"Dört Büyükler" 9 ayda 841 milyon lira zarar etti

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri, KAP'a yaptıkları açıklamada finansal tabloları yayınladı / Fotoğraf: Pixabay
Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri, KAP'a yaptıkları açıklamada finansal tabloları yayınladı / Fotoğraf: Pixabay
TT

"Dört Büyükler" 9 ayda 841 milyon lira zarar etti

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri, KAP'a yaptıkları açıklamada finansal tabloları yayınladı / Fotoğraf: Pixabay
Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri, KAP'a yaptıkları açıklamada finansal tabloları yayınladı / Fotoğraf: Pixabay

Süper Lig'de şampiyonluk yaşayan ve "Dört Büyükler" olarak adlandırılan Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) 9 aylık bilançolarını açıkladı.
Geçen ay Bankalar Birliği ile 8,4 milyar liralık yapılandırma anlaşması imzalayan ve borçlarını 9 buçuk yıla yayan kulüplerin, 9 aylık süreçte 841 milyon lira zarar ettikleri yapılan bildirimlerin ardından göz önüne serildi.
Galatasaray, 9 aylık süreçte toplam 321 milyon 291 bin 213 lira ile rakipleri arasında en fazla zarar eden takım oldu.
Sarı-kırmızılılar, 1 Haziran 2019-28 Şubat 2020 dönemini 3 milyon 973 bin 707 lira kar ile kapatmıştı.
277 milyon 738 bin 491 lira zarar açıklayan Süper Lig'in lideri Beşiktaş'ın da 1 Haziran 2019-29 Şubat 2020 arasında döneme göre zararını artırdığı görüldü.
Siyah-beyazlılar, söz konusu süreci 246 milyon 175 bin 201 lira zararla kapatmıştı.
141 milyon 813 bin 325 lira zarar eden Trabzonspor, listenin üçüncü sırasında yer aldı. 1 Haziran 2019-29 Şubat 2019 döneminde 52 milyon 775 bin 908 lira zarar açıklayan bordo-mavililerin de borcunu artırdığı görüldü.

Fenerbahçe en az zarar eden takım oldu
Söz konusu süreci en az zararla atlatan ise Fenerbahçe olsa da İstanbul temsilcisinin geçen yıla göre borcunun yükseldiği gözlemlendi.
1 Haziran 2020-28 Şubat 2021 döneminde 102 milyon 429 bin 627 lira zarar ederek rakiplerinden ayrılan sarı-lacivertliler, geçen dönem ise 36 milyon 709 bin 732 lira zarar açıklamıştı.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında 1 yılı aşan süreçte mevcut ekonomik problemleri daha da artan kulüpler, geçen aylarda gerçekleştirilen Bankalar Birliği anlaşması ile bir nebze olsun rahat nefes alırken, mevcut finansal tablolara bakıldığında 8 milyar liralık kredi geri ödemesinin nasıl gerçekleştirileceği de akıllarda başka bir soru işareti bıraktı.
"Dört Büyükler"in Bankalar Birliği ile 8,4 milyar liralık Finansal Yeniden Yapılandırma sözleşmesi geçen ay imzalanmıştı.
Anlaşmaya göre kulüpler, Kovid-19 salgını nedeniyle geçirdiği bir yıllık ödemesiz dönemden sonra 1 buçuk yıl daha bankalara herhangi bir ödeme yapmayacak.
Sonraki dönemlerde ise gelir performansına dayalı 9 buçuk yıllık bir finansman modeli hayata geçirilecek.
Futbol ekonomisti Tuğrul Akşar, "Dört Büyükler"in mevcut finansal durumlarını ve Bankalar Birliği ile yapılan borç yapılandırma anlaşmasının uzun vadeli etkilerini Independent Türkçe için yorumladı.

