ABD ve İran’dan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için eşzamanlı adımlar

AB, Çin, Rusya ve İran’dan diplomatlar, 6 Nisan’da Viyana’daki Grand Hotel’de nükleer anlaşmayı canlandırmak için görüşmelerde bulundular. (AFP)
AB, Çin, Rusya ve İran’dan diplomatlar, 6 Nisan’da Viyana’daki Grand Hotel’de nükleer anlaşmayı canlandırmak için görüşmelerde bulundular. (AFP)
TT

ABD ve İran’dan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için eşzamanlı adımlar

AB, Çin, Rusya ve İran’dan diplomatlar, 6 Nisan’da Viyana’daki Grand Hotel’de nükleer anlaşmayı canlandırmak için görüşmelerde bulundular. (AFP)
AB, Çin, Rusya ve İran’dan diplomatlar, 6 Nisan’da Viyana’daki Grand Hotel’de nükleer anlaşmayı canlandırmak için görüşmelerde bulundular. (AFP)

ABD ve İran arasında 6 Nisan’da Viyana’da gerçekleşen ve Avrupalı diplomatların postacı rolü oynadığı ‘dolaylı mekik’ görüşmelerinin sonunda iki taraf, ilerleyen günlerde iki çalışma grubu oluşturmayı kabul ettiler. Diplomatik kaynaklara göre söz konusu çalışma grupları aracılığıyla, Washington ve Tahran’ın gelecek cuma günü geriye dönüp bir araya gelme şartıyla anlaşmayı yeniden canlandırmak için atmaları gereken eşzamanlı adımlar belirlenecek.
İngiltere, Fransa ve Almanya’dan yetkililer iki ülke heyetleri arasında yürüttükleri mekik diplomasisiyle İran ve ABD arasında arabuluculuk yapıyorlar. Toplantılarda ayrıca 2015’teki anlaşmada imzaları bulunan Rusya ve Çin temsilcileri de yer alıyor. Koronavirüs pandemisi yasakları nedeniyle gazetecilerin yaklaşması engellenen görüşmeler sonunda Avrupa’dan resmi bir açıklama yapılmadı.
Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik İşleri Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell adına parlamento görüşmelerine başkanlık eden İspanyol diplomat Enrique Mora, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada toplantının ‘yapıcı’ olduğunu belirtti. Mora “İran’ın yerine getirmesi gereken nükleer yükümlülüklerin bir listesine karşılık ABD’nin kaldırabileceği yaptırımların bir listesini hazırlamak amacıyla çalışma grupları oluşturulacak” dedi. Diplomat, toplantıları koordine ederken Viyana’daki temaslarını ABD de dahil olmak üzere çeşitli taraflarla yoğunlaştıracağına dikkati çekti.
Reuters’ın aktardığına göre diplomatlar, bazı sorunların gelecek haftaya uzamadan kolayca çözülmesi için 6 Nisan’daki müzakerelerin birkaç gün uzayabileceğini ifade etti. Bir kaynak da her ne kadar ABD ve İranlı yetkililer aceleleri olmadığını söyleseler de haziran ayındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce bir anlaşmaya varmanın hedeflendiğini vurguladı.
Avrupalı bir diplomat da AFP’ye yaptığı açıklamada, iki uzman grubunun 15 gün veya 1 ay boyunca görevi devralacağını aktardı. Diplomat, ortak komitenin çarşamba günü öğleden sonra tekrar toplanacağını bildirdi.
Avrupalılar, ilk adımı kimin atacağı sorusunu atlatmak için paralel olarak İran ve ABD heyetlerinin her birine iki liste sunacaklarını açıklamışlardı. İran, Washington ‘eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin uyguladığı yaptırımları’ kaldırmadan, nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerine geri dönmeyi reddetmekte ısrar ediyor. Ancak İranlılar kapalı kapıların ardında, iki tarafı anlaşmaya dönmek için paralel adımlar atmaya zorlayabileceklerine inanan Avrupalıların taleplerini karşılamada daha fazla esneklik göstermiş gibi görünüyor.
