Pandemi ilaç sektörünü nasıl etkiledi?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay
TT

Pandemi ilaç sektörünü nasıl etkiledi?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay

Sağlık sistemleri salgının etkisiyle hem yatarak hem ayaktan sağlık hizmetleri boyutunda sınırlı olarak Kovid-19 enfeksiyonu tanılı hastalara hizmet verdi. İlaç endüstrisi en büyük küresel iş birliği örneklerinden birisini ortaya koyarak bir seneden kısa sürede birden fazla aşı adayını acil kullanım onayı alacak düzeye getirdi.
Tüm dünyada sağlık sistemlerinin acil durumlarla başa çıkabilme kapasitesinin ne kadar önemli olduğu ve neden sağlık alanına daha çok yatırım yapılması gerektiği de daha iyi anlaşıldı. İlaç firmalarının ülke temsilcileri, ilaç sektöründeki son durumu Independent Türkçe’ye değerlendirdi.  

"2020 yılında ilaç sektörü yaklaşık 52 milyar TL tutarında bir büyüklüğe ulaştı" 
"Türkiye’de sektördeki çalışanlarımızın sağlığını korumak ve hem üretimi hem de ilaç tedarikini kesintisiz sürdürebilmek bu dönemdeki birinci önceliğimiz oldu" diyen Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, şu bilgileri verdi: "Bu doğrultuda aldığımız tedbirler sonucu üretim ve tedarik maliyetleri ve bunlara ek olarak gümrük kısıtlamaları, lojistik hizmetlerindeki aksamalar ve bunlardan kaynaklanan yeni maliyet artışları nedeniyle sektörün yükü her boyutta önemli derecede arttı. 2020 yılında ilaç sektörü yaklaşık 52 milyar TL tutarında bir büyüklüğe ulaştı. Diğer taraftan, 2020 yılı Mart ayından itibaren Kovid-19 pandemisi kapsamında alınan tedbirler doğrultusunda vatandaşlarımız acil olmayan tedavilerine ara vererek hekimlere ve eczanelere gitmeyi asgari düzeye indirdiler. Bu kapsamda Türkiye ilaç pazarı 2020 yılında  yüzde 5,2 küçülerek 2,55 milyar kutudan 2,41 milyar kutuya geriledi. Değer bazında ise yüzde 19,4 yükselişle 52,3 milyar TL seviyesine geldi."

"Tıp ve eczacılık ürünleri ihracatı 2020 yılında 2019 ihracatının yüzde 27 üzerine çıkarak 1,85 milyar ABD Dolarına ulaştı"
Dünyayı etkisi altına alan salgın şartlarına rağmen tıp ve eczacılık ürünleri ihracatının 2020 yılında 2019 ihracatının yüzde 27 üzerine çıkarak 1,85 milyar ABD Dolarına ulaştığını belirten Dereli, "Endüstrimizin üretim kapasitesinin hem yurt içi talebi hem de üretim üssü olduğu takdirde bölgesel veya küresel talepleri de karşılayabilecek durumda olduğunun bir ispatı niteliğinde. İthalattaki artışın daha sınırlı seviyede kalmasına bağlı olarak ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 27’den yüzde 34’e çıkması sektörü motive ederken, doğru fiyat politikaları ve etkili yasal düzenlemelerle ilaç endüstrisinin ülkemize büyük katkı sağlama potansiyelini de ortaya koyuyor" dedi.

