Afganistan’dan şartsız çekilmenin zorlukları

Yapılan yorumlar Afgan hükümetinin Taliban ile gerçekleştirdiği müzakerelerde en önemli baskı kartını kaybettiği yönünde.

Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
TT

Afganistan’dan şartsız çekilmenin zorlukları

Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)

ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, Afganistan’daki askeri operasyonunun başlamasından yaklaşık on yıl sonra dahi halen iyimser ancak temkinliydi. Obama, 2011’in haziran ayında yaptığı açıklamada “Bu uzun savaşlar, sorumlu bir şekilde sonlandırılacak. Afganistan’da karanlık günler yaşanacak olsa bile barış ortamının ışığı uzaktan görülebilir. Ancak ufukta henüz güvenli bir barış yok” ifadelerini kullanmıştı. Bununla birlikte söz konusu dönemde Obama’nın yardımcısı olarak görev yapan mevcut Başkan Joe Biden, askeri harekatı herhangi bir şart olmaksızın şu an sonlandırmak istiyor. Bu görevin 11 Eylül’e kadar bitmiş olması gerekiyor. Tüm uluslararası güçlerin bu sembolik tarihe kadar geri çekilmesi planlanıyor.
ABD, artık herhangi bir savaşa dahil değil. Bu çatışma, başka bir ülke topraklarında savaşmanın oradan ayrılmaktan ne kadar kolay olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
ABD, ülkenin eski Başkanı George W. Bush döneminde New York ve Washington’a düzenlenen 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarının üzerinden henüz dört hafta geçmeden Afganistan’a ilk bombardımanını yaptı. Taliban rejimi, El-Kaide lideri Usame bin Ladin’i teslim etmeyi reddetti. Ve kısa süre sonra kara kuvvetleri ülkeye vardı. 2001’in sonunda rejim devrildi. ABD ve ortakları çatışmanın büyük ölçüde çözüldüğü yönünde hesap yapmaya başladılar. Washington, 2003 yılında Irak’ı işgal etmeye başlamayarak kaynaklarını ve kuvvetlerini bu ülkeye yönlendirdi. Dönemin Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin 2004 yılında Washington’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Bush, “Birçok cesur Afganın da dahil olduğu koalisyon güçleri ABD’ye, Afganistan’a ve tüm dünyaya teröre karşı savaştaki ilk zaferlerini kazandırdı” dedi. Durumun ne ölçüde değiştiği ise bundan dört yıl sonra, Bush’un Bükreş’teki NATO zirvesinde yaptığı açıklamayla gözler önüne serildi:

“Ne pahasına olursa olsun Afganistan’ı kaybetmemeliyiz”
ABD Kongresi tarafından atanan bir grup uzmanın geçen şubat ayında yayınladığı raporda bugün Afganistan’ı kaybetmenin gerçek tehlikesine dikkat çekildi. Uzmanlar, iyimser olmayan farklı senaryolar geliştirdiler. Bu senaryoların bazıları felaketti. Senaryolar arasında Taliban’ın iktidara dönmesi, iç savaşın yenilenmesi, ABD’ye yönelik artan terör tehdidi ve Avrupa Birliği açısından yankıları olacak başka bir mülteci krizi de vardı. ABD istihbarat servisleri tarafından yapılan ve bundan birkaç gün önce yayınlanan değerlendirmelerden biri biraz daha kasvetli görünüyordu. Değerlendirmede on iki ay içerisinde Afganlar arasında bir barış anlaşmasına varma ihtimalinin zayıf olduğu belirtiliyordu. Raporda “Taliban, muhtemelen savaş alanında güç kazanacak ve Afganistan hükümeti, koalisyon güçleri desteğini çekerse Taliban’ı uzaklaştırmakta zorlanacak” ifadelerine yer verildi. Bu rapordan birkaç ay sonra bile Doha’daki barış müzakerelerinde somut bir ilerleme yaşanmadı.
Afganistan’dan çekilme, Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği vaatlerinden arasındaydı. Bir önceki ABD Başkanı Donald Trump da bu yönde bir söz vermişti ancak yerine getiremedi. Trump yönetimi, uluslararası güçlerin 1 Mayıs’ta çekilmesi konusunda Taliban ile anlaşmıştı. Biden da planını söz konusu tarihe göre ayarladı. Kendisinin Afganistan’daki kuvvetlerin dördüncü başkanı olduğunu vurguladığı açıklamasında “Bu sorumluluğu beşinci bir isme devretmeyeceğim. ABD’nin en uzun savaşını bitirmenin zamanı geldi. ABD kuvvetlerinin ülkelerine dönme vakti” dedi.
Biden yönetiminin hedefi, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik devam eden Taliban saldırılarına rağmen geri çekilmenin koşulsuz bir şekilde gerçekleşeceğini açıkça ortaya koymakta. Bu durum, ABD’li bir hükümet yetkilisinin ‘ebedi kalışın reçetesi’ olarak tanımladığı eski yaklaşımı da tersine çeviriyor. Yetkili, Afganistan’dan ABD’ye yönelik terör tehdidinin artık bölgede askerlerin varlığını gerektirecek kadar büyük olmadığını söyledi. Yabancı askerlerin, Afganistan’ın iç sorunlarını çözemeyeceğini vurguladı. Bu ifadeler, söz konusu görevin başlamasından neredeyse 20 yıl sonra gelen bir iflas beyanı ya da gerçeğin geç bir kabulü olarak görülebilir.
Aslında Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, NATO’nun görevinin sonlanmasını Taliban ve Afganistan hükümeti arasındaki barış müzakerelerinin başarısına bağlamak istedi. Afgan hükümeti şartsız geri çekilme ile görüşmelerdeki en önemli baskı kartını kaybediyor. Şu an büyük bir öfke mevcut. Öyle ki hükümet heyetinden bir müzakereci söz konusu kararı, ABD’nin Afgan ortaklarıyla yapabileceği ‘en sorumsuz ve bencilce şey’ olarak nitelendirdi. ABD, barış sürecini tam olarak desteklemeye devam edeceğini taahhüt ediyor. Ancak bunu yalnızca diplomatik yollarla yapacak.
ABD yönetiminden bir temsilci, “Yapmayacağımız şey, bu süreçte güçlerimizi pazarlık kozu olarak kullanmaktır” diyerek ABD’nin kadın hakları ve ifade özgürlüğü gibi kazanımları korumak için elinden gelen her şeyi yapacağına da dikkat çekti. Temsilci açıklamasında “Ancak bunun ABD’nin Afganistan’da savaşa devam etmesi yoluyla değil, kararlı diplomatik, insani ve ekonomik uygulamalarla yapılması gerektiğine inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Ama bu yeterli olacak mı? ABD hükümeti temsilcisi, ülkesinin yeni zorluklara odaklanması gerektiğini de vurguladı. Bu zorlukların bazılarının Çin ile mücadele, salgınlar ve diğer ülkelerden yöneltilen terör tehditleri olarak sıraladı. Temsilci ayrıca ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumak ve savunmak için Afganistan sayfasının kapatılmasını gerektiğini vurguladı.
Diğer yandan Biden  açıklamasında “20 yıl önce korkunç bir saldırı nedeniyle Afganistan’a yöneldik. Ancak bu durum, 2021’de neden orada kaldığımızı açıklayamaz” dedi. Önceki ABD başkanlarının ‘hiçbir danışmanın görevin sonsuza dek sürmesi gerektiğini söylemek istememesi ve uzmanların sürekli olarak ‘şimdi ayrılma zamanı değil’ ısrarı nedeniyle acı çektiklerini belirtti. “Peki çıkmak için doğru zaman nedir? 1 yıl sonra mı? 2 yıl sonra mı? 10 yıl sonra mı?” diye soran Biden, geri çekilmeyi fiilen mümkün kılacak koşulların neler olduğu ve bunun nasıl başarılabileceği de dahil olmak üzere diğer birçok konunun belirsizliğine işaret etti. ABD Başkanı, bu sorulara cevap verilemediğine işaret ettiği açıklamasında “Kalmamız gerektiğini düşünmüyorum” ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler görevine devam edecek
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric’in geçen perşembe günü yaptığı açıklamaya göre BM, bu yıl ABD ve NATO güçlerinin ayrılmasına rağmen Afganistan’a yardım etmek için siyasi misyonuna devam edecek. Bu ayrılığın tüm ülkeyi etkileyeceğinin ‘açık’ olduğunu belirten Dujarric, “Bizim çalışmalarımız sürecek” dedi. “BM, çok uzun zamandır Afganistan’da insani gelişme alanında görev yapıyor ve Afgan halkına yardım için bölgedeki varlığımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Ülkede farklı kuruluşların temsilcilerinin yanı sıra yaklaşık bin BM personeli bulunuyor. Çalışanların yüzde 75’ten fazlası Afgan.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir diplomat AFP’ye yaptığı açıklamada “Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA) özel bir siyasi kurumdur.  Bu sadece sivil bir görevdir. Askeri bir misyonu yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Diplomat, UNAMA’nın Afganlara hukukun üstünlüğü, insan hakları ve yönetim alanlarında yardımcı olduğunu ve bunu yaparken güvenliğin sağlamasının beklenmediğini söyledi. “Söz konusu geri çekilmenin BM’nin, ABD, NATO ve diğerlerinin yerini alacağı anlamına gelmediği herkes için açık olmalıdır. Bu gerçekçi değil” ifadelerini kullandı.



Fransız yetkililer, dinamizmini yitirmeyen protesto hareketi karşısında yeni bir “Kara Cumartesi” yaşanmasını önlemeye çalışıyor

Fransa’nın sahil kenti Marsilya’da yaşanan çatışmalardan bir görüntü... Fotoğrafta, protestolardaki şiddet olaylarına müdahale etmek üzere donatılmış Jandarma’ya ait “Centaur” zırhlı aracı. (Arşiv- AFP)
Fransa’nın sahil kenti Marsilya’da yaşanan çatışmalardan bir görüntü... Fotoğrafta, protestolardaki şiddet olaylarına müdahale etmek üzere donatılmış Jandarma’ya ait “Centaur” zırhlı aracı. (Arşiv- AFP)
TT

Fransız yetkililer, dinamizmini yitirmeyen protesto hareketi karşısında yeni bir “Kara Cumartesi” yaşanmasını önlemeye çalışıyor

Fransa’nın sahil kenti Marsilya’da yaşanan çatışmalardan bir görüntü... Fotoğrafta, protestolardaki şiddet olaylarına müdahale etmek üzere donatılmış Jandarma’ya ait “Centaur” zırhlı aracı. (Arşiv- AFP)
Fransa’nın sahil kenti Marsilya’da yaşanan çatışmalardan bir görüntü... Fotoğrafta, protestolardaki şiddet olaylarına müdahale etmek üzere donatılmış Jandarma’ya ait “Centaur” zırhlı aracı. (Arşiv- AFP)