Akşar: Dört kulübün mali yapısı teknik anlamda iflas durumundadır
Futbol kulüplerinin gelirlerinin pandeminin de etkisiyle yüzde 30-35 oranın düştüğünü, buna karşılık ise takımların giderlerinin aynı seviyelerde kaldığını hatırlatan Akşar, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Giderler düşmediği için gelir-gider farkı açıldı ve o nedenle borçlanma arttı. Borçlanma artınca faiz maliyetlerinin yüksekliği ve döviz kurlarının da yukarı yönlü olması nedeniyle zararlar arttı."
Spor kulüplerinin gelirlerde yaşadığı büyük düşüşe dikkat çeken Akşar, "Naklen yayın, maç günü gelirleri diğer kazançlarda önemli düşüş var. Kadro maliyetlerini de aşağı çekemediler. Gelirler azalırken giderlerin sabit kalması, kulüplerin ilave para ihtiyaçlarını gündeme getirdi. Bunu da bankacılık sektöründen borçlanarak karşılamaya çalıştılar. Burada finans maliyetleri yüksek olduğu için zararları arttı maalesef" yorumunu yaptı.

Tuğrul Akşar 

"Kulüpler, dört buçuk yıllık gelirlerini faiz olarak ödeyecekler"
futbolekonomi.com'da yer alan verilere göre "Dört Büyükler"in toplam borçları 2020 yıl sonu finansallarına göre 14 milyar lira, mali kesime olan finansal borçları ise 8,45 milyar liraya ulaşmış durumda.
Kulüplerin pandemi öncesi toplam gelirleri ise 2,1 milyar lira olarak gerçekleşti. Dört kulübün birikimli zararları 3,9 milyar lira iken, özkaynak açıklarınınsa 2,3 milyar liraya kadar yükseldiği görüldü. 
Kulüplerin 30 Kasım 2019-30 Kasım 2020 dönemine ait yıllık zararları toplamı ise 535,9 milyon lira olarak gerçekleşti.
Tuğrul Akşar'a "Dört Büyükler"in geçen ay Bankalar Birliği ile yaptığı 8,4 milyar liralık kredi anlaşmasının uzun vadede kulüplere fayda sağlayıp sağlamayacağını sordum.
Eldeki veriler ışığında değerlendirme yapılmasının şart olduğundan bahseden Akşar, Bankalar Birliği'nden sağlanacak 8,4 milyar liralık krediyle kulüplerin dört buçuk yıllık gelirlerini faiz olarak ödeyeceklerine dikkati çekti:
"Dört kulübün bu faizi bankalara hangi dönemlerde ödeyecekleri kamuoyuna açıklanmadığı için, teamüle uygun olarak altı ayda bir faiz ödemesi yapılacağını varsayarsak, dokuzuncu yılın sonunda dört kulübün bankalara ödeyecekleri toplam faiz tutarı tahmini yüzde 20 faiz oranı üzerinden 9,35 milyar lira; Tahmini yüzde 17 faiz oranı üzerinden de 7,94 milyar lira olacaktır. Buna göre kulüpler mevcut gelirlerinin 4 buçuk katı kadar faiz ödemek yükü altına girmiş olacaklardır ya da bir başka ifadeyle dört buçuk yıllık gelirlerini faiz olarak ödeyeceklerdir. Dört kulüp kredi vadesi boyunca bankalara 8 buçuk milyar lira anapara ve yaklaşık 8-9 milyar lira da faiz ödemesi olmak üzere toplam 16-17 buçuk milyar lira ödeme gerçekleştirecekler."