Washington, bu öğleden sonra düzenlenen ve yaklaşık bir buçuk saat süren ortak komite toplantısına katılmamış olmasına rağmen İran Özel Temsilcisi Robert Malley başkanlığındaki ABD heyeti, sabah saatlerinde anlaşma taraflarıyla ayrı ayrı toplantılar düzenledi.
İran heyeti, toplantılarını başkentin merkezindeki Grand Hotel Wien’de gerçekleştirirken, ABD heyeti ise görüşmelerin yapıldığı Imperial Otel’de düzenledi. Ortak komite toplantılarına katılan heyetler iki otel arasında mekik dokudu.
İran’ın nükleer baş müzakerecisi bir devlet kanalına yaptığı açıklamada, Tahran’ın büyük güçlerle nükleer anlaşmaya devam etme yollarını görüşmeyi sürdüreceğini söyledi.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçı, “Viyana’daki görüşmeler yapıcı geçti. Bir sonraki görüşmemiz cuma günü yapılacak” dedi. Arakçı, Tahran’ın uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştirme faaliyetini durdurması karşılığında, ABD yaptırımları nedeniyle bloke edilen, diğer ülkelerdeki 1 milyar dolarlık mali varlığının serbest bırakılması teklifine ise olumsuz yanıt verdiğini bildirdi.
Rusya’nın Viyana Uluslararası Kuruluşlar Daimi Temsilcisi Mihail Ulyanov, toplantının ardından kısa bir süre sonra dışarı çıkarak, görüşmenin ‘başarılı’ olduğunu duyurdu. Oluşturulan komitelerin çalışmalarının ‘hemen’ başladığını söyleyen Ulyanov, daha sonra ise nükleer anlaşmaya dönüşün hemen olmayacağını ve biraz zaman alacağını belirtti. “Ne kadar süreceğini bilmiyorum” ifadesini kullanan Ulyanov, Twitter üzerinden “En önemli şey, hedefe ulaşmak için pratik çalışmanın başlamasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Zorluklar
Biden yönetimi, nükleer anlaşmayı İran’ın balistik füze programını ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı müdahalesini kapsayacak şekilde genişletmek istediğini belirtmesine rağmen yeni Viyana görüşmelerinde, yalnızca nükleer anlaşmanın önceki haline geri döndürülmesine odaklanıldı.
İran’ın Birleşmiş Milletler’deki (BM) Daimi Temsilcisi ve eski nükleer müzakereci Mecit Takht Ravançi, bir atılım gerçekleştirmenin zorluğuna dikkati çekerken tüm sorumluluğu ABD’ye yükledi. Ravançi, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “ABD, Ortak Kapsamlı Eylem Planı’na (nükleer anlaşma) yeniden katılmaya yönelik vaatlerine henüz uymadı. Bu nedenle bu fırsat boşa harcanmamalıdır” dedi. Yetkili, “ABD, tüm yaptırımları kaldırırsa İran da tüm uygulamalarını durdurur” ifadelerini kullandı.
ABD heyetine bakanlık eden Robert Malley, görüşmeler başladığında ABD merkezli NRB’ye yaptığı açıklamada, Washington’ın İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki faaliyetleriyle ilgili endişeleri olduğunu söyledi. Malley açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Biden yönetimi, bu konulara değinmek istiyor. Ancak en azından meseleyi bir kenara bırakabildiğimizde ve artık İran’ın her gün ne açıklayacağı konusunda endişelenmediğimizde bunlara değinmek daha iyi olur.”
Malley, bazılarının haziran ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce İran ile bir anlaşmaya varma gereği hususunda bir zaman çizelgesi belirlediği iddialarını ise yalanladı. Yetkili ayrıca, Washington’ın bir zaman çizelgesiyle çalışmayacağını, bir sonraki başkan muhafazakâr olsa bile İran’da ‘iktidardakilerle’ görüşmelere devam edeceğini söyledi.