Dr. Ümit Dereli

"İhracatımızda 2021 yılında ülkeye 2 milyar ABD doları seviyesinde döviz girişi mümkün olabilir"
Dereli, ihracatın önemine vurgu yaparak, şunları söyledi: "2021 yılında yıllık nüfus artışı, nüfusun yaşlanması ve benzeri demografik değişimler ve mevzuatın belirlediği oranda gerçekleşecek kur düzenlemesi de göz önüne alındığında TL cinsinden yüzde 21 oranında bir büyüme öngörülüyor. Yaşanan olağanüstü koşulların normale dönmesi durumunda ilaç pazarının pandemi öncesi hacmi olan 2,5 milyar kutuya ulaşacağı da tahmin ediliyor. 2020 yılında, yaşadığımız pandemi sürecinin zorlu koşulları nedeniyle ülkemizde iş gücüne katılım oranında yaklaşık 3 puanlık bir düşüş yaşandı. Türkiye ilaç endüstrisi bu süreçte işten çıkarma yapmadan istihdamını korudu. Son yıllarda ihracatımızda yaşanan olumlu gelişmeleri göz önüne aldığımızda 2021 yılında  ülkeye 2 milyar ABD doları seviyesinde döviz girişinin mümkün olabileceğini ifade edebiliriz.  Türkiye’deki ilaç firmalarımız 170’ten fazla ülkeye  ihracat yapıyor. Türkiye toplam ihracatı gerilerken ilaç ihracatımızın yüzde 27 civarında artış gösterdiğine tanık oluyoruz. En önemli ihracat pazarlarımızı Güney Kore ve yakın coğrafyamız oluşturuyor. BDT ve Ortadoğu ülkeleri bu anlamda önde yer alırken, ürünlerimiz AB ülkeleri ve ABD dahil birçok pazarda yer alıyor. Ülkemizin ilaç ihracatında son yıllarda yakalamış olduğu yukarı yönlü hızlı ivmenin 2021 yılında da devam etmesini öngörüyoruz."

"Kovid tüm dünyayla birlikte sağlık sektörünü de oldukça olumsuz etkiledi"
Pierre Fabre Türkiye Genel Müdürü Dr. Hande Demirdere, pandemi sürecinde ilaç sektörünün yaşadığını şu şekilde yorumluyor: "COVID tüm dünyayla birlikte sağlık sektörünü de oldukça olumsuz etkiledi. Klinikler ve hastaneler, ilaç sektörünün en temel çalışma alanlarıydı ve bu alanlarda tüm öncelikler COVID hastalarına yöneldi. Pandemi nedeniyle azalan üretim kapasitesi ve aksayabilecek lojistiğe rağmen önceliğimiz hastalara ve kullanıcılara ürünlerimizi ulaştırmayı sağlamak oldu. Burada da önceliğimiz hayatı tehdit eden onkoloji ürünleri olmakla birlikte yine çeşitli cilt hastalıkları için gerekli ürünlerin aksamadan sağlanmasıydı. Pandemi süresince bu mücadelenin ana kahramanları olan doktor ve eczacılara destek vermeye devam ediyoruz. Bu bağlamda Acil Derneği’yle birlikte acil servislere ve eczacılara bağışlar yapıyoruz. Pandemiden en çok etkilenen sektörlerden birinde faaliyet göstersek de ekiplerimizin sağlığını ön planda tutmaya ve sürekli gelişimlerini sağlayacak aksiyonlar almaya devam ediyoruz."

Pierre Fabre Türkiye Genel Müdürü Dr. Hande Demirdere

"Dijitalizasyon, önümüzdeki dönemde de hasta takibinden tanıtım faaliyetlerine kadar çeşitli alanlarda önemini koruyacak"
Dijitalleşmenin önemine dikkat çeken Demirdere, "Şu an yoğun şekilde deneyimlediğimiz "dijitalizasyon", önümüzdeki dönemde de hasta takibinden tanıtım faaliyetlerine kadar çeşitli alanlarda önemini koruyacak. İnsan yaşamını en iyi şekilde güzelleştirme yolunda köklerimize sadık kalarak ve "Sağlıktan Güzelliğe" mottomuzla, dönüşüme hep birlikte dijitalleşmeyle devam ediyoruz" diyor.  

