Lübnan'ın Avrupa ve Körfez'e uyuşturucu kaçakçılığı için bir merkez haline gelmesine yönelik uyarılar arttı

Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi, Lübnan ürünlerini yasaklama kararının gerekçelerinin ilk etapta güvenlik olduğunu vurguladı.

Bir Suudi gümrük yetkilisi, captagon haplarının bulunduğu Lübnan'dan gelen nar sevkiyatını açıyor. (SPA)
Bir Suudi gümrük yetkilisi, captagon haplarının bulunduğu Lübnan'dan gelen nar sevkiyatını açıyor. (SPA)
TT

Lübnan'ın Avrupa ve Körfez'e uyuşturucu kaçakçılığı için bir merkez haline gelmesine yönelik uyarılar arttı

Bir Suudi gümrük yetkilisi, captagon haplarının bulunduğu Lübnan'dan gelen nar sevkiyatını açıyor. (SPA)
Bir Suudi gümrük yetkilisi, captagon haplarının bulunduğu Lübnan'dan gelen nar sevkiyatını açıyor. (SPA)

Suudi Arabistan’ın dün Lübnan'dan gelen bir uyuşturucu sevkiyatına el koyduğunu açıklamasının ardından Lübnan'ın Arap ve Avrupa ülkelerine kaçakçılık ve uyuşturucu kaçakçılığının başlangıç ​​noktası haline gelmesine yönelik siyasi uyarılar arttı. Öte yandan Yunanistan da Lübnan'dan Slovakya'ya gönderilen tatlı yapma makinesi sevkiyatında saklanmış 4 ton esrar ele geçirdiğini duyurdu.
Suudi Arabistan’ın Lübnan Büyükelçisi Velid Buhari dün Lübnan’ın MTV TV kanalına yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ürünlerinin Suudi Arabistan'a girişini engelleme kararının nedenlerinin ilk etapta güvenlik olduğunu ve güvenliği korumayı hedeflediğini belitti. Aynı zamanda Suudi Arabistan Krallığı'nın vatandaşlarının ve sakinlerinin güvenliğini koruma amacıyla alındığını ifade etti. Büyükelçi Buhari, Lübnan’ın LBC kanalına yaptığı diğer açıklamasında ise, "Suudi Arabistan’a uyuşturucu kaçakçılığı ve bunun artması, Suudi Arabistan'ın yerel ve uluslararası suç şebekelerine karşı yaşadığı zorluğun boyutunu ortaya koyuyor" dedi.
Lübnan'ın Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini etkileyen kaçakçılık operasyonları nedeniyle Lübnan'da siyasi ve güvenlik alanında alarm durumuna geçildi. Gelişmeleri takip eden Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yarın (Pazartesi) Baabda Sarayı'nda bir toplantı yapılması çağrısında bulundu. Toplantıya Başbakan Dr. Hasan Diyab, Ulusal Savunma, Tarım, İçişleri ve Belediyeler, Dışişleri ve Göçmenler, Maliye, Ekonomi ve Ticaret Bakanlıklarının yanı sıra, güvenlik ve gümrük dairelerinin başkanları, tarım sektöründen bir dizi çiftçiler ve ihracatçılar katılacak.
Lübnan Sanayi Bakanı İmad Hubbullah, dün meyve sevkiyatlarında ve diğerlerinde uyuşturucu ihracatı yapanların ifşa edilmesi, isimlerinin duyurulması ve mümkün olan en kısa sürede takip edilmesi gerektiği çağrısında bulunarak, “Bu durum aylarca süremez" dedi.
Lübnan'ın Riyad'daki Büyükelçisi Dr. Fevzi Kabbara, Lübnan'ın gelecekte Suudi Arabistan'a uyuşturucu kaçakçılığını önlemek için güvenlik çabalarını yoğunlaştıracağını vurguladı. Ayrıca uyuşturucu kaçakçılığı çetelerinin Lübnan'ın çıkarlarını ve ilişkilerini umursamadığını ve itibarına zarar verdiğini belirterek Lübnan'ın kaçakçılığın kaynağı olmadığını ifade etti.
Lübnan Güçleri Partisi Genel Başkanı Semir Caca, yaşananların güçlü dönemin ve müttefiklerinin yeni bir başarısı olduğunu, Lübnanlı çiftçileri ürünleri için temel ve hayati bir pazardan mahrum bıraktıklarını belirtti. Caca, “Bunun nedeni ise kaçakçılık ticaretine hakim olan bir grubun faaliyetleri olduğu kadar, aynı zamanda Lübnan yönetim ve kurumlarının bilinen nedenlerden dolayı bu konuyla ilgili ihmalkarlığı” dedi. Caca açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Bu hakim grubun her gün faaliyetlerine devam ettiği ve bu güçlü dönemin Lübnanlıların başına yeni bir felaketi beraberinde getireceği kesin bir şekilde netleşti. Mevcut iktidar grubunun başarısızlığı, yolsuzluğu ve tüm Lübnanlıların çıkarları pahasına tamamen özel çıkarlarının peşinde koşması apaçık hale geldi. Her gün yeni bir felaket yaşamamak için bu iktidar grubundan kurtulmak dışında bir kurtuluşumuz yok. Bunu da Lübnanlıların devletin projesine yeniden değer katacak yeni bir otorite kurma sorumluluklarını üstlendiği erken parlamento seçimleri dışında yapmanın bir yolu yok.”