"Kulüplerin mali yapılarında çözüm bekleyen önemli sorunlar var"
Bankalar Birliği ile yapılan anlaşma ile finansal yükümlülüklerini yerine getiremeyen kulüplere bir nefes alma imkanı yaratıldığını aktaran Akşar, takımların yapısal problemleri bulunduğuna aktararak, şu uyarıyı yaptı:
Borçların yeniden yapılandırılması, sorunun iki yıl daha ötelenmesi anlamına geliyor. Bundan önceki borç yapılandırmada da aynı konuları gündeme getirmiş ve bu kulüplerin faiz kaynaklı borçlarının daha da artacağını ifade etmiştim, aynen de öyle oldu. Kulüplerin finansal yükümlülükleri daha da arttı. Kulüplerin mali yapılarında çözüm bekleyen önemli sorunlar var. Özkaynak açıkları gelirlerinin bir buçuk katına, birikimli zararlarıysa iki katına ulaşmış durumda. Faaliyetlerinden kar edemedikleri için sürekli borçlanmak durumunda kalan, sürekli bütçe açığı veren, gelirleri pandeminin de etkisiyle yüzde 35 daha gerileyen kulüplerin finansal dengeleri yitmiş durumda. 
"Sağlıklı ve dengeli bir mali yapıya sahip olmayan kulüplerde, tekrar finansal dengeyi sağlamak mümkün değildir" diyen Akşar, yapılan anlaşma ile finansal borçların daha da artacağına dikkat çekerek, "Artan faiz yükü nedeniyle borçlar döndürülemez, günü gelen taksit ve ana para ödemeleri yapılamaz noktaya gelecektir... Diğer faaliyet giderlerini de eklediğinizde, bu dört kulübün toplam gelirleri faaliyet ve finansman giderlerini karşılayabilecek yetenekte değildir. Doğal olarak şunu şimdiden söyleyebilirim: 2 yılın sonunda bu kulüpler bu yapılandırmadan gelen 2 yıl anapara ödemesiz dönemin faiz yükünü bile ödeyemeyeceklerdir" ifadelerini kullandı.

"Dört kulübün mali yapısı teknik anlamda iflas durumundadır"
Kulüplerin finansal anlamdaki kredibilitelerini "erozyona uğramış" olarak nitelendiren Akşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ticari ve ekonomik anlamda gelirleri erimiş, finansal yükümlülüklerini yerine getiremeyen bu kulüplerin başkaca bir finansal hamleleri de kalmamıştır. Sıcak para arayışı içinde olan bir mali yapının yangınını ancak bu şekilde söndürmeye çalışıyorlar. Ama bu müdahale ile yangın sönmüyor, sönmüş gibi görünüyor. Bu şartlarda bir mali yapının kredilendirilmesi teknik olarak çok uygun olmamakla birlikte, siyasetin de yönlendirmesiyle bu yapılandırma gerçekleştirilmiştir. Çünkü, bu dört kulübün mali yapısı teknik anlamda Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 376. maddesine göre teknik iflas durumundadır. Özkaynakların üçte ikisini yitirmiş durumdalar ve bu özkaynak açığını giderememektedirler. Ne var ki, söz konusu mali yapıların spor sektöründe olması, sahip oldukları popülarite ve yaygın taraftar tabanı,  TTK'nın 376.maddesinin  çalıştırılmamasına neden oluyor. 

"Günü kurtaran çözümlerle kulüplerin borç sorunları çözülemez"
Dört Büyükler'in TTK 376. maddesine göre "Teknik İflas"ta olduklarını öne süren Akşar, görüşünü şu sözlerle destekledi:
Dört kulüpten üçünün toplam varlıkları, toplam borçlarını karşılamaya yetmediğinden, kulüplerin net borçlu bir mali yapıya sahip olduğu görülüyor. Dört kulübün birikimli zararları nedeniyle özkaynaklarının aşırı derecede eriyerek, pasif açığına neden olduğu anlaşılıyor. Hepsi şirket olan bu kulüplerin net işletme sermayelerinin kısa vadeli yükümlülüklerini karşılayamadığı gözlemleniyor. Toplam gelirleri, borçlarını karşılamaya yetmiyor; bu nedenle yoğun olarak borçlanmaya yöneliyorlar. Faaliyetlerinden kar yaratmakta zorlanan bu kulüpler, sürdürülebilir bir mali yapıyı olanaklı kılacak bilanço karı oluşturamıyorlar. Dört kulüp özkaynaklarının önemli bir kısmını yitirmiş olmaları nedeniyle, acil sermaye artırımı yapmak zorundadırlar. Aksi halde, TTK hükümlerine göre söz konusu kulüpler teknik iflas durumuna gelmişlerdir. Sonuç itibariyle, yapısal sorunlara yönelik stratejik bir yaklaşıma yönelmeksizin, günü kurtaran çözümlerle kulüplerin borç sorunları çözülemez. 

