Viyana'daki nükleer görüşmeler İran’ın uyarılarıyla eş zamanlı olarak yeniden başladı

Çin görüşmelerin hızlandırılmasını talep ederken Rusya da izlenimlerin olumlu olduğunu duyurdu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi dün Viyana'da nükleer anlaşma taraflarının toplantısına katılmak için kaldığı otelden ayrılırken. (EPA)
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi dün Viyana'da nükleer anlaşma taraflarının toplantısına katılmak için kaldığı otelden ayrılırken. (EPA)
TT

Viyana'daki nükleer görüşmeler İran’ın uyarılarıyla eş zamanlı olarak yeniden başladı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi dün Viyana'da nükleer anlaşma taraflarının toplantısına katılmak için kaldığı otelden ayrılırken. (EPA)
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi dün Viyana'da nükleer anlaşma taraflarının toplantısına katılmak için kaldığı otelden ayrılırken. (EPA)

Tahran’ın nükleer anlaşmayı yeniden hayata geçirme yönündeki Viyana görüşmelerinin ikinci turu öncesinde hız kazanan açıklamaları, Natanz Nükleer Tesisi’ne yapılan saldırı ve İran'ın uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkarma kararını açıklaması sonrasında müzakere heyeti ile gerçekleştirilen ilk görüşmenin ardından yapılan kapalı toplantılara yansımadı. Nitekim toplantılara katılan Rus heyeti, oturumun ‘olumlu bir izlenimle’ sona erdiğini bildirdi.
Toplantılarda Rus heyetine başkanlık eden Ulyanov, Twitter hesabından yaptığı açıklamada ‘genel izlenimin olumlu olduğunu’ söyledi. Aynı zamanda Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu’nun diplomatların anlaşmayı kurtarma yönünde zor bir müzakere turu olmasını bekledikleri gidişatı belirlemek için ihtiyaç duyulduğu taktirde yeniden toplanabileceğine işaret etti.
Mihail Ulyanov’un ifadelerine gore ABD’lilerin dahil olmadığı üst düzey diplomatların resmi oturumu, yaklaşık iki saatlik görüşmenin ardından toplantıların ‘gayri resmi bir şekilde’ tamamlanması yönündeki anlaşma ile sona erdi.
4 + 1 ülkeleri ile İran’ın resmi görüşmelerine katılan Avrupa Birliği (AB) Koordinatörü Enrique Mora, oturumun sona ermesinin ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Geçtiğimiz günlerde yaşanan zorlu gelişmelere ve duyurulara rağmen, herkesin müzakerelerde ilerleme kaydetmek ve ABD’nin nükleer anlaşmaya tam bir uyumla dönülmesi yönündeki tek hedef için çalışmak amacıyla Viyana'da olduğunu görmek güzeldi.”
Uzman düzeyindeki iki çalışma grubu görüşmeye, Washington'ın yaptırımların yanı sıra İran'ın yerine getirmesi gereken yükümlülükleri tartışarak başladı.
Nükleer görüşmeleri yeniden hayata geçirme çabalarının ‘yeteri kadar engele ve kesintiye maruz kaldığını’ öne süren Viyana’daki Çin Daimi Temsilcisi Büyükelçi Wang Qun da görüşmeleri engelleyebilecek ‘her türlü gelişmenin’ durdurulması gerektiğini vurguladı. Müzakerelerin hızlandırılması çağrısında bulunan Wang Qun, ‘ilerleme anahtarının’ tüm ABD yaptırımlarının kaldırılması olduğunu kaydetti.
İran’ın Viyana’daki Başmüzakerecisi Abbas Arakçi, müzakereler başlamadan kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, İran heyetinin geri çekilme olasılığına işaret ederek ‘zaman kaybetmeme’ uyarısında bulunmuştu. İran televizyonuna konuşan Arakçi şu ifadeleri kullanmıştı:
“Tahran'ın bozgun amaçlı müzakereler yapmak istemediğini vurgulayacağız. Amacımız sadece görüşmüş olmak değil. Yapıcı bir sonuç alındığı taktirde müzakerelere devam edeceğiz. Aksi takdirde görüşmeler duracak.”
Reuters, görüşmelere katılan bir temsilciden alıntı yaptığı haberinde Natanz'da meydana gelen olayların dikkat dağıtmaması ve mevcut turun ABD’lilerin gerçekleştirmeye gerçekten hazır olduğu konulara odaklanması gerektiğini aktardı. Habrde söz konusu temsilcinin “Ne kastettiklerini henüz söylemediler. ABD’lilerin hangi yaptırımları kaldırmak istediklerini söylemelerine ihtiyacımız var” ifadelerine yer verildi.
Defalarca kez tüm yaptırımların bir kerede sonlandırılması gerektiğini vurgulayan Tahran ise yaptırımlar kaldırılmadığı taktirde müzakereleri durdurabileceği uyarısında bulunmuştu. Washington ise buna karşılık İran'ın anlaşmaya aykırı attığı adımları geri çekmesini istiyor.
Tahran'ın ABD ile doğrudan görüşmeyi reddetmesi, İran ve diğer imzacıların anlaşmayı kurtarmak için ‘yapıcı’ olarak nitelendirilen görüşmelere katılan Avrupalı ​​arabulucuları geçen hafta zora sokmuştu.
Mora'nın bildirdiklerinin haricinde, söz konusu yeni görüşmelere katılan Batılı yetkililer tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı. İngiltere, Fransa ve Almanya, bir gün önce yaptıkları açıklamada, İran'ın uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkarma kararını eleştirmiş, bunun Viyana görüşmelerinin yapıcı ruhu ile çeliştiği vurgulanmıştı.
AB Komisyonu Sözcüsü Peter Stano “Bu açıklama, nükleer silahların yayılmasını önleme açısından son derece endişe verici. Böyle bir adım için makul bir gerekçe mevcut değil” ifadelerini kullandı.
Reuters’ın kıdemli bir diplomattan aktardığına gore İran'ın en son ihlali, ilerlemek istenmesine rağmen göz ardı edilemez. Bu adımın 18 Haziran’da İran’da gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bir atılım kaydedilmesini daha da zorlaştırdığını belirten diplomat, “İran’ın son kararlarındaki tehlike, bu sürece zarar vererek derecede gerilimi artırdı” ifadelerini kullandı.
İran merkezli sosyal medya platformlarında, Avrupa ülkelerinin Natanz Nükleer Tesisi’nde olup bitenlere dair ‘zayıf’ tutumuna dikkat çekildi. Arakçi’nin anlaşma taraflarını ‘siyasi kaygılar olmaksızın sabotaj eylemini kınamaya’ çağırdığı aktarıldı.
Söz konusu olaydan İsrail’i sorumlu tutan İran, hasar gören zenginleştirme araçlarının yenileriyle değiştirileceğini vaat etmişti. Arakçi, ülkesinin son kararı 26’ıncı ve 36’ıncı maddeler kapsamında, tıp alanındaki bazı ihtiyaçlarını karşılamak için aldığını öne sürdü. Zira Avrupalı taraflar bu kararın ‘geçerli bir sivil gerekçesinin olmadığını’ vurgulamıştı.  
Toplantıdan sonra İran televizyonuna konuşan Arakçi şunları söyledi:
“Bu oturumlar ile yola devam edeceğimizi, bir çözüme ulaşma yönünde net bir perspektif sunacak bir sonuca varacağımızı umuyoruz. Bunu başarıp başaramayacağımızı söylemek için henüz çok erken. Zira bizi bekleyen zorluklar var.”
Toplantının zorlu geçtiğine işaret eden Arakçi, Washington'ın kaldırması gereken yaptırımların ve İran'ın atması gereken adımların bir listesini hazırlama yönünde ciddi ve pratik adımlar atma ihtiyacı konusunda ‘herkesin hemfikir olduğuna’ işaret etti. Aynı zamanda, “Geçen hafta yaşananların toplantılara etkisi oldu” dedi.
