ABD yaptırımlarının Moskova-Washington ilişkilerine yansımaları

Putin’in yanıt vermesinin muhtemel olduğu belirtilirken Biden’ın da birkaç ay içerisinde daha sert bir tutum takınabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

ABD yaptırımlarının Moskova-Washington ilişkilerine yansımaları
TT

ABD yaptırımlarının Moskova-Washington ilişkilerine yansımaları

ABD yaptırımlarının Moskova-Washington ilişkilerine yansımaları

Tarık eş-Şami

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ve Washington arasındaki ilişkilerde “dibe vurulduğu” konusunda uyarıda bulunurken Rusya Ulusal Varlık Fonu, Rus istihbarat servislerine bağlı teknoloji şirketleri ve Ukrayna’daki bir dizi Rus kuruluşu ABD yaptırımlarına maruz kaldı. Bunun yanı sıra 10 Rus diplomat ve istihbarat görevlisi de ABD’den sınır dışı edildi. Durum, Moskova ve Washington arasındaki ilişkileri daha hararetli bir noktaya itti. Bununla birlikte yaptırımlar, iki ülke arasında kapsamlı bir kopuşa yol açacak düzeyde acımasız değildi.
Peki, Biden yönetimi neden bu şekilde davrandı? Yaptırımlar, Ukrayna’da iki ülke arasındaki kışkırtıcı meselelerin yanı sıra iklim ve silahlanma sorunlarına nasıl yansıyacak ve iki taraf arasındaki gerilim hangi düzeye varabilir?
ABD’nin eski Başkanı Donald Trump’ın Rusya’ya karşı attığı zayıf adımlarla karşılaştırıldığında Biden yönetiminin Moskova’ya yönelik açıkladığı yeni yaptırımlar, bazıları için kabul edilebilir düzeyde. Trump ayrıca, Kremlin’i ABD seçimlerine müdahale etmekten veya hükümet kurumlarına sızmaktan sorumlu tutmayı sürekli olarak reddetmişti. Bu bağlamda yönetim, geçen perşembe günü yayınlanan yaptırımları Rusya’nın 2020’deki ABD başkanlık seçimlerine müdahalesine ve büyük Rus siber casusluk kampanyasına açık bir yanıt olduğunu bildirdi. Beyaz Saray, resmi olarak ilk kez söz konusu siber casusluğun, Rus dış istihbaratı tarafından gerçekleştirildiğini söylemişti. Ayrıca ABD yönetimi, yaptırımların, Ukrayna’da artan Rus varlığının yanı sıra muhalif Aleksey Navalni’nin zehirlenmesine ve hapse atılmasına karşı da bir yanıt olduğunu vurguladı.

Hafif darbeler
Ancak Biden yönetimi, Rusya’ya sert bir yumruk atmaktan kaçınarak hafif darbelerle yetindi. Hazine Bakanlığı, ABD bankalarının yalnızca birincil piyasada Rus rublesi cinsinden borç satın almasını yasakladı. Bu, uluslararası yatırımcıların Rus tahvillerini almaya devam etmelerine ve bunları ABD kurumlarına satmalarına izin verildiği anlamına geliyor. Bu nedenle yasağın, Rusya üzerinde işlevsel etkisi çok az olacak. Yaptırımlar açıklanmadan önce Rus piyasaları ve ruble gerilemişti. Ancak ABD’nin Rus tahvillerine ilişkin tüm işlemleri yasaklamaktan kaçındığı öğrenilir öğrenilmez yeniden yükseldi.
Yeni yaptırımlarla, hepsi ordu veya istihbarat teşkilatlarıyla yakın bağları olan 6 Rus elektronik şirketi hedef alınmasına rağmen dövizin büyük bir kısmını Moskova’ya getiren Rus enerji ve maden şirketleri etkilenmedi. ABD Hazine Bakanlığı, yıllardır itiraz edilmesine rağmen Rus doğalgaz boru hattı ‘Nord Stream’ için de yaptırım uygulamadı.
ABD yönetimi, Rusya ile ilgili en ciddi iddiaları da görmezden geldi. Öyle ki Afganistan’da ABD askerlerini öldürdükleri için Afgan militanlara maddi ödüller verildiği söylentileri çıkmıştı. Ayrıca Moskova, Havana ve Çin’deki ABD’li diplomatları ve casusları ciddi şekilde hasta eden gizemli saldırıları organize etmekte suçlanmıştı.

