İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

Saldırılar, İsrail'in İran’da etkili bir iş birliği ağına sahip olduğunu ortaya koydu.

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
TT

İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)

İran’da son dokuz ay içinde motosikletli kiralık bir katil, El Kaide’nin Tahran'daki mülteci liderlerinden birini vurarak, öldürdü. Aynı şekilde İran’ın önde gelen nükleer bilim insanlarından biri kırsal bir bölgede pusuya düşürülerek, öldürüldü. İran'ın çöldeki ana nükleer tesislerinden birinde iki ayrı gizemli patlama meydana geldi. Bu patlamalar, ülkenin uranyum zenginleştirme çabalarının kalbine indirilen bir darbe oldu.
İranlı istihbarat yetkililerinin İsrail’in dahil olduğunu söylediği bu saldırılar, İsrail istihbaratının İran'ın içlerine kadar ulaşabildiğini ve çoğu durumda İranlı muhaliflerin yardımıyla yoğun bir şekilde korunan hedeflere üst üste saldırılar gerçekleştirebildiğini ortaya koydu.
Yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden sabotaj ve suikast eylemleri, aynı zamanda İran için utanç verici olan güvenlik alanındaki başarısızlıkları da ortaya çıkardı. Bu eylemler, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya geri dönmeyi düşünen ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle müzakerelerin yeniden başlamasını bekleyen İranlı liderleri endişelendirdi ve rahatsız etti.
İran ve İsrail arasında yapılan karşılıklı suçlamalar keskin ve sertti. İran Meclisi’ne bağlı Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın ‘casuslar için bir sığınak’ haline geldiğini söyledi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri olan Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın güvenlik ve istihbarat birimlerinde kapsamlı bir reform yapılması çağrısında bulundu. ABD’de yayın yapan New York Times gazetesine göre İranlı milletvekilleri, önde gelen güvenlik ve istihbarat yetkililerinin istifasını da talep ettiler.
Bunun yanı sıra İranlı yetkililerin ve analistlerin en çok endişelendikleri ve korktukları nokta, saldırıların, İsrail'in İran içinde etkili bir iş birlikçi ağına sahip olduğunu ve İran istihbarat servislerinin güvenlik açıklarını tespit edemediğini ortaya çıkarmasıydı.
İngiliz araştırma enstitüsü Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Sanam Vakil konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“İsraillilerin İran'ı bu kadar cesur ve kaba bir şekilde içeriden vurabilmeleri (İran için) çok utanç verici bir durum. İran'da tehlikeli bir etkisi olduğunu düşündüğüm bir zayıflığı ortaya koyuyor. Saldırılar, artık her olayın arkasında dış güçlerin olduğunu düşünen bir ülkenin üzerine korku ve dehşetin gölgesini düşürdü.”
İran devlet televizyonu geçtiğimiz hafta sonu, geçen ay Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan sabotaj eyleminin faili olmakla suçlanan Rıza Kerimi adlı 43 yaşındaki bir kişinin fotoğrafını yayınladı. Ancak bu kişinin tam olarak kim olduğu, bu eylemi tek başına mı yoksa başkalarıyla mı yaptığı, hatta bu ismin gerçek adı olup olmadığı dahi belli değildi.
İran İstihbarat Bakanlığı'na göre Kerimi, patlama gerçekleşmeden önce ülkeden kaçtı.
Geçtiğimiz Pazar günü İran’ın resmi yayın kurumları, DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi’nin kalp krizi sonucu öldüğü haberini geçtiler. Ancak hemen Hüseyin Zade Hicazi’nin ölümünün bir komplodan kaynaklandığına dair şüpheler ortaya çıkmaya başladı.