Independent Türkçe



Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Floyd Mayweather'ın Mike Tyson'la yapması planlanan maç, farklı bir "Demir Mike"ın Mayweather'ın bir sonraki rakibi olacağını iddia etmesiyle belirsizliğe girdi.

Eylülde Mayweather'ın 2026 baharında Tyson'la ringe çıkacağı ve iki Amerikalı boks efsanesinin gösteri maçında karşı karşıya geleceği duyurulmuştu.

O zamanlar tarih veya yer teyit edilmemiş olsa da 59 yaşındaki Tyson daha sonra maçın martta Afrika'da yapılacağını iddia etmişti.

Şimdiyse eski kickboks şampiyonu Mike Zambidis'in sosyal medyada Mayweather'la bir maçın tanıtımını yapmasıyla durum karıştı.

Zambidis, Instagram'da maçın tarihini 27 Haziran ve mekanını memleketi Yunanistan'ın başkenti Atina'daki Oaka Arena olarak belirten bir poster paylaştı.

Poster ayrıca etkinliğin "dünya çapında canlı yayımlanacağını" da ima ediyordu ancak yayıncı açıklanmadı. Organizatörler Mayweather Promotions, Zambidis Club ve Front Row Fight Series olarak listelendi.

Zambidis gönderide "Tarih yazılmak üzere" ifadesini kullanırken, Mayweather henüz posteri veya böyle bir dövüşle ilgili herhangi bir detayı paylaşmadı.

dvfgt
Mike Zambidis (sağda), sosyal medyada Floyd Mayweather'la dövüşünün tanıtımını yaptı (@ironmikezambidisofficial/Instagram)

48 yaşındaki boksör, en son Ağustos 2024'te John Gotti III'le bir gösteri maçında karşı karşıya gelmişti. Bu maç, 5 sıkletteki eski dünya şampiyonunun 2017'de profesyonel boks kariyerini sonlandırdıktan sonra çıktığı çok sayıda gösteri maçından biriydi.

Öte yandan 45 yaşındaki Zambidis kickboksta birden fazla şampiyonluğa sahip. Son kickboks maçı, Mayweather'la olası karşılaşmasından tam 11 yıl önce, 27 Haziran 2015'teydi.

Zambidis'in bu paylaşımının Mayweather-Tyson karşılaşması için ne anlama geldiği belirsiz. Bu maçın Tyson'ın YouTuber Jake Paul tarafından profesyonel müsabakada puanla yenilmesinden yaklaşık 18 ay sonra gerçekleşmesi planlanıyordu.

Mayweather'ın adı ayrıca 2015'te tüm zamanların en kazançlı boks maçında puanla yendiği rakibi Manny Pacquiao'yla rövanş maçı için de geçiyor.

Independent Türkçe


Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
TT

Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu hafta buz üstünde milimetrik hesaplarla yapılan bir mücadele olan Curling'i inceliyoruz.

Curling, buz üzerinde oynanan takım sporları arasında en farklılarından biri. Bu sporda karşı karşıya gelen iki takım, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki taşları, buz yüzeyinde belli bir hedefe en yakın olacak biçimde yerleştirmeye çalışıyor.

Her takımda 4 oyuncu var ve her oyuncu belirli bir sırayla taşı kaydırıyor. Amaç, bu taşları "ev" adı verilen çemberin merkezine ulaştırmak.