"Dünya çapında yürütülen 45 aşı araştırmasına ürünleri ve teknoloji transferiyle destek oluyoruz"
IMS verilerine göre dünyada ilaç endüstrisinin 2021 yılında yaklaşık 1.5 trilyon dolar büyüklüğüne ulaşması tahmin edildiğini belirten Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Buna ek olarak, dünya ilaç pazarının en büyük tedavi alanlarını, onkoloji, diyabet, otoimmun hastalıklar, ağrı ve kardivasküler sistem ilaçlarının oluşturacağı tahmin ediliyor. Ayrıca ilaç sektörünün büyümesinin de yine aynı dönemde ağırlıklı olarak, onkoloji, otoimmun hastalıklar ve diyabet ilaçları ile gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. Bu trend Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan pazarlar için de büyük oranda geçerli. Bu nedenle ilaç sektöründe yenilikçi ilaç ve tedaviler giderek daha fazla önem kazanıyor.  Altını çizmek istediğimiz konu ise, ilaç endüstrisinin, araştırma ve geliştirmeye, bilim ve teknoloji’ye en çok kaynak ayıran endüstri olduğu. Biz de bir araştırmacı ilaç firması olarak, yeni ilaç ve tedavileri keşfetmek için çalışıyoruz. Bu da on binlerce bilim insanına yıllar boyu süren araştırmalarında kaynak, teknoloji ve çalışma ortamı sunmak anlamına geliyor.   Kovid-19 pandemisi sürecinde, dünya çapında araştırmacılara destek vermek konusunda çevik ve etkili adımlar attık. Pandemiyle sürdürülen global mücadelenin bir parçası olarak hem sağlık hizmetleri hem de yaşam bilimleri bölümleriyle, tüm dünyada aşı geliştiren ve bu konuda araştırmalar yapan bilim insanlarına ve şirketlere yardımcı olduk.  Şu an dünya çapında yürütülen 45 aşı araştırmasına ürünleri ve teknoloji transferiyle destek oluyoruz."

Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer

"Lipidler, Pfizer-BioNTech Kovid-19 aşısının üretiminde kullanılacak"
Bir aşı üreticisi olmasalar da aşı araştırmaları yapan ve üreten şirketlere 40 yılı aşkın süredir ürün teknoloji ve prosesleri ile hizmet verdiklerini vurgulayan Zayer, "Aşı üretimi için 3 temel konu ön plandadır: Güvenlik, yeterli miktarda üretim yapmak ve tedarik zinciri. Örneğin, pandemi öncesinde de önemli iş ortaklarımızdan biri olan Jenner Enstitüsü’ndeki araştırmacıların üzerinde çalıştığı aşının proses geliştirme aşamasını   bizim teknolojimizle 12 aydan 2 aya indirdik. Lipidler, bir aşının etkili olabilmesi için mRNA tedavilerinin vücuda ilaç salım sistemi açısından kritik öneme sahip maddelerdir. BioNTech ile yakın işbirliği halinde, acil ihtiyaç duyulan lipidlerin tedariğini önemli ölçüde hızlandıracak ve 2021 yılı sonuna doğru lipid teslimat miktarını artıracağız. Lipidler, Pfizer-BioNTech Kovid-19 aşısının üretiminde kullanılacak.  Houston’daki Baylor College of Medicine ile yapılan işbirliğinde ise, aşı çalışmaları düşük gelirli ülkeleri hedef alıyoruz" şeklinde konuşuyor. 

"Türkiye’de pazar ünite bazında her sene büyürken 2020 yılında küçülme gösterdi"
Chiesi İlaç Türkiye Genel Müdürü Umut Meriç, şunları söyledi:
"Kovid-19’un global bir pandemiye dönüşmesi ile ilaç sektörü birçok farklı açıdan etkilendi. İlk planda bizi en çok korkutan tedarik zincirinde oluşabilecek aksaklıklardı ancak tüm ilaç sektörü olarak iş devamlılığı ekiplerimiz ile süreci olabilecek en iyi şekilde yönetebildiğimizi düşünüyorum. Özellikle Türkiye’de hastaların ilaca erişiminde herhangi bir aksaklık yaşanmaması Türk İlaç Sektörü için başarı ile verilmiş bir sınavdır. Bu dönemde Kovid-19 dışı hastaların özelikle akut hastalık olarak niteleyebileceğimiz hastalıklarda polikliniklere başvuru ve dolayısı ile tanı ve tedaviye erişimlerinde azalma oldu. Rapor devamlılığı ile hali hazırda kronik hastalığı olanlar tedavilerine düzenli ulaşırken, yeni tanı alan hasta sayılarında ve akut tedavilerde ciddi azalmalar yaşandı. Buna bağlı olarak da bazı terapötik alanlar çok fazla etkilenmezken, bazıları oldukça negatif etkilendi. Sonuç olarak, Türkiye’de pazar ünite bazında her sene büyürken 2020 yılında küçülme gösterdi."