Fransız yetkililer, ülkede 17 Ekim’de yaşanan olaylara benzer yeni bir “Kara Cumartesi”nin önüne geçmek için yoğun çaba harcıyor. Bu çabaların amacı, Sarı Yelekliler Koordinasyonu’nun çağrısıyla bugün düzenlenecek yeni kitlesel eylem gününe hazırlık. Öğrenci sendikalarının yanı sıra diğer sendikaların da harekete katılması, taleplerin iç içe geçtiğini ve toplumsal, ekonomik temelli protesto hareketinin dinamizmini koruduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Macron, lise öğrencilerine protesto hareketini sona erdirerek “sakin bir şekilde” derslerine dönmeleri çağrısında bulundu. (AFP)
Macron, lise öğrencilerine protesto hareketini sona erdirerek “sakin bir şekilde” derslerine dönmeleri çağrısında bulundu. (AFP)

Gelişmeler, hem taleplere ve devam edeceği anlaşılan gösterilere nasıl karşılık verileceğine ilişkin siyasi tartışmaların sertleştiği hem de Fransa’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerine 200 günden az bir süre kala siyasi kriz yaşadığı bir dönemde ortaya çıktı. Ülkenin kötüleşen ekonomik ve mali koşulları da hükümetin sokaktan yükselen taleplerin bir bölümüne karşılık verebilme imkânını kısıtlıyor.

Ekonomi Bakanı Roland Lescure, France Info kamu dün verdiği demeçte, Fransız Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nün verilerine dayanarak mevcut durumu özetledi. Lescure, Fransız ekonomisinin “2026 yılı itibarıyla, benzeri görülmemiş bir iç ve dış şoklar bileşimi nedeniyle durgunluğa girdiğini” söyledi.

Lescure, ekonominin bu yılın üçüncü çeyreğinde beklenmedik biçimde daraldığını belirtti. Toplumun en kırılgan kesimlerinin geçim kaynaklarını eriten enflasyonun ise bu ay yüzde 3,8'e ulaştığını ve 2023'ten bu yana en yüksek seviyeye çıktığını kaydetti.

Çevik kuvvet polisleri, 24 Ekim’de Paris’te düzenlenen gösteri sırasında yere yatırdıkları bir protestocuya müdahale ediyor. (DPA)
Çevik kuvvet polisleri, 24 Ekim’de Paris’te düzenlenen gösteri sırasında yere yatırdıkları bir protestocuya müdahale ediyor. (DPA)

Ekonomik daralmaya, Fransa’nın 3 trilyon 600 milyar avroya ulaşan kamu borcu ve devletin borçlanma faizlerinin yüzde 5’e yükselmesi eşlik ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu oran, Avrupa Birliği’ndeki en olumsuz seviyeler arasında yer alıyor.

Yetkililerin toplumsal alanda adım atma kapasitesini sınırlayan bir diğer unsur da borç faizlerinin kamu maliyesi üzerindeki ağır yükü. Bu giderlerin yıl sonunda 77,5 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Siyasi bölünmeler nedeniyle hükümet, 2027 bütçesini parlamentodan geçirme konusunda da benzeri görülmemiş güçlüklerle karşı karşıya.

Bununla birlikte, ekonomik daralma Fransa’nın büyük şirketlerini aynı ölçüde etkilemiyor. Bunların başında gelen TotalEnergies, bu yılın üçüncü çeyreğinde 7 milyar avroyu aşan net kâr elde etti.

Fransa’nın kuzeyindeki Lille kentinde 17 Ekim’de hayat pahalılığına karşı düzenlenen protestoda göstericiler göz yaşartıcı gaz bulutunun arasından yürüyor. (AFP)
Fransa’nın kuzeyindeki Lille kentinde 17 Ekim’de hayat pahalılığına karşı düzenlenen protestoda göstericiler göz yaşartıcı gaz bulutunun arasından yürüyor. (AFP)

Çok sayıda talep

Yukarıda sıralanan koşullar, yetkililerin sendikaların taleplerine karşılık vermesini zorlaştırıyor. Bu talepler arasında özellikle asgari ücret başta olmak üzere maaşların artırılması ve enflasyon oranına endekslenmesi, hayat pahalılığıyla mücadele, sosyal ve vergisel adaletin sağlanması, hastaneler, ulaşım, sosyal hizmetler ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi yer alıyor.

Sendikalar ayrıca çevreci dönüşümün gerçekleştirilmesi için daha fazla mali kaynak ayrılmasını ve kamu çalışanlarının maaşlarına ilişkin müzakerelerin derhal başlatılmasını istiyor.

Marsilya’da bir gösterici, polislere doğru göz yaşartıcı gaz bombası atıyor. (Reuters)
Marsilya’da bir gösterici, polislere doğru göz yaşartıcı gaz bombası atıyor. (Reuters)

Sarı Yelekliler Hareketi ise son aylarda yüksek oranlarda zamlanan akaryakıt, elektrik ve doğal gaz fiyatlarının düşürülmesini talep ediyor. Diğer taleplerin büyük bölümü ise işçi sendikalarının gündemiyle örtüşüyor.

Hükümetin lise ve üniversite öğrencilerine yönelik sunduğu önerilere rağmen protestocu sendikaların önemli bir bölümü bu teklifleri yetersiz buluyor. Söz konusu öneriler arasında daha fazla öğretmen istihdam edilmesi, lise ve üniversitelerin maddi koşullarının iyileştirilmesi, lise sonrası bölüm tercihlerine ilişkin sistemin değiştirilmesi ve mesleki-teknik alanlarda 15 bin yeni üniversite kontenjanı oluşturulması bulunuyor.