Beyaz Saray görüşmeleri savundu, Cumhuriyetçileri eleştirdi
Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, dolaylı görüşmeler çerçevesinde diplomatik yolu savunarak müzakerelerden çıkabilecek sonuçlara da kapıyı aralık bıraktı. Psaki, “Halen Avrupalı ​​müttefiklerin yürüttüğü görüşmelerin ilk gününü yaşıyoruz. Zorlukların ve tartışmaların uzun sürmesini bekliyoruz” dedi.
Psaki, geçen salı akşamı düzenlediği basın toplantısında şunları syledi:
“2015 yılı nükleer anlaşma istişarelerine katılan Malley’in başkanlık ettiği üst düzey bir ABD heyetinin katılımı, ‘ABD’nin diplomasinin en iyi yol olduğuna ve bizim ciddi olduğumuza olan inancını’ açıklığa kavuşturmayı amaçlıyor. Görüşmelerin büyük bir kısmı iki tarafın ihtiyaçlarına odaklanıyor. Şu an herhangi bir adım beklemiyoruz ve görüşmelerin devam etmesine izin vermek istiyoruz.”
Jen Psaki açıklamasında İran’a uygulanan yaptırımların İran’ı Obama yönetimi sırasında müzakere masasına gelmeye zorladığını belirtti. Trump yönetiminin uyguladığı yaptırımları da eleştirdi. Sözcü, “Trump yönetiminin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesi, bize İran’ın nükleer yeteneklerini takip etme (izleme), gözlemcilere sahalara erişime ve bir nükleer silaha ulaşmaya ne kadar yakın olduklarını anlama konusunda daha az yetkinlik bıraktı. Bu, ABD’nin çıkarına değil” dedi.
Cumhuriyetçiler ise ABD yönetimini, Viyana’da müzakereler başlarken İran’a taviz vermemesi konusunda uyardı. Cumhuriyetçi Senatör Tom Cotton, İran heyetinin ‘petrol adamlarından ve bankacılardan’ oluştuğunu söyledi. Cotton, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Malley başkanlığındaki Biden ekibinden yaptırımlar hususunda tavizler bekledikleri için Viyana’ya geldiklerini kaydetti.



İran ve İngiltere vatandaşı bir kişi Fairford olayıyla bağlantılı terör şüphesiyle gözaltına alındı

Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İran ve İngiltere vatandaşı bir kişi Fairford olayıyla bağlantılı terör şüphesiyle gözaltına alındı

Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

İngiltere Terörle Mücadele Polisi, bugün (Perşembe) 27 yaşındaki İngiliz-İran çifte vatandaşı bir kişinin Londra'nın merkezindeki Westminster bölgesinde “terör eylemlerine hazırlık” şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltının, İngiltere'nin güneybatısındaki Fairford Hava Üssü yakınlarında meydana gelen olayla bağlantılı olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın  BBC'den aktardığı habere göre polis, 26 yaşındaki başka bir İngilizin de yasal uyarı kapsamında sorgulandığını ve bölgedeki iki adreste arama yapıldığını bildirdi.

Terörle Mücadele Polisi Ulusal Kıdemli Koordinatörü Vicki Evans, soruşturmacıların “yabancı bir devletin olası müdahalesi de dahil olmak üzere tüm ihtimalleri” değerlendirdiğini söyledi. Evans, “Soruşturmayı sürdürürken halkın devam eden desteği ve sabrı için teşekkür etmek istiyorum” dedi.

“İran'ın dahli var”

Gözaltı, İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın olayda İran'ın “rol oynamış olabileceğini” söylemesinden bir gün sonra gerçekleşti. Burnham, BBC'ye yaptığı açıklamada “Zamanı geldiğinde daha fazlasını söyleyeceğiz ancak İran'ın rol oynadığına inandığımızı doğrulayabiliriz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da İsrail'in İngiltere'yi İran'ın bir hava üssüne saldırı planladığı konusunda daha önce uyardığını söyledi. Netanyahu, söz konusu uyarının Burnham hükümetinin 8 Eylül'de işgal altındaki Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerinden elde edilen ürünlere yaptırım uygulama kararını açıklamasından önce yapıldığını belirtti.

