1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayan ABD, Türkiye’ye sırtını neden çevirdi?

ABD’yi doğal bir müttefik olarak görmeyen Ankara, Moskova’ya yakın duruyor.

ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
TT

1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayan ABD, Türkiye’ye sırtını neden çevirdi?

ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)

Tarık eş-Şami
ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin gerilmesinden duyulan korku, eski ABD başkanlarının Osmanlıların 1. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni politikasını ‘soykırım’ olarak nitelendirmekten kaçınmalarına yol açtı. Belki de bunun sebebi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi Türkiye’nin ABD’nin Irak, Suriye ve Afganistan’a askeri müdahalesinde önemli bir rol oynamasıydı. Ancak ABD yapımı F-35 hayalet avcı uçaklarının parçalarını üretme programından çıkarıldığı ve diğer ortak ülkelerle devam edileceği Ankara’ya bildirildikten birkaç gün sonra ABD Başkanı Joe Biden soykırımı resmi olarak tanıyarak korku engelini aştı. Peki bu hamleler ne anlama geliyor? Bu, Türkiye’nin geçmişe nazaran ABD için artık jeopolitik bir öneme sahip olmadığı anlamına mı geliyor?

Buzdağının görünen kısmı
ABD Başkanı Joe Biden’in Osmanlı güçlerinin bir asırdan fazla bir süre önce Ermenilere karşı uyguladığı politikayı soykırım olarak tanıması, Washington ile Ankara ilişkilerinde yaşanan gerilimde buzdağının yalnızca görünen kısmını temsil ediyor. Bu adım Biden’in uzun süredir bölgesel bir müttefik olan NATO ortağı Türkiye ile aralarındaki zayıflayan bağları sınamaya hazırlandığının yeni bir göstergesi sayılıyor.
Biden, sadece seçim kampanyasındaki vaadini yerine getirmeyi veya Ronald Reagan'ın 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin yaşadığı felaketi tanımlamak için “soykırım” kelimesini kullanmasından bu yana görevdeki ilk başkan olarak tarihe geçmeye çalışmayı ya da iki partiden oluşan Kongre'yi, insan hakları savunucularını ve ABD’deki Ermeni azınlığını memnun etmeyi hedeflemiyor. Biden tüm bunlardan önce Recep Tayyip Erdoğan’a kınamadan öteye gitmeyecek tepkisini önemsemediğine dair bir mesaj göndermek istiyor.

Manidar sessizlik
Türkiye terörle mücadelede ABD ile birlikte olmasına ve Suriye’de devam eden çatışmanın çözüme kavuşturulmasına ve DEAŞ’ın yeniden canlanmasının engellenmesine yardımcı olmasına rağmen Biden, görevini devraldığından beri Erdoğan’a mesafeli duruyor.  Nitekim diğer dünya liderleriyle temasa geçmesine rağmen Türk mevkidaşını aylarca bekletti. Bu da iki taraf arasındaki ilişkide hoşnutsuzluk olduğunun bir göstergesi.
Beyaz Saray’ın Erdoğan’a karşı devam eden sessizliği, Biden’in artık Türkiye’yi öncelikli olarak görmediğinin ve iki ülke arasındaki ilişkileri daha düşük yönetim kademeleri üzerinden yönetmeyi tercih ettiğinin bir işareti olarak görüldü. Biden kendisiyle ilk kez iletişime geçmeye karar verdiğinde ise son 10 yılda Ankara’nın çeşitli şekillerde uyguladığı baskılara ve Türk arzusuna açıkça meydan okuyarak Erdoğan’a, Ermeni Soykırımı’nı tanıdığına dair tatsız bir haber gönderdi.

Başarısız bir yatırım
Türkiye, ABD’deki lobi ve halkla ilişkiler şirketlerine büyük yatırımlarda bulunarak milyonlar harcadı. ABD’nin Ermeni Soykırımı’nı tanımasını engelleme ve Kongre’de Türkiye'ye yönelik siyasi baskıyı hafifletmek amacıyla Türkiye yanlısı kâr amacı gütmeyen kuruluşlara büyük bağışlar yaptı. Ancak tüm bu çabalar boşa gitti çünkü Ankara ve Erdoğan'ın politikası, Washington'daki karar mercileri ile iletişim köprülerini sağlamlaştırmadı.
İki ülke arasındaki ilişkiler, Erdoğan’ın Washington’la ilişkilerinde daha saldırgan tutumlar sergilemesiyle, özellikle de ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan Fetullah Gülen’i kendisini devirmekle suçladığı 2016’daki başarısız darbeden sonra en düşük seviyesini gördü. Erdoğan, Türkiye’deki ABD’lileri tutuklayarak ABD ile başka bir çekişmeye daha girdi. Bu da Ankara’ya geçici yaptırımlar uygulanmasına yol açtı. Daha sonra Türkiye'nin 2017 yılında S-400 hava savunma sistemi satın alma anlaşmasıyla ipler daha da gerildi ve bu anlaşma eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulamasına neden oldu.

Erdoğan'ın politikası
Erdoğan’ın politikası Türkiye’ye bakış açısında gizli. Erdoğan G20 ve NATO üyesi olan ve 80 milyon nüfusa sahip olan bu ülkeyi dünya sahnesinde daha fazla saygıyı hak eden bölgesel bir güç olarak görüyor. Bu bakış açısı, Türkiye’nin Suriye, Libya, Irak ve Azerbaycan’a yaptığı askeri müdahalelerinden ve geçtiğimiz yıl Doğu Akdeniz sularında doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerinden anlaşılıyor.
Erdoğan, Türkiye’nin milyonlarca Suriyeli mültecinin Avrupa’ya akın etmesini engellediği ve Ukrayna ile Afganistan’a destek verdiği için Türkiye ile Batılı müttefiklerin arasındaki bağın kopmayacağını ve ona ihtiyaç duymaya devam edeceklerini düşünüyor. ABD ve diğer koalisyon güçleri 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekilirken, Türkiye Afganistan ordusunu ve polisini eğitmek üzere orada küçük çaplı bir güç bulunduracak.

