Demokratik ülkeler ‘gri bölge’ savaşlarını nasıl kazanır?

Gri bölgede durum savaş ve barış arasında gidip gelmeye devam ederken asla silahlı çatışma seviyesine ulaşmıyor

Rusya devlet Başkanı Putin, Kırım'ın Ukrayna'dan alınması ve Rusya'ya ilhakının yıl dönümünü bir Rus savaş gemisinde kutladı (Reuters)
Rusya devlet Başkanı Putin, Kırım'ın Ukrayna'dan alınması ve Rusya'ya ilhakının yıl dönümünü bir Rus savaş gemisinde kutladı (Reuters)
TT

Demokratik ülkeler ‘gri bölge’ savaşlarını nasıl kazanır?

Rusya devlet Başkanı Putin, Kırım'ın Ukrayna'dan alınması ve Rusya'ya ilhakının yıl dönümünü bir Rus savaş gemisinde kutladı (Reuters)
Rusya devlet Başkanı Putin, Kırım'ın Ukrayna'dan alınması ve Rusya'ya ilhakının yıl dönümünü bir Rus savaş gemisinde kutladı (Reuters)

Savaş ve barış arasında, kavramların farklılaştığı ve kuralların karmaşıklaştığı ‘gri bölge’ olarak anılan belirsiz bir bölge var. Bu bölge, bir ülkenin bir başka ülkeye zarar veren faaliyetlerde bulunduğu yeri temsil ediyor. Öte yandan bu faaliyetler, savaş eylemleri olarak kabul edilse de yasal açıdan savaş eylemleri değildir.
Eski bir İngiliz ordu mensubu olan Albay Richard Kemp tarafından hazırlanan ve ABD merkezli Gatestone Enstitüsü tarafından yayımlanan bir raporda, demokratik ülkelerin gri bölgedeki otoriter devletlerin ve terör örgütlerinin eylemlerine ilişkin tutumları ve bunlarla nasıl mücadele edebileceklerine dair bir incelemeye yer verildi.
İngiltere Kabine Ofisi'nde uluslararası terörle mücadele ekibinin başkanı olarak görev yapan Kemp, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, bu ay geçici ulusal güvenlik strateji belgesini yayınladığını, aynı şekilde Atlantik Okyanusu’nun karşısında İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın, Parlamento’ya entegre bir güvenlik, savunma, kalkınma ve dış politika belgesi sunduğunu söyledi. Biden ve Johnson, söz konusu belgelerde gri bölgedeki giderek artan zorluklarla ilgili endişelerini dile getirirken bunlara daha etkili bir şekilde yanıt vermek için önlemler alma sözü verdiler. Rapor, gri alanın, ülkeler arasındaki normal jeopolitik rekabetin dışında kalan, ancak silahlı çatışma düzeyine ulaşmayan zorlayıcı eylemlerin yer aldığı barış ve savaş arasındaki yer olduğuna dikkati çekti. Gri bölgedeki eylemler, genellikle teröristler dahil olmak üzere vekiller kullanan ülkeler ve terör örgütlerinin kendileri tarafından gerçekleştiriliyor. Gri bölgenin kuralları genellikle agresif, belirsiz, inkar edilebilir ve görünmezdir. Hedef ülkelere zarar vermeyi, onları zorlamayı ve etkilemeyi veya istikrarlarını bozmayı ya da uluslararası statükoya zarar vermeyi amaçlar. Bir yandan büyük bir askeri müdahaleden kaçınırken diğer yandan gerilimi daha da artırma tehdidiyle hedef ülkeyi yıldırmaya ve caydırmaya çalışırlar.