Ancak çok sayıda sendika, sunulan imkânların “kırıntıdan ibaret” olduğunu ve dile getirilen talepleri karşılamadığını savunuyor. Bu nedenle protesto hareketinin devam edeceğini belirtiyorlar.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce lise öğrencilerine okullarına “sakin bir şekilde dönmeleri” çağrısında bulunmuştu. Eğitim Bakanı Édouard Geffray de benzer bir çağrı yaptı. Sonbahar tatilinin pazar günü sona ereceği ve öğrencilerin normal takvime göre pazartesi günü yeniden ders başı yapacağı belirtiliyor.

Önleyici tedbirler

Gelişmelerin bu yönde ilerlemesi üzerine, hükümet olası bir gerilimi önlemek amacıyla yeni eylem günü öncesinde harekete geçti. Geçtiğimiz cumartesi günü uygulanan ve ülkede çok sayıda şiddet olayı ile çatışmanın önüne geçilmesinde etkili olduğu belirtilen sıkı güvenlik tedbirlerinin daha kapsamlı biçimde uygulanması kararlaştırıldı.

İçişleri Bakanı Laurent Nunez, bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, Sarı Yelekliler hareketinin “üçüncü aşaması” olarak nitelendirdiği cumartesi gününün (bugün) zorlu geçeceği uyarısında bulundu. Nunez, 70 bin polis, jandarma ve güvenlik görevlisinin görevlendirileceğini, bunlara bazı ordu birlikleri ile uzman güvenlik birimlerinin de eşlik edeceğini bildirdi.

Marsilya’da protestocuların çıkardığı yangını söndürmeye çalışan bir itfaiyeci. (AFP)
Marsilya’da protestocuların çıkardığı yangını söndürmeye çalışan bir itfaiyeci. (AFP)

Laurent Nunez, “Kara Cumartesi”nin ardından cumhurbaşkanına istifasını sunmuş, ancak Macron istifayı kabul etmemişti.

Nunez, güvenlik güçlerinin müdahalesinin “son derece kararlı” olacağını belirterek, “31 Ekim, kamu düzeni açısından son derece ciddi riskler barındırıyor” ifadelerini kullandı.

Bakan, bu risklerin gerekçesi olarak işçi hareketi ve aşırı sol çevrelerden gelen çok sayıda toplanma çağrısını gösterdi. Ayrıca Sarı Yelekliler Hareketi’ne bağlı bazı aşırılık yanlısı internet sitelerinin, Fransa’nın çeşitli kentlerinde sokak gösterilerine katılım çağrısı yaptığını ve bu çağrılara son derece radikal olarak nitelendirilebilecek mesajların eşlik ettiğini ifade etti.

Nice kentinde 24 Ekim’de göstericileri dağıtmak üzere plastik mermi atan bir silah taşıyan polis. (AFP)
Nice kentinde 24 Ekim’de göstericileri dağıtmak üzere plastik mermi atan bir silah taşıyan polis. (AFP)

İçişleri Bakanı, basın toplantısındaki açıklamalarıyla yetinmeyerek dün Fransa genelindeki valilere bir genelge gönderdi. Genelgede, cumartesi günü düzenlenecek gösterilerin yanı sıra, Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında kentlerde şiddet olayları ve kamu düzenini bozacak gelişmeler yaşanma riskinin son derece yüksek olduğu uyarısında bulundu.

Nunez, güvenlik personelinin göreve hazır olma oranının yüzde 75’e çıkarılmasını, izinsiz toplantı ve gösterilerin daha yakından izlenmesini, bunların kontrolsüz yürüyüşlere dönüşmesinin önlenmesini istedi.

Ayrıca tren istasyonlarında ve ulaşım güzergâhlarında önleyici arama ve denetimlerin yoğunlaştırılarak şiddet olaylarında kullanılabilecek maske, yüz örtüsü, havai fişek ve diğer piroteknik maddelerin tespit edilmesini talep etti.

Bakan, valileri ellerindeki idari güvenlik tedbirlerini de devreye sokmaya çağırdı. Bu kapsamda toplantı ve gösterilerin yasaklanması, kent merkezlerinde dolaşım ve toplanma kısıtlamaları getirilmesi ve sokağa çıkma yasaklarının uygulanması gibi önlemler gündeme geldi.

Bu tedbirlerle protesto hareketinin ivmesinin zayıflatılması, göstericilerin “hassas” bölgelere ve ticari caddelere ulaşmasının engellenmesi, yangın ve yağma olaylarının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Nice kentinde 24 Ekim’de göstericilerle çatışan çevik kuvvet polisleri. (AFP)
Nice kentinde 24 Ekim’de göstericilerle çatışan çevik kuvvet polisleri. (AFP)

Hükümet ile sendikalar arasında sağırlar diyaloğu

Sendikalar ile emniyet müdürlükleri arasında gösterilerin güzergâhını belirleme konusunda sürekli bir mücadele yaşanıyor.

Paris’te Sarı Yelekliler Koordinasyonu ile Genel Emek Konfederasyonu (CGT), birkaç gün önce Bastille Meydanı’ndan başlayarak Republique ve Opera meydanlarından geçecek, Concorde Meydanı’nda sona erecek bir gösteri güzergâhı önerdi.

