Rusya, Lübnan krizi üzerinden Akdeniz'deki nüfuzunu mu artırıyor?

Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
TT

Rusya, Lübnan krizi üzerinden Akdeniz'deki nüfuzunu mu artırıyor?

Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)
Sergey Lavrov, 16 Nisan’da Moskova’da Hariri’yi kabul etti (Dalati ve Nahra)

Tony Boulos
Lübnan’daki kötüleşen krizin kanatları altında Rusya’nın rolü, bu ülkenin iç arenasına sessizce sızıyor. Moskova, özellikle Suriye’de aktif ve etkili varlığını kurduktan sonra, Akdeniz’in doğu kıyılarındaki ılık sulara ulaşma yönündeki tarihi hayalini gerçekleştirdi. Ayrıca 4 Ağustos 2020’de Lübnan başkentinin büyük bir bölümünü yıkan Beyrut Limanı patlamasında zarar görmüş bölgelerin yeniden inşasına yönelik Rus ilgisi hususunda ortaya çıkan haberlerin sayısında da artış yaşandı.
Bölgeden elde edilen bilgiler, Rusya’nın Lübnan meselesine olan ilgisinin, başta Lübnan ile Suriye arasındaki sınır anlaşmazlığı meselesi olmak üzere çeşitli stratejik faktörlerle bağlantılı olduğunu göstermekte. Öyle ki Rus arama şirketleri, Tartus kıyılarının karşısındaki Suriye deniz sınırlarında faaliyet göstermeyi planlıyor. Bu noktada Lübnan’ın kuzeyine, özellikle de Trablus Limanı’na yönelik Türk kıta sahanlığı meselesinin yanı sıra, 750 kilometrekarelik bir alanda Lübnan tarafı ile ihtilaf yaşandı. Rusya, şehirde petrol tesisleri geliştirmek ve 20 yıllığına yatırım yapmak için sözleşme elde etti. Aynı şekilde Moskova’nın Suriye’deki rolünün bir parçası olarak gördüğü, Lübnan’daki yerinden edilmiş Suriyeliler meselesinin yanı sıra, başkentteki diğer tesisler hususunda Türk şirketleriyle rekabet ediyor.
Rusya ve İran çevrelerinin, Lübnan’da rekabet ettiklerini kabul etmemesine rağmen batılı diplomatik kaynaklar, Rus nüfuzunun öncelikle İran nüfuzuyla rekabet ettiğine inanıyor. Kaynaklar, “Suriye’de olduğu gibi Lübnan’da da durum aynı. Suriye krizinin başlangıcında, rejim kontrolündeki bölgelerde işleri İranlılar kontrol ediyordu. Ancak 2014’te Rusya’nın Suriye’ye girmesinden sonra İran’ın kontrolü azaldı” açıklamasında bulundu.
Aynı kaynaklar, “Rusya’nın, Rus çıkarına olmaları dolayısıyla Hizbullah’ın sahadaki rolüne ve İran destekli milislerin Suriye sahasındaki rolüne bağlı olmasına rağmen, Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama meselesi açısından ayrılık hakimdir. Çünkü bu, Rusya’nın Avrupa projeleriyle çelişkili olabilir. Sonuç olarak Rusya, İran’ın Akdeniz kıyılarında uluslararası bir oyuncu olmasını önlemek için Batı ile görüşüyor” dedi.
Geçen haftalarda Lübnan halkının dikkati, Hizbullah’tan bir heyeti karşılaması sonrasında, Lübnan hükümetini kurmakla görevli Saad Hariri’yi kabul eden Moskova’ya yöneldi. Gelecek haftalarda ise Rusya’nın, Özgür Yurtsever Partisi Başkanı Cibran Basil’i ve İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolad’ı kabul etmesi, ardından da parti liderleri ve diğer yetkililerin bir dizi ziyareti bekleniyor. Bu durum, Moskova’nın Lübnanlı politikacılar için bir hedef haline gelip gelmediği konusunda soruları gündeme getirdi.

