Rusya, Lübnan krizi üzerinden Akdeniz'deki nüfuzunu mu artırıyor?

Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
TT

Rusya, Lübnan krizi üzerinden Akdeniz'deki nüfuzunu mu artırıyor?

Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)

Tony Boulos
Lübnan’daki kötüleşen krizin kanatları altında Rusya’nın rolü, bu ülkenin iç arenasına sessizce sızıyor. Moskova, özellikle Suriye’de aktif ve etkili varlığını kurduktan sonra, Akdeniz’in doğu kıyılarındaki ılık sulara ulaşma yönündeki tarihi hayalini gerçekleştirdi. Ayrıca 4 Ağustos 2020’de Lübnan başkentinin büyük bir bölümünü yıkan Beyrut Limanı patlamasında zarar görmüş bölgelerin yeniden inşasına yönelik Rus ilgisi hususunda ortaya çıkan haberlerin sayısında da artış yaşandı.
Bölgeden elde edilen bilgiler, Rusya’nın Lübnan meselesine olan ilgisinin, başta Lübnan ile Suriye arasındaki sınır anlaşmazlığı meselesi olmak üzere çeşitli stratejik faktörlerle bağlantılı olduğunu göstermekte. Öyle ki Rus arama şirketleri, Tartus kıyılarının karşısındaki Suriye deniz sınırlarında faaliyet göstermeyi planlıyor. Bu noktada Lübnan’ın kuzeyine, özellikle de Trablus Limanı’na yönelik Türk kıta sahanlığı meselesinin yanı sıra, 750 kilometrekarelik bir alanda Lübnan tarafı ile ihtilaf yaşandı. Rusya, şehirde petrol tesisleri geliştirmek ve 20 yıllığına yatırım yapmak için sözleşme elde etti. Aynı şekilde Moskova’nın Suriye’deki rolünün bir parçası olarak gördüğü, Lübnan’daki yerinden edilmiş Suriyeliler meselesinin yanı sıra, başkentteki diğer tesisler hususunda Türk şirketleriyle rekabet ediyor.
Rusya ve İran çevrelerinin, Lübnan’da rekabet ettiklerini kabul etmemesine rağmen batılı diplomatik kaynaklar, Rus nüfuzunun öncelikle İran nüfuzuyla rekabet ettiğine inanıyor. Kaynaklar, “Suriye’de olduğu gibi Lübnan’da da durum aynı. Suriye krizinin başlangıcında, rejim kontrolündeki bölgelerde işleri İranlılar kontrol ediyordu. Ancak 2014’te Rusya’nın Suriye’ye girmesinden sonra İran’ın kontrolü azaldı” açıklamasında bulundu.
Aynı kaynaklar, “Rusya’nın, Rus çıkarına olmaları dolayısıyla Hizbullah’ın sahadaki rolüne ve İran destekli milislerin Suriye sahasındaki rolüne bağlı olmasına rağmen, Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama meselesi açısından ayrılık hakimdir. Çünkü bu, Rusya’nın Avrupa projeleriyle çelişkili olabilir. Sonuç olarak Rusya, İran’ın Akdeniz kıyılarında uluslararası bir oyuncu olmasını önlemek için Batı ile görüşüyor” dedi.
Geçen haftalarda Lübnan halkının dikkati, Hizbullah’tan bir heyeti karşılaması sonrasında, Lübnan hükümetini kurmakla görevli Saad Hariri’yi kabul eden Moskova’ya yöneldi. Gelecek haftalarda ise Rusya’nın, Özgür Yurtsever Partisi Başkanı Cibran Basil’i ve İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolad’ı kabul etmesi, ardından da parti liderleri ve diğer yetkililerin bir dizi ziyareti bekleniyor. Bu durum, Moskova’nın Lübnanlı politikacılar için bir hedef haline gelip gelmediği konusunda soruları gündeme getirdi.

Fransızların arkasında
Rusya’nın Beyrut Büyükelçisi Aleksandr Rudakov, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Moskova’nın Lübnan ile ilgili önceliği, istikrarı korumaktır” dedi. Rudakov, Rus yetkililerle Lübnanlı yetkililer arasında devam eden görüşmelerin, yeni bir hükümetin kurulmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirtti.
Büyükelçi, “Rusya, Lübnan krizine bir çözüm bulmayı umuyor. Lübnan’a yönelik herhangi bir hükümet girişimi üstlenmiyor. Daha ziyade parlamento istişareleri uyarınca Saad Hariri’nin başkanlık ettiği bir hükümetin kurulmasını teşvik eden bir sürece ev sahipliği yapıyor” ifadelerini kullandı. Aleksandr Rudakov ayrıca, “Rusya, Fransız girişiminin arkasında duruyor ve kendisini Lübnan sahnesindeki herhangi bir yerel veya uluslararası tarafın rakibi olarak görmüyor” dedi. Rusya’nın Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmesi hususunda Lübnan’a yardım etme niyeti üzerine ise Rudakov, ‘Suriye devletiyle koordineli olarak ve güvenli bir şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak için’ ülkesinin Suriyelilerin sığındığı tüm ülkelerle iş birliği yapmaya istekli olduğunu vurguladı. Rudakov, “Moskova, Lübnan’da yeni bir hükümet kurulduktan sonra mültecilerin geri dönüşü için uluslararası bir konferans çağrısında bulunabilir” diyerek, “Bazı ülkeler, yerinden edilmişler meselesini insani niteliği olmadan kullanmak ve siyasi hedeflere ulaşmak için bir baskı kartına dönüştürmek istiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rus diplomatik kaynakları, özellikle ekonomik düzey ve bunun güvenlik düzeyi üzerindeki etkileri konusunda olmak üzere, Lübnan’da bir çöküş yaşanacağına dair büyük bir korku duyulduğuna dikkati çekerken, “Bu nedenle Rusya, farklı Lübnan güçleriyle iletişim kurmaya devam ederken, gelecek dönemde yapısı netleşecek bir hükümet kurma baskısı yönünde net pratik adımlar atacak” dediler.