Oyun boyunca en yakın taşların sayısı kadar puan alınıyor ve toplamda en çok puanı toplayan takım maçı kazanıyor.

Curling, özel olarak hazırlanmış bir buz pistinde oynanıyor. Pistler genellikle 45 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde.

Ev, içi boyalı dairelerden oluşuyor ve puanlar, taşların merkeze olan uzaklığına göre hesaplanıyor. Buz, üzerine su püskürtülerek pürüzlü hale getiriliyor. Bu taşın pist üzerinde daha kontrollü kaymasını sağlıyor.

Oyun, her iki takımın da taşlarını sırayla gönderdiği "end"ler üzerinden ilerliyor. Bir end, her takımın belirlenmiş sayıda taşı hedefe göndermesiyle tamamlanıyor.

Karşılaşmalar genellikle 10 end sürüyor. Ancak bazı kulüp ve turnuva formatlarında 8 endlik maçlar da var. Her end sonunda en yakın taşı olan takım puan alıyor.

Kökeni 16. yüzyıla uzanan Curling, İskoçya'nın donmuş göletlerinde oynanan bir oyun olarak doğdu.

İskoç göçmenlerin Kuzey Amerika'ya taşıdığı bu oyun, zaman içinde standartlaşarak uluslararası bir spor haline geldi.

Günümüzde kış olimpiyatlarında ve dünya şampiyonlarında düzenli olarak müsabakalar gerçekleştiriliyor. 

Curling eşsiz bir strateji oyunu çünkü taşları hedefe yaklaştırırken rakibin taşlarını da engellemek veya dışarı atmak gerek. Bu nedenle spor bazen "buz üzerinde satranç" diye anılıyor.

Her oyuncunun nişan alması, taşın hızını ve yönünü doğru hesaplaması gerek çünkü pist üzerinde minik eğimler ve buz yüzeyinin pürüzlü yapısı taşın rotasını etkiliyor.

Taşlar hafifçe döndürülerek, yani "curl" yapılarak atılıyor, sporun adı da buradan geliyor.

Takımların her oyuncusu genellikle iki taş atıyor ve takım sırasıyla lead, second, third ve skip pozisyonlarına göre atış yapıyor. Takımın kaptanı olan skip, hem stratejiyi belirliyor hem de genellikle son taşları atıyor. Bir takımın her taşla yaptığı hamle, o endin sonucunu doğrudan etkiliyor.

Curling stratejisinin önemli bir parçası da "süpürme" tekniği. Taş buz üzerinde kayarken diğer oyuncular pistin yüzeyini süpürüyor. Bu süpürme, buz yüzeyinin pürüzlü tabakasını geçici olarak ısıtarak taşın daha uzun mesafe gitmesini sağlıyor. Ayrıca süpürme işlemi, taşın rotasını daha düz tutmak veya istenen eğriliği azaltmak için de kullanılıyor.

Bu kontrollü buz ısıtma ve temizleme, takımların taşın hedefe daha doğru ve hızlı ulaşmasını sağlıyor.

Süpürme ekipmanları da dikkatle düzenleniyor. Modern süpürge başlıkları sentetik malzemelerden yapılırken, sadece onaylı modeller yarışlarda kullanılabiliyor. 2010'ların ortalarında bu konuda bir tartışma yaşanmış ve yeni başlık teknolojilerinin oyunu fazla etkilemesi sonucu kurallarda standardizasyon getirilmişti.

Bu da süpürmenin sadece taktiksel değil aynı zamanda kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini gösteriyor.

Curling maçlarında kullanılan taşlar, özel granit türünden üretilir ve her biri yaklaşık 20 kilogram ağırlığında. Bu taşlara sap takılır; takımlar genellikle kırmızı ya da sarı sap renkleriyle kendi taşlarını ayırt eder. Buz üzerinde taşın bırakılma anı, kullanılan teknik ve rakip süpürme performansı taşın son konumunu belirler.

