ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
TT

ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)

Tarık eş-Şami
Washington'da, ABD güçlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi ve Asya ile Avrupa'da yeniden konuşlandırılmasını isteyenler ile Çin ve Rusya'nın yarattığı zorluklarla mücadele etmek için ABD güçlerinin Ortadoğu’da kalmasını isteyenler arasındaki tartışmalara rağmen söz konusu güçlerin stratejik, politik ve ekonomik nedenlerden ötürü Basra (Arap) Körfezi bölgesinde kalması eğilimi başkente hakim olmaya devam ediyor. Peki, bunun nedenleri neler? Tartışma neden şimdi alevlendi? Bunun, ne gibi sonuçları olabilir?
ABD Başkanı Joe Biden, bu ayın başlarında Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) Basra Körfezi’ndeki üç Patriot hava savunma sistemlerinin kaldırılması talimatı verdi. Aynı zamanda bir uçak gemisi, gözetleme sistemleri ve birçok askeri birlik de başka bölgelerde faaliyet gösterecek şekilde yeniden konuşlandırıldı. Böylece geçtiğimiz yılın başlarında eski ABD Başkan Donald Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimin zirveye ulaştığı bir dönemde 90 bin askere gerileyen bölgedeki Amerikan askerlerinin sayısı 50 binin altına düştü.

ABD güçleri bölgede kalacak mı yoksa ayrılacak mı?
Washington’daki bazı çevreler, Biden'ın Ortadoğu'daki Amerikan rolünü yeniden şekillendirdiği ve Çin ve Rusya gibi büyük rakiplerle mücadele etmek için onlarca yıldır ABD’nin askeri önceliği olan bölgeden uzaklaşmak istiyor olabileceğini düşünürken bazıları şuan Beyaz Saray koridorlarında dolaşan meselenin, ABD güçlerinin bölgede kalıp kalmayacağıyla ilgili olmadığına daha ziyade, Körfez bölgesi ve Ortadoğu'da ABD'nin stratejik çıkarlarını elde etmek için kaç askerin yeterli olduğu konusu etrafında döndüğüne inanıyorlar.
Washington’da bu soruları gündeme getiren neden, Başkan Biden’ın 11 Eylül’den önce tüm ABD güçlerini Afganistan’dan çekme, Irak'taki Amerikan askeri sayısını azaltma ve görevlerini askeri eğitim danışmanlığıyla sınırlama kararıdır. Bazıları çevreler, Basra Körfezi'nde konuşlu bazı ABD güçlerinin, ABD’nin Afganistan ve Irak'taki askeri operasyonlarını desteklemek için orada bulundukları göz önüne alındığında bunun çift yönlü bir karar olduğunu düşünüyorlar.

Eski tartışma yeniden alevlendi
Arap (Basra) Körfezi'nde kalan ABD kuvvetlerinin faydalarına ilişkin tartışma yeni değil. Ancak tartışma yıllar geçtikçe, ABD’nin Ortadoğu'daki bitmeyen savaşlarının sona erdiği vurgulanarak daha da alevlenirken Washington’ın Körfez bölgesinde güvenlik garantörü olarak üstlendiği tarihi rolünü bugüne kadar sürdürerek ABD’nin ne gibi kazanlar elde ettiği ile ilgili sorular da arttı.
ABD güçlerinin eve dönmesini veya Avrupa ve Asya'daki diğer yerlere yeniden konuşlanmasını talep eden katı görüşlere karşın, dünya, Basra Körfezi'nden petrol ve gaz ihracatına bağımlı olduğu, ABD ile İran anlaşmazlığı sürdürdüğü ve Washington, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini veya ABD’nin bölgedeki müttefiklerine ve ortaklarına saldırmasını önlemeye devam ettiği sürece daha az sayıda da olsa Körfez’de asker bulundurulmasına yönelik baskın bir eğilim de söz konusu.

