Viyana görüşmelerinde ilerleme kaydedilirken, Tahran ‘mantıksız taleplerden’ endişe ediyor

Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu, dün katılımcı ülkelerin heyetleriyle (ABD heyeti hariç) bir toplantı düzenledi (AFP)
Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu, dün katılımcı ülkelerin heyetleriyle (ABD heyeti hariç) bir toplantı düzenledi (AFP)
TT

Viyana görüşmelerinde ilerleme kaydedilirken, Tahran ‘mantıksız taleplerden’ endişe ediyor

Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu, dün katılımcı ülkelerin heyetleriyle (ABD heyeti hariç) bir toplantı düzenledi (AFP)
Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu, dün katılımcı ülkelerin heyetleriyle (ABD heyeti hariç) bir toplantı düzenledi (AFP)

Nükleer anlaşmaya yeniden tam olarak uygulanması yönünde Washington ile Tahran arasındaki dolaylı müzakerelerin ikinci turu, heyetlerin ülkelerine döndüğü bir ‘dinlenme ve fikir alışverişi’ döneminin ardından, müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik bir anlaşmayla sona erdi. Nitekim önümüzdeki hafta Viyana'da üçüncü bir tura başlanacak.
Müzakerelerin koordinatörü Avrupa Birliği (AB), hem iki taraf arasındaki hem de ABD ile dolaylı görüşmelerin önümüzdeki hafta devam edeceğini bildirdi. AB tarafından yapılan açıklamada, “Katılımcılar, koordinatörün tüm taraflar ve ABD ile devamlı bireysel temasları sayesinde ortak diplomatik çabalarını sürdürme konusundaki kararlılıklarını yineledi” ifadeleri kullanıldı. Aynı zamanda adımların nasıl sıralanacağına ilişkin çalışmak üzere üçüncü bir çalışma komitesinin kurulduğu, müzakerecilerin önümüzdeki hafta diyalog masasına döneceklerini bildirdi.

Üçüncü komisyon yakında açıklanacak
AB’nin müzakerelere koordinatörlük yapan Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı Enrique Mora, dün Ortak Komisyon’un üçüncü resmi oturumu ardından yaptığı açıklamada, kaydedilen ilerlemeyi ele aldıklarını aktardı. Üçüncü bir komisyonun yakında duyurulacağını açıklayan Mora, “Bizi yoğun çalışmalar bekliyor. Diplomasi, devam eden zorlukların üstesinden gelme yönünde nükleer anlaşmada ilerlemenin tek yoludur” ifadelerini kullandı.
Anlaşmaya dahil olan taraflar, Tahran ve Washington'un anlaşma hükümlerine yeniden uyum sağlamasına imkan veren bir çözüme ulaşmak yönünde Ortak Komisyon çerçevesinde Viyana'daki tartışmalarını yoğunlaştırmıştı. ABD heyeti Viyana’da yer almış, ancak görüşmelere doğrudan katılmamış, İran heyeti ile aynı masaya oturmamış; Avrupalılar ise iki taraf arasında kolaylaştırıcı bir rol üstlenmişti.
Üçüncü komisyonda, nükleer anlaşmaya uyum sağlama yönünde ilk adımı kimin atacağı konusundaki tartışmalara dair engellerin aşılması yolunda çalışılması bekleniyor. Nitekim Tahran, kaydettiği ihlalleri Washington yaptırımları kaldırmadan durdurmayacağını söylerken ABD ise Tahran anlaşmaya tam uyum sağlamadan herhangi bir yaptırımı kaldırmayacağını öne sürüyor.
Şarku’l Avsat’ın diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre söz konusu komisyon, müzakerelere katılan taraflarca sunulan, anlaşmazlıkların üstesinden gelinmesi yönünde paralel adımlar atılmasını gerektiren önerileri inceleyecek.