Burnham'ın açıklamaları üzerine İran, İngiltere'nin Tahran Büyükelçisi Hugh Shorter'ı Dışişleri Bakanlığına çağırdı. İran resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre İran Dışişleri Bakanlığı, “temelsiz suçlamalar” olarak nitelendirdiği açıklamalara tepki gösterdi.

ABD güçleri, Fairford Hava Üssü'nü İran'a karşı “savunma” operasyonlarında kullanıyor. Polis, üs yakınında ele geçirilen araçlarda patlayıcı bulunmadığını, araçlarda bir miktar benzin olduğunu açıkladı.

5 şüpheli

İngiliz polisi pazar sabahı, üssün hemen doğusunda bulunan Willford köyünde “üç şüpheli araç” bulunduğuna ilişkin ihbar almasının ardından yaşları 23 ile 25 arasında değişen 5 İngiliz erkeği gözaltına almıştı.

6juık
Gloucestershire, İngiltere'deki Fairford Hava Üssü yakınında polis ekipleri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Beş kişiden dördünün Westminster'da, birinin ise Camden'da ikamet ettiği ve evlerinde arama yapıldığı belirtildi. Beş şüphelinin tamamı kefaletle serbest bırakıldı. Polis, pazartesi günü alınan serbest bırakma kararının soruşturma kapsamında uygulanan bir prosedür olduğunu ve “uzmanlık ile stratejiye” dayandığını açıkladı.

Olay nedeniyle yakınlardaki bir köyde 85 evin tahliye edildiği ve “büyük olay” ilan edildiği bildirildi.

The Times gazetesi, şüphelilerden birinin gözaltına alınmadan önce acil yardım ekiplerini aradığını yazdı. BBC de daha sonra 5 şüpheliden birinin grubun gözaltına alınmasından önce 999 acil yardım hattını kendi isteğiyle aradığını doğruladı.

fgthyju
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında bir araç, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Gazetenin haberine göre soruşturmacılar, şüphelilerin üs yakınındaki varlığının gözetleme amacı taşıması, üssün güvenlik seviyesini ölçmek için bir “güvenlik testi” yapılması veya İngiliz hükümetine mesaj vermek amacıyla sembolik bir eylem gerçekleştirilmesi gibi çeşitli ihtimalleri değerlendiriyor.

Şüphelilerden birinin polisi aramasının son anda plandan vazgeçmesinden mi kaynaklandığı yoksa planın bir parçası mı olduğu ise henüz netlik kazanmadı.


İki zehirli iğnenin ardından infaz başarısız oldu: Tennessee'de 200 yıl sonra ilk kadın idam edilemedi

Krista Pike (Reuters)
Krista Pike (Reuters)
TT

İki zehirli iğnenin ardından infaz başarısız oldu: Tennessee'de 200 yıl sonra ilk kadın idam edilemedi

Krista Pike (Reuters)
Krista Pike (Reuters)

ABD'nin en tartışmalı davalarından birinde infaz süreci beklenmedik şekilde sonuçlandı. 50 yaşındaki Amerikalı mahkûm Krista Gail Pike, Tennessee eyaletinde hakkında verilen idam cezasının infaz edilememesi üzerine bugün (perşembe) hastaneye kaldırıldı.

Nashville'deki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'nin infaz odasındaki cam bölmede gerilim dolu anlar yaşandı. Olay sırasında bulunan görgü tanıkları, Pike'ın ölümcül ilaçlardan iki tam doz verilmesine rağmen nefes almaya, horlamaya ve belirgin şekilde titremeye devam ettiğini aktardı. Bunun üzerine sağlık ekibi ve infaz görevlileri işlemi aniden durdurdu ve Pike yoğun güvenlik önlemleri altında yoğun bakıma sevk edildi.

Cam odada kâbus: Tanıklar şoke oldu

Nadir görülen olay, ABD'deki idam protokollerini yeniden gündeme taşıdı. Pike'ın savunma ekibi acil açıklamasında yaşananları “vahşi bir işkence ve eyaletin cezalandırma sisteminin ağır bir başarısızlığı” olarak nitelendirdi.