ABD güçlerinin çekilmesini isteyenlerin bahaneleri
ABD güçlerinin geri çekilmesini isteyenler, bunun nedenini ABD’nin artan enerji üretimi ve küresel enerji piyasasının çeşitlenmesi nedeniyle ABD’nin artık Körfez bölgesindeki çıkarlarının azalmasına dayandırıyorlar. Bu, eski Başkan Donald Trump'ın Haziran 2019'da Çin'in petrolünün yüzde 91'ini bölgeden aldığına dair tweet attığında güçlendirdiği bir görüştü. Japonya da petrolünün yüzde 62'sini Körfez bölgesinden alıyor. Trump tweetinde, ABD’nin diğer ülkelerin nakliye yollarını onlardan herhangi bir ödeme almadan korumasına itiraz ederken, bu ülkelerin her zaman tehlikelerle dolu bir rotada gemilerini korumaları gerektiğini ifade etti. Trump ayrıca ABD’nin dünyanın en büyük enerji üreticisi haline geldikten sonra halen bölgede bulunmasına gerek olmadığının altını çizdi.
ABD güçlerinin çekilmesini isteyenler, Amerikan askerlerinin Afganistan'dan çekilmesinden, Irak’taki asker sayısı azaldıktan ve görevleri yeniden tanımlanıp çatışmaların dışında bırakıldıktan birkaç ay sonra ABD’nin bölgedeki temel çıkarlarının tehdit edilemeyeceğini öne sürüyorlar. Böylece, ABD’nin çıkarlarının daha düşük bir maliyetle ve daha az askeri risk ve kaynak ile korunabileceğini düşünüyorlar. Ayrıca ABD’nin, barış zamanında serbest petrol ticaret akşını korumak veya İsrail'in güvenliğini sağlamak ya da DEAŞ, El Kaide ve aşırılık yanlısı silahlı gruplarla mücadele etmek yahut bölgede düşmanca bir hegemonyanın ortaya çıkmasını önlemek için kalıcı olarak askeri varlığını sürdürmesine gerek olmadığını savunuyorlar.
Dahası, onların bakış açısına göre ABD, Basra Körfezi'ndeki askerlerini çekip ülkeye geri döndürürse veya onları Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle rekabet etmek için Avrupa ve Hint-Pasifik bölgesine taşırsa büyük miktardaki harcamalardan tasarruf edecek.

ABD güçlerinin bölgede kalmasında ısrar edenlerin öne sürdüğü nedenler
Öte yandan ABD güçlerinin Körfez bölgesinde kalmaya devam etmesini isteyenlerin de bunun için birkaç nedeni var. Bu nedenlerin başında, Basra Körfezi'ndeki ABD güçlerinin çoğunun, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarını destekliyor ve oradaki yerel güçlere eğitim, danışmanlık ve yardım etme gibi savaş dışı roller oynuyor olmaları geliyor. ABD, bu iki ülkede bazı misyonlarını sürdürdüğü sürece, Amerikan askerlerinin sayısının sınırlı olarak azaltılması gerektiğini düşünüyorlar.
Bu kişiler, Amerikan askerlerinin Basra Körfezi’nde konuşlandırılmasının nedeninin, ABD’nin petrol kaynaklarına erişimini sağlamakla ilgili olduğu görüşünü reddediyor ve asıl nedenin, Washington’ın çıkarlarının yanı sıra küresel enerji piyasalarının istikrarını korumak ve İran’ın enerji piyasasının istikrarını etkilemeyi amaçlayan girişimlerini engellemek olduğunu öne sürüyorlar.
Dahası, bölgedeki olası istikrarsızlığın, Washington’ın ortaklarını tehdit edebileceğini, ABD’ye saldırmak isteyen aşırılık yanlısı gruplar için potansiyel olarak daha güvenli sığınaklar yaratabileceği ve İran'ın bölgedeki jeopolitik özlemlerinin ABD ile çatışmaya yol açabileceğini vurguluyorlar.

Harcamalardan tasarruf etme
ABD askerlerinin geri çekilmesinin tasarruf sağlayacağını öne sürenlere karşı askerlerin bölgede kalmasını isteyenler, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinde konuşlu güçlerin, çok az kayıp verdiğini ve az sayıda askerin yaralandığını savunuyorlar. Şuan ABD’nin mevcut askeri durumu, 2021 yılına ait 740 milyar dolarlık savunma bütçesine kıyasla nispeten küçük ve ucuz olduğu düşünülüyor. Bunun yanı sıra Körfez ülkeleri, ABD askerleri için mükemmel eğitim olanakları sağlıyor. Bu ülkeler, ABD güçlerinin desteklemenin maliyetlerinin çoğunu üstlendiğinden, Amerikan askerlerinin dünyanın diğer yerlerine nakledilmesi Pentagon için daha maliyetli olacak.