Çin’den açıklama
Söz konusu müzakerelerin ardından gazetecilere konuşan Çin heyeti, “Artık tüm tarafların Tahran ve Washington'un nükleer anlaşmaya dönmesine ilişkin daha net bir vizyonu var. Komite, iki uzman komisyonun çalışmalarında ilerleme kaydetti” açıklamalarında bulundu.
Gelecek turlarda tüm ABD yaptırımlarının kaldırılması üzerine odaklanılacağını bildiren Viyana’daki Çin Daimi Temsilcisi Büyükelçi Wang Qun, Washington'un üçüncü şahıslara uygulananlar da dahil olmak üzere İran'a yönelik tüm yaptırımları kaldırması gerektiğini vurguladı. Nitekim ABD, İran ile ilişkilerinden dolayı Çin'e de yaptırım uyguluyor.
Diğer yandan Rusya'nın Viyana'daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimi temsilcisi Mihail Ulyanov ise Twitter hesabından yaptığı açıklamalarda “Heyetlerin başkentlerine danışmaları yönünde bir ara verilmesine karar verildi. Komisyon önümüzdeki hafta başlarında yeniden bir araya gelecek. Ortak komisyon, Viyana görüşmelerinde bugüne kadar kaydedilen ilerleme ışığında, nükleer anlaşmaya tam anlamıyla geri dönülmesine yol açan olası pratik adımlar dizisini ele almak için üçüncü bir çalışma grubu kurmaya karar verdi” ifadelerini kullandı.
Konuyla ilgili haberlere göre, İran’ın nükleer alandaki Başmüzakerecisi Abbas Arakçi, toplantılarda ‘talepler sınırı aştığı, oturumlar birer zaman kaybına dönüştüğü, mantıksız talepler duyulduğu taktirde’ müzakerelerden geri çekilme tehdidinde bulundu.
İran resmi medyası, “Arakçi’nin görüşmelerin gidişatına ilişkin değerlendirmesi, mevcut zorluklara rağmen ilerleme kaydedildiği yönünde” ifadelerini okuyucularına servis etti.

Ruhani görüşmeleri değerlendirdi
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise görüşmeleri Tahran’dan değerlendirdi. Görüşmelerde yüzde 60 ila 70 oranında bir ilerleme kaydedildiğine değinen Ruhani, “ABD’liler harekete geçmeye devam ettikleri taktirde, içtenlikle hızlı bir şekilde anlaşmaya varabiliriz. Bugün Viyana'da her zamankinden daha güçlü görüşmelerde bulunuyoruz. Bu, ABD'nin azami baskı politikasının hezimete uğradığı anlamına geliyor” açıklamalarında bulundu.
Ülke içindeki eleştirilere üstü kapalı atıfta bulunan Ruhani, “Müzakerelerde Rehber’in (Ali Hamaney) belirlediği çerçeveye bağlı kaldık. İnsanları hayal kırıklığına uğratan herhangi bir söz veya hareket, büyük bir ihanettir” dedi.
Ancak müzakerelere dahil olanlar aynı derecede iyimserlik göstermedi. Nitekim iki taraf arasında, özellikle de nükleer anlaşmayla ilgili ABD yaptırımları başta olmak üzere, çözülmeyi bekleyen onlarca madde var.
Reuters’ın haberine göre İranlı bir yetkili, “Mayıs ayı son tarihi yaklaşıyor; kısa vadede Viyana'da tartışılan husus, tüm taraflara karmaşık teknik sorunları çözmeleri için daha fazla zaman tanıyan bir ara anlaşmanın ana hatlarıdır” dedi.
Bir başka İranlı yetkili ise tüm yaptırımların kaldırılması yönündeki teknik adımlar konusunda siyasi bir anlaşmaya varıldığı taktirde, Tahran'ın diğer ülkelerdeki İran fonlarının serbest bırakılması karşılığında yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirilmesini erteleyebileceğini söyledi.
‘Geçici bir anlaşma’ ya da ‘adım adım’ giden bir projenin varlığını reddeden Arakçi ise bunun masada olmadığını vurguladı. İran merkezli haber ajanslarının kendisinden aktardığına göre bu konudaki haberleri yanlış olarak niteleyen Arakçi, “Yaptırımların kaldırılması yönünde sadece son bir adım için pazarlık yapıyoruz. Müzakerelerin tüketilmesini ya da acele edilmesini kabul etmiyoruz. Rehber’in de vurguladığı gibi, müzakerelerin yıpratılmasına hiçbir şekilde izin vermeyecek, bir sonuca varmak için acele etmeyeceğiz. Nitekim müzakereler, ülkenin çıkarlarına ve köklü tutumlarına hizmet edecek şekilde dikkatlice yürütülmelidir” dedi.

