Kudüs’te devam eden gerilimin arkasında ne yatıyor?

Gerilimin arkasında yatan neden, Filistin Yönetimi’ne karşı bir halk hareketinin başlaması ve yeni bir intifadanın başlangıcı olabilir. Bu olasılık dışlanamaz.

Kudüs'te Filistinli protestocular ile İsrail güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (AFP)
Kudüs'te Filistinli protestocular ile İsrail güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (AFP)
TT

Kudüs’te devam eden gerilimin arkasında ne yatıyor?

Kudüs'te Filistinli protestocular ile İsrail güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (AFP)
Kudüs'te Filistinli protestocular ile İsrail güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (AFP)

Tarık Fehmi
Kudüs’te İsrail’in temas bölgelerinde, şehrin yakınlarında ve çevresinde eşi-benzeri görülmemiş önlemler alınması ve bazı Kudüslülerin Mescid-i Aksa’ya girmesinin engellenmesi sonrasında geçtiğimiz Cuma gününden bu yana devam eden bir huzursuzluk hakim. Kudüs’te belirli dönemlerde bu tür önlemleri artıran İsrail, son dönemde Ramazan ayı münasebetiyle, bir yanda Filistin topraklarında, diğer yanda Kudüs’te ve çevresinde bir takım gelişmeler yaşanabileceği beklentisiyle bazı önlemleri artırdı.
Söz konusu gerginlik, Gazze Şeridi'nden İsrail’e yeniden roket fırlatılmaya başlanması ve Kudüs'ün yaklaşan genel seçimlere dahil edilmesi gerektiğinin açıklanmasının yanı sıra İsrail ile Suriye ve İran’ın Suriye’deki vekilleri arasında yaşanan çatışmaya dair diğer veriler, ilgili taraflara ilişkin birçok ayrıntıya işaret ediyor.

İç içe geçmiş detaylar
Kudüs'teki gerginlik, Filistin Yönetimi’nin, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ve yasama seçimlerinin düzenlenmesi ve hazırlanmasında yer almış olan Filistinli grupların liderlerinin önümüzdeki Mayıs ayında yapılması planlanan genel seçimlere, Filistin’in Kudüs’ün Eski Şehir bölgesi üzerindeki egemenliğini savunmak için Doğu Kudüs’ün de dahil edilmesi gerektiğine ilişkin açıklamasından önce patlak verdi. Abbas, daha önce yapılan resmi açıklamalar olmasına rağmen, İsrail'e Kudüs’ün de seçimlere dahil edilmesini kabul etmesi ve sorunu çözmesi için baskı yapmak amacıyla, Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki'yi yoğun temaslarda bulunduğu Avrupa ülkelerine gönderdi. Bu adımın amacı, Kudüs olmadan hiçbir genel veya başkanlık seçiminin yapılmayacağını vurgulamaktı. Bu da Kudüs'ün önceliğe sahip olduğunun bir işareti olarak görüldü.
Seçimlerin Kudüslülerin katılımıyla yapılmasının gerektiğine değinilerek ilan edilen de budur. Avrupalılar, Filistin’in tüm bölgelerinin meşruiyetini bir kez yinelemek amacıyla bu konuda elektronik veya uzaktan oylamaya dayanan alternatif planlar ve seçimlerin yapılmasına ilişkin başka fikirler öne sürdüler. Filistin Yönetimi, gerek basın yoluyla gerekse siyaset sahnesinde bu meseleye ilişkin verdiği mesaj açıktı.

Açıklanmayan diğer nedenler
Gerçekler ise tam aksini yani seçimlerin ertelenmesi için baskı yapan başka nedenler olduğunu, ertelemenin bizzat Filistin Yönetimi içinden teklif edildiğini ve -tüm söylentilere rağmen- Fetih Hareketi’nin (El Fetih) hareket içindeki meselelerden ve anlaşmazlıklardan ötürü seçimlerin ertelenmesi için bir adım arayışında olduğunu gösteriyor. El Fetih’in önde gelen isimleri arasındaki anlaşmazlıkların artması ve Abbas’ın istenen istikrarı sağlayamaması seçimlerde oy kaybına yol açabileceği endişesiyle çözüm olarak seçimlerin ertelemesi fikri ortaya çıktı.