Albay Kemp, Alman Haber Ajansı’nda (DPA) yer alan analizinde, gri bölgenin yeni bir fenomen olmadığını, aksine dünya genelinde en baskın çatışma biçimi olduğunu belirtiyor. Bunun yanı sıra küreselleşme ve teknolojinin, bu tür eylemlerin sıklığını, etkililiğini ve ortaya çıkma hızını artırdığına işaret eden Albay Kemp, ABD ve İngiltere'nin de bu durumun farkında olduklarını vurguladı. Albay Kemp, siber alan, uzay, internet, sosyal medya, dijital propaganda ve insansız hava araçları (İHA) gibi giderek daha güçlü hale gelen ‘gri savaş’ araçlarını kullanan daha fazla aktörün devreye girdiğine dikkati çekti. Bu aktörlere verilen örnekler arasında Rusya’nın 2018 yılında Birleşik Krallık'ta bir kişiyi sinir gazı ile öldürme girişimi, Kırım'ın ilhakı, Avrupa parlamentosu seçimlerine müdahale çabaları, Çin'in Güney ve Doğu Çin denizlerindeki tartışmalı adalar üzerinde egemenlik ilan etme taktikleri ve eylemleri, Hindistan'a karşı Ladakh bölgesindeki askeri saldırısı, Hong Kong'a yönelik şiddetli baskısı ve İran’ın Ortadoğu, Güney Amerika, ABD, Avrupa ve diğer yerlerde tekrarlanan terörist saldırıları, uluslararası tankerlere el koyma ve saldırıda bulunma ve vekilleri aracılığıyla Irak’taki ABD’ye ait tesislere füze saldırıları düzenlemesi de yer alıyor. Batılı ülkelerin elinde, kendilerini veya müttefiklerini hedef alan ve çok taraflı koordinasyonu daha etkin bir şekilde kullanan gri bölge eylemlerine karşılık vermek için birçok proaktif ve reaktif seçenek bulunuyor. Amaç, caydırıcılığın yanı sıra topyekün bir çatışmaya yol açabilecek gerilimleri önlemektir. Seçenekler, diplomasi, basın, ekonomi ve askeri olmak üzere dört kategoriye ayrılır.
Söz konusu gri bölge eylemlerine askeri olarak karşılık verme kategorisi, NATO güçlerinin, Rusya'nın saldırı olasılığına karşı Litvanya'da konuşlandırılması ve İngiliz Kraliyet Donanmasına ait uçak gemilerinin Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması için devriye gezmeleri gibi sembolik güç gösterilerinin yanı sıra sınırlı konvansiyonel savaş, gizli operasyonlar, siber saldırılar ve casusluk gibi seçenekleri barındırıyor. 
Bu seçeneklerin her biri, gri bölge eylemlerine karşı son derece önemli olabilir, ancak önemli politik riskleri de beraberinde getirmektedir. ABD’nin 2020’de İran'ın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi hedef alan füze saldırısı, bunun en büyük örneğidir. Süleymani, diğer kötü niyetli faaliyetlerin yanı sıra, uzun yıllar ABD’yi ve müttefiklerini hedef alan saldırıları organize eden ve gri bölgenin önde gelen isimlerinden biriydi. Demokratik ülkelerin gerilim yaşama korkusu, gri bölgede askeri seçeneklerin kullanımı konusunda büyük kısıtlamalara yol açarken bu durum İran gibi otoriter ülkeler tarafından sömürülüyor. Oysa verilecek karşılık dikkatli bir şekilde hesaplandığı takdirde Başkan Biden’ın uyardığı türden bir tırmanma pek olası değildir. Gri bölge eylemlerinin asıl amacı, ABD ve müttefikleri ile topyekun bir çatışmaya girmekten kaçınmaktır.