Fransızların arkasında
Rusya’nın Beyrut Büyükelçisi Aleksandr Rudakov, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Moskova’nın Lübnan ile ilgili önceliği, istikrarı korumaktır” dedi. Rudakov, Rus yetkililerle Lübnanlı yetkililer arasında devam eden görüşmelerin, yeni bir hükümetin kurulmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirtti.
Büyükelçi, “Rusya, Lübnan krizine bir çözüm bulmayı umuyor. Lübnan’a yönelik herhangi bir hükümet girişimi üstlenmiyor. Daha ziyade parlamento istişareleri uyarınca Saad Hariri’nin başkanlık ettiği bir hükümetin kurulmasını teşvik eden bir sürece ev sahipliği yapıyor” ifadelerini kullandı. Aleksandr Rudakov ayrıca, “Rusya, Fransız girişiminin arkasında duruyor ve kendisini Lübnan sahnesindeki herhangi bir yerel veya uluslararası tarafın rakibi olarak görmüyor” dedi. Rusya’nın Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmesi hususunda Lübnan’a yardım etme niyeti üzerine ise Rudakov, ‘Suriye devletiyle koordineli olarak ve güvenli bir şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak için’ ülkesinin Suriyelilerin sığındığı tüm ülkelerle iş birliği yapmaya istekli olduğunu vurguladı. Rudakov, “Moskova, Lübnan’da yeni bir hükümet kurulduktan sonra mültecilerin geri dönüşü için uluslararası bir konferans çağrısında bulunabilir” diyerek, “Bazı ülkeler, yerinden edilmişler meselesini insani niteliği olmadan kullanmak ve siyasi hedeflere ulaşmak için bir baskı kartına dönüştürmek istiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rus diplomatik kaynakları, özellikle ekonomik düzey ve bunun güvenlik düzeyi üzerindeki etkileri konusunda olmak üzere, Lübnan’da bir çöküş yaşanacağına dair büyük bir korku duyulduğuna dikkati çekerken, “Bu nedenle Rusya, farklı Lübnan güçleriyle iletişim kurmaya devam ederken, gelecek dönemde yapısı netleşecek bir hükümet kurma baskısı yönünde net pratik adımlar atacak” dediler.

Siyasi karar
Lübnan’ın Rusya İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Danışmanı Emel Ebu Zeyd, Rusya’nın Lübnan’a yönelik yeni bir tavrı olduğunu belirtti. Ebu Zeyd, “Lübnan’da Rus şirketlerin varlığına ilişkin siyasi bir karar var. Bu mesele, kaçınılmaz olarak Lübnan-Rus ilişkilerini geliştirme kategorisine giriyor” dedi. Yetkili, “Durum, diplomatik düzeyle sınırlı değil. İşler, ilişkilerin ileri bir aşamasına doğru ilerliyor” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Ebu Zeyd yaptığı açıklamada, “Lübnan için Fransız kurtarma girişiminin başlatılmasından bu yana Rusya bunu memnuniyetle karşıladı. Başbakan ve üyeleriyle birlikte uzmanlardan ve bağımsızlardan oluşan bir hükümet kurarak bu girişimi desteklemenin önemini vurgulamak için, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında temaslar yürütüldü” ifadelerini kullandı. Emel Ebu Zeyd, “Altı aydan uzun süredir devam eden Fransız girişiminin başarılı olamadığı ve durumun, Moskova’nın Lübnanlı yetkililerle iletişim kurmasına neden olduğu açıktır” dedi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın Rusya İşlerinden Sorumlu Danışmanı, “Lübnan’daki Rus hareketinin amacı, Beyrut’ta, limanda ve çevre bölgelerde tüm ekonomik ve siyasi koşullara göğüs gerebilecek ve yıkılanları yeniden inşa edebilecek bir hükümet oluşturmak için ortak bir zemine ve kavrama ulaşma olanağını aramaktır. Ayrıca hükümet için açık ve temel bir reform programı üzerinde mutabık kalınması çerçevesinde iş birliği niyetini ifade etmektir” açıklamasında bulundu. Ebu Zeyd, “Rusya, Lübnan’ın iç işlerine karışmıyor. Aksine dinliyor, tavsiyelerde bulunuyor ve olası engelleri kaldırmaya çalışıyor. Hükümeti kurmakla ilgilenen yetkililer arasında güveni yeniden tesis etme rolünü oynuyor” dedi.

