Çad’daki güç mücadelesinde yeni dönem

Bir süre önce yaşamını yitiren Çad’ın eski Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi İtno, Askeri Geçiş Konseyi kurdu.

Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
TT

Çad’daki güç mücadelesinde yeni dönem

Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)

Ali Yahya
Çad kamuoyu, Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin altıncı kez cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından silahlı çatışmaların patlak vereceğini tahmin ediyordu. Debi’nin ölüm haberi ise ülkede şok etkisi yarattı. Bu olayın arkasında kimlerin olduğu konusunda farklı görüşler mevcut. Ancak güç mücadelesinden doğan kaosun bedelini ilk ödeyen yine Çad halkı oldu.

Debi’nin oğlu cumhurbaşkanı mı oldu?
Debi’nin ölümü sonrasında ülkede alışılmadık bir tablo ortaya çıktı. Zira Silahlı Kuvvetler Başkomutanı ve Debi’nin ölümünün ardından kurulan Askeri Geçiş Konseyi’nin (AGK) Başkanı Muhammed İdris Debi, AGK’nin ilan ettiği ve önceki anayasayı fesheden “Geçiş Sözleşmesi” uyarınca cumhurbaşkanlığı görevini kendisinin üstleneceğini ilan eti. Cumhurbaşkanı Debi’ye yakın 15 generali de AGK’ye atadı. Bu generaller, ülkede özgür ve demokratik seçimlerin düzenleneceği zamana kadar sürecin idaresinden sorumlu olacak.
Geçiş süreci 18 ay olarak belirlendi. Bu süreci, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Yüksek Ulusal Savunma Komiteleri Başkanı sıfatıyla Muhammed İdris Debi İtno yönetecek. Oğul Debi ayrıca kendisinin atadığı Askeri Geçiş Konseyi’nin 69 üyesi tarafından çıkarılan yasaları onaylamanın yanı sıra geçiş hükümetinin askeri pozisyonuna atanan personeli görevden alma yetkisine de sahip olacak.
AGK ilk olarak anayasayı askıya aldı, Meclis’i feshetti ve 14 gün yas ilan etti. Ayrıca ülkenin kara ve hava sınırlarını ikinci bir emre kadar kapattı, akşam sokağa çıkma yasağı getirdi. Yapılan açıklamalar Cumhurbaşkanı Debi’nin cenaze törenin bugün başkent Encemine’de yapılacağı yönde.

Dışarıya güvence
AGK Başkan Yardımcısı Djimadoum Tirayna, ülkedeki yabancı misyonların temsilcileriyle yaptığı görüşmede ordunun yönetimi elinde tutma niyeti olmadığını bildirdi. Savunma ve Güvenlik Güçleri’nin iktidarı koruma arzusunda olmadığını, AGK’nin Geçiş Sözleşmesi uyarınca yönetimi sivil idareye teslim edeceğini ve 18 ay içerisinde özgür ve demokratik seçimleri düzenleyeceğini söyleyen Tirayna, “Çad Mareşali’nin (baba Debi) girdiği ve hayatını verdiği savaş henüz bitmedi” ifadesini kullandı.
Ülkeye yönelik terör saldırılarının ve tehditlerin devam ettiğini belirten Tirayna, “Savunma ve Güvenlik Güçleri, Çad’ı savunmak ve durumların sakinleşip düzelmesi için kontrolü ele aldı ve tarih önünde sorumluluk üstlendi” diye konuştu.

Tehdit
İsyancıların oğul Debi’yi düşürmekle tehdit etmesi, şiddetli bir güç mücadelesinin işareti olarak görüldü. Nitekim Değişim ve Uyum Cephesi (FACT) yazılı açıklamasında, “Çad bir krallık değil ve ülkemizde yönetimin babadan oğula geçmesi (monarşi) mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.
Baba Debi’ye yönelik suikastın arkasında isyancıların mı yoksa Fransa’nın müdahalesinin mi olduğu konusunda görüş ayrılıkları mevcut. Çad Ordu Sözcüsü, Cumhurbaşkanı Debi’nin Libya’nın güneyinde konuşlanan isyancı gruplara karşı verilen savaşın ön cephelerini ziyareti sırasında öldüğünü duyurdu. Sözcü, isyancıların 11 Nisan’da Çad’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında sınırı geçerek ülkeye girdiği bilgisini verdi.