Bu güzergâh, Paris’in merkezinden geçerek Cumhurbaşkanlığı Sarayı Elysee ve İçişleri Bakanlığı yakınlarında, Şanzelize Bulvarı’nın alt bölümünde sona eriyordu.

Koordinasyonun talebinin reddedileceği başından belliydi. Amaç, ilgili emniyet müdürlüğünü alternatif bir güzergâh önermeye zorlamaktı. Cumhurbaşkanı Macron ve İçişleri Bakanı, kent merkezlerinde gösteri yapılmasına izin verilmeyeceğini ve eylemlerin şehir dışına yönlendirileceğini defalarca vurgulamıştı. Nitekim geçtiğimiz cumartesi günü de bu uygulama hayata geçirilmişti.

Beklendiği üzere, talep reddedildi. Emniyet müdürlüğü, iki sendikanın önerdiği güzergâhı birleştirerek başkentin doğu sınırında, Charenton ve Bagnolet girişleri arasında kalan bölgede alternatif bir güzergâh önerdi.

Paris’te 17 Ekim’de yaşanan olaylar sırasında polislerin göstericileri takip etmesini engellemek amacıyla barikat kurmaya çalışan protestocular. (AFP)
Paris’te 17 Ekim’de yaşanan olaylar sırasında polislerin göstericileri takip etmesini engellemek amacıyla barikat kurmaya çalışan protestocular. (AFP)

Elbette iki sendika da bu öneriyi reddederek, güzergâhın değiştirilmesi için idare mahkemesine başvurdu.

Ancak mahkemenin nasıl bir karar vereceği ve hangi gerekçelere dayanacağı şimdiden tahmin ediliyor. Kamu güvenliğinin korunması ve kamu mallarına zarar verilmesinin önlenmesi gibi gerekçelerin öne sürülmesi bekleniyor.

Nihai karar mahkemeye ait. Mahkeme, göstericileri iki seçenekle karşı karşıya bırakacak: Ya kendilerine sunulan güzergâhı kabul etmeyerek güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelecekler ya da öneriye boyun eğerek gösteriden bekledikleri sonucu elde edemeyecekler.

Fransa’da süreç bu şekilde ilerliyor. Bugün yaşanacak gelişmelerin ardından 5 Kasım’da da benzer bir hareketlilik bekleniyor. Bu kez protestoların, sendikaların büyük bölümünün çağrısı doğrultusunda genel greve dönüşmesi öngörülüyor.

Kaynakları sınırlı bir hükümet ile maliyeti yüksek toplumsal ve sendikal talepler arasında kalan Fransa’da, iki taraf arasındaki diyalog eksikliği adeta bir “sağırlar diyaloğu” görünümü sergiliyor.


ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters
TT

ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters

Futoshi Matsumoto

Amerikalılar 3 Kasım’da sandık başına gidecek. Seçim kampanyasının odağında, Ortadoğu’daki uzak bir savaş değil, fiyatlar ve yaşam maliyeti yer aldı. Ancak oy sayımının tamamlanmasının ardından Washington’ın dikkatinin yeniden Körfez’e çevrilmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran savaşı dokuzuncu ayına girdi. Şubat-nisan ayları arasında devam eden yoğun hava saldırıları savaşın ilk aşamasını, yaz aylarından bu yana süren abluka ve aralıklı çatışmalar ise ikinci aşamasını oluşturdu. Şimdi ise savaş üçüncü bir aşamanın eşiğinde görünüyor. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı kalırken, ABD’nin deniz ablukası İran ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor.

En önemli işaret diplomatik kanallar üzerinden geldi. Wall Street Journal gazetesi, 27 Ekim’de Washington’ın diplomatik ve askerî kanallar aracılığıyla bazı Körfez ülkelerine, ara seçimlerin ardından kısa süreli ve yoğun bir askerî harekâta hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdiğini aktardı.

Bu bilgilendirme rutin bir prosedür niteliği taşımıyor. İran, savaş boyunca Körfez genelindeki ABD üslerini, enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef aldı. Bu nedenle söz konusu bildirim, fiilen füze savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve sivillerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması çağrısı anlamına geliyor. Bu tür uyarılar genellikle askerî harekâttan kısa süre önce yapılıyor.

Başkan Donald Trump 8 Ekim’de, ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını taahhüt etti ancak seçim sonrasına ilişkin herhangi bir güvence vermedi. Yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde, Tahran’ın anlaşmayı kabul etmemesi halinde ABD’nin ilkbaharda gerçekleştirdiği bombardıman harekâtına atıfta bulunarak ‘küçük bir Destansı Öfke Operasyonu düzenleyebileceğini’ söyledi. Ekim ayının sonlarında seçimlerin ardından saldırı düzenlenmesi ihtimali sorulduğunda ise “Her şey mümkün” yanıtını verdi.

Askeri hazırlıklar tamamlanıyor

İlk olarak, ABD askerî güçleri bölgede toplanıyor. Halihazırda USS George H. W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin öncülük ettiği iki taarruz grubu bölgede bulunuyor. Eylül ayının sonunda San Diego’dan ayrılan USS Theodore Roosevelt uçak gemisi taarruz grubu ile USS Makin Island amfibi çıkarma gücü de bölgeye doğru ilerliyor. Kasım ayının sonuna gelindiğinde İran çevresinde üç uçak gemisi taarruz grubu ve iki amfibi çıkarma gücünün konuşlandırılması mümkün. Bu, 2003’teki Irak işgalinden bu yana gerçekleştirilen en büyük askerî yığınak olacak. Ancak uçak gemilerinin görev değişim takvimi, üç grubun aynı anda bölgede ne kadar süre kalabileceğini belirleyecek.