İnfaz odasından gelen ilk raporlara göre sağlık ekibi mahkûmun damarlarına ulaşmakta ciddi güçlük yaşadı. Avukatları daha önceki anayasal itirazlarında Pike'ın kan dolaşımıyla ilgili rahatsızlıkları ve damarlarındaki darlık nedeniyle bu konuda uyarıda bulunmuştu.

fgthy
Acil durum ve ambulans araçları, 30 Eylül 2026 Çarşamba günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'ne Krista Pike'ın infazının durdurulmasının ardından ulaştı (Associated Press)

Tanıklar, ilk dozun ardından Pike'ın hayati belirtilerinin sona ermediğini, ikinci dozun ardından ise şiddetli fiziksel kasılmalar ve duyulabilir, hızlı nefes alma belirtileri gösterdiğini söyledi. Bu durum, infaz odasındaki sürecin hem hukuki hem de insani açıdan sürdürülemez hale gelmesine yol açtı.

“Zalimce ceza” tartışmasında yeni anayasal mücadele

İnfaz girişiminin başarısız olması, federal mahkemeler ve ABD Yüksek Mahkemesi önünde yeni bir hukuk mücadelesinin kapısını aralıyor. Pike'ın avukatlarının, yeniden infaz girişiminin ABD Anayasası'nın “zalimce ve olağandışı cezaları” yasaklayan Sekizinci Ek Maddesi'nin açık bir ihlali olacağını savunması bekleniyor.

Hukuk uzmanları, Pike'ın ölümcül ilaçlar verilmesine rağmen hayatta kalmasının, savunma ekibine cezanın müebbet hapse çevrilmesini talep etmek için hukuki dayanak sağlayabileceğini belirtiyor. Savunma, daha önceki ABD yargı kararlarına dayanarak ikinci bir infaz girişiminin insanın fiziksel ve psikolojik dayanma sınırlarını aşan bir işkence teşkil edeceğini ileri sürebilir.

Toplumda yankı: Mahkûmun akıbeti tartışılıyor

Nashville'den gelen haberler ABD kamuoyunda farklı tepkilere yol açtı. Uluslararası insan hakları kuruluşları ve idam cezası karşıtı aktivistler, Tennessee'de 200 yılı aşkın süredir bu cezayla karşı karşıya kalan ilk kadın olan Pike'ın yaşadıklarının ölümcül iğne yönteminin insanlık dışı ve keyfi olduğunun kesin kanıtı olduğunu savundu.

scdvgr
1995'te öldürülen Colleen Slemmer'in fotoğrafları, 30 Eylül 2026 Çarşamba günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'nin önünde, Krista Pike'ın planlanan infazı öncesinde sergilendi (Associated Press)

Buna karşılık, kurban Colleen Slemmer'ın ailesi gelişme karşısında büyük bir şok ve hayal kırıklığı yaşadı. Aile, 1995'ten bu yana devam eden davanın sona ermesini beklerken kendisini yeni bir “ertelenmiş adalet” süreciyle karşı karşıya buldu. Pike'ın eyalet hastanesindeki sağlık ve hukuk durumunun nasıl sonuçlanacağı ise belirsizliğini koruyor.

30 yıl önce işlenen korkunç cinayetin gölgesi

1995 yılına uzanan dava, olayın ayrıntılarının vahşeti ve hem failin hem de kurbanın genç yaşı nedeniyle uzun süre ABD kamuoyunun gündeminde kaldı.

O dönemde 18 yaşında olan ve Knoxville kentindeki bir mesleki eğitim merkezinde öğrenim gören Krista Pike, yoğun kıskançlık ve kişisel anlaşmazlıklar nedeniyle erkek arkadaşının yardımıyla 19 yaşındaki sınıf arkadaşı Colleen Slemmer'ı Tennessee Üniversitesi kampüsünün tenha bir bölgesine götürdü.

Burada Slemmer'a yaklaşık yarım saat boyunca işkence edildi ve vücuduna tuhaf semboller kazındı. Pike daha sonra kurbanını başına aldığı darbelerle öldürdü. Pike'ın ayrıca kurbanın kafatasından bir parçayı “hatıra” olarak sakladığı belirtildi.