Yerinden edilmişlerin iadesi
Lübnan hükümetinin geçtiğimiz Temmuz ayında, Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi planını uygulamaya hazır olduğunu açıklamasına ilişkin olarak ise Emel Ebu Zeyd, “Lübnan’daki yerinden edilmişlerin oranını hesaplamaya yönelik bir girişim mevcut. Nihayetinde durum, Rusya’nın yerinden edilmişlerin geri dönüşü girişimine dayanarak, çok yakında ele alınacak” dedi. Ebu Zeyd, “Beyrut’ta bir konferans düzenleme olasılığı hala belirsiz. Çünkü Rusya’nın gözetiminde bu tür bir konferansın yapılması, şu ana kadar Batı engelleriyle karşılaşmıştır” ifadelerini kullandı. Danışman ayrıca, “Rusya tüm gücüyle yerlerinden edilmiş Suriyelileri iade etmeye çalışıyor. Bu dönüşün, çizdiği planı doğruladığını ve Suriye’nin sosyal ve coğrafi olarak bölünmemesinin menfaatine olduğunu düşünüyor” dedi.
Lübnan’daki yerinden edilmiş Suriyeliler, Lübnanlı yetkililerin Suriye’ye dönüş planını etkinleştireceğinden korkarken, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ndeki (İHYK) kaynaklar da uluslararası toplumun, Lübnan’daki mültecilerin riskli dönüşüne izin vermeyeceğini vurguladı. Kaynaklar ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde olmayan her türlü tek taraflı planın ‘büyük bir macera’ olacağını kaydetti.
Lübnanlı yetkililerin ortaya koymaya hazırlandığı istatistikler üzerine ise gözlemciler, bu durumun, Lübnan’ın egemenlik hakkı olduğunu söyledi. İHYK’nın Lübnanlı yetkililere sürekli olarak sayı güncellemeleri sağladığını da belirten gözlemciler, “Sonuç olarak, konuşulan sayımın şeffaf bir şekilde yapılırsa aynı sonuçları vereceğini düşünüyoruz” dedi.
Lübnan’ın Suriyeli yerinden edilmişleri ülkelerine geri gönderme planının genel sorumlusu Asım Abi Ali, “Suriye’deki krizin patlak vermesinden ve mülteci akınının başlamasından bu yana ortaya koyulanların, devlet tarafından yönetilen meseleyi düzenleme çabası olduğunu düşünürsek, üzerinde çalışılan mültecilerin sayımı konusu, hemen sınır dışı edilecekleri korkusuna yol açmamalıdır” dedi. Abi Ali, “Lübnan devleti, 10 yıldır yerinden edilenler, yerlerinden edildikleri ve göç ettikleri yerlerle ilgili herhangi bir istatistiğe sahip değil” ifadelerini kullandı.
Oranlar, 2020 sonu itibarıyla Lübnan’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne kayıtlı yerinden edilmiş Suriyeli sayısının 865 bin 331 mülteciye ulaştığını gösteriyor. Bazı kurumlar ise 1,5 milyon mülteci olduğunu tahmin ediyor.



ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
TT

ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)

Geçen yılın ortalarında, Trump yönetiminin, İran'ın yaygın kullandığı ölümcül drone'a karşı savunma sistemlerini güçlendirme konusunda Ukrayna'dan gelen yardım teklifini reddettiği bildirildi.