“İran ve ABD tarafları arasında herhangi bir müzakere gerçekleşmedi”
Arakçi’nin Ulusal Güvenlik Komisyonu’na yaptığı açıklamada “Müzakerelerin yapıldığı otelde ABD heyeti bulunmuyor; İran ve ABD tarafları arasında herhangi bir müzakere gerçekleşmedi” dediğini aktaran İran Parlamento Başkanı Yardımcısı Ali Nikzad, “ABD’liler, Arakçi’nin söyledikleri aksine müzakere otelindeydi” ifadelerini kullandı.
Nikzad, İranlı müzakere heyetinin geçtiğimiz Aralık ayında “Yaptırımları Kaldırmak Yönünde Stratejik Hareket” adı altında yayınlanan parlamento yasasının çizdiği çizgilere uyması gerektiğini vurguladı. Nükleer anlaşmaya yönelik ihlallerini artırmaya başlayan İran hükümeti, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 20’lere çıkarmaya, Natanz tesisindeki gelişmiş santrifüjleri artırmaya, uranyum zenginleştirme çarkını yeniden Fordo tesislerine aktarmaya başlamıştı. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) protokolünü askıya alan İran, ilk kez uranyum metali üretmiş, ancak Ruhani’nin emriyle bundan geri adım atmıştı.
Parlamentonun ‘hala yasalara bağlı olduğunu’ kaydeden Nikzad, Viyana'daki müzakere ekibine tavsiyelerde bulunarak “Hiçbir şey yapamayacak dahi olsanız, müzakereleri yıpratmaktan kaçının. Zira parlamento, kanunla çelişen şeylerle karşı çıkar” ifadelerini kullandı.
İran Meclisi 90. Madde Komisyonu Başkanı Nasrallah Pejmanfar, “Bu görüşmelerin bir sonu yok. Parlamento yasasına aykırı hareket edildiği taktirde buna karşı gelinmeli” ifadelerini kullandı.
Nitekim İran parlamento tarafından kabul edilen yasada, hükümler aşıldığı taktirde İran Atom Enerjisi Kurumu veya Dışişleri Bakanlığındakiler dahil olmak üzere İranlı yetkililerin yargılanabileceği öngörülüyor. Parlamento tarafından yapılan bu uyarılar, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Said Hatipzade’nin Viyana müzakerelerinden çıkan hiçbir anlaşmanın parlamentoda onaylanmasına gerek olmadığını açıklamasının ardından geldi. Hatipzade, böyle bir durumda bunun Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından görüşüleceğini ve Ali Hamaney’den imza alınacağını söylemişti.



Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.


ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi
TT

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

Tahran, İran’a ait Lark Adası’nı hedef alan ABD saldırılarına karşılık olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan güçlerine ait noktaları hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları’na göre ABD saldırılarında çok sayıda kişi hayatını kaybederken, bazı kişiler de yaralandı. Söz konusu gelişme, Washington ile Tahran arasında haftalardır yaşanan ilk doğrudan tırmanma olarak kayda geçti.

Devrim Muhafızları, Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan açıklamasında, “ABD-Siyonist hava saldırısına karşılık olarak” füze ve insansız hava araçlarıyla bir operasyon düzenlediğini belirtti. Açıklamada, Ürdün’deki Kral Hüseyin ve Ezrak üslerinde bulunan teknik altyapının, bakım tesislerinin ve savaş uçaklarının konuşlandığı noktaların hedef alındığı ifade edildi.

İran ayrıca, Amerikan güçlerinin konuşlandığı Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Minhad Hava Üssü’nün insansız hava araçlarıyla hedef alındığını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins ise AFP’ye yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları’na bağlı güçlerin Hürmüz Boğazı’na doğru deniz mayınları yüklü füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edildiğini bildirdi.

Karşılıklı saldırılar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve çatışmaların azalma eğiliminde olduğu bir dönemde gerçekleşti.


Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
TT

Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer, Arap ülkelerinden ilişkilerini ve nüfuzlarını kullanarak İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının daha geniş bir tanıma kampanyasına dönüşmesini engellemelerini istedi. Ömer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Somali’nin bu tanımaya yönelik itirazını dile getirmek üzere ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle doğrudan temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında bu adımı atan Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ilk ülke olmuştu. Ardından karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleştirilmiş, Somaliland’ın Kudüs’teki büyükelçiliği açılmış ve bölgenin başkanı İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. İsrail’in tanıması ayrılıkçı bölge açısından önemli bir diplomatik atılım oluştursa da şu ana kadar uluslararası alanda bir tanıma dalgasına yol açmadı.

Ömer, İsrail’in tanımasını ‘sembolik bir adım’ olarak görmediğini belirterek, “Somali’nin uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğünü değiştirmeye yönelik her türlü dış girişimin siyasi, hatta muhtemelen güvenlik açısından sonuçları olacaktır” dedi. Ömer, İsrail’in diplomatik ve güvenlik alanlarında sürece dahil olduğuna dikkat çekerek, bunun Somaliland’daki güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardım edildiğinin açıkça kabul edilmesini de içerdiğini ifade etti.

Ömer, Somali’nin, yabancı bir devletin federal hükümetin onayı olmaksızın Somali topraklarında askeri veya istihbarat varlığı oluşturma yönündeki her türlü girişimi ‘son derece ciddi’ bir mesele olarak ele aldığını vurguladı. Somalili yetkili, “Bu meselenin askerileştirilmesi Somali ve daha geniş bölge açısından tehlikeli olacaktır” uyarısında bulundu.

scdvfgbh
İsrail Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz haziran ayında resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı bölgenin başkanını kabul etti. (X)

İsrail’in Somaliland’ı tanımasına Arap dünyasından gelen tepkiye ilişkin konuşan Ömer, “Arap dünyasının hızlı tepkisi önemliydi. Zira bu tepki, İsrail’in kararının Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda uluslararası veya bölgesel mutabakatı açıkça değiştirmediğini ortaya koydu” dedi.

Ömer, “Amaç yalnızca kınama açıklamaları yapmak değil, tek taraflı bir tanımanın daha geniş bir kampanyaya dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Arap ortaklarımızdan siyasi ilişkilerini ve diplomatik nüfuzlarını proaktif biçimde kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Somali’nin toprak bütünlüğünün yalnızca ülkesini ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Ömer, “Bir Arap ve Afrika ülkesinin parçalanması, sonuçları Somali’nin çok ötesine uzanacak bir emsal oluşturacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’nin egemenliği, güvenliği ve daha geniş stratejik ilişkileri konusunda ABD ile düzenli olarak görüşmeler yürüttüklerini belirten Ömer, “Tanımaya ilişkin her türlü tartışmayı ciddiye alıyoruz. Kongrede ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan üyelerin olduğunu biliyoruz. Ancak siyasi çağrılar ve medyada yer alan spekülasyonlarla ABD’nin resmi politikasını birbirinden ayırmak gerekiyor” dedi. Ömer, Trump yönetiminin tek ve birleşik Somali’ye açıkça destek verdiğini belirterek, “ABD hâlâ Somaliland da dahil olmak üzere Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımaktadır” ifadesini kullandı.

cfvgrth
Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın üyeleri (AP)

ABD’nin Somali’de terörle mücadele, deniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’nun istikrarı gibi önemli stratejik çıkarları bulunduğunu belirten Ömer, “Bu çıkarlar, zaten kırılgan olan bir bölgede daha fazla parçalanmayı teşvik etmekten ziyade istikrarlı ve birleşik bir Somali devleti tarafından daha iyi korunabilir” dedi.

Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ‘mutabakat zaptının’ akıbetine ilişkin ise Ömer, “Somali’nin Etiyopya ile ilişkilerini şu anda düzenleyen çerçeve, 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi’dir. Bu bildiriyle Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini yeniden teyit etti” ifadelerini kullandı. Ömer, Etiyopya’nın denize erişiminin ‘karşılıklı fayda sağlayan ticari düzenlemeler yoluyla ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemen otoritesi altında’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bunun ardından Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile teknik müzakerelere başladık. Bu görüşmeler, Somali’nin egemenliğine zarar vermeden Etiyopya’nın denize güvenilir ticari erişim konusundaki talebini karşılamanın meşru bir yolunun bulunduğunu gösterdi. Dolayısıyla eski mutabakat zaptının dondurulmuş mu yoksa geçersiz mi olduğu konusunda fazla zaman harcanması gerektiğini düşünmüyorum” diyen Ömer, değerlendirmesini sürdürdü.