Pike hakkında 1996'da idam cezası verildi. Böylece o dönemde ABD'de idam sırası bekleyen en genç kadın ve Tennessee'nin idam koğuşundaki tek kadın mahkûm oldu.

Pike'ın suçunu erken dönemde kabul etmesine rağmen savunma ekibi, onlarca yıl süren kapsamlı bir hukuk mücadelesi yürüttü. Avukatlar, 1996'da verilen kararda Pike'ın trajik geçmişinin yeterince değerlendirilmediğini savundu.

sdfrgt
Knoxville kentinde Mart 1996'da hakkında idam cezası verildikten sonra ağlayan Krista Pike'ı gösteren televizyon görüntüsü (Associated Press)

Pike'ın çocukluğunda fiziksel ve cinsel saldırılara defalarca maruz kaldığını, ayrıca suçun işlendiği dönemde tedavi edilmemiş ağır psikolojik ve ruhsal sorunlar yaşadığını belirten avukatlar, 18 yaşındaki bir kişinin beyninin gelişimini henüz tamamlamadığını ileri sürdü.

Savunma ekibi, bugün 50 yaşında ve pişmanlık duyan Pike'ın, 30 yıl önce cinayeti işleyen ağır travmalar yaşamış genç kadından tamamen farklı olduğunu savundu.


Fransa üç zorlukla karşı karşıya: durgun bir ekonomi, borçlar ve öfkeli halk

Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
TT

Fransa üç zorlukla karşı karşıya: durgun bir ekonomi, borçlar ve öfkeli halk

Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)

Büyümesi neredeyse duran bir ekonomi, borçların tükettiği kamu maliyesi ve protesto dilini yeniden benimseyen sokaklarla karşı karşıya olan Fransa, son derece karmaşık bir denklem içinde. Hükümet, ücretler, satın alma gücü ve kamu hizmetlerine ilişkin talepleri yatıştırmak zorunda bulunurken aynı zamanda harcamaları milyarlarca euro azaltması öngörülen kemer sıkma bütçesine hazırlanıyor. Ülkenin cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşması da her türlü ekonomik kararı daha hassas hale getiriyor.

Fransa ekonomisinin bu yılki performansı incelendiğinde olumlu göstergelere rastlamak kolay değil. Resmi veriler, ülkenin karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Sahada ise 29 Eylül’de yeni bir gösteri ve grev dalgası başladı. Yaz aylarında çıkan yangınlarla mücadelede kritik rol oynayan itfaiyecilerin yürüyüş ve toplantılarıyla başlayan eylemlere, sendikaların çağrıları üzerine kamu çalışanları, ardından da eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden devlet liselerindeki öğrenciler katıldı. Talepler listesinin bununla sınırlı kalması beklenmiyor.

Sendikalar, 17 Ekim’de hayat pahalılığı ve satın alma gücündeki gerilemeye karşı düzenlenecek protestolarla eylemlerini tırmandırmayı planlıyor. Eylemlerde ayrıca, genel ücret artışı, okullar ve hastanelere ayrılan bütçelerin artırılması, daha fazla personel istihdam edilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talep edilecek. Buna paralel olarak Sarı Yelekliler hareketinden aktivistler de enerji ürünlerindeki fiyat artışlarını protesto etmek, fiyatların dondurulmasını ve sektörde faaliyet gösteren şirketlere daha yüksek vergiler uygulanmasını talep etmek amacıyla yeniden sokaklara ve kavşaklara çıkmaya hazırlanıyor.

cdfrgty
Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, 2027 yılı bütçesinin kabul edilmesinde büyük zorluklarla karşılaşacak. (Reuters)

Bu hareketlilik, Fransa’nın 2018 ve 2019 yıllarında Sarı Yelekliler adı altında yaşadığı protesto dalgasını hatırlatıyor. Söz konusu gösteriler bazı aşamalarda güvenlik güçleriyle çatışmaların yanı sıra şiddet olayları, yangınlar ve mülklerin tahrip edilmesine dönüşmüştü. O döneme ait görüntüler Fransız kamuoyunun hafızasındaki yerini korurken, mevcut ekonomik ve mali baskıların gölgesinde protestoların yeniden başlaması ülkede sürece ilişkin hassasiyeti artırıyor.