Şimdiyse, İran drone'larının çok sayıda ABD askerini öldürmesinin ardından, Amerikalı yetkililer ilk girişimin göz ardı edilmesini büyük bir hata olarak görüyor.

Bir ABD yetkilisi Axios'a, "Eğer bu [İran'daki savaş] öncesinde yaptığımız taktiksel bir hata veya yanlış varsa, işte buydu" diye konuştu

Geçen ağustosta, Ukraynalı yetkililerin, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş için cephaneliğinin önemli bir parçası haline getirdiği İran'ın düşük maliyetli, isimsiz, kamikaze Şahid drone'larına karşı koymak için ABD'ye savaşta kendini kanıtlamış teknolojiyi satmaya çalıştığı bildirildi.

Ukraynalıların bu teklifi, 18 Ağustos'ta Beyaz Saray'da kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda dile getirdiği ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Trump'a ilişkileri güçlendirmenin bir yolu olarak önleyici drone teklif ettiği bildirildi. Hatta iddialara göre teklif, o dönemde varsayım olan bir İran savaşı sırasında drone'ların Ortadoğu'da nasıl bir tehdit oluşturabileceğini anlatan slaytları içeren PowerPoint sunumuyla son buldu.

Başkanın ekibinden Ukrayna'dan gelen teklifi incelemesini istediği ancak teklifin sonraki aylarda ele alınmadığı ve Trump yönetimindeki bazı isimlerin Zelenski'nin gösteriş yaptığını düşündüğü bildiriliyor.

Ağustosta gerçekleştiği bildirilen görüşmeden aylar önce, Trump ve Zelenski arasında Oval Ofis'te yapılan bir görüşme, Ukrayna liderinin ABD yardımına yeterince minnettar olmadığı yönünde gergin bir tartışmaya dönüşmüş, üstelik tüm bunlar haber kanallarının kameraları önünde yaşanmıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, The Independent'a, "İran'ın misilleme saldırıları yüzde 90 azaldı çünkü balistik füze kabiliyetleri tamamen yok ediliyor" dedi.

Bu korkak isimsiz kaynakların yaptığı bu betimleme doğru değil ve sadece dışarıdan baktıklarını kanıtlıyor. Bakan Hegseth ve ordu, İran rejiminin olası tüm tepkilerine karşı planlama yaparken inanılmaz bir iş çıkardı ve Destansı Öfke Operasyonu'nun tartışmasız başarısı ortada.

Artık durum tersine döndü. ABD, İran Şahidleri'nin doğrudan tehdidi altında ve Ukrayna'nın dronesavar teknolojisi, Ortadoğu'daki ABD ve müttefik üslerindeki birçok yüksek maliyetli, geleneksel hava savunma sistemine göre çok daha ekonomik bir yol sunuyor.

sdfgrthyj
Rusya'nın ülkeye karşı savaşında düşük maliyetli drone'ları önemli bir unsur haline getirmesi nedeniyle Ukrayna, drone saldırılarına karşı koymada öncü hale geldi (AP)

Askeri liderlerin geçen hafta meclis üyelerine, İran drone'larının beklenenden daha fazla zorluk çıkardığını çünkü ABD hava savunmasının hepsini durduramadığını söylediği bildirildi.

Zelenski'ye göre ABD yardım için kendisine başvurdu ve Ukrayna lideri, Ürdün'deki ABD üslerini korumaya yardımcı olmak için drone ve uzmanlar gönderdiğini söyledi.

Ukrayna, kamuoyunda müttefik ülkelerden daha fazla ABD yapımı Patriot füzesi talep etti.

Ayrıca ABD, düşük maliyetli İran yapımı Şahid drone'larından esinlenerek geliştirdiği Lucas drone'larını da sahaya sürdü.

Başkanın oğulları Eric ve Donald Trump Jr.'ın, orduya tedarik sağlayabilecek Florida merkezli bir drone şirketini desteklediği bildiriliyor.