Chiesi İlaç Türkiye Genel Müdürü Umut Meriç

"Eski normalimize değil öğrenimlerimizle birlikte yeni bir normale geçeceğimize inanıyorum"
Bu süreçte sağlık çalışanları ile olan iletişim konusuna dikkat çeken Meriç, "Hekimler ve sağlık çalışanları Kovid-19 hastalığının merkezinde olduklarından bu alanda doğan kısıtlamalar iletişimimizi ciddi anlamda etkilendi. Bu kısıtlamalar sebebi ile paydaşlarımız ile olan iletişimimizde uzaktan tanıtım, online toplantılar, telefon ve e-mailing gibi farklı iletişim kanallarına yöneldik. Pandemi döneminde hızlanan dijital transformasyon süreçlerinin Kovid-19 sonrasındaki yeni normalde de devam edeceğini düşünüyorum. Ayrıca yine bu dönemde toplumun insan sağlığının önemini daha iyi anladığını ve bunun da ilaç sektörünün algısı üzerine pozitif bir etki yarattığına inanıyorum. Geldiğimiz noktada Kovid-19’un bahsettiğimiz etkilerinin devam ettiğini görüyoruz. Bu pandemiden etkin bir aşılanma süreci ile çıkabileceğine inanıyorum. Dünya’da aşılanma süreci başladı, Türkiye olarak da birçok ülkeye kıyasla iyi bir noktada olduğumuzu söyleyebiliriz ancak bu alanda alınması gereken daha yolumuz var. Aşıların tedarik süreci hızlandıkça ve aşılanma oranları arttıkça pandeminin etkisi de yavaş yavaş azalacak.  Pandemi döneminde yaşadığımız tecrübelerin bundan sonraki süreçte de hayatlarımızı etkilemeye devam edeceği aşikâr. Bu süreçten sonra eski normalimize değil öğrenimlerimiz ile birlikte daha güçlü bir şekilde yeni bir normale geçeceğimize inanıyorum" dedi.

Independent Türkçe



Oscar ödüllü Nicole Kidman ve Jamie Lee Curtis’ten yeni suç serisi: Scarpetta

Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
TT

Oscar ödüllü Nicole Kidman ve Jamie Lee Curtis’ten yeni suç serisi: Scarpetta

Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)

Nicole Kidman, Amazon imzalı Scarpetta dizisinin yeni fragmanında Kay Scarpetta rolüyle yeniden izleyicinin karşısına çıkıyor. Dizi, 11 Mart'ta Prime Video'da yayına girecek.

Gerilim dozu yüksek suç dizisi, yetenekli Dr. Kay Scarpetta'nın bir seri katilin izini sürmesini konu ediniyor.

Dizinin resmi tanıtım metninde şu ifadeler yer alıyor:

Usta elleri ve sarsıcı bakışıyla, tavizsiz adli tabip Kay Scarpetta, kurbanların sesi olmaya, bir seri katilin maskesini düşürmeye ve 28 yıl önce kariyerini şekillendiren davanın aynı zamanda kendi sonunu hazırlamadığını kanıtlamaya kararlı.

Yapımda Kidman'a Scarpetta'nın ablası Dorothy Farinelli'yi canlandıran Oscar ödüllü Jamie Lee Curtis eşlik ediyor. 

Kadroda ayrıca Dedektif Pete Marino rolünde Bobby Cannavale, FBI profil uzmanı Benton Wesley'yi canlandıran Simon Baker ve teknoloji meraklısı Lucy Watson'ı oynayan Ariana DeBose bulunuyor.

Hikaye iki zaman diliminde ilerlerken karakterlerin gençlik hallerine Rosy McEwen, Amanda Righetti, Jake Cannavale ve Hunter Parrish hayat veriyor.

1990'da okurla buluşan Kay Scarpetta hikayesi, bugüne kadar dünya genelinde 120 milyonun üzerinde satışa ulaştı.