Güçsüz bir hükümet

Toplumsal taleplerin genişlemesi karşısında Sebastien Lecornu hükümeti, bu taleplere yanıt verebilmek için dar bir hareket alanına sahip. Hükümet ayrıca protesto dalgasının, 2027 ilkbaharında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki siyasi hareketlilikle kesişmesinden endişe ediyor.

Bu gelişmeler, enflasyonun yeniden ivme kazandığı bir döneme denk geliyor. Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE), Fransa’da enflasyon oranının ağustostaki yüzde 2,6’dan eylülde yüzde 3,4’e yükseldiğini açıkladı. Fiyatlardaki artış, özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere haneler üzerindeki baskıyı artırırken satın alma gücünün de erimesine yol açıyor.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış karşısında hükümet, benzin ve motorin fiyatlarındaki yükselişten etkilenenlere mali yardım sağlama yoluna giderken doğal gaz ve elektrik fiyatlarından kaynaklanan baskılar da devam etti.

Buna karşılık hükümet, 2027 bütçe tasarısını perşembe günü sunmaya hazırlanıyor. Bütçenin kemer sıkma ve harcamaların azaltılması yönünde şekillenmesi beklenirken, bu durum yeni mali tedbirlerin protestocuların dile getirdiği taleplerin büyük bölümünü karşılamasını zorlaştırıyor.

Hükümet, harcamaları azaltarak ve gereksiz olduğunu değerlendirdiği kalemleri gözden geçirerek 54 milyar euro tasarruf sağlamayı hedefliyor. Önerilen tedbirler arasında emekli maaşlarına ilişkin düzenlemeler de bulunuyor.

cdvfgbhycdvgth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, dün gerçekleşen ikili görüşme sırasında (EPA)

Finansman ihtiyacı, Fransa kamu maliyesinin karşı karşıya olduğu baskının boyutunu ortaya koyuyor. Hükümet kaynaklarına göre Paris, 2027’de yaklaşık 340 milyar euro borçlanmaya hazırlanırken ülkenin borcu 3,6 trilyon avroya yaklaşıyor. Bu rakam, mart sonundaki seviyenin yaklaşık 60 milyar euro üzerinde bulunuyor.

Bu tablo, hükümeti zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Kamu maliyesinin mevcut durumu harcamaların azaltılmasını gerektirirken toplumsal baskıların kontrol altına alınması gerekiyor. Seçimlerin yaklaşması ise ücretler, kamu hizmetleri ve sosyal harcamalara ilişkin kararların siyasi hassasiyetini daha da artırıyor.

Borç maliyeti baskıyı artırıyor

Büyümenin zayıf seyretmesi ve kamu maliyesinin kötüleşmesi, Fransa’nın piyasalardan borçlanma maliyetini artırıyor. Bazı tahvil getirileri yaklaşık yüzde 4,8’e ulaşırken, Fransız ekonomisinin 2026’da yalnızca yaklaşık yüzde 0,05 büyümesi bekleniyor. Bu oran, Avrupa Birliği’ndeki (AB) en düşük büyüme oranlarından biri olacak.

Buna karşılık ülkenin borçluluğu gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 119’una ulaşmış durumda. Bu oran, AB kurallarında belirlenen yüzde 60’lık tavanın oldukça üzerinde bulunuyor. Borç servisinin maliyeti de artarken, faiz ödemelerinin bu yılın sonunda yaklaşık 79 milyar euroya ulaşması bekleniyor.

Mevcut durum ile 2019-2021 yılları arasında Fransız borç piyasalarında yaşanan tablo arasındaki değişim dikkat çekiyor. O dönemde bazı Fransız devlet tahvillerinin getirileri negatif seviyelere gerilemişti. Bu ortam, Paris’in son derece düşük maliyetlerle borçlanmasına imkan sağlarken, yatırımcılar bazı durumlarda Fransız tahvillerini ellerinde tutmak karşılığında negatif getiriyi kabul ediyordu.