Suriye'de endüstri daha popüler hale geldi
Lübnan'dan Avrupa'ya ve Arap ülkelerine büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı operasyonları faaliyetine yol açan bazı faktörler bir araya geldi. Özellikle Suriye savaşının patlak vermesinin ardından kaçakçılık olayları arttı ve bu durum Suriyeli kaçakçıların faaliyetlerinin bir kısmını Lübnan'a aktarmalarına yol açtı. Uyuşturucu endüstrisi Lübnan'da ve komşu Suriye'de aktif hale geldi. Suriye’nin ülkede yayılmasıyla endüstri daha popüler hale geldi ve daha çok ihraç edildi.
4 Ağustos’taki patlamanın ardından geçtiğimiz aylarda Beyrut limanından kaçakçılık dalgaları arttı. Kaçakçılar, yola çıkmadan önce gizlediklerini gemilere ve konteynırlara aktarmak için kamyonları ve malları kontrol eden güvenlik ekipmanlarının yokluğundan yararlanıyor. Lübnanlı yetkililer, patlamanın ardından imha edilen tüm yük tırlarını ve kargoları doğru bir şekilde fotoğraflamak için kullanılan Beyrut limanındaki tarayıcının yerine yenisini halen alamadılar.
Hristiyan Lübnan Güçleri Partisi'nden Milletvekili Vehbe Katişa, Suriyeliler ve Lübnanlı çeteler, Avrupa ve Arap ülkelerine kaçakçılık için bir başlangıç noktası olarak kullandığı Beyrut limanının uyuşturucu kaçakçılığı için bir merkez haline geldiğini vurguladı. Katişa, Şarku’l Avsat'a şu açıklamayı yaptı:
"Ülke, etkili ve güçlü bir devletin yokluğunda örgütlere tabi olduğunda, Suriye'ye giden ve Suriye'den gelen kaçakçılık için bir arena haline geldiğinde, uluslararası yaptırımlar söz konusu olduğunda, uluslararası güveni kaybedecek ve dünya çapında bir uyuşturucu dağıtım merkezine dönüşecek."
 