Ters politika
Siyasi açıdan, ABD’nin mevcut askeri varlığı, bulunduğu ülke içinde düşmanlıklar yaratmıyor, iç istikrarı tehdit etmiyor, ev sahibi ülkeler için siyasi sorunlara yol açmıyor ve terörist saldırılar için bir bahane teşkil etmiyor.
Daha da önemli olan ise Amerikan askerlerinin geri çekilmesinin Washington'ın Ortadoğu'daki siyasi etkisi üzerindeki etkileridir. Çünkü Rusya ve Çin, ABD’nin hala bölgede büyük yeteneklere sahip olduğunun farkındalar. Ama aynı zamanda ‘Amerikan yüzyılının’ sona yaklaştığına da inanıyorlar. Bu da Moskova ve Pekin'in Ortadoğu'da Washington'ın hareket özgürlüğünü kısıtlaması ve Çin'in gelecekte dünya lideri olacağı iddiasını pekiştirmesi için fırsatlar yaratıyor.

Boşluğun doldurulması
Rusya ve Çin’in yakın zamanda bölgede gösterdikleri diplomatik faaliyetler ve çeşitli sorunlara sundukları çözüm önerileri, ABD'nin Basra Körfezi ve Ortadoğu'daki geleneksel güvenlik garantörü rolünü terk etmesinden kaynaklanabilecek büyük boşluğu doldurma arzusunun yalnızca bir parçasını ortaya koyuyor.
Mesele, siyasi boşluğu doldurmakla bitmeyecektir. Son yıllarda Çin'in başta donanması olmak üzere askeri gücünün istikrarlı bir şekilde büyüdüğü göz önüne alındığında güvenlik alanındaki boşluğu doldurmaya kadar uzanacaktır. ABD Kongresi tarafından yayınlanan yakın tarihli bir rapora göre Çin'in 360 gemi ile bir yıl içinde ABD Donanması’nın filosundaki savaş gemisi sayısını (297) geçmesi bekleniyor.
Çin şuan Körfez bölgesi yakınlarında Birleşmiş Milletler (BM) bayrağı altında deniz korsanlarıyla mücadele için devriye görevi sürdürüyor olsa da, Cibuti’de bir deniz üssü inşa edilmesi ve Basra Körfezi yakınlarında Hint Okyanusu’nun en batısında faaliyet gösteren Pekin filolarının kurulması Çin’in askeri nüfuzunu genişletme arzusunu ortaya koyuyor.

Geri çekilmenin riski
ABD güçlerinin bölgede kalmasını destekleyenler, Tahran'ın daha agresif davranabileceği gerekçesiyle askerleri geri çekilmenin, ABD'nin asker sayısını azalttığı ve Washington'ın artık bölgedeki ortaklarının savunmaya bağlı olmadığı düşüncesini doğuracağından ABD'nin geleneksel caydırıcılığının güvenilirliğini zayıflatabileceği konusunda uyarıyorlar. Ayrıca Washington'ın müttefiklerinin, ABD’nin artık güvenilir bir güvenlik ortağı olmadığını düşünmelerine, kendi nükleer programlarını geliştirme kararı almalarına ve bunun da geniş bir bölgesel silahlanma yarışının başlamasına neden olabileceğini vurguluyorlar.

İran ile çatışma olasılığı
ABD güçleri, şimdiye kadar tüm tahminlerinde İran ile bir çatışma olasılığını hesaba kattılar. Dolayısıyla, ABD güçlerinin Basra Körfezi'nden çıkışı, bölgedeki nükleer ve bölgesel sorunların nasıl sonuçlanacağıyla bağlantılıdır. Ancak Washington ve Tahran çatışma içinde olduğu sürece, ABD güçlerinin, bölgedeki üslere kolayca erişmesi ve askeri varlığını koruması gerekecektir.
Ancak gözlemciler, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarının sona ermesinden sonra şuan Basra Körfezi'nde konuşlu olan güçlerinin varlığını sürdürmesinin gerekmediğine inanıyorlar. Aynı zamanda hayati önem taşıyan hava ve füze savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve gerektiğinde daha fazla asker konuşlandırılması için kapının açık bırakılmasıyla birlikte bazı üslerin bu çerçevede orantılı bir şekilde daraltacağını ve ABD’nin Körfez'deki askeri personel sayısını azaltmak zorunda kalabileceğini düşünüyorlar.
Ancak ABD, Arap (Basra) Körfezi’nde az sayıda personelle askeri varlığını sürdürebilir. Bu da siyasi açıdan İran’ı kötü niyetli faaliyetlerinden caydırmanın yanı sıra ABD’nin bölgedeki müttefiklerine verdiği güvenlik taahhütlerinin arkasında durması ve askeri acil durumlara hızlı yanıt verebilmesi için önemlidir. Bu durum, ABD’nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığını sürdürmesini gerektiriyor.

 


Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.