Geniş kapsamlı sonuçlar ve yaptırımlar
Çok sayıda analist, en azından şimdilik ABD yaptırımlarının etkisiyle Rusya üzerinde hafif bir etki görüleceği konusunda hem fikir. ABD Hazine Bakanlığı tarafından formüle edilen yaptırımların, Rusya ekonomisine şu an büyük bir zarar vermesi olası değil. Ancak asıl tehlike, Rusya’nın devlet borcunun ABD yaptırımları listesine dahil edilmesinden kaynaklanıyor. Zira 14 Haziran’dan itibaren ABD bankalarının ve yatırım fonlarının, Rus bütçesine önemli bir destek kaynağı olan yeni ruble tahvilleri satın almaları yasaklanacak.
Rus hükümetinin gelecekte borç almakta güçlük çekmesi ve tahvil getirilerinin son aylarda gerçekleşen yükselişine devam etmesi olası. Bu durum, borç almanın ve borcu ödemenin giderek daha pahalı hale geleceği anlamına geliyor. Rusya’daki krizin bütçe açığıyla temsil edildiği ve hükümetin bu açığı kapatmak için tahvil teklif ederek büyük meblağlar borçlanmaya zorlandığı göz önüne alındığında bu, hassas bir konu.
Borçlanmayı artırmanın alternatiflerinden biri bütçe harcamalarını azaltarak veya vergileri artırarak açığı azaltmak olmasına rağmen ekonomik kalkınmayı yavaşlatması da bu yaklaşımın bir sorunu olarak ön plana çıkıyor.
ABD’nin Rusya’ya yönelttiği suçlamalar listesinde, bu kez Navalni’yi zehirlemek için kimyasal silahların kullanılması yer almıyor. Ancak Biden yönetiminin mart ayı başlarında Rus muhalif ile ilgili yürürlüğe  koyduğu ilk yaptırımı yenilerinin takip etmesi bekleniyor. ABD’nin kimyasal silahlara ilişkin 1991 tarihli yasası, bir ülkenin kimyasal veya biyolojik silahlar kullanması nedeniyle kendisine uygulanan yaptırımlardan sonra pozisyonunu düzeltmemesi durumunda, 90 gün içerisinde cezalandırılmasını öngörüyor. Rusya’nın tutumunu değiştirmemesi göz önüne alındığında, gelecek haziran ayından önce ikinci bir yaptırım dalgası başlayabilir.