Bugün ise Fransa’nın borçlanma maliyeti, geçmişte borç piyasalarında daha fazla baskıyla karşı karşıya kalan Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi bazı Avrupa ekonomilerinde kaydedilen seviyelerin üzerine çıkmış durumda. Fransız ve Alman tahvillerinin getirileri arasındaki fark da 1,2 puanın üzerine çıkarak yatırımcıların Fransa’yı finanse etmek için talep ettiği risk priminin yükseldiğine işaret ediyor.

Borçların artmaya ve büyümenin zayıf kalmaya devam etmesiyle Fransız kamu maliyesinin faiz oranlarına duyarlılığı da artıyor. Borçlanma maliyeti yükseldikçe bütçeden borç servisine ayrılan pay büyüyor ve bu durum kamu hizmetleri, sosyal politikalar ve yatırımlara yönelik harcamalar için mevcut alanı daraltıyor.

2027 yılı bütçesinin kabul edilmesindeki zorluklar

Fransa bütçesinin karşı karşıya olduğu baskılar, 2026’da enerji krizinin maliyeti yaklaşık 9 milyar euro artırmasından bağımsız değerlendirilemiyor. Yakın gelecekte bu baskıların hafifleyeceğine ilişkin de herhangi bir işaret bulunmuyor. Lecornu’nun, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması ve buna bağlı siyasi hesapların artması nedeniyle 2027 bütçe tasarısını parlamentodan, özellikle de Ulusal Meclis’ten geçirme konusunda zorlu bir süreçle karşılaşması bekleniyor.

hyt6jk8
Paris’te genel greve katılan göstericiler (EPA)

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyasi gruplar, kemer sıkma politikası içeren herhangi bir bütçenin kendi seçmen tabanları üzerindeki etkilerini dikkate alma konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya kalabilir. Bu durum, zorlu müzakerelerin ve parlamentoda birbiriyle çelişen taleplerin önünü açabilir. Geçen yıl yaşananlar da bu açıdan önem taşıyor. İki hükümet, 2026 bütçesini geçirmek için gerekli çoğunluğu sağlayamamalarının ardından düşmüş, bu durum Lecornu’yu bütçenin kabulü için gereken desteği sağlamak amacıyla Sosyalist Parti milletvekillerine taviz vermeye yöneltmişti.

Büyük bir ekonomi ve siyasi ağırlık

Mali baskılara rağmen Fransa ekonomisi, Avrupa ve küresel ölçekte önemli bir ağırlığını koruyor. Dünya Bankası’nın 2025 verilerine göre Fransa, GSYİH büyüklüğü bakımından AB ekonomileri arasında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. Fransa’nın GSYİH’si yaklaşık 3,366 trilyon dolar olurken, Almanya’nın GSYİH’si 5,051 trilyon dolar olarak kaydedildi. Daha geniş Avrupa ölçeğinde ise Fransa, yaklaşık 4,003 trilyon dolarlık GSYİH’ye sahip İngiltere’nin ardından Almanya ve İngiltere’nin gerisinde üçüncü sırada bulunuyor.

Aynı verilere göre Fransa, dünya genelinde GSYİH büyüklüğü açısından ABD, Çin, Almanya, Japonya, Hindistan ve İngiltere’nin ardından yedinci sırada yer alıyor. Ekonomik ağırlığının yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olması ve nükleer kapasitesi, Fransa’ya yalnızca ekonomik büyüklüğünün yansıttığının ötesinde siyasi nüfuz sağlıyor.

Ancak mevcut mali ve ekonomik baskılar, Fransa’nın AB içindeki bu ağırlığını korumasını zorlaştırabilir. Fransa ve Almanya, onlarca yıldır Avrupa bütünleşme sürecinin ilerletilmesinde başlıca eksenlerden birini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ikinci döneminin 2027 ilkbaharında sona yaklaşmasıyla birlikte, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi Fransız ekonomi ve maliye politikaları açısından daha da önem kazanıyor. Bu dönemde başta Ulusal Birlik (RN) olmak üzere milliyetçi sağın yükselişi, maliye ve ekonomi politikaları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda değişim ihtimalini gündeme getiriyor.