Oyunun içinde pek çok özel terim de var. Mesela "hog line" adı verilen çizgiyi geçmeden taş pistte kabul edilmiyor.

Bunun gibi kurallar oyunun stratejik yönünü güçlendiriyor. Aynı zamanda "blank end" denen, end sonunda hiç puan kazanmayan durum da var; bu durumda avantaj bir sonraki enddeki son taşı atma hakkıyla devam ediyor.

Bugün curling Kanada, İskoçya, İsveç gibi ülkelerde güçlü oyuncularıyla dikkat çekiyor ve bunun yanısıra dünya genelinde yaygınlaşma çabaları da sürüyor.

Curling'in farklı versiyonları da var. 4 kişilik takımların yanı sıra, iki oyunculu karışık çiftler gibi formatlar da yarış programlarında yer alıyor. Ayrıca tekerlekli sandalye curling gibi engelli sporcular için uyarlanmış formatlar da bulunuyor; burada süpürme yapılmıyor ve taşlar farklı yöntemlerle atılıyor.

Bu spor izleyenlere hem fiziksel beceri hem de stratejik derinlik sunuyor. Taşları hedefe yaklaştırmak için yapılan hesaplamalar, süpürme taktikleri ve takım koordinasyonu, curling'i buzun üzerinde farklı bir savaş haline getiriyor. Curling izlenebilirliği yüksek, düşünce ve beceri birleşimini sunan özgün bir kış sporu olarak her sezon heyecan yaratıyor.

Kaynaklar: World Curling, NBC, Olympics


Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
TT

Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu haftaki konumuz sürat pateni. 

Sürat pateninde amaç, buz üzerindeki en hızlı sporcu veya takım olmak. Patenleriyle oval pistte kayan sporcular, rakiplerinden çok kronometreyle yarışıyor.

Dışarıdan bakıldığında basit görünen bu spor, işin içine girildiğinde ciddi bir teknik bilgi, güçlü bacaklar ve yüksek konsantrasyon gerektiriyor. Küçük bir denge kaybı ya da geç bir hamle, saniyenin onda biriyle ölçülen kritik farklara yol açıyor.

Yarışlar genellikle 400 metrelik standart bir buz pistinde yapılıyor. Oval pistte iki düzlük ve iki dönüş var. Sporcular pistte ikili gruplar halinde start alıyor. Aynı anda piste çıkan iki patenci birbirine rakip gibi görünse de asıl mücadele zamana karşı veriliyor. Günün sonunda en iyi süreyi yapan sporcu kazanıyor.

Sürat pateninin kökleri epey eskiye dayanıyor. Donmuş göller ve kanallar üzerinde kayarak yol alan Kuzey Avrupa halkları, bu hareketi zamanla yarışa dönüştürüyor.

Özellikle Hollanda, sürat pateninin gelişiminde önemli rol oynuyor. 19. yüzyılın sonlarında kurallar netleşiyor, uluslararası yarışlar düzenlenmeye başlıyor. 

Bu sporda kullanılanlar, günlük buz patenlerinden son derece farklı. Bıçaklar daha uzun ve neredeyse tamamen düz bir yapıya sahip.

Bu sayede patenci buzla daha uzun süre temas ediyor ve her itişte daha fazla hız üretiyor. Modern sürat patenlerinde kullanılan "clap skate" sistemiyse bıçağın topuktan ayrılmasına izin veriyor. Bu mekanizma, itiş sırasında gücün daha verimli aktarılmasını sağlıyor.

Sporcular yarış boyunca alçak bir pozisyonda kayıyor. Dizler kırık, gövde öne eğik, kollar çoğu zaman sırtın arkasında kilitli. Bu duruş, hava direncini azaltıyor ve hızın korunmasını sağlıyor.

Ancak bu pozisyonu dakikalar boyunca koruyabilmek için ciddi bir bacak gücü ve kondisyon gerek.

Sürat pateninde farklı mesafeler var ve her mesafe ayrı bir yaklaşım gerektiriyor.