Kemp, Batılı güçler tarafından yürütülen tüm askeri operasyonların, hükümetlerin askeri operasyonların yürütülmesinin veya kanunları uygulama prosedürlerinin belirli operasyonlarda geçerli olup olmadığına dair net bir karar almasıyla gri bölge de dahil olmak üzere iç ve uluslararası hukuka uygun olarak yürütülmesi gerektiğini düşünüyor.
Ancak yasalara bağlı olmak, askeri operasyonun siyasi açıdan zarar vermeyeceğini garanti etmez. Özellikle de operasyon ters giderse bu kaçınılmaz olur ve oldukça risklidir. Bazı durumlarda, dolaylı bir yaklaşım benimsenmesi ve gri bölgede başka bir ülkedeki bir düşmana ve onu harekete geçiren davadan farklı bir davaya karşı askeri bir operasyon düzenlenmesi gerektiğinden durum daha da karmaşık bir hale alır.
Eğer siyasi çıkarlar çok yüksekse, gri bölgedeki askeri operasyona karşılık vermek gerekir mi? İngiltere Başbakanı Johnson’ın Parlamento’ya sunduğu belgede, “Ülkeleri cezalandırılma ihtimalleri olduğunu belirterek, bu eylemleri yapanları açığa çıkararak, bunları kimin işlediğini açıklayarak ve buna göre cevap vererek düşmanca eylemlerinden caydırmaya çalışacağız. Caydırıcılık tek başına askeri bir seçenek anlamına gelmez. Mümkün olduğunda, yaptırımların uygulanması için diplomasi ve basın yolunun kullanılması ve ekonomik tedbirler alınması tercih edilir. Ancak bazen aynı şekilde yanıt vermek gerekebilir. Askeri seçeneği kullanmak isteyen gri bölge muhalifleri de gerçek bir askeri tehditle karşı karşıya kalmalıdır” ifadeleri yer aldı.
Albay Kemp raporunda “Liberal demokrasilerin gri bölgede çalışmak istediklerinden ne kadar eminiz?” diye soruyor. İngiltere, on yılı aşkın bir süredir İran’ın askeri mühimmatlarını kullanan vekil güçler, Irak'ta İngiliz (ve Amerikan) askerlerini öldürüldüğünde ve sakat bıraktığında dahi gri bölgede herhangi bir askeri operasyon düşünmedi. Her şey ortada olmasına rağmen İran’a düşmanlık bile beslemedi.  Bunun yerine diplomatik çabalara dayandı ve cinayetler devam etti” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bu zayıf tutumun sonuçları, İran'ın devam eden gri bölge saldırılarında görülmeye devam ediyor. Eğer bu zayıflığın nedeni, -askerleri öldürülen ülkelerin- siyasi liderlerinin o dönemdeki gerilim yaşama korkusu ve siyasi yankılarsa, bugün özellikle çok yüksek bir risk taşımıyorsa gri bölgede askeri operasyonlar düzenlemeyi ciddi olarak düşünme ihtimalleri nedir?



Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü
TT

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Washington ile Tahran'dan gelen bazı çelişkili açıklamalara rağmen, iki taraf arasındaki müzakere sürecinin en kritik aşamalarından birine yaklaştığı ve savaşın sona ermesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın giderek daha fazla gündeme geldiği görülüyor.

Bu çerçevede, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran arasında barış anlaşmasına ilişkin üzerinde mutabık kalınan nihai metne ulaşıldığını açıkladı. Şerif, ülkesinin bir sonraki adımların netleştirilmesi için her iki tarafla da yakın temas halinde çalıştığını belirtti.

Söz konusu gelişme, müzakere sürecinde ilerleme kaydedildiğine dair işaretleri güçlendirse de Washington ve Tahran'ın anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin tutumları arasında belirgin farklılıklar sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın içeriğine ilişkin basına yansıyan bilgilere tepki göstererek, “Sızdırılan maddelerin, yazılı olarak üzerinde uzlaşılan hususlarla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile bir mutabakat zaptına varılmasının “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu ifade etti.

Sahada ise ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri hedef aldığı belirtilen çok sayıda İran insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.


Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
TT

Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)

Bölgesel gerilimin arttığı ve İran nükleer programına ilişkin müzakerelerin kördüğüme döndüğü bir dönemde, ABD’nin geçtiğimiz ay (Mayıs 2026) benzeri görülmemiş askeri bir adımın eşiğinden döndüğü ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın CNN'in istihbarat ve askeri kaynaklara dayandırdığı özel haberinden aktardığına göre Pentagon, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarına el koymak için gizli bir kara operasyonu planladı.

Genelkurmay Başkanı Brüksel’den acil döndü

Konuya yakın kaynaklar, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in, mayıs ayı sonlarında (19 Mayıs) Brüksel’deki üst düzey NATO toplantısını yarıda keserek acil ve gizli bir kararla Florida’daki ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) karargahına uçtuğunu bildirdi.

General Caine'in, uranyum stoklarını zorla ele geçirmek amacıyla İran topraklarına Amerikan kara askeri gönderme planlarını bizzat incelediği belirtildi. Toplantıların üst düzey profili ve aciliyeti, Washington yönetiminin bu yüksek riskli kara operasyonuna yeşil ışık yakmaya ne kadar yaklaştığını gözler önüne serdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump "Savaş uzar" endişesiyle planı askıya aldı

Genelkurmay Başkanı Caine, daha sonra hazırlanan askeri seçenekleri Başkan Donald Trump’a sundu. Ancak kaynaklara göre Trump, bu operasyonun;

İran tarafından çok sert bir misillemeyle karşılık bulacağı,

Savaşın süresini belirsiz bir şekilde uzatacağı,

Küresel ekonomideki kaosu derinleştireceği,

Amerikan askerleri arasında ağır can kayıplarına yol açabileceği,

yönündeki uyarıların ardından planı geçici olarak durdurma kararı aldı. Trump'ın operasyonu askıya alması, kamuoyuna sunduğu "İran ile hafta sonu Hürmüz Boğazı'nın açılmasını da içeren bir anlaşma imzalayabiliriz" şeklindeki iyimser açıklamalarıyla eş zamanlı olarak geldi.

Karşılıklı restleşme: Babülmendeb tehdidi ve ağır şartlar

Müzakerelerin arka planında ise Washington ve Tahran arasında tam bir stratejik satranç yaşanıyor:

ABD’nin şartları: ABD’li üst düzey bir yetkili, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer malzemelerini imha etmeyi, nükleer programını tasfiye etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı açmayı ve vekil güçlerine fon sağlamayı durdurmayı kabul ettiğini ileri sürdü.

İran’ın söylemi: İran devlet medyası ise bu iddiaları reddederek, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminden asla vazgeçmeyeceklerini ve dondurulan 24 milyar dolarlık fonun derhal serbest bırakılması gerektiğini savundu.

B Planı (Babülmendeb kartı): İranlı kaynaklar, müzakerelerin çökmesi ve savaşın yeniden başlaması halinde Tahran'ın "ekonomik-nükleer" bir hamle yapacağını sızdırdı. Buna göre İran, Yemen'deki müttefiki Husilere baskı yaparak Kızıldeniz'in giriş kapısı olan Babülmendeb Boğazı'nı tamamen kapatmayı planlıyor. Hürmüz'ün zaten kapalı olduğu düşünüldüğünde, bu hamle küresel ticaret için tam bir felaket senaryosu anlamına gelir.

İran nükleer sığınakları mayınladı: Uranyumu almak artık çok daha zor

ABD’nin operasyon hazırlıklarının sızması üzerine Tahran, son haftalarda askeri önlemlerini en üst seviyeye çıkardı. ABD istihbaratına yakın 5 kaynağın aktardığına göre İran ordusu, askeri düzeydeki uranyum stoklarının bulunduğu sığınakların etrafındaki tünelleri havaya uçurdu ve sığınak girişlerini yoğun şekilde mayınladı.

Uzmanlar, yaklaşık yarım ton ağırlığındaki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmanın, Trump’ın operasyon sinyalleri verdiği bir ay öncesine göre artık çok daha tehlikeli, maliyetli ve zaman alıcı olduğunu belirtiyor.