Katişa ayrıca şunları kaydetti:
 "Artık bir devlet yok. Bu yüzden Lübnanlılar ve Suriyeliler de dahil olmak üzere kanun kaçakları ülkelerini sömürüyorlar, bu yönüyle kaçakçılık faaliyetlerini harekete geçiriyorlar. Patlamadan bu yana teknik ekipman sıkıntısı, ihracat ve ithalat yoluyla kaçak malların mübadele alanı haline geldi. Suriyeliler de limanı doğrudan herhangi bir yaptırım yüklenmeden istedikleri gibi kullanıyorlar. Daha ziyade burada sorumluluk Lübnan'a ait. Yaşanan bu durum, Lübnan yönetimi liman üzerindeki mutlak kontrolünü genişletmediği için bir devletin olmaması durumunun kötüye kullanılması."
 Geçtiğimiz aylarda Lübnan güvenlik güçleri, Körfez pazarlarına ve özellikle Suudi Arabistan'a ve Avrupa ülkelerine yönelik büyük kaçakçılık operasyonlarını defalarca engellemeyi başardılar. Gümrük yetkilileri 3 Şubat'ta, Beyrut limanında Yunanistan'a ve ardından Suudi Arabistan'a gönderilmesi planlanan 5 milyon captagon hapı ele geçirdi.
 Lübnan güvenlik güçleri, 20 Şubat'ta Lübnan'dan ihraç edilen ekmek fırınları aracılığıyla Avrupa ülkelerine yapılan uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarının "beynini" tutukladı. Lübnan İç Güvenlik Güçleri Genel Müdürü yaptığı açıklamada, “Sıkı takip ve hassas bir inceleme sonucu Bilgi Şubesi’nin de işbirliği ile kaçakçılık ağının en tehlikeli üyelerinden biri ve operasyonların beyni olan Suriyeli 1969 doğumlu kişiyi yakaladık” dedi. Aynı kişi, aylar önce Fransa'ya bir uyuşturucu kaçakçılığı operasyonu düzenlemişti. 20 Kasım'da ilgili Fransız yetkililer, profesyonel olarak iki fırının içine gizlenmiş yaklaşık 465 kg esrarı ele geçirdi ve bu kişileri tutukladı. Bu olayın ardından ağın üyeleri kaçakçılık yönünü Körfez ülkelerine değiştirmeye karar verdi.
 İç Güvenlik Kuvvetleri, Nisan 2020'de Lübnan tarihinin en büyük operasyonu ile bir Afrika ülkesine gitmesi planlanan 25 ton uyuşturucu kaçırma girişimini engelledi.



ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
TT

ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı dün, Hizbullah'ın mali yapısıyla bağlantılı 5 mali kuruluş, 16 yetkili ve isim hakkında yaptırım kararı aldığını duyurdu. Bu adım, Hizbullah’ın finansman kaynaklarını kurutmayı hedefleyen kapsamlı bir tırmanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Yaptırımlar, Hizbullah'ın mali yapısının iki merkezi kurumu olan ‘Karz'ul Hasen’ ve ‘Beyt'ul Mal’ı da kapsıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Karz'ul Hasen'i sivil toplum kuruluşu görünümü altında faaliyet gösteren ancak ‘bankacılık hizmetlerine benzer finansal hizmetler sunan, şekli hesaplar ve aracılar üzerinden fon alan ve bu fonları Hizbullah'ın askeri ile siyasi faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanan’ bir kuruluş olarak nitelendirdi.

Beyt'ul Mal ise bakanlığın tanımıyla Hizbullah'ın gayri resmi hazinesi ve Hizbullah'ın varlıklarını yönetiyor, fonlarını işletiyor ve grubun geleneksel bankacılık sistemiyle arasında köprü işlevi görüyor. Beyt'ul Mal'ın finansal faaliyetleri, Hizbullah Genel Sekreteri'nin doğrudan denetimine tabi bulunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı, bu kuruluşları ‘Lübnan ekonomisinden döviz emmekle, ülkenin ihtiyaç duyduğu kaynakları Hizbullah ağına doğrudan aktararak likidite krizini daha da derinleştirmekle’ itham etti.

Yaptırım uygulanan kişiler

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasında yaptırım uygulanan 16 yetkili arasında öne çıkan isimler yer alıyor. Bunların başında Hizbullah'ın Merkezi Finans Birimi'ni yöneten İbrahim Ali Daher geliyor. Bu birim, Hizbullah’ın Lübnan içinde ve dışında yürüttüğü terör faaliyetlerinin finansmanı da dahil olmak üzere Hizbullah'ın genel bütçesini ve harcamalarını denetliyor. Merkezi Finans Birimi, Hizbullah'ın dünya genelindeki gelirlerini topluyor, Hizbullah'ın tüm birimlerinin ve bölümlerinin bütçelerini yönetip denetliyor ve tüm Hizbullah üyelerinin mali haklarının ödenmesini koordine ediyor.

fdvfvev
İsrail’in hava saldırısı düzüenlediği Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ul Hasen Vakfı’na ait binalardan birinin enkazı, Ekim 2024 (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Yaptırımlar, Karz'ul Hasen yetkililerini de kapsıyor. Kuruluşun İcra Direktörü Adil Muhammed Mansur ve Ahmed Muhammed Yezbek ile Abbas Hasan Garib, Mustafa Habib Harb, İzzet Yusuf Akar, Hasan Şehata Osman, Samer Hasan Fevaz, Ali Muhammed Karnib, Ni'me Ahmed Cemil ve İsa Hüseyin Kasır bu isimler arasında yer alıyor.