Kışkırtıcı hareketler
Fetih Hareketi, Hamas Hareketi içinde, özellikle rahat bir şekilde atlatılan iç seçimlerden sonra hareketin önde gelen isimlerinin ve yurtdışındaki Halid Meşal ve Musa Ebu Merzuk’un üst düzey pozisyonlara yeniden konumlandırılmasıyla bir uyum yakalandığının farkına vardı. Aynı şekilde Yahya Sinvar Hamas’ın Gazze sorumlusu olmaya devam ederken İsmail Heniyye’nin Hamas’ın Siyasi Büro Başkan ve Salih el-Aruri'nin de yardımcısı olarak görevlerinde kalmaları da Hamas iç seçimlerinin sakin bir şekilde gerçekleşmesini sağladı.
Böylece Fetih Hareketi kendisini gerçek bir ikilemle karşı karşıya buldu. Kapalı kapılar ardında ve basından uzakta gerçekleşen ABD-Filistin temasları, ABD yönetimini, bir sonraki duyuruya kadar, Filistin Yönetimi'ne seçimleri ertelemesi için yeşil ışık yakmış olabilir. Filistin Yönetimi ile ABD arasındaki ilişkilerde, eski Başkan Donald Trump yönetimi dönemi süresince bir duraksamanın yaşanmasının ardından ABD kısa bir süre önce Filistin Yönetimi’ne yeniden yardım sağlamaya başladığından erteleme kararına hazırlık yapılmış ve bu karar tüm olup bitenlere kapıyı aralamış olabilir.
Olayların arka planında, Ultra-Ortodoks Yahudilerin ‘Araplara ölüm’ sloganları atarak düzenledikleri yürüyüş düzenlemelerinin olduğunu görüyoruz. İsrail hükümetinin daha önce bu grupların faaliyetlerini tamamen yasaklamış ve hareketlerine kısıtlamalar getirmiş olmasına rağmen, çoğu Kudüs sokaklarında yukarıdaki sloganları atarak yürüyüş yaptılar. İsrail hükümeti her ne kadar bahsi geçen tedbirleri almış olsa da son zamanlarda, bazı Yahudi yerleşimcilerin özellikle Müslümanlara ait dini günlerde, Teravih namazları veya Cuma namazları sırasında yürüyüşler düzenlemelerine ve provokatif hareketlerde bulunmalarına izin verdi.
Bu provokatif adımlar, bu vesilelerle gerçekleşen dini faaliyetlerden sonra atılıyor gibi görünürken İsrail iç güvenlik birimi Şin Bet'in Ramazan ayından önce uyardığı senaryolardan çekindiği için iki taraf arasındaki kavgalar ve çatışmalar gerçek bir gerilim olmadan dramatik bir şekilde artıyor. Mahmud Abbas’ın Kudüs’te de yapılması istenen milletvekili seçimlerini erteleme kararına Kudüslülerin tepki vermesi ve bunun da doğrudan karşılık verilmesini gerektirmesi bekleniyor. İsrail’in istihbarat birimleri Filistin Yönetimi'nin ‘bu dalgayı atlatabileceğine’ inanıyor.
Kudüs’teki Yahudi, Müslüman ve Hıristiyan kutsal mekânlarının güvenliği Ürdün’ün himayesindedir. Ancak İsrail, Ürdün Veliaht Prensi Prens Hüseyin bin Abdullah'ın Kudüs’ü ziyaret etmesine karşı çıktığı için Ürdün ile İsrail hükümeti arasındaki ilişkilerde gerginlik hala devam etmektedir. Amman ile Tel Aviv arasında ABD'nin arabuluculuğuyla dikkat çekici bir yakınlaşma olmasına ve İsrail'in Ürdün'ün talebine karşılık su vermeyi kabul ettiğini duyurmasına rağmen iki ülke arasında halen gergin bir hava hakim.