Siyasi karar
Lübnan’ın Rusya İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Danışmanı Emel Ebu Zeyd, Rusya’nın Lübnan’a yönelik yeni bir tavrı olduğunu belirtti. Ebu Zeyd, “Lübnan’da Rus şirketlerin varlığına ilişkin siyasi bir karar var. Bu mesele, kaçınılmaz olarak Lübnan-Rus ilişkilerini geliştirme kategorisine giriyor” dedi. Yetkili, “Durum, diplomatik düzeyle sınırlı değil. İşler, ilişkilerin ileri bir aşamasına doğru ilerliyor” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Ebu Zeyd yaptığı açıklamada, “Lübnan için Fransız kurtarma girişiminin başlatılmasından bu yana Rusya bunu memnuniyetle karşıladı. Başbakan ve üyeleriyle birlikte uzmanlardan ve bağımsızlardan oluşan bir hükümet kurarak bu girişimi desteklemenin önemini vurgulamak için, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında temaslar yürütüldü” ifadelerini kullandı. Emel Ebu Zeyd, “Altı aydan uzun süredir devam eden Fransız girişiminin başarılı olamadığı ve durumun, Moskova’nın Lübnanlı yetkililerle iletişim kurmasına neden olduğu açıktır” dedi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın Rusya İşlerinden Sorumlu Danışmanı, “Lübnan’daki Rus hareketinin amacı, Beyrut’ta, limanda ve çevre bölgelerde tüm ekonomik ve siyasi koşullara göğüs gerebilecek ve yıkılanları yeniden inşa edebilecek bir hükümet oluşturmak için ortak bir zemine ve kavrama ulaşma olanağını aramaktır. Ayrıca hükümet için açık ve temel bir reform programı üzerinde mutabık kalınması çerçevesinde iş birliği niyetini ifade etmektir” açıklamasında bulundu. Ebu Zeyd, “Rusya, Lübnan’ın iç işlerine karışmıyor. Aksine dinliyor, tavsiyelerde bulunuyor ve olası engelleri kaldırmaya çalışıyor. Hükümeti kurmakla ilgilenen yetkililer arasında güveni yeniden tesis etme rolünü oynuyor” dedi.

Yerinden edilmişlerin iadesi
Lübnan hükümetinin geçtiğimiz Temmuz ayında, Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi planını uygulamaya hazır olduğunu açıklamasına ilişkin olarak ise Emel Ebu Zeyd, “Lübnan’daki yerinden edilmişlerin oranını hesaplamaya yönelik bir girişim mevcut. Nihayetinde durum, Rusya’nın yerinden edilmişlerin geri dönüşü girişimine dayanarak, çok yakında ele alınacak” dedi. Ebu Zeyd, “Beyrut’ta bir konferans düzenleme olasılığı hala belirsiz. Çünkü Rusya’nın gözetiminde bu tür bir konferansın yapılması, şu ana kadar Batı engelleriyle karşılaşmıştır” ifadelerini kullandı. Danışman ayrıca, “Rusya tüm gücüyle yerlerinden edilmiş Suriyelileri iade etmeye çalışıyor. Bu dönüşün, çizdiği planı doğruladığını ve Suriye’nin sosyal ve coğrafi olarak bölünmemesinin menfaatine olduğunu düşünüyor” dedi.
Lübnan’daki yerinden edilmiş Suriyeliler, Lübnanlı yetkililerin Suriye’ye dönüş planını etkinleştireceğinden korkarken, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ndeki (İHYK) kaynaklar da uluslararası toplumun, Lübnan’daki mültecilerin riskli dönüşüne izin vermeyeceğini vurguladı. Kaynaklar ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde olmayan her türlü tek taraflı planın ‘büyük bir macera’ olacağını kaydetti.
Lübnanlı yetkililerin ortaya koymaya hazırlandığı istatistikler üzerine ise gözlemciler, bu durumun, Lübnan’ın egemenlik hakkı olduğunu söyledi. İHYK’nın Lübnanlı yetkililere sürekli olarak sayı güncellemeleri sağladığını da belirten gözlemciler, “Sonuç olarak, konuşulan sayımın şeffaf bir şekilde yapılırsa aynı sonuçları vereceğini düşünüyoruz” dedi.
Lübnan’ın Suriyeli yerinden edilmişleri ülkelerine geri gönderme planının genel sorumlusu Asım Abi Ali, “Suriye’deki krizin patlak vermesinden ve mülteci akınının başlamasından bu yana ortaya koyulanların, devlet tarafından yönetilen meseleyi düzenleme çabası olduğunu düşünürsek, üzerinde çalışılan mültecilerin sayımı konusu, hemen sınır dışı edilecekleri korkusuna yol açmamalıdır” dedi. Abi Ali, “Lübnan devleti, 10 yıldır yerinden edilenler, yerlerinden edildikleri ve göç ettikleri yerlerle ilgili herhangi bir istatistiğe sahip değil” ifadelerini kullandı.
Oranlar, 2020 sonu itibarıyla Lübnan’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne kayıtlı yerinden edilmiş Suriyeli sayısının 865 bin 331 mülteciye ulaştığını gösteriyor. Bazı kurumlar ise 1,5 milyon mülteci olduğunu tahmin ediyor.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.