İkinci olarak, savunma sistemleri güçlendiriliyor ve ABD askerlerinin maruz kaldığı risk azaltılıyor. Washington, Teksas’tan İsrail’e ilave bir Patriot hava savunma sistemi bataryası nakletmeye başladı. Saldırıya açık üslerden askerlerini çekti, mühimmat stoklarını yenileme çalışmalarına hız verdi. Bombardıman uçakları ve savaş uçakları da saldırı düzenlemek üzere hazırlık yapıyor. Bu gelişmeler, savaş öncesinde yürütülen olağan hazırlık sürecinin tipik göstergeleri.

Üçüncü olarak, askerî planlar daha somut hâle geldi. New York Times gazetesine göre ABD ve İsrail orduları, İran’ın enerji altyapısını, nükleer tesislerini ve füze ile insansız hava aracı (İHA) cephaneliğini hedef alacak yaklaşık üç günlük bir harekât için ayrıntılı planlar hazırladı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in de ekim ayının sonlarında İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile yeni saldırıların düzenlenmesini görüştüğü bildirildi.

Dördüncü olarak, İran’ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, olası bir saldırı için gerekçe oluşturuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, 27 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada, UAEA’nın hasar gören tesislerde herhangi bir onarım çalışması tespit etmediğini ancak müfettişlerin bu tesislere erişememesi nedeniyle nükleer maddelerin beyan edilen amaçlar dışında kullanılıp kullanılmadığını doğrulayamadıklarını bildirdi.

Natanz yakınlarında bulunan ve Kazma Dağı’nın derinliklerinde inşa edilen tesis ise başlıca endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Doğrulama yapılamaması, tek başına yeni bir savaşın gerekçesi haline gelebilir.

Neden üç gün?

Trump ayrıca, savaşın ‘seçimlerin hemen ardından’ sona ereceğini söyledi. Yeniden saldırı düzenleme ve aynı zamanda savaşı bitirme taahhüdü çelişkili görünebilir. Ancak Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Seth Jones, yeni bir saldırı dalgasının kesin sonuç vermese bile Washington’a İran’ın nükleer programını bir kez daha geciktirdiğini ilan etme ve ardından savaştan çekilmeye başlama imkânı sağlayacağını düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında üç günlük harekât, uzun süreli bir savaşın başlangıcından ziyade, savaştan çıkışın önünü açacak bir darbe indirmek üzere tasarlanmış görünüyor. Benzin fiyatlarının yükselmesinden duyulan endişe nedeniyle petrol rafinerilerinin hedef alınmasından kaçınılabileceğine ilişkin haberler de bu yorumu destekliyor.

26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)
26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)

‘Every War Must End’ adlı ünlü kitabın yazarı Fred Ikle, bu yaklaşımı tırmandırma yoluyla barış sağlama çabası olarak nitelendirirken liderlerin bir sonraki saldırının belirleyici olacağına inanma eğilimine karşı da uyarıda bulundu.

İsrail’de siyasi çıkmaz

27 Ekim’de gerçekleştirilen İsrail seçimleri Netanyahu açısından ne zafer ne de yenilgiyle sonuçlandı; seçimler çıkmaza girdi. Likud en büyük parti olmayı sürdürürken, Netanyahu’nun liderliğindeki sağ ve dinî blok da eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ve partisi Yashar’ın öncülük ettiği muhalefet de çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye ulaşabildi. Seçimlere katılım oranı yüzde 77,7 olurken, Arap partileri 17 ila 19 arasında değişen rekor sayıda sandalye kazandı. Buna rağmen muhalefetin önde gelen iki ismi Naftali Bennett ve Avigdor Liberman, söz konusu partilerin desteğine dayanacak herhangi bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı. Hükümetin kurulması en az birkaç hafta sürecek. Yeni bir seçime gidilmesi ihtimali de bulunuyor. Sonuç kesinleşene kadar Netanyahu geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürecek.

Bu siyasi çıkmazın İran dosyası üzerinde de etkileri bulunuyor. İsrailli kamuoyu araştırmacısı Shmuel Rosner, seçimlerden önce yaptığı değerlendirmede, çoğunluğun sağlanamamasının Netanyahu’ya İran’a saldırmak ve ardından savaş sona erene kadar muhalefeti kendi liderliğinde kurulacak bir olağanüstü hâl hükümetine katılmaya davet etmek için teşvik sağlayacağını belirtmişti. Bu senaryonun geçmişte bir örneği de bulunuyor. Benny Gantz’ın partisi, 7 Ekim 2023 saldırısından birkaç gün sonra savaş kabinesine katılmıştı. Zira savaş, özellikle güvenliğin siyasi yaşamda her zaman merkezi bir konumda olduğu bir ülkede, siyasetçileri seçim vaatlerinden geri adım atmaya yöneltiyor.

İsrail muhalefeti de İran konusunda uzlaşmacı bir tutum benimsemiyor. Eisenkot, İran’da rejim değişikliğinin savaşın hedefi olmasına karşı çıkıyor ancak İran’ın nükleer ve füze programlarının yok edilmesini hedefleyeceğini açıkladı. Bu nedenle muhalefetin bazı kesimlerinin, hedefleri yalnızca bu iki programla sınırlı olan ABD öncülüğündeki bir operasyona karşı çıkması zor olacak. Bu durum, Netanyahu’nun Bennett veya Liberman gibi sağcı isimleri ya da Yashar Partisi’nin bazı üyelerini yanına çekerek savaş döneminde bir ulusal birlik hükümetinin başında iktidarını sürdürmesi için en elverişli fırsat olabilir.