Çelişki
Uluslararası İlişkiler Fakültesi Profesörü ve Afrika çalışmaları alanında araştırmalar yapan Mebruk Kahi, Independent Arabia’ya şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanı Debi’nin ölümüne ilişkin açıklamanın Cumhurbaşkanlığı yerine neden ordudan yapıldığına ilişkin soru işaretleri var.  Burada bir çelişki mevcut. İsyancı hareketler geçtiğimiz 10 yıl içerisinde hiç durmadı. Fakat muhalifler son iki yıldır Libya’daki kırılgan durumdan, doğudaki Boko Haram örgütünden ve doğu sınırında yer alan Sudan’ın Dafur kentindeki aşiretlerden istifade ederek baskıyı artırdı. Debi’nin Fransa’nın Sahel’de terörizmle mücadele bahanesi altında öncülük ettiği askeri koalisyondan çekilme kararı almasıyla kriz şiddetlendi. Çad’ın askeri yapının en büyük katılımcısı olması dolayısıyla bu karar Paris’i kızdırdı. Kuzeydeki muhalefet, ötekileştirilen Kuzey sakinleri için kalkınma ve adalet talep ediyorlar. Zenginliklere sahip olan güneydeki sakinler, Debi’nin Çad’ı demir yumrukla yönetmesine ve kendi kabilesindeki kişileri yönetime ve orduya almasına karşı çıkıyor. Güneydekiler ayrıca Debi’yi, Fransa ve bazı yabancı güçlerden aldığı destek sayesinde ülkeyi yabancı gündemleri uygulamakla görevli bir devlete dönüştürmekle suçluyor.”

Petrolün ve aşırı yoksulluğun ülkesi
Rejim ve isyancılar arasındaki mücadele, merhum Cumhurbaşkanı Debi’nin 1990’da yönetime el koymasından bu yana hiç kesilmedi. Bu mücadele sürecinde en önemli olay, Şubat 2008’de isyancıların Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın kapılarına dayanmasıyla gerçekleşti. Daha sonra Fransa’nın yardımlarıyla isyancılar püskürtüldü. İkinci önemli olay ise 2019’un başlarında yaşandı. Zira isyancılar söz konusu dönemde başkent Encemine’ya girmişti. Fransa’nın hava saldırıları sonrasında başkentten çekildiler.
Petrol ülkesi Çad’ın nüfusu 16 milyon. Nüfusun yüzde 53’ü Müslüman, yüzde 35’i Hristiyan. Ülke toprakları üzerinde Sudan’ın Darfur bölgesinden kaçan 450 binden fazla mülteci yaşıyor. 2003 yılından bu yana üretilen petrolden elde edilen gelir ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 40'ını, devlet gelirlerinin de yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 42’si açlık sınırının altında yaşıyor.

Ülke kaynaklarının paylaşımı
Siyasi Bilimler Fakültesi Profesörü ve Afrika alanında araştırmalar yapan Abdulvahhab Hafyan, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, başkent Encemine’nın kenar mahallelerinde yaşayan muhalif milislerin, özellikle Fransız kuvvetlerinin muhalif milisleri başkentin kenar mahallelerine sürmesine karşılık Fransız rehinelerin serbest bırakılmasıyla sonuçlanan Arche de Zoe Anlaşması’nın ardından rejim güçleriyle vur-kaç çatışmalarına girdiğini söyledi.
Hafyan, ötekileştirilen Et-Tabu aşiretine mensup olan muhalif milislerin, ilerde yeni bir rol oynamaları için Fransa tarafından destekleniyor olabileceğini ve bu muhaliflerin ülke kaynaklarının kendisiyle birlikte olan aşiretlerle paylaşılmasını talep ettiğini kaydetti.

Yönetim değişikliğiyle ilgili kurucu ilkenin ihlali
Afrika’nın güvenliği konularında çalışmalarda bulunan Nijeryalı uzman stratejist ve araştırmacı İdris Ayat, Çad’daki bunalımlı siyasi atmosferin, ülkenin kuzeyindeki El-Karan etnik kökene mensup Doktor Muhammed Mehdi Ali liderliğindeki FACT’ın isyanı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesinde, 11 Nisan 2021’de patlak veren olayların sonucunda oluştuğunu söyledi.
Ayat açıklamasına şöyle devam etti:
“Silahlı muhalifler, isyan ile siyasi partilerin memnuniyetsizliğinin bir araya gelmesinden faydalanarak, konuşlu bulundukları Libya’nın güneyinden Çad’ın kuzeyindeki Tibesti eyaletine ve daha sonra da ülkenin batısındaki Kanem eyaletine geçtiler. Eski Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin liderliğindeki Çad Ordusu iki eyaleti yeniden devlet kontrolüne almak için çabaladı. Bu çaba, 17 Nisan Cumartesi gecesi ile 18 Nisan 2021 pazar sabahın Kanem eyaletinde kanlı çatışmalara yol açtı. Zira Cumhurbaşkanı ağır yaralanarak yaşamını yitirdi. Çad Anayasası’nın 81’inci maddesine göre cumhurbaşkanının vefat etmesi veya görevini yerine getirmesine engel teşkil edecek bir hastalığa yakalanması durumunda onun yerine meclis başkanının geçmesi gerekiyor. Fakat oğul Muhammed Debi, AGK’yi kurarak yönetim değişikliğiyle ilgili kurucu ilkeyi ihlal etti. Güneyin nüfusuna kayıtlı olan ve Sara etnik kökenine mensup olan Meclis Başkanı Harun Kabadi’nin saf dışı bırakılmasının güneyli olmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Zira François Tombalbaye’nin siyasi ve sosyal baskı yönetimi altında sıkıntı çeken kuzeylilerin, güneylilere karşı bir hassasiyete sahip olduklarını görüyoruz. Aynı zamanda Kabadi’nin, Debi’nin etnik kökeni olan ve yönetimi elinde tutan Zağava’ya mensup olmaması da bunda etkili olmuş olabilir.”



İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.

 


İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
TT

İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın yakında sona erebileceğini ima etti. Trump, ABD'nin planlanandan çok daha ileride olduğunu ve ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak ABD Savaş Başakanlığı (Pentagon) aynı gün, sosyal medya üzerinden ‘Merhamet yok’ ve ‘Savaş daha yeni başladı’ başlıklı iki güçlü açıklama yayınlayarak tamamen farklı bir mesaj verdi.

Trump yönetiminin İran ile savaş hakkındaki mesajları belirsiz ve kafa karıştırıcı görünüyorsa, bunun kasıtlı olarak yapıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Karışık mesajlar ve çelişkili üslup, sadece kafa karışıklığı veya yetersizliğin sonucu değil, kasıtlı bir tutumdur.

Herkesi, tüm dünyayı, müttefikleri ve düşmanları da dahil olmak üzere, tahminlerde bulunmaya zorlayarak, çelişkili mesajlarla herkesi kafa karıştırıp, tüm dikkatleri sadece kendisine çekerek avantaj elde etmek Trump tarzı stratejik iletişimin temel bir özelliğidir.

Bu yaklaşım, hesaplanmış bir kaos gibi görünse de Trump'ın ekibinin savaş öncesindeki haftalarda benimsediği modelle uyumlu. Ekip, rejim değişikliği, İran halkını koruma, nükleer programla başa çıkma ve balistik füze tehdidine karşı koyma gibi çok çeşitli gerekçeler öne sürmüştü. Ancak bu yaklaşımın birikimli bir maliyeti vardı. Çünkü operasyonun birleştirici bir hedefi ve net bir merkezi mesajı olmadığından yönetimin askeri harekat için sağlam bir Amerikan desteği oluşturması zorlaştı. Kamuoyunun desteği, Washington'ın bu çatışmada tüketilen silahları yenilemesi için ihtiyaç duyduğu ek fonu elde etmesi için Kongre'nin onayını almasında gerekiyor.

İran'a karşı savaşın ilk günlerinde ABD halkının zayıf desteği

Savaş ikinci haftasına girerken, Amerikalıların çoğu Trump'ın savaşı yönetme şeklini eleştiriyor. NPR, PBS News ve Marist tarafından yapılan son ankete göre Amerikalıların yüzde 56'sı İran'a karşı savaşa karşı çıkarken, yüzde 44'ü savaşı destekliyor. Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın İran'a karşı tutumunu onaylıyor.

Bu rakamlar, askeri operasyonların başlangıcında Amerikan kamuoyunun görüşleri ile karşılaştırıldığında geçmişe kıyasla oldukça düşük. 2000’lerin ilk on yılında Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar ile ikinci on yılda DEAŞ’a karşı yürütülen savaş, başlangıçta Amerikalıların çoğunluğunun desteğini almıştı. Ancak bu savaşların Amerikalıların hayatları ve vergi mükelleflerinin parası açısından maliyeti arttıkça bu destek zamanla azaldı.

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor. Geçtiğimiz ay ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını gerçekleştiren Trump, uzun konuşmasının sonunda İran'dan sadece kısaca bahsederken bunu çok çeşitli iç ve dış politika konularında ülke içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullandı.

gthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor.

Bunun yanında ABD’nin herhangi bir çatışmaya ilk günlerinde girmesi, her zaman ‘tek bayrak etrafında toplanma’ olarak bilinen bir eğilim yaratmıştır. Bu eğilim, Amerikalıların ABD ordusu tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında onları desteklemeleri şeklinde olur.

