilk başta El-Meyadin’deki sebze ve meyve haline yöneldi. Bir çeşit kamufle olarak halde sebze ve meyve yüklerini boşaltan tırlar daha sonra buradan ayrılarak Meyadin bölgesinde en büyük İran milis topluluğunun bulunduğu El-Mezari’ bölgesine yöneldi. Tırlar silah yüklerini bölgedeki tünellere boşalttı. Daha önce DEAŞ tarafından kazılan bu tüneller halihazırda İran yanlısı milisler tarafından silah ve mühimmat deposu olarak kullanılıyor.
Fırat’ın batı bölgesi, İranlılar ile Irak tarafında onlara bağlı milisler arasındaki ticari hareketliliğe sahne oluyor. Zira sebze ve meyvenin yanı sıra ticari emtia taşıyan tırların, Fırat’ın batısında Irak ve Suriye arasındaki resmi ve gayri resmi sınır kapılarından günlük olarak giriş çıkış yaptıkları görülüyor. Gözlemevi bu duruma işaret ettiği raporunda, “İranlı milisler çoğu zaman silah kargolarını sebze ve meyve kargoları içerisinde bölgelerine sokmak için bu ticaret akışını istismar ediyor. Fakat bu durum, giriş çıkış yapan tüm ticari tırların silah ve mühimmat taşıdığı anlamına da gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Gözlemevi, geçen ayın ortalarında yaptığı açıklamada “Fırat’ın batısında İran’ın nüfuzu altında bulunan bölgelerde, İran’a bağlı milislerin Deyrizor’un doğu kırsalında bulunan el-Meyadin şehri yakınlarındaki antik Rahba Kalesi’nin içerisinde silah ve mühimmat sakladıkları gözlemlendi” ifadelerini kullandı. DEAŞ bölgeyi kontrol ettiği sıralarda silahlarını bu kalenin bodrum katlarında ve mahzenlerinde saklıyordu. Gözlemevi’ne göre, bugün hala İran’a bağlı milisler burayı kullanıyor ve özellikle kale büyük ve son derece korunaklı olduğundan mevzilerini ve silah ve mühimmat depolarını hedef alan devamlı saldırılardan korktukları için örgütün yaptığı şeyin aynısını yapıyorlar.
Bu süreçte İran, Fırat Nehri’nin batı yakasında El-Meyadin’den başlayarak Irak-Suriye sınırındaki stratejik Elbukemal kentine kadar uzanan bölgede varlığını pekiştirmeye devam ediyor. İran bu amaçla bir taraftan bölgedeki gençlerin yoksulluğundan ve geçim sıkıntılarından faydalanarak onları milis saflarına katarken, diğer taraftan bölgedeki gayrimenkullere el koymaya, istimlak etmeye veya sahiplerinden (Suriye topraklarının diğer bölgelerine veya başka ülkelere göç edenlerden) satın almaya çalışıyor.

Gözlemevi, raporunda şunları kaydetti:
“Askeri Güvenlik’e bağlı devriyeler Elbukemal kentinde bulanan 50 ev sakinine evlerini kısa süre tahliye etmek zorunda oldukları yönünde uyardı. Evlerin mülkiyeti, Suriye devriminin başlarında Suriye rejimine karşı devrimci harekete katılan ve DEAŞ daha sonra da İranlıların Elbukemal’de kontrolü ele geçirmesinin ardından kenti terk eden rejim muhalifi kişilere ait. Uyarı, İran Devrim Muhafızları’na doğrudan bağlı sözde ‘Dostlar Ofisi’nin talebiyle yapıldı. Dostlar Ofisi, Askeri Güvenlik güçlerine, gelecek hafta evlerine el konulacağını ifade eden tebligatnameleri evde oturanlara teslim etmelerini haber verdi. Zira bu evlerde, ev sahiplerinin akrabaları oturuyor.
Aynı şekilde Ebu Fadl el-Abbas milislerine bağlı gruplar 12 Mart’ta El-Meyadin kentinin dış mahallelerinde yer alan El-Balum bölgesinin karşısında bulunan El-Kale yakıt istasyonuna el koydu. İran yanlısı milisler 22 Mart’ta El-Meyadin’de çok sayıda dükkan ve eve el koydu. Gözlemevi, raporun devamında, “İran yanlısı milisler, kötü hayat koşulları ve ekonominin felaket bir şekilde çöktüğü bir ortamda Suriye rejimine ait bölgelerin tamamında hakim olan aşırı yoksulluğu açık ve net bir biçimde istismar ederek Fırat’ın batısındaki gençleri ve adamları kendi yanına çekiyor ve saflarında silah altına alıyor. Zira İran, milisleri parayla silahlandırıyor, gençleri ve adamları saflarına katılmaya ikna ediyor ve buna ek olarak bölgedeki aşiretleri kendi yanına çekiyor. Fırat’ın batısında İran yanlısı milislerin saflarında silah altına alınan kişilerin sayısı 9 bin 850’ye yükseldi. Ayrıca İranlıların ve onlara bağlı Suriye uyruklu ve başka milletlerden olan milislerin sayılarının 25 binin üzerine çıktığı ifade ediliyor. Rusya, Fırat’ın batısındaki aşiretleri ve kişileri kendi tarafına çekme çabaları sırasında İranlılarla rekabet etmede büyük zorluk yaşıyor. Zira terazi kefesinde şu ana kadar İran güçlü bir şekilde ağır basmaya devam ediyor” ifadelerine yer verildi.
Lübnan sınırına yakın Şam Kırsalı bölgeleri, ‘bölgenin fiili hakimi’ olan Hizbullah’ın öncülüğündeki İran yanlısı milislerin sürekli hareketliliğine tanık oluyor. Bu hareketlilik, Suriye ve Lübnan arasındaki sınır hattında bulunan arazileri satın alma işlemlerine odaklanıyor. Gözlemevi’ne göre, “Bu milisler Ez-Zebdani bölgesinde şu ana kadar 200’den fazla arazi, Suriye’nin bir televizyon dizisinde efsanevi bir üne kavuşan sınırdaki Tufeyl köyünde de en az 305 arazi satın aldı.”
Yerli, Asya ve Arap milletlerinden olan İran yanlısı milislerin Halep’in çeşitli mahallelerinde kötü hayat koşullarını istismar ederek burada gayrimenkul alımlarını giderek artan bir ivmeyle sürdürüyor. Yıllar önce çok sayıda sakinin terk ederek göç ettiği Halep’in doğu mahallelerindeki ev ve dükkanlar İran yanlısı milisler tarafından sahipleniliyor. Bu durumu “sanki bölgede yapılan bir demografik değişim” diye niteleyen Gözlemevi, açıklamasında, “Afgan Fatimiyyun Tugayı’nın liderliğindeki İran yanlısı milisler silah altına alma çalışmalarını sürdürerek Halep kırsalında yayılmaya ve ilerlemeye devam ediyor. Silah altına alınanların sayısı, bu çalışmaların ivme kazandığı Şubat 2021’den bu yana 645’e yükseldi” ifadelerini kullandı.
Gözlemevi, ‘bir hayır kurumunun’ Irak’tan Humus’a uzanan İran petrol hattını koruma görevinde İran yanlısı milislerin askeri saflarında silah altına almak için Humus kentinin gençlerini ve farklı kentlerdeki sakinleri aylık maaşlarla kendine çektiğine ve bu kişilerin Irak-Suriye sınırından Humus kentine kadar uzanan petrol hattını koruduğuna işaret etti.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.