Beyt'ul Mal yetkilileri de yaptırım listesine alındı. Bu yetkililer, resmi finans sistemi içinde yüz milyonlarca dolarlık havale gerçekleştirirken Lübnan ve ABD bankalarındaki ortak hesapları kullanarak ABD’nin daha önce uyguladığı yaptırımlara karşın on yılı aşkın bir süre zarfında 500 milyon doların üzerinde fon hareketine imkân tanıdılar.

Devre dışı bırakma yöntemlerinin engellenmesi

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında yaptırımların yalnızca hedef alınan kuruluş ve kişilerin ABD içindeki varlıklarını dondurmakla sınırlı kalmadığını, Hizbullah'ın resmi finans sistemini atlatmak için başvurduğu kanalları da devre dışı bırakmayı amaçladığını vurguladı. Özellikle ‘Hizbullah'a yıllar boyunca yaptırımlar altında mali bir çıkış yolu sağlayan döviz büfesi, altın merkezleri ve gayri resmi ticaret ağları’ bu kapsamda ele alınıyor.

Bu adım, ‘ticari veya hayır amaçlı faaliyet görünümü altında’ çalışan Hizbullah bağlantılı kişi ve ağları hedef alan benzer Amerikan tedbirlerinin bir devamı niteliğinde. Washington, bu sürecin bütününü Hizbullah'ın ‘mali oksijenini kesmek’ olarak tanımlıyor.

hty5jy6
Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki ‘Önce Lübnan’ yazılı reklam panolarından biri yakılmaya çalışıldı (AFP)

Bu yeni yaptırımlar aynı zamanda siyasi bir ağırlık da taşıyor. Söz konusu yaptırımlar, Lübnan'ın egemenliğini yeniden tesis etmeye, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya ve altyapısını tasfiye etmeye yönelik bir süreç oluşturmayı hedefleyen İsrail ve Lübnan arasında varılan ‘çerçeve anlaşmanın’ imzalanmasının ardından gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi yetkilileri, anlaşmanın korunmasının ‘yalnızca sahada güvenlik düzenlemelerini değil, güvenlik boyutuna paralel olarak Hizbullah'ı yeniden güçlendirmek ya da anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalışmak amacıyla fon yönlendiren ve sivil cepheler kullanan ağlara yönelik baskının sıkılaştırılmasını da kapsayan çift kulvarlı bir stratejiyi’ gerektirdiğine dikkati çekti.

ABD yönetiminden bir kaynak, bu yaptırımlara ilişkin Şark'ul Avsat'a yaptığı açıklamada “Bu yaptırımlar Hizbullah'a gayri resmi finansmandan yararlanma döneminin kapandığı yönünde güçlü bir mesaj iletirken aynı zamanda Lübnan makamlarına da paralel mali ağlara yönelik her türlü hoşgörünün daha güçlü Amerikan baskısıyla karşılanacağını bildiriyor" ifadelerini kullandı.


İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
TT

İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)

İsrail ordusu, cuma sabahı Güney Lübnan'da yürütülen askeri operasyonlarda dört askerinin öldüğünü açıkladı. Bu, Washington ile Tahran arasında Orta Doğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptının imzalanmasının ardından İsrail'in açıkladığı ilk askeri kayıp oldu.

Daha sonra İsrail ordusu, dört askerinin hayatını kaybetmesinin ardından Güney Lübnan'da Hizbullah'a ait hedefleri vurduğunu duyurdu.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ise, "Lübnan'ın tamamı yanmalı" ifadelerini kullandı.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi müttefiki ve İsrail aşırı sağının önde gelen isimlerinden Ben Gvir, "Amerikalılara duyduğumuz tüm saygıya rağmen İsrail, evlatlarımızın kanı ve vatandaşlarımızın güvenliği konusunda hiçbir pazarlık yapmayacağını tüm dünyaya açıkça göstermelidir. Lübnan'ın tamamı yanmalı." dedi.

scdfgth
İsrail tarafından görüldüğü üzere, İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. 17 Haziran 2026. (EPA)

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in gece saatlerinde Güney Lübnan'daki Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 18 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, kesinleşmemiş verilere dayanan bu can kaybının, Tahran ile Washington arasında Lübnan'ı da kapsayan Orta Doğu savaşını durdurma anlaşmasına varılmasından bu yana yaşanan en kanlı saldırı olduğunu belirtti.