ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
TT

ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)

Tarık eş-Şami
Washington'da, ABD güçlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi ve Asya ile Avrupa'da yeniden konuşlandırılmasını isteyenler ile Çin ve Rusya'nın yarattığı zorluklarla mücadele etmek için ABD güçlerinin Ortadoğu’da kalmasını isteyenler arasındaki tartışmalara rağmen söz konusu güçlerin stratejik, politik ve ekonomik nedenlerden ötürü Basra (Arap) Körfezi bölgesinde kalması eğilimi başkente hakim olmaya devam ediyor. Peki, bunun nedenleri neler? Tartışma neden şimdi alevlendi? Bunun, ne gibi sonuçları olabilir?
ABD Başkanı Joe Biden, bu ayın başlarında Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) Basra Körfezi’ndeki üç Patriot hava savunma sistemlerinin kaldırılması talimatı verdi. Aynı zamanda bir uçak gemisi, gözetleme sistemleri ve birçok askeri birlik de başka bölgelerde faaliyet gösterecek şekilde yeniden konuşlandırıldı. Böylece geçtiğimiz yılın başlarında eski ABD Başkan Donald Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimin zirveye ulaştığı bir dönemde 90 bin askere gerileyen bölgedeki Amerikan askerlerinin sayısı 50 binin altına düştü.

ABD güçleri bölgede kalacak mı yoksa ayrılacak mı?
Washington’daki bazı çevreler, Biden'ın Ortadoğu'daki Amerikan rolünü yeniden şekillendirdiği ve Çin ve Rusya gibi büyük rakiplerle mücadele etmek için onlarca yıldır ABD’nin askeri önceliği olan bölgeden uzaklaşmak istiyor olabileceğini düşünürken bazıları şuan Beyaz Saray koridorlarında dolaşan meselenin, ABD güçlerinin bölgede kalıp kalmayacağıyla ilgili olmadığına daha ziyade, Körfez bölgesi ve Ortadoğu'da ABD'nin stratejik çıkarlarını elde etmek için kaç askerin yeterli olduğu konusu etrafında döndüğüne inanıyorlar.
Washington’da bu soruları gündeme getiren neden, Başkan Biden’ın 11 Eylül’den önce tüm ABD güçlerini Afganistan’dan çekme, Irak'taki Amerikan askeri sayısını azaltma ve görevlerini askeri eğitim danışmanlığıyla sınırlama kararıdır. Bazıları çevreler, Basra Körfezi'nde konuşlu bazı ABD güçlerinin, ABD’nin Afganistan ve Irak'taki askeri operasyonlarını desteklemek için orada bulundukları göz önüne alındığında bunun çift yönlü bir karar olduğunu düşünüyorlar.

Eski tartışma yeniden alevlendi
Arap (Basra) Körfezi'nde kalan ABD kuvvetlerinin faydalarına ilişkin tartışma yeni değil. Ancak tartışma yıllar geçtikçe, ABD’nin Ortadoğu'daki bitmeyen savaşlarının sona erdiği vurgulanarak daha da alevlenirken Washington’ın Körfez bölgesinde güvenlik garantörü olarak üstlendiği tarihi rolünü bugüne kadar sürdürerek ABD’nin ne gibi kazanlar elde ettiği ile ilgili sorular da arttı.
ABD güçlerinin eve dönmesini veya Avrupa ve Asya'daki diğer yerlere yeniden konuşlanmasını talep eden katı görüşlere karşın, dünya, Basra Körfezi'nden petrol ve gaz ihracatına bağımlı olduğu, ABD ile İran anlaşmazlığı sürdürdüğü ve Washington, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini veya ABD’nin bölgedeki müttefiklerine ve ortaklarına saldırmasını önlemeye devam ettiği sürece daha az sayıda da olsa Körfez’de asker bulundurulmasına yönelik baskın bir eğilim de söz konusu.