"İran uranyum saklayabilir" uyarısı

Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’nin eski nükleer materyal tasfiye dairesi başkanı Scott Roecker, sahadaki bu yeni tahkimatların nükleer maddelerin teslim edilmesini içeren olası bir anlaşmayı son derece karmaşık hale getirdiğini vurguladı. Roecker şu uyarıda bulundu:

"Bu yeni durum İran’a bazı faaliyetlerini gizleme fırsatı sunabilir. Eğer Tahran’dan tüm stoklarını merkezi bir yere getirmesi istenirse, mayınlar ve yıkılan tüneller gerekçe gösterilerek bazı uranyum maddelerine ulaşılamadığı iddia edilebilir. Bu senaryoda, İran’ın gelecekte kullanmak üzere gizlice uranyum saklamasından endişe ederim."


İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
TT

İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan askeri saldırıyı iptal ettiğini duyurması, sıradan bir askeri taktik adımı değil; krizin tüm doğasını gözler önüne seren dönüm noktası oldu. Birkaç saat içinde ABD'nin söylemi, İran'ı "çok şiddetli bir güçle" vurma ve petrol ihracatının kalbi olan Hark Adası’na saldırma tehdidinden; imzalanmak üzere olan bir mutabakat zaptına, Hürmüz Boğazı’nın derhal açılmasına, ateşkesin uzatılmasına ve muhtemelen Avrupa veya Cenevre’de yapılacak diplomatik bir imza törenine evrildi.

Ancak savaşın eşiğinden anlaşma vaadine bu kadar hızlı geçilmesi, Trump’ın bir halk mitinginde iddia ettiği gibi "savaşın bittiği" anlamına gelmiyor. Aksine, bölge daha belirsiz bir döneme giriyor: Topyekûn bir savaş yok, ancak kalıcı bir barış da söz konusu değil. Karşımızda, ciddi garantiler sağlanırsa başarıya ulaşabilecek, ancak tarafların metni kendi çıkarlarına göre yorumlaması halinde her an çökebilecek "silahlı ve müzakereli bir ateşkes" var.

Barış anlaşması değil, bir mutabakat zaptı

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre, perşembe akşamı ABD'ye ait 4 askeri kargo uçağı, Başkan Yardımcısı JD Vance’in önümüzdeki günlerde Cenevre’de yapılması muhtemel imza törenine katılımı öncesinde lojistik ekipman taşımak üzere Avrupa’ya hareket etti. Ancak haberde, masadaki metnin ABD-İran çatışmasını tamamen bitirecek nihai bir barış anlaşması olmadığı, aksine şu maddeleri içeren geçici bir ilk mutabakat zaptı olduğu vurgulandı:

60 günlük ateşkes: Çatışmaların 60 gün boyunca durdurulması.

Hürmüz Boğazı: Boğazın derhal ve geçiş ücreti olmaksızın trafiğe açılması, ticari gemi trafiğinin 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere dönmesi.

Deniz ablukasının gevşetilmesi: ABD’nin deniz ablukasını kademeli olarak kaldırması ve ateşkes süresince İran’a petrol satabilmesi için sınırlı muafiyetler tanıması.

Haber sitesine göre bu detaylar, anlaşmanın sınırlarını göstermesi açısından oldukça kritik. Trump bir zafer ve hızlı bir başarı tablosu çizse de büyük ve çetrefilli dosyalar ileri bir tarihe ertelenmiş durumda. Sızan metinde İran’ın nükleer silaha sahip olmama taahhüdü yer alsa da zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti ve nükleer altyapının sökülmesi konusu daha detaylı ikinci bir anlaşmaya bırakıldı.