Ancak İran ile savaşın ilk günlerinde böyle bir durum yaşanmadı. Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri bu olabilir. Ara seçimlere dokuz aydan kısa bir süre kala, Trump yönetiminin en son istediği şey, bu popüler olmayan savaş başlamadan önce bile en düşük seviyelere gerileyen Başkanın popülaritesinin daha da azalması olacaktır. On Amerikalıdan altısı, başkanın genel performansından memnun olmadığını belirtiyor.

Bu savaşın Trump’a yükleyebileceği potansiyel bir siyasi yük, İran'a karşı savaşın neden olduğu yakıt fiyatlarındaki artışın, Amerikalıların onun ekonomi ve enflasyonu kontrol altına alma konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini daha da zayıflatma riski. Bu iki konu, Amerikan seçmenlerin en çok önem verdiği konular arasında yer alıyor. Reuters ve Ipsos tarafından geçtiğimiz hafta yapılan bir ortak anket, Amerikalıların yüzde 67'sinin İran'a yönelik saldırıların ardından yakıt fiyatlarının artmasını beklediğini gösterdi. Bu savaşın bir başka zayıf noktası da daha fazla Amerikan askerinin çatışmalarda hayatını kaybetme olasılığı.

Ancak Trump'ın İran'ı çevreleyen iç siyasi denklemde lehine çalışan bir faktör var. O da sağlam siyasi tabanı savaşa girme kararını destekliyor. Savaşın ilk haftasında yayınlanan bir başka ankette, Trump seçmenlerinin yüzde 84'ü, kendilerini ‘MAGA’ (Make America Great Again/Amerikayı Yeniden Harika Yap) destekçisi olarak tanımlayan muhafazakarların yüzde 94'ü dahil olmak üzere, Başkan Trump'ın İran'a karşı ABD saldırısı emri verme kararını desteklediğini belirtti.

vgrt
İran'ın başkenti Tahran'daki bir petrol deposunda çıkan yangın (AFP)

Savaşa girme kararının halkın desteğini alamaması, Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere Trump'ın siyasi tabanındaki bu sadakat, destekçilerinin diğer çoğu konuda da onu destekleme şeklini yansıtıyor. Ancak, daha geniş bir bakış açısıyla, bu desteğin yoğunluğu, Amerikalıların çoğunluğunun İran'a yönelik yaklaşımını ve diğer birçok konuyu reddettiği daha kapsamlı bir görüşü gölgelediği için, zıt bir gerçeklik üzerinde durmak gerekir. Demokratlara gelince bu savaşa karşı büyük ölçüde birleşmiş olsalar da çoğunlukla açık stratejik alternatifler sunmadan eleştirmekle yetindiler.

Bu iç siyasi bağlamda, Trump'ın geniş bir kamuoyu konsensüsü oluşturmak için önemli bir çaba sarf etmeden İsrail ile birlikte İran'a savaş açma kararı riskli bir kumar gibi görünüyor. Bu karar, diğer bölgesel ortaklarla, özellikle de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün gibi Washington'ın önemli Arap müttefikleriyle yakın iş birliği veya yeterli destek olmadan İsrail ile koordineli olarak savaşı başlatma kararının bir uzantısıdır. Nihayetinde, İran'a karşı savaş konusunda Amerikan kamuoyunun görüşü, sahada yaşananlara göre şekillenecek.

İlk gün İran rejiminin üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla savaş alanında elde edilen taktiksel başarılar, Trump yönetimi Amerikalılara bu savaşın nihai hedefi konusunda daha net bir bilgi vermedikçe, elde edilebilecek en büyük başarı olarak kalabilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, Trump için siyasi maliyeti de ve riskleri de bir o kadar artacak.


Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
TT

Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)

İran cumhurbaşkanının oğlu bugün yaptığı açıklamada, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in İsrail ve ABD ile savaşta yaralandığına dair haberlere rağmen “iyi” olduğunu vurguladı.

Hükümet danışmanı Yusuf Pezeşkiyan, Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, “Mücteba Hamaney'in yaralandığı haberini duydum. Geniş bir bağlantı ağına sahip bazı arkadaşlarıma sordum. Allah’a şükür, iyi olduğunu söylediler” ifadelerini kullandı.Şarku'l Avsat'ın basında yer alan bazı haberlerden edindiği bilgiye göre yeni lider babasına yapılan saldırıda ayağından yaralandı ve iyileşme sürecinde.

Mücteba Hamaney'in, 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde öldürülen babası Ali Hamaney'in halefi olarak seçildiğinin açıklanmasının ardından, devlet televizyonu onun hayatının önemli anlarını anlatan bir haber yayınladı ve “Ramazan savaşında yaralandığını” ifade etti.