Geçici hükümet savaş kararı alabilir mi? İsrail’de yürürlükteki yasa, olağan hükümet ile geçici hükümet arasında ayrım yapmaksızın, savaş kararı alınabilmesi için hükümetin veya güvenlik kabinesinin onayını şart koşuyor. Genelkurmay Başkanı ve hükümetin hukuk danışmanı ihtiyatlı davranılması yönünde çağrıda bulunabilir, ancak kararın alınmasını engelleyecek yasal yetkiye sahip değiller.

Sonuç olarak, ABD’nin onayı olmadan İsrail’in büyük çaplı bir saldırı düzenlemesi beklenmiyor. Önleyici füze stoklarının sınırlılığı ve İran’ın misilleme kapasitesi, inisiyatifi Washington’ın elinde tutuyor. Ancak ABD saldırı kararı alırsa İsrail’in de operasyona katılması neredeyse kesin. Washington’ın saldırıdan kaçınması halindeyse Netanyahu’nun bir koalisyon hükümeti kurma şansı azalacak ve erken seçim ihtimali güçlenecek. Böylece Trump’ın vereceği karar, İsrail’in iç siyasetinin seyrini de belirleyebilecek.

‘Topal ördek’ döneminde Washington’ın fırsatı

ABD’de savaş, kamuoyunun geniş kesimlerinin muhalefetiyle karşı karşıya. Reuters ve Ipsos tarafından ağustos ayında gerçekleştirilen bir ankete göre savaşı destekleyenlerin oranı yüzde 31’de kalırken, Başkan’ın performansından duyulan memnuniyet oranı yüzde 33’e geriledi. Her iki gösterge de şimdiye kadarki en düşük seviyelerine indi. Ayrıca bir galon benzinin fiyatı 3 doların altından 4 doların üzerine çıktı. Trump da bu nedenle seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini taahhüt etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)

Ancak bu kısıtlama 3 Kasım’da ortadan kalkacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, yeni Kongre’nin 3 Ocak’ta göreve başlamasından önceki yaklaşık iki aylık dönem, görev süresi sona ermekte olan Kongre’nin çalışmalarını sürdürdüğü ‘topal ördek’ dönemi olarak biliniyor. Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü yeniden ele geçirmesi halinde, ocak ayından itibaren Kongre’de savaş yetkilerine ilişkin baskı artacak. Beyaz Saray açısından kasım ortasından aralık sonuna kadar uzanan dönem, harekete geçmek için elverişli bir fırsat olarak görülebilir. Aynı dönemde bölgedeki askerî takviyelerin de tamamlanması bekleniyor.

Bu arada diplomasi ihtimali giderek zayıflıyor. Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek amacıyla 26 Ekim’de Tahran’a gitti. Ertesi gün önemli arabuluculardan Katar, İran’ın iyi niyetini ortaya koyabilmesi için komşularını tehdit etmeyi bırakması ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması gerektiğini açıkladı. Aynı gün İran Deniz Kuvvetleri ise bir petrol tankerinin boğazın doğusunda bir mayına çarptığını duyurdu.

Washington’ı bir saldırı düzenlemekten alıkoyan ne?

Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil. Trump daha önce de saldırıları son anda iptal etmişti. İran’ın misilleme kapasitesi ise caydırıcılığın en önemli unsuru olmaya devam ediyor. Tahran, herhangi bir saldırıya karşılık Körfez genelindeki petrol rafinerilerini, elektrik şebekelerini, su tesislerini ve petrol sahalarını hedef alacağı uyarısında bulundu. İran’ın hâlâ yüzlerce, hatta binlerce füzeye sahip olduğu belirtilirken, önceden depoladığı parçaları kullanarak yeni füzeler ürettiğine ilişkin haberler de geliyor. Buna karşılık ABD ve Körfez ülkelerinin önleme füzesi stokları ciddi baskı altında. Ayrıca çok sayıda analist, 20 binden fazla saldırıya dayanmış olan Tahran’ı boyun eğmeye zorlamak için daha fazla bombardıman düzenlemenin işe yarayacağından şüphe ediyor.

Bu göstergeler bir arada değerlendirildiğinde tutarlı bir tablo ortaya çıkıyor. Askerî açıdan planlar hazırlandı, kuvvet yığınağı sürüyor ve Körfez ülkelerine uyarılar iletildi. Washington’da ise ara seçimlerin getirdiği kısıtlama ortadan kalkıyor. İsrail’de siyasi çıkmaz, Netanyahu’nun ABD öncülüğündeki bir operasyona katılma yönündeki motivasyonunu güçlendirdi. Diplomatik cephede de Washington’ın nükleer talepleri ile Tahran’ın şartları arasındaki uçurum kapanmadı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre dört unsurun tamamı aynı yönde işaret veriyor. Uzmanlara göre kasım ortası ile aralık ayı arasında kısa süreli ve yoğun bir ABD-İsrail askerî harekâtı düzenlenmesi ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)
İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)

Buradaki seçenekler yalnızca savaş ile diplomasi arasında şekillenmiyor. En muhtemel senaryo, kısa ve yoğun bir saldırı düzenleyerek bunu zafer olarak sunmak ve ardından bir tür anlaşmaya varmak suretiyle savaşı tırmandırma yoluyla sona erdirmeye çalışmak. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nı kısmen yeniden açmak gibi sınırlı bir tavizle bu saldırının önüne geçmeye çalışabilir. Ancak İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi halinde, üç gün sürmesi öngörülen bir operasyon kolaylıkla üç günde sona ermeyen bir savaşa dönüşebilir. Böylece savaştan çıkış yolunu açmak amacıyla düzenlenen bir saldırı, savaşın yeni bir aşamasına giriş kapısı haline gelebilir.