Mali düğüm de en az nükleer dosya kadar hassas. İran, aylarca süren savaş, abluka ve ihracat kesintilerinin ardından ekonomisine acil sıcak para akışı sağlamak için dondurulan fonlarının bir kısmının derhal serbest bırakılmasını istiyor. Washington ise bu fonları, Tahran’ın taahhütlerine uyma derecesine göre kademeli olarak serbest bırakma taraftarı. Bu durum, ilk güven testine dönüşebilir: Tahran Hürmüz’ü açıp karşılığında somut bir mali kazanım elde edemezse Washington’u oyalamakla suçlayacak; Washington ise İran’ın taahhütlerini yerine getirmeden para istediğini görürse askeri ve deniz baskısına geri dönecektir.

İran'ın Bender Abbas şehrinden Hürmüz Boğazı (AP)İran'ın Bandar Abbas şehrinin kıyısından görünen Hürmüz Boğazı (AP)

Trump’ın tehdit odaklı müzakere yöntemi

Trump’ın bu hamlesi, kriz yönetimindeki tanıdık tarzını yansıtıyor: Tehdit çıtasını maksimuma çıkarmak ve ardından geri adımı "başarılı bir baskının sonucu" olarak sunmak. Ancak bu retoriğin arkasında çok daha karmaşık hesaplar yatıyor.

The New York Times gazetesine konuşan analistler, İran’ın Hark Adası’nı kontrol altına almanın kolay ya da sembolik bir operasyon olmadığını, buraya yönelik bir hamlenin doğrudan askeri müdahale ve sahaya asker indirmeyi gerektirebileceğini, bunun da Amerikan askerleri için büyük riskler barındırdığını ve savaşı genişletme potansiyeli taşıdığını belirtti. Ayrıca, geniş çaplı bir askeri darbenin küresel enerji fiyatlarını fırlatacağı, Amerikalı tüketiciler üzerindeki baskıyı artıracağı ve yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump’ı zor durumda bırakabileceği vurgulandı.

Bu nedenle, saldırının iptal edilmesi anlaşmaya duyulan tam güvenden ziyade, daha büyük bir savaşın maliyetinden kaçınma çabası olabilir. Mutabakat zaptı bu yönüyle Trump için oldukça cazip: Ona Hürmüz’ün açılması ve ateşkes konusunda hızlı bir siyasi başarı ilanı sunarken, en zor dosyaları sonraki müzakerelere erteliyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)

İsrail’in derin endişeleri

Denklemin en hassas unsurlarından biri olan İsrail, bu mutabakat zaptının doğrudan bir tarafı değil. ABD medyasına konuşan İsrailli yetkililer, nihai bir anlaşmanın mutlaka; zenginleştirilmiş nükleer malzemelerin tamamen ortadan kaldırılmasını, zenginleştirme altyapısının sökülmesini, füze üretiminin sınırlandırılmasını ve İran'ın bölgesel vekillerine verdiği desteğin kesilmesi şartını içermesi gerektiğini vurguluyor.

Bu talepler, şu anki geçici ateşkes metninin kapsamının çok ötesinde. Bazı uzmanlara göre İsrail, bu anlaşmanın İran’a güç toplamak veya kartlarını yeniden karmak için zaman kazandırdığını hissederse, özellikle Lübnan’da veya nükleer programla bağlantılı hedeflere karşı tek taraflı askeri harekete geçebilir.

Sonuç: Ateş hattında bir ateşkes

Mutabakata varılması ciddi bir olasılık olsa da hiçbir şey garanti değil. Sızıntılar yakın zamanda bir imza atılacağına, Hürmüz’ün açılacağına ve 60 günlük müzakere sürecinin başlayacağına işaret ediyor. Ancak ortada savaşın kesin bir sonu yok; sadece "ateş hattında bir ateşkes" var. Taraflar taahhütlerine sadık kalırsa, bu durum daha geniş bir siyasi sürece dönüşebilir. Ancak yaptırımlar, fonlar veya uranyum konusundaki ilk anlaşmazlıkta süreç tıkanırsa, bölge çok daha şiddetli bir gerilim dalgasıyla karşı karşıya kalacaktır.