Hicazi, İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefindeydi
Hicazi, uzun zamandır İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefi haline gelmişti. Başka bir önde gelen Kudüs Gücü komutanının oğlu ise Twitter hesabından Hicazi’nin ölümünün ‘kalp rahatsızlığı ile ilgili olmadığını’ yazdı.
DMO Sözcüsü ise, Hicazi’nin ölümünün, son derece zor görevler üstlenmesi, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanması ve İran-Irak savaşı sırasında maruz kaldığı kimyasallar gibi birçok nedenden kaynaklandığını belirtti.
Eğer bu hipotez doğruysa, Hicazi, ABD’nin Ocak 2020'de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle başlayan ve son 15 ay içinde öldürülen üçüncü yüksek rütbeli İranlı askeri yetkili olacak. Hatırlanacağı üzere İsrail, geçtiğimiz Kasım ayında İranlı nükleer bilimci ve DMO’nun önde gelen komutanı Tuğgeneral Muhsin Fahrizade’ye suikast düzenlemiş, Fahrizade suikast sonucu hayatını kaybetti.
Hicazi'nin ölümü doğal bir ölüm olsa dahi önde gelen üç ismin peş peşe ölümleri İran için ağır bir kayıp. Saldırılar, İsrail ve ABD istihbaratının, tehlikeli olarak gördükleri İran’ın faaliyetlerini baltalamayı amaçlayan uzun soluklu bir operasyonun hızındaki artışa işaret ediyor. Bu faaliyetlerin başında İran’ın birçok kez barışçıl olduğunu iddia ettiği nükleer programı ve Arap dünyasındaki silahlı grupları finanse etmek ve Lübnan'da Hizbullah’ı örgütlemek amacıyla ürettiği hassas güdümlü füzeler geliyor.
İsrail tarafından 2019 yılında yayınlanan bir askeri istihbarat raporu, Hicazi'nin DMO’nun Lübnan sorumlusu ve hassas güdümlü füze projesinin başı olduğunu açıkça ortaya koydu.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif, İsrail’in Hicazi’ye suikast düzenlemek istediğini öne sürdü. İsrail, başından beri ciddi bir tehdit olarak gördüğü İran'ın nükleer programını engellemek ve zayıflatmak için çalışıyor. İsrail'in İran nükleer programının önde gelen isimlerine suikastlar düzenlemeye, 2007 yılında İsfahan'daki bir nükleer tesiste gizemli bir gaz kaçağı kazasında İranlı bir nükleer bilim adamının ölümüyle başladığına inanılıyor.
O tarihten bu yana, İran'ın nükleer çabalarında hayati bir rol oynayan diğer altı nükleer bilimci ve askeri yetkiliye suikastlar düzenlendi, hedef alınan yedinci isim ise suikasttan yaralı olarak sağ kurtuldu. Kudüs Gücü ekonomik ilişkiler komutan yardımcısı Rüstem Kasımi, Mart ayında gerçekleşen Lübnan ziyareti sırasında İsrail tarafından kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden sağ kurtuldu.  
Suikast, çeşitli düzeylerde ve cephelerde yürütülen bir operasyonda kullanılan yöntemlerden sadece biri. İsrail, 2018 yılında, Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer programına ilişkin yarım ton gizli dosya ve kaydı çalmak amacıyla cesurca bir gece yarısı operasyonu düzenledi.
İsrail ayrıca diğer ülkelerden İran'a gönderilecek ekipmanları aramak için tüm dünyayı dolaştı. Eski bir üst düzey ABD’li istihbarat yetkilisine göre İsrail bunu, söz konusu ekipmanları yok etmek, ekipmanların yüklü olduğu konteynırlara izleyici veya patlayıcı cihazlar yerleştirmek için yapıyor.
İsrailli eski bir kadın istihbarat ajanı, böyle bir görevi yerine getirmek için başka bir istihbarat subayıyla tesise gittiğini, ardından araba kazası veya kalp krizi gibi bir sorun yarattığını, kendisine tesise girmesi ve içinde kullanılan güvenlik sistemini bulması için yardımcı olan güvenlik görevlilerinden yardım istediğinde başka bir ekibin sisteme sızıp bozduğunu söyledi.
İranlı eski bir nükleer program yetkilisi, geçtiğimiz hafta İran devlet televizyonuna verdiği röportajda, Natanz Nükleer Tesisi’nde Temmuz ayında meydana gelen patlamanın kaynağını açıkladı. İran Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı Feridun Abbasi Davani, patlayıcıların kazadan birkaç ay önce tesise nakledilen bir ofis mobilyasına yerleştirildiğini söyledi.
Yetkililer, patlamanın yeni nesil santrifüj üreten bir fabrikayı etkilediğini ve İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını aylarca engellediğini söylediler. Öte yandan İran Meclisi Araştırma Merkezi Başkanı Ali Rıza Zakani, dün (Salı) yaptığı açıklamada, nükleer tesisten yurtdışına tamir için başka bir makinenin daha gönderildiğini, ancak makinenin içerisine yerleştirilmiş 300 kilo patlayıcı ile geri döndüğünü söyledi. Natanz’da bu ay yaşanan son patlama hakkında fazla bilgi yok. Sadece patlamanın tesisin bağımsız güç sisteminin tahrip olmasına ve bunun sonucunda binlerce santrifüjün çalışamaz hale gelmesine yol açtığı biliniyor.
İsrail’in bu tür eylemleri, İran’ da İranlıların yardımı olmadan gerçekleştirmesi oldukça güç. Belki de İran’lıları en fazla öfkelendiren de budur. İran’daki güvenlik yetkilileri geçtiğimiz on yıl içinde birçok İran vatandaşı hakkında suçlamalarda bulundu. Bu suçlamalar arasında İsrail’in sabotaj ve suikast eylemlerine suç ortaklığı yapmak da vardı. İran’da bu suçun cezası ölümdür.
Bu saldırılar, nükleer tesisleri ve bilim adamlarını korumaktan sorumlu DMO’nun istihbarat kanadının itibarını zedeledi. Eski bir DMO komutanı DMO istihbarat biriminin tasfiye edilmesini talep ederken, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, “Natanz Nükleer Tesisi’nin güvenliğinden sorumlu birim bu hataların sorumluluğunu üstlenmelidir” dedi. İran Meclis Başkanlığı sekreterlerinden Seyid Emir Hüseyin Gazizade Haşimi, Pazartesi günü İran basınına yaptığı açıklamada, “İsrail'i ve ABD’yi bu saldırılardan sorumlu tutmak artık yeterli değil. Çünkü İran'ın evi içeriden temizlemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
DMO’ya ait Maşrık Haber Ajansı'na konuşan Haşimi, “Nükleer tesislerin güvenlik kurumu neden aynı kaynaktan iki kez saldırıya uğrayacak kadar sorumsuz davranıyor?” diye sordu. Ancak DMO yalnızca İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney’den emir alıyor ve bu noktada güvenlik biriminin üst düzey yetkilileri arasında herhangi bir değişiklik olduğuna dair hiçbir işaret yok.