Karşılıklı hamleler
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli güçler, seçimler konusunda Kudüslüleri destekliyorlar. Ebu Ali Mustafa Tugayları ile başlayan, ardından diğer Filistinli gruplarla devam eden İsrail’e roket fırlatma politikası sürdürüyor. İslami Cihad hareketi de buna dahil oldu. Hamas ise ateşkesin ve istikrarın bozulması korkusuyla sadece olayları izlemekle yetiniyor. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, tüm tarafları sakin olmaya ve Kudüslüleri kışkırtmaktan vazgeçmeye çağırdı. En büyük sorun, İslami Cihad Hareketi gibi seçimlerde veya dışında olup bitenlerin hepsini reddeden, seçim sürecine katılmayan ve bu politikayı kendi çıkarı için sürdüren güçlerin varlığıdır. Filistinli ayrılıkçı grupların Hamas üzerinde herhangi bir vesayeti yok. Ancak eğer Kudüs’te gerginlik daha fazla artarsa halihazırda sorunlu olan güvenlik ve siyasi durum çerçevesinde olayları kontrol edemeyeceklerdir. Seçimlerin iptal edilmesi durumunda da gerginlik tüm Filistin topraklarına yayılabilir ve bir halk hareketi başlatıp kapsamlı yeni bir intifadanın fitilini ateşleyebilir. Hem İsrail hem de Filistin yönetimlerinin korktuğu da tam olarak budur. İki taraf arasında ortak güvenlik koordinasyonu olmasına rağmen, çatışmaların patlak vermesi durumda koordinasyonun devam edeceğini garanti eden hiçbir bağlayıcı bulunmuyor. Ancak koordinasyonun öyle ya da böyle devam etmesi bekleniyor.

İsrail’in tutumu
İsrail'de hükümetin kurulamamasından kaynaklanan istikrarsız durum sürerken ve Binyamin Netanyahu’nun hükümeti kurma görevinin sona ermesine bir hafta kalırken Netanyahu’nun seçimlerin elektronik ortamda gerçekleşmesi ve seçim yasasında değişiklik yapılması teklifinin siyasi güçler tarafından reddedildi. Söz konusu güçler, Netanyahu’nun gerçekte kendisi için bir can kurtaran simidi arayışından başka bir çaba içerisinde olmadığını vurguladılar. Eğer Netanyahu hükümeti kurma konusunda başarısız olursa görev  Yair Lapid’e verilecek. Bu durumda ise İsrail'in beşinci kez seçimlere gitmesi veya sadece 100 günlüğüne bir hükümet kurmasıyla sonuçlanabilecek yeni partizan tartışmalar başlayacaktır. Bu da, mevcut hükümet ve Netanyahu'nun son yıllarda Gazze ile yaşanan savaşlardan önce olduğu gibi ayrılıkçı gruplarla mücadele konusundaki yeterliliğini teyit etmek amacıyla hesaplanarak ve ihtiyatlı bir şekilde askeri tırmanışa ve mümkün olan en uzun sürede bir ateşkesin sağlanmasına yönelebilecekleri anlamına geliyor. Sonuç olarak, Kudüs'teki yerleşimcilerin kışkırtıcı hamleleri ve devam eden çatışmalar, dolaylı olarak hükümeti desteklemek içindir. Hatta Şin Bet yöneticilerinin bazı yerleşimcilerin olup bitenler karşısında silahlanmaya yöneldiğine dair açıklamalarından yararlanıyorlar.
Gerçekler, İsrail hükümetinin, tam bir çatışmaya girmeme çabasına rağmen, kararlarının çatışmalarla bağlantılı olduğuna işaret ediyor. Gazze’den fırlatılan füzelere ve farklı gruplar tarafından fırlatılmalarına rağmen, Gazze’de yeni ortaya çıkan bazı grupların eylemleri, Hamas'ın, İslami Cihad Hareketi’nin, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FDHKC), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) ve Kudüs ayaklanmasına destek veren tüm Filistin güçlerinin özel hesaplamaları çerçevesinde, sanki endişelenmesi gereken bazı kişilere verilen mesajlar gibi görünüyor. Ne var ki grup liderlerinin esasen çatışmaların sınırları ve açık senaryolarıyla bağlantılı olarak Kudüslülere verilen destek açıklamaları devam etti.