Siyasi çıkarlar
Batılı müttefikler Erdoğan ile çatışmak istemiyor, ancak daha sıcak ya da daha yakın bir ilişki içerisine de girmek istemiyor. Erdoğan mevcut politikalarını sürdürmeye devam ettiği sürece Batılı müttefikler kendisine gelecekte kazanç sağlamayacak.
ABD’nin 2006 yılında aralarında Türkiye'nin de bulunduğu dokuz ortak ülke ile imzaladığı Ortak Mutabakat Zabtı'nın sona ermesiyle, Türkiye'yi F-35 savaş uçağı programından resmi olarak çıkarırken, kalan sekiz ortak ülke ile yeni Ortak Mutabakat Zabtı imzalaması da bunun en büyük delili. Böylece bu yeni durumla birlikte Türkiye, uçağın imalatında yer alamayacak ve sipariş ettiği 100’den fazla uçağı da almayacak.

Doğal bir müttefik değil
Soğuk Savaş, ABD’nin, NATO’nun bir parçası olması nedeniyle Türkiye ile stratejik bir ortaklığa girmesini şu ana dek mantıklı bir şey olarak gösterse de Türkiye, ABD’nin doğal bir müttefiki değil. Bunun nedeni, Türkiye’nin coğrafi konumu ve Güneydoğu ve Orta Avrupa’da emperyal yayılma girişimlerine ilişkin uzun bir geçmişe sahip olması hasebiyle tarihsel olarak Batı için bir tehdit oluşturması. Söz konusu yayılma girişimleri, Soğuk Savaş sonrası modern dönemde, özellikle de Türkiye’nin Batı düşmanlığına ilişkin tarihi yaklaşımına geri dönmesine tanıklık eden uzun süreli Erdoğan iktidarı döneminde yeniden gün yüzüne çıktı.
Gözlemcilerin ve tarihçilerin Erdoğan’ın stratejik gerekçelerinin Yeni Osmanlıcılık, İslamcılık veya Türkçülük olup olmadığı konusundaki tartışmalarını bir tarafa bırakırsak, ABD liderliğindeki Batı için önemli olan şey, Türkiye’nin giderek artan rahatsız edici tutumu ve Batı ile yalnızca birkaç çıkar ve değeri paylaşmasıdır. Diğer bir ifadeyle, Batı’nın Türkiye ile ortaklığı faydadan çok zarar getiriyor.

Çok sayıda ihtilaf
Onlarca yıldır Ermeni Soykırımı'nın tanınmasını engelleme konusunda oldukça önemli bir rol oynayan ABD-Türkiye savunma iş birliğine rağmen, Ankara’nın Suriye politikası, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alınması ve çeşitli çatışmalarda yandaş grupların kullanılması nedeniyle iki ülke arasındaki ipler gittikçe gerildi. Aynı zamanda Suriye'nin kuzeydoğusunda Washington ve Ankara arasındaki bölünme daha da belirginleşti. Nitekim Washington genelde ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) DEAŞ’ı yenmek için desteklerken, Türkiye bu grubu terörle suçlayarak ulusal güvenliğini tehdit ettikleri gerekçesiyle onlara operasyonlar düzenliyor.

Erdoğan - Putin
ABD ve Türkiye arasındaki çatışan çıkarları gösteren daha net kanıtlara ihtiyaç varsa, Erdoğan’ın güçlü mevkidaşı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gösterdiği yakınlıktan daha net bir kanıt yoktur. Moskova ve Ankara’nın Suriye, Libya ve Güney Kafkasya’daki çıkarlarının birbiri ile çatışmasına rağmen Rusya ve Türkiye, saygınlıklarını tehlikeye atmayan faydacı ve çıkarcı bir ilişki sürdürmeyi başardılar. Bu, iki ülkenin Washington’un bölgeden çıkarken saygınlığını korumayı başaramamasından aldığı bir ders.
Buna ek olarak Putin ile Erdoğan arasındaki ilişki Batı’da bazı endişelere yol açıyor çünkü ilişkileri, Putin’in ve büyük olasılıkla Erdoğan’ın da uzun vadede düşman görebileceği NATO ittifakını zayıflatabilir. Putin ve Erdoğan’ın bu yaklaşımı, Rusya’nın Ermeni Soykırımı’nı defalarca kez tanıması da dahil olmak üzere ortak ilişkilerinde zaman zaman yaşanan sorunları tolere etmeye hazırlıklı olmalarını sağlıyor.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, Biden ve Erdoğan aralarındaki görüş ayrılıklarını etkin bir şekilde yönetme konusunda uzlaşmalarına ve önümüzdeki haziran ayında yapılması planlanan NATO zirvesinde bir araya gelecek olmalarına rağmen, ABD’nin Afganistan’dan tamamen çekileceğini duyurmasının ardından bu ülkenin ABD için jeostratejik öneminin 20 yıl veya daha öncesine kıyasla azalmasından ötürü ABD’nin Türkiye’ye olan ilgisinin azalması olası görünüyor.

 


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.