İran drone'larıyla ilgili zorluklara rağmen ABD, İran ordusunun büyük bir bölümünü felç ettiğini ve kamuoyu desteğini giderek kaybeden savaşın yakında sona ereceğini savunuyor ancak başkan ve ekibi ayrıntı vermiyor.

Independent Türkçe 


Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
TT

Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump ve ölü pedofil Jeffrey Epstein'i ünlü bir film sahnesini canlandırırken tasvir eden yeni heykel, salı günü ABD Kongre Binası yakınındaki National Mall’a yerleştirildi.

Dünyanın Kralı adlı büyük heykel, 1997 yapımı gişe canavarı Titanik'teki (Titanic), kahramanlarının batacak geminin pruvasında birlikte durdukları ünlü sahneye gönderme yapıyor.

Heykelin kaidesindeki levhada, "Jack ve Rose'un trajik aşk hikayesi lüks bir yolculuk, gürültülü partiler ve gizli çıplak çizimler üzerine kurulmuştu" deniyor.

Bu anıt, Donald Trump'la Jeffrey Epstein arasındaki bağı onurlandırıyor.

Turistler, Trump ve Epstein'in fotoğraflarının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesinin yer aldığı bir dizi pankartın önünde bulunan heykelin fotoğraflarını çekerken görüldü.

The New Republic'e göre bu, üyeleri anonim olan Secret Handshake adlı grup tarafından National Mall'a yerleştirilen en yeni protesto sanat eseri.

dsfbhtyj
Heykelin arkasında, Trump ve Epstein'in fotoğrafının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesini gösteren bir dizi pankart vardı (AFP)

Eylülde grup, Cumhuriyetçi başkan ve Epstein'in el ele tutuştuğu bir heykeli Kongre binasının önüne dikmiş, bu heykel hızla kaldırılmıştı.

6 Ocak isyancılarını eleştiren bir dışkı heykeli ve Trump'ın Epstein'e yazdığı iddia edilen doğum günü mektubunun büyük bir kopyasının da arkasında bu grup vardı.

Trump'ın Epstein'le ilişkisi, Adalet Bakanlığı'nın kasımda yürürlüğe giren Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası uyarınca ölen cinsel suçlu hakkındaki dosyalarını yayımlamaya başlamasından bu yana yoğun bir şekilde inceleniyor. Dosyaların birçoğunda Trump'ın yanı sıra diğer üst düzey isimlerin de adı geçiyor.

ABD Adalet Bakanlığı bu ay 79 yaşındaki başkanın adını içeren yeni bir dosya grubu yayımladı. Bu belgeler arasında Trump'ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia eden bir kadınla FBI'ın yaptığı görüşmeleri detaylandıran üç not da bulunuyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, iddia hakkında "tamamen asılsız" ve "hiçbir güvenilir kanıtla desteklenmiyor" dedi.

Birçok Demokrat da başkanın, Bill ve Hillary Clinton'ın yanı sıra Epstein'in uzun süredir ortağı olan Les Wexner'ı da sorgulayan Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi önünde ifade vermesi çağrısında bulundu. Ancak komitedeki Cumhuriyetçiler, Trump'ın herhangi bir yanlış yapmadığının kanıtlandığını söyledi.

Trump, 1990'lar ve 2000'lerde Epstein'i sosyal olarak tanıyordu ve ikili, Mar-a-Lago ve New York'taki Plaza Oteli de dahil birçok yerde birlikte fotoğraflandı. Epstein, 2017'de hapishanede intihar olarak değerlendirilen ölümünden iki yıl önce, yazar Michael Wolffe'a Trump'ın "en yakın arkadaşı" olduğunu söylemişti.

Başkan, hüküm giymiş cinsel suçluyla ilişkisini yıllar önce kestiğini ve herhangi bir yanlış davranışta bulunmadığını defalarca dile getirdi. Epstein tartışmasını Demokratlar tarafından uydurulmuş bir "aldatmaca" diye niteledi.