ABD güçlerinin çekilmesini isteyenlerin bahaneleri
ABD güçlerinin geri çekilmesini isteyenler, bunun nedenini ABD’nin artan enerji üretimi ve küresel enerji piyasasının çeşitlenmesi nedeniyle ABD’nin artık Körfez bölgesindeki çıkarlarının azalmasına dayandırıyorlar. Bu, eski Başkan Donald Trump'ın Haziran 2019'da Çin'in petrolünün yüzde 91'ini bölgeden aldığına dair tweet attığında güçlendirdiği bir görüştü. Japonya da petrolünün yüzde 62'sini Körfez bölgesinden alıyor. Trump tweetinde, ABD’nin diğer ülkelerin nakliye yollarını onlardan herhangi bir ödeme almadan korumasına itiraz ederken, bu ülkelerin her zaman tehlikelerle dolu bir rotada gemilerini korumaları gerektiğini ifade etti. Trump ayrıca ABD’nin dünyanın en büyük enerji üreticisi haline geldikten sonra halen bölgede bulunmasına gerek olmadığının altını çizdi.
ABD güçlerinin çekilmesini isteyenler, Amerikan askerlerinin Afganistan'dan çekilmesinden, Irak’taki asker sayısı azaldıktan ve görevleri yeniden tanımlanıp çatışmaların dışında bırakıldıktan birkaç ay sonra ABD’nin bölgedeki temel çıkarlarının tehdit edilemeyeceğini öne sürüyorlar. Böylece, ABD’nin çıkarlarının daha düşük bir maliyetle ve daha az askeri risk ve kaynak ile korunabileceğini düşünüyorlar. Ayrıca ABD’nin, barış zamanında serbest petrol ticaret akşını korumak veya İsrail'in güvenliğini sağlamak ya da DEAŞ, El Kaide ve aşırılık yanlısı silahlı gruplarla mücadele etmek yahut bölgede düşmanca bir hegemonyanın ortaya çıkmasını önlemek için kalıcı olarak askeri varlığını sürdürmesine gerek olmadığını savunuyorlar.
Dahası, onların bakış açısına göre ABD, Basra Körfezi'ndeki askerlerini çekip ülkeye geri döndürürse veya onları Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle rekabet etmek için Avrupa ve Hint-Pasifik bölgesine taşırsa büyük miktardaki harcamalardan tasarruf edecek.

ABD güçlerinin bölgede kalmasında ısrar edenlerin öne sürdüğü nedenler
Öte yandan ABD güçlerinin Körfez bölgesinde kalmaya devam etmesini isteyenlerin de bunun için birkaç nedeni var. Bu nedenlerin başında, Basra Körfezi'ndeki ABD güçlerinin çoğunun, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarını destekliyor ve oradaki yerel güçlere eğitim, danışmanlık ve yardım etme gibi savaş dışı roller oynuyor olmaları geliyor. ABD, bu iki ülkede bazı misyonlarını sürdürdüğü sürece, Amerikan askerlerinin sayısının sınırlı olarak azaltılması gerektiğini düşünüyorlar.
Bu kişiler, Amerikan askerlerinin Basra Körfezi’nde konuşlandırılmasının nedeninin, ABD’nin petrol kaynaklarına erişimini sağlamakla ilgili olduğu görüşünü reddediyor ve asıl nedenin, Washington’ın çıkarlarının yanı sıra küresel enerji piyasalarının istikrarını korumak ve İran’ın enerji piyasasının istikrarını etkilemeyi amaçlayan girişimlerini engellemek olduğunu öne sürüyorlar.
Dahası, bölgedeki olası istikrarsızlığın, Washington’ın ortaklarını tehdit edebileceğini, ABD’ye saldırmak isteyen aşırılık yanlısı gruplar için potansiyel olarak daha güvenli sığınaklar yaratabileceği ve İran'ın bölgedeki jeopolitik özlemlerinin ABD ile çatışmaya yol açabileceğini vurguluyorlar.

Harcamalardan tasarruf etme
ABD askerlerinin geri çekilmesinin tasarruf sağlayacağını öne sürenlere karşı askerlerin bölgede kalmasını isteyenler, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinde konuşlu güçlerin, çok az kayıp verdiğini ve az sayıda askerin yaralandığını savunuyorlar. Şuan ABD’nin mevcut askeri durumu, 2021 yılına ait 740 milyar dolarlık savunma bütçesine kıyasla nispeten küçük ve ucuz olduğu düşünülüyor. Bunun yanı sıra Körfez ülkeleri, ABD askerleri için mükemmel eğitim olanakları sağlıyor. Bu ülkeler, ABD güçlerinin desteklemenin maliyetlerinin çoğunu üstlendiğinden, Amerikan askerlerinin dünyanın diğer yerlerine nakledilmesi Pentagon için daha maliyetli olacak.