Hasan Ruhani, hükümeti suçluyor
İran, her saldırıdan sonra yanıt vermekte zorlanıyor. Bazen olayın fail ya da faillerini ancak ülkeden kaçtıktan sonra kimliğini bildiğini iddia ediyor veya halen yakalanamadıklarını söylüyor. İranlı yetkililer saldırılar nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını belirtirken her saldırıdan sonra misilleme yapacaklarını ve karşılık vereceklerini söylüyorlar. Diğer yandan muhafazakarlar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini zayıf olmakla ve ülkenin güvenliğini ABD yaptırımlarının hafifletilmesini sağlayacak olan nükleer anlaşma müzakerelerine bağlamakla suçluyorlar.
İranlı yetkililer, İsrail’in kendilerini İran ile yeni ABD yönetimi arasında herhangi bir müzakere yapılması olasılığını ortadan kaldıracak açık bir çatışmaya itme girişiminin farkındalar. Bu nedenle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin son yılında ‘stratejik sabır’ olarak niteledikleri bir politika uygulamaya başladılar. Cumhurbaşkanı Ruhani ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, öncelikleri yaptırımları kaldırmak olduğu için saldırıların müzakerelerin ilerleyişini etkilemesine izin vermeyeceklerini söylediler.
İran, saldırılara yanıt vermeye çalışmış, ancak başarısız olmuş olabilir. Geçtiğimiz Ocak ayında İsrail’in Yeni Delhi Büyükelçiliği yakınlarında meydana gelen patlamadan İran sorumlu tutuldu. Geçtiğimiz ay Etiyopya'da İran'la bağlantılı 15 milis, İsrail, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) saldırılar planlamak suçlamasıyla tutuklandı. İran’ın açık açık bir misillemede bulunması, İsrail'in kapsamlı bir karşılık vermesi riskini taşıyor.
Beyrut'taki Lübnan Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Talal Atrisi, “Misilleme savaş demektir ve savaş başlatmak için aceleleri yok” yorumunda bulundu.
Buna karşın İsrail'in Natanz Nükleer Tesisi’ne yaptığı son saldırının zamanlaması, İsrail'in nükleer anlaşmaya ve yeniden canlandırılmasına karşı çıkması nedeniyle görüşmeleri engellemeye çalıştığını veya en azından İran'ın müzakere gücünü zayıflatmaya çalıştığını gösteriyor.
Viyana'da İran ile dolaylı olarak müzakerelere başlayan ABD, saldırıda parmağı olmadığını belirtti. Ancak saldırıyı kınayan herhangi bir açıklamada da bulunmadı. İranlı bir istihbarat yetkilisi, İsrail’in tekrarlanan saldırılarıyla ülke içinde korku yaymaya çalıştığını ve böyle bir etkinin İsrail'in çıkarına olacağını söyledi.
Yetkili, İran'ın herhangi bir izleme cihazı bulmak amacıyla nükleer tesislerdeki binaları incelemek için aldığı ek önemler ve olası casusluk faaliyetlerini engellemek için arka planda yaptığı soruşturmaların uranyum zenginleştirme sürecini yavaşlattığını belirtti.
Burada ne İsrail’in ne de İran’ın da topyekun bir savaşa girmek istemediğini ve her iki tarafın da gerilimden kaçınmak için diğerine bel bağladığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, İsrail'in Suriye'deki İran destekli silahlı grupları hedef alması ve bazı gemilere karşılıklı olarak düzenlenen sabotaj saldırılarıyla İran ile İsrail arasındaki gizli gölge savaşı daha da yoğunlaştı.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Vakil’e göre ekonomik zorluklar, Kovid-19 vakalarındaki artış ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer sorunların İran üzerinde ekonomik yaptırımların kaldırılması için yakında yeni bir anlaşmaya varma baskısı oluşturuyor.  
İran’ın ülkedeki diğer sorunları ele almasını ve çözmesini sağlayacak kaynakların serbest kalması için nükleer anlaşmanın canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu belirten Vakil, “Gri bölgedeki bu saldırıların düşük düzeyde olması, İran'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor” dedi.
*New York Times



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.