Hesaplı adımlar ve iki yollu politika
Belki de Biden yönetiminin gelecekte olabileceklere dair öngörüsü, açıkça hesaplanmış bir şekilde hareket etmesini sağladı. Bu çerçevede Beyaz Saray yetkilileri, Biden yönetiminin  Putin’i bazı alanlarda iş birliği yapmaya teşvik etmeyi sürdüreceğini aktardı. Ayrıca ABD’nin birlikte çalışmanın yollarını bulmaya paralel olarak büyük bir baskı uygulaması umuduyla yaptırım paketini dikkatlice incelediğini kaydettiler. Bu nokta, yaptırımların ilanından iki gün önce Biden’ın Putin ile  telefon görüşmesi yaparak bir zirve toplantısı düzenleme önerisiyle de doğrulanıyor.
İlan etmeden önce yaptırımları Putin’e bildiren Biden, Rus mevkidaşına silahların kontrolü, Rus güçlerinin sınırlarına konuşlandığı Ukrayna meselesi, iklim ve küresel güvenlik gibi tartışılması gereken birçok başlıkta ülkesinin Moskova ile iş birliği yapmaya hazır olduğunu bildirmek istedi. Bu nedenle Biden, iki liderin gelecek aylarda üçüncü bir ülkede zirve düzenlemesini önerdi.
Önceki yönetimlerde ABD- Rusya ilişkileri dalgalı bir seyirdeyken şu an ise yaptırımları durdurmak oldukça zor görünüyor.  Zira Beyaz Saray’da Başkan Biden iktidara geldiğinden bu yana ilişkiler oldukça kötü bir şekilde ilerliyor.
Biden yönetiminin iki yollu politikası teorik açıdan mantıklı olabilir. Bununla birlikte ABD’nin girişimleri, Putin’in her zamankinden daha saldırgan davrandığı bir zamanda geldi. Moskova, ülkeyi yok edecek bir savaş başlatma tehdidinde bulunurken, on binlerce kuvvetini Ukrayna sınırlarına yığdı. ABD’liler ise Rusya rejiminin, Putin’in hasmı Navalni’yi açlık grevine girmesi sonrasında bir toplama kampında yavaş yavaş öldürdüğü görüşünde.
Bunların yanı sıra Biden’ın Rusya’yı caydırma kabiliyeti karşısında Washington koridorlarında şüpheler artıyor. Zira tarihsel deneyimler, özellikle 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden sonra ABD tarafından uygulanan tüm yaptırımların, aslında Moskova üzerinde önemli bir etkisi olmadığını gösteriyor.

Putin cevap verecek mi?
ABD Başkanı, gerilimin artmasını devam etmesini istemediğini söylese de Putin bir şekilde yanıt verme ihtiyacı hissedecek. Zira Putin’in popülaritesi azalıyor ve Rusya’da istikrarsızlık söylentileri dolaşıyor. Bu nedenle Putin’in, gücünü ve ABD’nin Rusya’ya iradesini dayatamayacağını gösterme ihtiyacı duyması muhtemel.
Bu nedenle Putin’in bir sonraki adımının ABD’den sınır dışı edilenden daha fazla diplomatik personeli ülkeden çıkarma yönünde olması bekleniyor. Ancak yaptırımların ilan edilmesinin ardından Başkan Biden’ın verdiği uzlaştırıcı mesajdan sonra bu adımın atılması haftalar alabilir. Özellikle de Rusya’nın askeri güçlerini seferber etmesi nedeniyle Ukrayna genelinde durumun gergin olması sebebiyle gelecekle ilgili tablo bulanık görünüyor.
Ancak Putin, Biden’ın göreceli kısıtlamasına yanıt verir, ABD ve müttefiklerinin çağrılarına cevaben Ukrayna’dan güçlerini çeker ve Navalni’yi serbest bırakırsa, Biden’ın girişimi de başarılı olacak. Yine de Rus lider, iktidardaki konumu üzerinde hiçbir etkisi olmayan bu tedbirleri görmezden gelir, ekonomiyi, siyasi sistemi ve ABD ittifaklarını bozmaya devam ederse, Biden yönetimi büyük olasılıkla yeni ve daha sert yaptırımlar uygulayacak.
Belki de Başkan Biden tarafından uygulanması emredilen yeni tedbirler, Rusya’ya karşı daha fazla ABD yaptırımı için yasal bir temel oluşturuyor. Ve Rusya üzerindeki ABD baskısının sert bir şekilde artması için kapıyı aralık bırakıyor.
Çok sayıda kişi yeni başkanlık emrini, yönetimin rakiplerini caydırma, Rusya açısından öncelikleri çok net bir şekilde belirleme ve ardından tedbirler alma yeteneğini güçlendirme yolunda olumlu bir adım olarak görüyor.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.