Ters politika
Siyasi açıdan, ABD’nin mevcut askeri varlığı, bulunduğu ülke içinde düşmanlıklar yaratmıyor, iç istikrarı tehdit etmiyor, ev sahibi ülkeler için siyasi sorunlara yol açmıyor ve terörist saldırılar için bir bahane teşkil etmiyor.
Daha da önemli olan ise Amerikan askerlerinin geri çekilmesinin Washington'ın Ortadoğu'daki siyasi etkisi üzerindeki etkileridir. Çünkü Rusya ve Çin, ABD’nin hala bölgede büyük yeteneklere sahip olduğunun farkındalar. Ama aynı zamanda ‘Amerikan yüzyılının’ sona yaklaştığına da inanıyorlar. Bu da Moskova ve Pekin'in Ortadoğu'da Washington'ın hareket özgürlüğünü kısıtlaması ve Çin'in gelecekte dünya lideri olacağı iddiasını pekiştirmesi için fırsatlar yaratıyor.

Boşluğun doldurulması
Rusya ve Çin’in yakın zamanda bölgede gösterdikleri diplomatik faaliyetler ve çeşitli sorunlara sundukları çözüm önerileri, ABD'nin Basra Körfezi ve Ortadoğu'daki geleneksel güvenlik garantörü rolünü terk etmesinden kaynaklanabilecek büyük boşluğu doldurma arzusunun yalnızca bir parçasını ortaya koyuyor.
Mesele, siyasi boşluğu doldurmakla bitmeyecektir. Son yıllarda Çin'in başta donanması olmak üzere askeri gücünün istikrarlı bir şekilde büyüdüğü göz önüne alındığında güvenlik alanındaki boşluğu doldurmaya kadar uzanacaktır. ABD Kongresi tarafından yayınlanan yakın tarihli bir rapora göre Çin'in 360 gemi ile bir yıl içinde ABD Donanması’nın filosundaki savaş gemisi sayısını (297) geçmesi bekleniyor.
Çin şuan Körfez bölgesi yakınlarında Birleşmiş Milletler (BM) bayrağı altında deniz korsanlarıyla mücadele için devriye görevi sürdürüyor olsa da, Cibuti’de bir deniz üssü inşa edilmesi ve Basra Körfezi yakınlarında Hint Okyanusu’nun en batısında faaliyet gösteren Pekin filolarının kurulması Çin’in askeri nüfuzunu genişletme arzusunu ortaya koyuyor.

Geri çekilmenin riski
ABD güçlerinin bölgede kalmasını destekleyenler, Tahran'ın daha agresif davranabileceği gerekçesiyle askerleri geri çekilmenin, ABD'nin asker sayısını azalttığı ve Washington'ın artık bölgedeki ortaklarının savunmaya bağlı olmadığı düşüncesini doğuracağından ABD'nin geleneksel caydırıcılığının güvenilirliğini zayıflatabileceği konusunda uyarıyorlar. Ayrıca Washington'ın müttefiklerinin, ABD’nin artık güvenilir bir güvenlik ortağı olmadığını düşünmelerine, kendi nükleer programlarını geliştirme kararı almalarına ve bunun da geniş bir bölgesel silahlanma yarışının başlamasına neden olabileceğini vurguluyorlar.

İran ile çatışma olasılığı
ABD güçleri, şimdiye kadar tüm tahminlerinde İran ile bir çatışma olasılığını hesaba kattılar. Dolayısıyla, ABD güçlerinin Basra Körfezi'nden çıkışı, bölgedeki nükleer ve bölgesel sorunların nasıl sonuçlanacağıyla bağlantılıdır. Ancak Washington ve Tahran çatışma içinde olduğu sürece, ABD güçlerinin, bölgedeki üslere kolayca erişmesi ve askeri varlığını koruması gerekecektir.
Ancak gözlemciler, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarının sona ermesinden sonra şuan Basra Körfezi'nde konuşlu olan güçlerinin varlığını sürdürmesinin gerekmediğine inanıyorlar. Aynı zamanda hayati önem taşıyan hava ve füze savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve gerektiğinde daha fazla asker konuşlandırılması için kapının açık bırakılmasıyla birlikte bazı üslerin bu çerçevede orantılı bir şekilde daraltacağını ve ABD’nin Körfez'deki askeri personel sayısını azaltmak zorunda kalabileceğini düşünüyorlar.
Ancak ABD, Arap (Basra) Körfezi’nde az sayıda personelle askeri varlığını sürdürebilir. Bu da siyasi açıdan İran’ı kötü niyetli faaliyetlerinden caydırmanın yanı sıra ABD’nin bölgedeki müttefiklerine verdiği güvenlik taahhütlerinin arkasında durması ve askeri acil durumlara hızlı yanıt verebilmesi için önemlidir. Bu durum, ABD’nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığını sürdürmesini gerektiriyor.

 


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.