Dizi, 1990'larda baş adli tıp uzmanı olarak görev yapan Scarpetta'nın yıllar sonra memleketine geri dönüp aynı görevi üstlenmesi ve vahşi bir cinayeti soruşturmasını merkezine alıyor. 

Resmi özetine göre dizi, Scarpetta'nın adalet arayışını, karmaşık aile ilişkilerini, kişisel ve profesyonel hesaplaşmalarını ve tüm kariyerini sarsabilecek sırlarla yüzleşmesini izliyor.

Liz Sarnoff, dizi sorumlusu görevini üstlenirken Kidman ve Curtis'le birlikte yönetici yapımcı olarak projede yer alıyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TV Insider


Zaman Nolan’ı haklı çıkardı: Tartışmalı filmi 12 yılda nasıl modern bir klasiğe dönüştü?

48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
TT

Zaman Nolan’ı haklı çıkardı: Tartışmalı filmi 12 yılda nasıl modern bir klasiğe dönüştü?

48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)

Christopher Nolan'ın Yıldızlararası (Interstellar) filmi, gösterime girdiğinde yönetmenin en çok tartışılan yapımlarından biri olmuş, eleştirmenler ve izleyicilerden hem olumlu hem de olumsuz tepkiler almıştı. 

Aradan 12 yıl geçtikten sonra Nolan, filmin zaman içindeki itibar dönüşümünü ve bugün birçok kişi tarafından "kıymeti geç anlaşılmış modern bir klasik" diye görülmesini değerlendirdi.

55 yaşındaki yönetmen, oyuncu Timothée Chalamet'yle Variety için yaptığı söyleşide, filmin ilk karşılanışını "biraz muğlak" diye niteledi. 

"Eleştirmenlerin bir kısmı filme burun kıvırdı, benzer bir mesafe izleyicinin bir bölümünde de vardı" diyen Nolan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Özellikle dünya genelinde gişede çok iyi iş yaptı. Ama sanki tam olarak karşılık bulmadı... Bunu söylemek kibirli kaçacak ama, benden böyle bir şey görmeye 'hazır değillerdi'.

Nolan, Yıldızlararası'nı hiç beğenmeyenlere karşı bir kırgınlık taşımadığını da vurguladı. Yönetmene göre bir filmin izleyicide olumlu ya da olumsuz, yoğun bir duygu uyandırması umursamaz bir tepkiden daha değerli.

Nolan, "Yıllarca bir yerde beni görüp yanıma geldiklerinde hep Kara Şövalye'den (Dark Knight) bahsederlerdi. Ama son 10 yılda bu, Yıldızlararası'na dönüştü. Bu harika bir şey" dedi. 

İki yıl önce filmi yeniden gösterime soktuk ve 5 milyon dolar kazandı. Yakaladığı başarı inanılmaz. Bu çok ödüllendirici. Yönetmenlikte tuhaf olan şeylerden biri şu: Bir projeye takıntılı biçimde gömülüyorsunuz. Alabileceğiniz en kötü tepki de insanların 'Eh, fena değil. İdare eder' demesi. Neredeyse şunu tercih edersiniz: Ya tutkuyla nefret etsinler ya da tutkuyla, takıntılı bir şekilde aşık olsunlar.

Nolan, filmin vizyona girdiği ilk dönemde Yıldızlararası'ndan kişisel olarak etkilendiğini söyleyen insanlarla karşılaşmanın kendisini teselli ettiğini belirtti. Yine de filmin zamanının ilerisinde kalmış olabileceğini kabul ediyor.

Sözlerine "Bu ölçekte bir film yaptığınızda..." diye başlayan Nolan, şöyle devam ediyor: 

Filmi tamamladığımız dönemde yaptığımız her gösterimde mutlaka biri gözyaşları içinde olur, çok derinden etkilenirdi. Bu yeter. Kültürün bir şeyi hemen benimsemesini isteyemezsiniz. Bu fazla beklenti olur.

Yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü: 

Filme gerçekten derin bir şekilde bağ kuran insanlarla konuştuğunuzda, orada olduğunu anlarsınız. İşinizi yapmışsınızdır. Gerisi zamanın ruhuyla ve sizin onun içinde nereye oturduğunuzla ilgili.