Independent Türkçe


İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
TT

İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) göre İran'ın şimdiye dek fırlattığı 300 balistik füzenin yaklaşık yarısı misket bombası taşıyordu.

IDF'nin salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın kullandığı misket bombaları nedeniyle pazartesi günü iki kişinin öldüğü, bir kişinin de ağır yaralandığı bildirildi.

Açıklamada, İran füzelerindeki misket bombalarının yaklaşık 10 kilometre yarıçapında yayılarak kontrol edilemez şekilde hasar yarattığı belirtildi.

Salı günü de İsrail'in Kudüs bölgesindeki Beyt Şemeş şehrine misket bombası taşıyan bir füze fırlatıldığı fakat can kaybı yaşanmadığı aktarıldı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan İsrailli askeri yetkililer, hava savunma sistemlerinin misket bombası taşıyan füzelerin etkisini tamamen engellemekte zorlandığını söylüyor.

Uluslararası Af Örgütü, geçen yıl haziranda patlak veren 12 günlük savaşta da İran'ın İsrail'e en az üç kez misket bombası attığını duyurmuştu.

Tahran yönetimi, misket bombası kullandığına dair iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Diğer yandan Guardian'ın Kasım 2025'teki analizinde, İsrail ordusunun Lübnan'a saldırılarda benzer misket bombaları kullandığı ortaya konmuştu. İsrail'in bunları 155 milimetrelik M999 Barak Eitan ve 227 milimetrelik Ra'am Eitan güdümlü füzelerine yerleştirdiği tespit edilmişti. Tel Aviv yönetimiyse iddiaları ne doğrulamış ne de reddetmişti.

2010'da yürürlüğe giren Misket Bombası Anlaşması (CCM), bu mühimmatın kullanımını, üretimini, stoklanmasını ve transferini yasaklıyor. Türkiye'nin yanı sıra ABD, İsrail ve İran da anlaşmaya taraf değil.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı harekatta ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey yetkililer öldürülmüştü. Hamaney'in yerine oğlu Mücteba'nın geçtiği de 8 Mart'ta duyurulmuştu.

Tel Aviv ve Washington farklı hedeflere sahip

İran'a saldırılar sürerken Washington'la Tel Aviv'in savaşın gidişatına ilişkin görüş ayrılığı yaşadığı aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Miami'de pazartesi düzenlediği basın toplantısında, Tahran yönetimiyle savaşın "çok yakında biteceğini" öne sürmüş, İran ordusunun gücünü kaybettiğini savunmuştu. Cumhuriyetçi lider, önceki açıklamalarında operasyonun 4 haftadan uzun sürebileceğini söylemişti.

Wall Street Journal'ın analizine göre Trump, savaşı “kendi koşullarıyla" kısa sürede bitirmek isterken İsrail lideri Binyamin Netanyahu, İran'da rejim değişikliği koşulları oluşana dek harekatı sürdürmeyi planlıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın İran'daki enerji altyapısını vuran İsrail'i uyararak bunu tekrarlamamasını istediğini de söylüyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Ali Vaez şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Trump, insanlık tarihinin en eski dersini öğreniyor olabilir: Savaş başlatmak, sona erdirmekten çok daha kolaydır. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmek için her türlü motivasyona sahipken, İsrail ise kendi kampanyasını durdurmak için hiçbir neden görmeyebilir.

Times of Israel'in analizine göre savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı da ABD'yle İsrail arasındaki görüş farklılıklarını etkiliyor.

George W. Bush döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu danışmanı olarak görev yapan Michael Singh, İsrail'in saldırıları sürdürmek isteyeceğini vurgularken, "ABD uzun süreli bir çatışmaya pek istekli olmayabilir" diyor.

Analizde özellikle ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik bağların ve Beyaz Saray'ın Ortadoğu'dan almak istediği yatırımların çatışmalar nedeniyle tehlike altında olduğuna dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Wall Street Journal