500 ve 1000 metre gibi kısa yarışlarda patlayıcı çıkış ve ilk saniyeler büyük önem taşıyor. 5 bin ve 10 bin metre gibi uzun mesafelerdeyse tempo kontrolü, nefes düzeni ve doğru çizgi seçimi öne çıkıyor. Sporcular yarış boyunca hızlarını bilinçli şekilde ayarlıyor ve son turlara enerjilerini saklıyor.

Kısa pist patencileri genellikle saatte yaklaşık 48 km hıza ulaşırlarken, uzun pist sporcuları ortalama 56 km'de seyrediyor.

Takım takip yarışları, sürat pateninin en dikkat çekici formatlarından biri. Bu yarışlarda üç patenciden oluşan takımlar piste birlikte çıkıyor. Amaç, takımın üçüncü sporcusunun bitiş çizgisini geçtiği anda elde edilen süreyi en iyi seviyeye taşımak. Sporcular dönüşümlü olarak öne geçiyor, rüzgar direncini paylaşıyor ve birlikte bir ritim yakalamaya çalışıyor.

Bir diğer ilgi çekici formatsa toplu start. Bu yarışta sporcular aynı anda start alıyor ve doğrudan birbirleriyle mücadele ediyor. Sprint puanları, pozisyon savaşları ve son turdaki ataklar, bu disiplini izleyici açısından epey heyecanlı hale getiriyor. Klasik sürat pateninden farklı olarak burada taktik ve anlık kararlar çok daha belirleyici oluyor.

Yarışlar sıkı kurallarla yönetiliyor. Sporcuların pist değişim noktalarında çizgilere uyması gerekiyor. İç hattaki patenci her zaman öncelikli sayılıyor ve dış hattan gelen sporcu geçiş sırasında dikkatli davranmak zorunda kalıyor. Kurallara aykırı bir hamle, zaman cezası ya da diskalifiyeyle sonuçlanabiliyor. Bu da sporcuları hem hızlı hem kontrollü olmaya zorluyor.

Uluslararası sürat pateni organizasyonlarını Uluslararası Buz Pateni Federasyonu düzenliyor. Dünya Kupası etapları sezon boyunca farklı ülkelerde yapılıyor ve sporcular genel klasman puanları için mücadele ediyor. Sezonun zirvesiyse 5 ayaktan oluşan Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları oluyor. Milano–Cortina 2026 Kış Olimpiyatları’nda sürat pateni, yine en fazla madalya dağıtan branşlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sürat pateni iki ana başlık altında ele alınıyor. Uzun pist sürat pateni, 400 metrelik pistte yapılan klasik disiplinleri kapsıyor. Kısa pist sürat pateniyse daha küçük bir pistte, çok sayıda sporcunun aynı anda yarıştığı, temasın ve taktik savaşlarının daha yoğun olduğu bir format sunuyor. İki disiplin aynı temele dayansa da izleme deneyimi epey farklı oluyor.

Tarih boyunca bu spor unutulmaz anlara sahne oldu. Olimpiyatlarda üst üste kazanılan altın madalyalar, kırılan dünya rekorları ve teknolojik gelişmeler sürat pateninin sürekli evrilmesini sağlıyor. Bugün sporcular, geçmişe kıyasla çok daha hızlı kayıyor ancak hata payı da aynı ölçüde azalıyor.

Sürat pateni, izleyiciye sessiz ama yoğun bir gerilim sunuyor. Tribünlerde alkışlar kısa sürüyor, asıl heyecan bitiş çizgisinde kronometre durduğunda yaşanıyor. Çünkü bu sporda fark çoğu zaman gözle değil, ekranda beliren rakamlarla anlaşılıyor. Buzun üzerinde geçen her saniye, emeğin ve tekniğin net bir karşılığına dönüşüyor.

Kaynaklar: Red Bull, Olympics, ISU, USOPM