Independent Türkçe, Variety, GamesRadar


307 milyon yıllık fosil, otçul beslenmenin tarihine ışık tuttu

Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
TT

307 milyon yıllık fosil, otçul beslenmenin tarihine ışık tuttu

Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)

307 milyon yıllık kafatası fosilini inceleyen bilim insanları, karada yaşayan ve bitkiyle beslenen en eski omurgalı hayvanlardan birini keşfetti.

İlk omurgalılar yaklaşık 370 milyon yıl önce sudan çıktığında, bitkiler yaklaşık 100 milyon yıldır karada yaşıyordu.

Milyonlarca yıl etle beslenen bu hayvanlar, zamanla bitkilere yöneldi. 

Şikago'daki Field Müzesi'nden evrimsel biyolog Arjan Mann ve ekibi, Tyrannoroter heberti adını verdikleri yeni bir türün bu geçişi yapan ilk hayvanlardan biri olduğunu tespit etti.

Yaklaşık 358 milyon yıl önce başlayıp 299 milyon yıl önce sona eren Karbonifer Dönemi'nde yaşayan bu tür, karada yaşayan 4 ayaklı tetrapodların ilk üyelerindendi. Tetrapodlar, bugünkü amfibiler, sürüngenler, memeliler ve kuşların atasıydı.

Bilim insanları, T. heberti'nin kafatasını Kanada'nın Yeni İskoçya (Nova Scotia) eyaletindeki fosilleşmiş bir ağaç kütüğünün içinde buldu. 

Kafatası sadece 10 santimetre olan hayvanın boyunun 25 santimetreyi aşmadığı tahmin ediliyor.

Araştırmacılar bilgisayarlı tomografiyle T. heberti'nin kafatasını ve dişlerini inceleyerek nasıl beslendiğini saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature Ecology & Evolution'da dün (10 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre T. heberti'nin dişleri, böcek ve eklembacaklılarla beslenen hayvanlarla benzerlik gösteriyordu.

Ayrıca damağında ve alt çenesinde, daha sonraki dinozor gibi otçullarda da görülen ve sert bitki parçalarını öğütmeye yarayan plakalar vardı.

Mann "Bu, bitkilerle beslendiği bilinen en eski 4 ayaklı hayvanlardan biri" diyerek ekliyor: 

Bu son derece önemli çünkü bugün karşılaştığımız (otoburların hakimiyetindeki) karasal ekosistemlerin temel bileşenlerinin Karbonifer Dönemi'nden beri var olduğunu ve korunduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar T. heberti'nin ilk başta böcekleri yediğini ve daha sonra bitkileri tüketmeye başladığını düşünüyor. Bitkilerle ilk beslenenler böceklerdi. Bu böceklerle beslenen tetrapodlar da, zamanla bitkileri sindirmeye yarayan bağırsak florasını kazanmış olmalı.

Ekip aynı dönemde yaşayan Melanedaphodon adlı bir hayvanın da yumuşak bitkilerle ve böceklerle beslendiğini tespit etti.

T. heberti'nin de bitkilerin yanı sıra karşısına çıkan böcekleri ve eklembacaklıları yediği tahmin ediliyor ancak kafatası, daha sert bitkileri işlemeye Melanedaphodon'dan daha iyi uyum sağladığını gösteriyor.

Mann "Tyrannoroter, yüksek lifli bitki materyalini işleyebilecek adaptasyonlar gösteren en eski ve en eksiksiz omurgalı kara otçulu" diye açıklıyor.

T. heberti'nin keşfi, tetrapodların sanılandan daha uzun zaman önce bitkilerle beslenmeye başladığını göstererek Karbonifer Dönemi'ndeki ekosistemi yeniden şekillendiriyor.

Makalenin yazarlarından Hillary Maddin "Bu keşif, omurgalı hayvanların modern hayvanlara benzer yaşam alanlarına düşündüğümüzden çok daha hızlı yayıldığını ortaya koyuyor" ifadelerini kullanıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, Reuters, IFLScience, Nature Ecology & Evolution