Yaptırımlara tabi olan Petrol Bakanlığı ve Merkez Bankası yetkililerinin de İranlı heyete eşlik etmesi, Biden yönetiminin kaldırmayı planladığı yaptırımların nükleer anlaşmayla ilgili olmayanlar da dahil olmak üzere Trump yönetimi tarafından uygulanan her türlü başlığı içereceği yönündeki İran iyimserliğini gözler önüne serdi. Zira bu kişiler, Trump yönetimi tarafından terörizme finansman sağlamakla suçlanmıştı.
Hoşgörülü ve yetersiz bulduğu nükleer anlaşmadan 2018 yılında çekilen Trump, yaptırımları yeniden uygulamaya koymuş, ocak ayında yönetimden ayrılana dek bunları artırmaya devam etmişti. Nitekim nükleer programla ilgili olmayan diğer suçlamalar dolayısıyla başka yaptırımlar da eklenmişti. ABD, Devrim Muhafızları’nı 2019’da yabancı terör örgütleri listesine dahil etmişti.
Terörizm, insan hakları ihlalleri ve İran’ın balistik füze programının geliştirilmesiyle mücadelede getirilen yaptırımlar, nükleer program sebebiyle esas olarak hedef alınan kişi ve varlıkların sayısını artırmıştı. Örneğin İran Merkez Bankası, nükleer programa destek vermek ve terör finansörlüğünde bulunmak suçlarından olmak üzere iki kez cezalandırılmıştı. Yeni ABD Başkanı Biden ise İran'ın nükleer taahhütlerine yeniden uyması şartıyla 2015 anlaşmasına dönerek yaptırımları kaldırmaya söz vermişti.  
Daha önce Viyana Anlaşması müzakerelerinde bulunan eski bir ABD hükümet danışmanı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ABD'nin ‘yaptırımları bir kalemde silebileceğini’ söylese de AFP’nin haberine göre mesele bu kadar basit değil.
Nitekim Tahran, Trump yönetimi altında ‘uygulanan, yeniden getirilen veya başka bir isim altında sunulan tüm yaptırımlardan’ vazgeçilmesini talep ediyor. “Bu; gerek terörizm ve insan hakları ihlalleri, gerek ise seçim müdahalesi ve diğer nedenlerle ilgili olsun, ABD'nin nükleer dosya ile ilgili olmayan nedenlerle yaptırım uygulamasına izin veren anlaşmayla tutarsızlık teşkil ediyor” ifadelerini kullanan üst düzey bir ABD yetkilisi de İran’ın 2017'den bu yana uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasını talep etmeye devam ettiği taktirde sürecin çıkmaza girileceği uyarısında bulundu.
Ancak ABD’liler yine de müzakere için bir pay bırakıyor. Nitekim söz konsu yetkili açıklamasında “2015 anlaşmasına aykırı olan tüm yaptırımları kaldırmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin anlaşmaya geri dönmeye istekli yeni bir hükümetin görevini karmaşık bir hale getirmek için ‘yaptırım duvarı’ inşa ettiğini açıkça belirten söz konusu ABD’li müzakereci, nükleer dosya ile ilgili olmayan bazı cezai tedbirlerin ‘haksız’ olduğu düşüncesine işaret etti. “Bu nedenle, hangi yaptırımların kaldırılması ve hangilerinin sürdürülmesi gerektiğini belirlemek için bu acı verici çabayı göstermemiz gerekiyor” ifadelerini kullanan müzakereci, henüz üzerinde tartışılan ayrıntılı bir listenin bulunmadığını vurguladı.
Joe Biden’ın karşı karşıya kaldığı birçok siyasi risk mevcut. Nitekim başta Cumhuriyetçiler olmak üzere şimdiye kadar Viyana Anlaşması’na karşı çıkan pek çok kişi, ABD’nin ‘teslimiyet gösterdiğini’, özellikle İran'ın nükleer programıyla ilgili olmayan yaptırımların kaldırılmasının protesto edileceğini öne sürüyor.



Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.


ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi
TT

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

Tahran, İran’a ait Lark Adası’nı hedef alan ABD saldırılarına karşılık olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan güçlerine ait noktaları hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları’na göre ABD saldırılarında çok sayıda kişi hayatını kaybederken, bazı kişiler de yaralandı. Söz konusu gelişme, Washington ile Tahran arasında haftalardır yaşanan ilk doğrudan tırmanma olarak kayda geçti.

Devrim Muhafızları, Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan açıklamasında, “ABD-Siyonist hava saldırısına karşılık olarak” füze ve insansız hava araçlarıyla bir operasyon düzenlediğini belirtti. Açıklamada, Ürdün’deki Kral Hüseyin ve Ezrak üslerinde bulunan teknik altyapının, bakım tesislerinin ve savaş uçaklarının konuşlandığı noktaların hedef alındığı ifade edildi.

İran ayrıca, Amerikan güçlerinin konuşlandığı Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Minhad Hava Üssü’nün insansız hava araçlarıyla hedef alındığını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins ise AFP’ye yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları’na bağlı güçlerin Hürmüz Boğazı’na doğru deniz mayınları yüklü füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edildiğini bildirdi.

Karşılıklı saldırılar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve çatışmaların azalma eğiliminde olduğu bir dönemde gerçekleşti.


Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
TT

Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer, Arap ülkelerinden ilişkilerini ve nüfuzlarını kullanarak İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının daha geniş bir tanıma kampanyasına dönüşmesini engellemelerini istedi. Ömer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Somali’nin bu tanımaya yönelik itirazını dile getirmek üzere ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle doğrudan temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında bu adımı atan Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ilk ülke olmuştu. Ardından karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleştirilmiş, Somaliland’ın Kudüs’teki büyükelçiliği açılmış ve bölgenin başkanı İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. İsrail’in tanıması ayrılıkçı bölge açısından önemli bir diplomatik atılım oluştursa da şu ana kadar uluslararası alanda bir tanıma dalgasına yol açmadı.

Ömer, İsrail’in tanımasını ‘sembolik bir adım’ olarak görmediğini belirterek, “Somali’nin uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğünü değiştirmeye yönelik her türlü dış girişimin siyasi, hatta muhtemelen güvenlik açısından sonuçları olacaktır” dedi. Ömer, İsrail’in diplomatik ve güvenlik alanlarında sürece dahil olduğuna dikkat çekerek, bunun Somaliland’daki güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardım edildiğinin açıkça kabul edilmesini de içerdiğini ifade etti.

Ömer, Somali’nin, yabancı bir devletin federal hükümetin onayı olmaksızın Somali topraklarında askeri veya istihbarat varlığı oluşturma yönündeki her türlü girişimi ‘son derece ciddi’ bir mesele olarak ele aldığını vurguladı. Somalili yetkili, “Bu meselenin askerileştirilmesi Somali ve daha geniş bölge açısından tehlikeli olacaktır” uyarısında bulundu.

scdvfgbh
İsrail Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz haziran ayında resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı bölgenin başkanını kabul etti. (X)

İsrail’in Somaliland’ı tanımasına Arap dünyasından gelen tepkiye ilişkin konuşan Ömer, “Arap dünyasının hızlı tepkisi önemliydi. Zira bu tepki, İsrail’in kararının Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda uluslararası veya bölgesel mutabakatı açıkça değiştirmediğini ortaya koydu” dedi.

Ömer, “Amaç yalnızca kınama açıklamaları yapmak değil, tek taraflı bir tanımanın daha geniş bir kampanyaya dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Arap ortaklarımızdan siyasi ilişkilerini ve diplomatik nüfuzlarını proaktif biçimde kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Somali’nin toprak bütünlüğünün yalnızca ülkesini ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Ömer, “Bir Arap ve Afrika ülkesinin parçalanması, sonuçları Somali’nin çok ötesine uzanacak bir emsal oluşturacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’nin egemenliği, güvenliği ve daha geniş stratejik ilişkileri konusunda ABD ile düzenli olarak görüşmeler yürüttüklerini belirten Ömer, “Tanımaya ilişkin her türlü tartışmayı ciddiye alıyoruz. Kongrede ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan üyelerin olduğunu biliyoruz. Ancak siyasi çağrılar ve medyada yer alan spekülasyonlarla ABD’nin resmi politikasını birbirinden ayırmak gerekiyor” dedi. Ömer, Trump yönetiminin tek ve birleşik Somali’ye açıkça destek verdiğini belirterek, “ABD hâlâ Somaliland da dahil olmak üzere Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımaktadır” ifadesini kullandı.

cfvgrth
Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın üyeleri (AP)

ABD’nin Somali’de terörle mücadele, deniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’nun istikrarı gibi önemli stratejik çıkarları bulunduğunu belirten Ömer, “Bu çıkarlar, zaten kırılgan olan bir bölgede daha fazla parçalanmayı teşvik etmekten ziyade istikrarlı ve birleşik bir Somali devleti tarafından daha iyi korunabilir” dedi.

Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ‘mutabakat zaptının’ akıbetine ilişkin ise Ömer, “Somali’nin Etiyopya ile ilişkilerini şu anda düzenleyen çerçeve, 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi’dir. Bu bildiriyle Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini yeniden teyit etti” ifadelerini kullandı. Ömer, Etiyopya’nın denize erişiminin ‘karşılıklı fayda sağlayan ticari düzenlemeler yoluyla ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemen otoritesi altında’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bunun ardından Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile teknik müzakerelere başladık. Bu görüşmeler, Somali’nin egemenliğine zarar vermeden Etiyopya’nın denize güvenilir ticari erişim konusundaki talebini karşılamanın meşru bir yolunun bulunduğunu gösterdi. Dolayısıyla eski mutabakat zaptının dondurulmuş mu yoksa geçersiz mi olduğu konusunda fazla zaman harcanması gerektiğini düşünmüyorum” diyen Ömer, değerlendirmesini sürdürdü.

Ömer, Türkiye ve Mısır’ı ‘Somali’nin önemli stratejik ortakları’ olarak nitelendirdi. Ömer, “Mısır ile ilişkilerimiz tarihi bir geçmişe sahip. Bu ilişkiler özellikle güvenlik, eğitim, kapasite geliştirme, ekonomik ve diplomatik iş birliği alanlarında artık hızla genişliyor” dedi.

sdcfvgt
Aşağı Gubba vilayetindeki Somali ordusu mensupları (SONNA)

Kahire ile ilişkilerin güçlendirilmesinin Ankara ile ilişkilerin zayıflatılmasını gerektirdiğine inanmadığını belirten Ömer, “Somali, ortaklarının birbirleriyle iş birliği yapmasından fayda sağlar” dedi.

Mısır askerlerinin Afrika Birliği (AfB) misyonu kapsamında konuşlandırılmasının gecikmesine ilişkin konuşan Ömer, “Mısır askerlerini konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud da Mısır askerlerini ziyaret ederek hazırlık ve hazır olma düzeylerini yerinde inceledi” dedi. Ömer, sorunun Mısır’ın siyasi taahhüdünün veya birliklerin hazırlık durumunun yetersizliği olmadığını belirterek, “Askerlerin, birliklerin rotasyon sıralaması, lojistik düzenlemeler ve operasyonel gereklilikler dahil olmak üzere AfB ve BM tarafından üzerinde mutabakata varılan sistem çerçevesinde konuşlandırılması gerekiyor. Ayrıca AUSSOM’un sürdürülebilir finansmanına ilişkin daha geniş kapsamlı mesele de bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ömer, Somali’nin bu düzenlemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını istediğini vurguladı.

Kızıldeniz’deki düzenlemelere ilişkin ise Ömer, “Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, deniz güvenliğinin birbirlerinden bağımsız şekilde yönetilemeyeceğinin giderek daha fazla farkına varıyor. Tehditler birbiriyle bağlantılı. Kızıldeniz’in herhangi bir kıyısındaki istikrarsızlık hepimizi etkiliyor” dedi.

Ömer sözlerini şöyle sürdürdü: “Somali, Suudi Arabistan ve Mısır; deniz ulaşımının serbestisi ile Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması konusunda köklü bir stratejik ortak çıkara sahip. Somali, bu yıl ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği daha geniş kapsamlı deniz güvenliği çerçevesine, Mısır ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte katıldı.”

Ömer, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın son yıllarda ağır kayıplar verdiğini belirterek, uluslararası ortakların desteğiyle Somali güçlerinin örgütün önde gelen bazı liderlerini etkisiz hale getirdiğini, ağlarını sekteye uğrattığını ve önemli bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

cvfd
Somali’deki AfB misyonunun barışı koruma güçlerine mensup askerler (Reuters)

Somali’nin bugün ‘faal durumdaki ulusal kurumlara, dünya genelindeki ülkelerle diplomatik ilişkilere, Doğu Afrika Topluluğu üyeliğine, BM Güvenlik Konseyi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nde birer sandalyeye’ sahip olduğunu belirten Ömer, ülkenin önemli ekonomik reformları tamamladığını, borçlarının silinmesini sağladığını ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığını ifade etti. Ömer, buna rağmen Somali’nin hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Eş-Şebab hâlâ tehlikeli… Kurumların daha da güçlendirilmesi gerekiyor ve siyasi anlaşmazlıklar devam ediyor” dedi.

Ömer, Somali’nin önümüzdeki yıllardaki hedefinin ‘uluslararası toplumun istikrar sağlamaya çalıştığı bir devlet olmaktan çıkarak Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve daha geniş bölgenin istikrarına, güvenliğine ve refahına aktif biçimde katkıda bulunan bir devlete dönüşmek’ olduğunu vurguladı.