Peki ya Japonya ve Asya?

Japonya, ham petrol ithalatının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılayan ve Hürmüz Boğazı’nı hayati bir geçiş noktası olarak gören bir ülke. Bu nedenle savaş, uzakta bir yerde alevlenen bir yangından ibaret değil. Saldırıların yeniden başlaması ve Körfez’deki enerji tesislerinin hedef alınması halinde yaşanacak şok, geçen ilkbahardakinden daha ağır olabilir. Enerji ithalatçısı Asya ülkelerinin olası bir enerji arzı, deniz taşımacılığı ve bölgede bulunan vatandaşlarının güvenliği krizine karşı hazırlıklarını gözden geçirmesi ve bu riskleri kriz yönetimi perspektifiyle ele alması gerekiyor. Ayrıca çabalarını hâlâ sürdüren arabulucu ülkeler Katar, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın iletişimi korumaları da önem taşıyor.

Her savaşın bir gün sona ermesi gerekir. Ancak nasıl sona ereceği, onu bitirme kararını verenlere bağlıdır. Seçim gecesinin ardından bizi ne bekliyor? Savaşı sona erdirecek son bir saldırı mı, yoksa daha uzun ve daha ağır bir çıkmazın başlangıcı mı? Bu yol ayrımına giderek yaklaşıyoruz.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
TT

İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)

İspanya'da meydana gelen ve en az 69 kişinin hayatını kaybettiği tren kazası, Pedro Sanchez hükümetine yönelik eleştirileri artırdı.

29 Kasım'da yapılacak genel seçimlere haftalar kala yaşanan facia, demiryollarının bakımı, yatırımlar ve personel eksikliği konusundaki endişeleri gündeme taşıdı.

Madrid-Sevilla arasındaki hızlı tren hattının Toledo geçişinde 28 Ekim'de yaşanan kaza, İspanya'da bu yıl gerçekleşen ikinci ölümcül hızlı tren kazası oldu.

Olayın ardından üç gün yas ilan edilirken, hükümet karşıtı protestolar patlak verdi. Facianın yaşandığı akşam Madrid ve Barselona'da düzenlenen eylemlerde göstericiler "Yolsuzluk öldürür" ve "Defolun" yazılı pankartlar taşıdı.

Sanchez bir yıldan kısa sürede iki hızlı tren kazası yaşanmasını "kabul edilemez" diye nitelerken, benzer olayların tekrarlanmaması için güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Ocak ayında Kurtuba'da aynı hat üzerinde meydana gelen kazada 40'tan fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Diğer yandan özellikle Ulaştırma Bakanı Oscar Puente'nin, tren kazasının bilgisayar sistemindeki arıza ve insan hatasından kaynaklandığını söylemesi büyük tepki çekti.

Madrid'de Ulaştırma Bakanlığı'nın önünde radikal sağcıların örgütlediği eylemlerde Puente'ye istifa çağrısında bulunuldu.

Bakanın açıklaması, kazanın tüm yönleriyle soruşturulmasını isteyen sendikaların da tepkisini çekti. El Pais'nin aktardığına göre, İspanya'nın en büyük işçi sendikası konfederasyonlarından UGT'den Vicente Almenar, "İnsan hatası mı? Bakan bunu nasıl söyleyebilir?" dedi ve ekledi:

İnsan hataları, işinizi yapmak için gerekli ekipmana sahip olmadığınızda ortaya çıkar. Suçu başkalarına yıkıyorlar. Burada gerekli yatırımlar yapılmadı, personel ve deneyimli çalışan sıkıntısı var. Bu açıklamaların tek yaptığı şey çatışma yaratmak.

Sanchez, ülkedeki konut krizine çözüm içeren kararnamelerin Meclis'te muhalefetteki sağ partiler tarafından reddedilmesinin ardından erken seçime gitme kararı aldığını bu ay başında açıklamıştı.

Sağ kanattaki partiler, tren kazasının ardından Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümetine baskıyı iyice artırdı.  

Muhafazakar çizgideki Halk Partisi (PP) lideri Alberto Núñez Feijóo, dünkü açıklamasında kazadan sorumlu siyasetçilerin hesap vermesi gerektiğini belirterek, "Böyle devam edemeyiz. Bu yönetim anlayışı artık sürdürülemez" dedi.

Radikal sağcı Vox ise Sanchez yönetimini çok daha sert ifadelerle hedef aldı. Parti, hükümeti kazada hayatını kaybedenleri "öldürmekle" suçlarken kötü yönetim ve kayırmacılık iddialarını gündeme taşıdı. Ayrıca Yüksek Mahkeme'den Ulaştırma Bakanı Puente hakkında taksirle öldürme ve ağır ihmal sonucu yaralanmaya neden olma şüphesiyle soruşturma başlatılmasını talep etti.

Independent Türkçe, CNN, Guardian, El Pais, Telegraph