Ömer, Türkiye ve Mısır’ı ‘Somali’nin önemli stratejik ortakları’ olarak nitelendirdi. Ömer, “Mısır ile ilişkilerimiz tarihi bir geçmişe sahip. Bu ilişkiler özellikle güvenlik, eğitim, kapasite geliştirme, ekonomik ve diplomatik iş birliği alanlarında artık hızla genişliyor” dedi.

sdcfvgt
Aşağı Gubba vilayetindeki Somali ordusu mensupları (SONNA)

Kahire ile ilişkilerin güçlendirilmesinin Ankara ile ilişkilerin zayıflatılmasını gerektirdiğine inanmadığını belirten Ömer, “Somali, ortaklarının birbirleriyle iş birliği yapmasından fayda sağlar” dedi.

Mısır askerlerinin Afrika Birliği (AfB) misyonu kapsamında konuşlandırılmasının gecikmesine ilişkin konuşan Ömer, “Mısır askerlerini konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud da Mısır askerlerini ziyaret ederek hazırlık ve hazır olma düzeylerini yerinde inceledi” dedi. Ömer, sorunun Mısır’ın siyasi taahhüdünün veya birliklerin hazırlık durumunun yetersizliği olmadığını belirterek, “Askerlerin, birliklerin rotasyon sıralaması, lojistik düzenlemeler ve operasyonel gereklilikler dahil olmak üzere AfB ve BM tarafından üzerinde mutabakata varılan sistem çerçevesinde konuşlandırılması gerekiyor. Ayrıca AUSSOM’un sürdürülebilir finansmanına ilişkin daha geniş kapsamlı mesele de bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ömer, Somali’nin bu düzenlemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını istediğini vurguladı.

Kızıldeniz’deki düzenlemelere ilişkin ise Ömer, “Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, deniz güvenliğinin birbirlerinden bağımsız şekilde yönetilemeyeceğinin giderek daha fazla farkına varıyor. Tehditler birbiriyle bağlantılı. Kızıldeniz’in herhangi bir kıyısındaki istikrarsızlık hepimizi etkiliyor” dedi.

Ömer sözlerini şöyle sürdürdü: “Somali, Suudi Arabistan ve Mısır; deniz ulaşımının serbestisi ile Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması konusunda köklü bir stratejik ortak çıkara sahip. Somali, bu yıl ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği daha geniş kapsamlı deniz güvenliği çerçevesine, Mısır ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte katıldı.”

Ömer, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın son yıllarda ağır kayıplar verdiğini belirterek, uluslararası ortakların desteğiyle Somali güçlerinin örgütün önde gelen bazı liderlerini etkisiz hale getirdiğini, ağlarını sekteye uğrattığını ve önemli bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

cvfd
Somali’deki AfB misyonunun barışı koruma güçlerine mensup askerler (Reuters)

Somali’nin bugün ‘faal durumdaki ulusal kurumlara, dünya genelindeki ülkelerle diplomatik ilişkilere, Doğu Afrika Topluluğu üyeliğine, BM Güvenlik Konseyi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nde birer sandalyeye’ sahip olduğunu belirten Ömer, ülkenin önemli ekonomik reformları tamamladığını, borçlarının silinmesini sağladığını ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığını ifade etti. Ömer, buna rağmen Somali’nin hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Eş-Şebab hâlâ tehlikeli… Kurumların daha da güçlendirilmesi gerekiyor ve siyasi anlaşmazlıklar devam ediyor” dedi.

Ömer, Somali’nin önümüzdeki yıllardaki hedefinin ‘uluslararası toplumun istikrar sağlamaya çalıştığı bir devlet olmaktan çıkarak Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve daha geniş bölgenin istikrarına, güvenliğine ve refahına aktif biçimde katkıda bulunan bir devlete dönüşmek’ olduğunu vurguladı.