Savunma sistemleri
İsrail yenileri de dahil olmak üzere şuan sahip olduğu tüm savunma sistemlerine rağmen temas hatlarındaki gelişmelerle başa çıkmakta zorlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Suriye'deki İran üssünden fırlatılan füzeler Dimona nükleer reaktörü yakınına düştü. İsrail’in füze savunma sistemi Demir Kubbe bu füzeleri engellemekte başarısız oldu. İsrail, bu benzeri görülmemiş olayla ilgili gizli bir soruşturma başlattı. Ancak gelecekteki herhangi bir çatışmada hedef alınabilecek başka yerler olduğu mesajı da alınmış oldu. İsrail de zaten bundan korkuyordu. Üzerinde yeterince test yapılmamasına rağmen, sanki önleyici bir caydırıcılık dayatmak istiyormuş gibi, tamamen güçlendirilmiş bir savunma sistemini aktifleştirmek üzere olduğunu duyurdu.
Bu durum, İsrail'in birkaç bölgede bulunan nükleer tesislerini hedef alan bir füze saldırısına maruz kalabileceği anlamına gelebilir. Ancak bu ihtimalin stratejik derinliği bulunmuyor. Tabiri caizse, tesisler, özel hava koruma sistemlerine sahip olsa da ve katı güvenlik prosedürleri uygulansa da, belli bir yerde konuşludurlar. Bunun yanı sıra temas hatlarıyla birlikte Kızıldeniz'deki Elat Limanı, insansız hava araçları (İHA) veya füzelerle hedef alınmaya karşı savunmasız durumdadır. Aşdod ve Hayfa gibi stratejik limanların yanı sıra daha önce Gazze savaşları sırasında Hamas’ın füzeleri tarafından hedef alınan Ben Gurion Havalimanı'nın yerine geçmeye başlayan Ramon Havalimanı da aynı durumla karşı karşıyadır. Ramon Havalimanı’nın stratejik hedefler listesine alınması riski, özellikle kamu hizmeti için tasarlandığından ve İsrail'in yurtdışındaki yüzü olarak kabul edildiğinden başka önlemler alınmasını gerektirecektir. Ayrıca Tel Aviv ve çevresindeki beşten fazla büyük sanayi şehrine hizmet veren deniz suyunu tuzdan arındırma tesisleri de stratejik hedefler arasındadır. Büyük yerleşim bölgeleri ve ticari alanları kapsayan elektrik şebekesi de önemli noktalardandır. Elektrik şebekesi, İsrail'in bölgedeki herhangi bir noktadan füze saldırısına uğraması durumunda en hayati ve önemli hedeflerden biri olabilir. Son olarak, İsrail’in özellikle finans ve bankacılık faaliyetlerini dijital olarak felç etmeyi amaçlayan bir düşman tarafından siber saldırıya maruz kalması, toplu kayıplara neden olabilir.

“Kızıl Gökyüzü”
İsrail son dönemde İHA’ların düşürülmesi ve hareketsiz hale getirilmesini amaçlayan ‘Kızıl Gökyüzü’ adlı yeni bir hava savunma sistemini duyurdu. Bu sistem aynı zamanda taktik hava savunma sürecine katkı sağlıyor. Küçük İHA’ları tespit edip takip etmeyi ve ‘Arrow-4’ adlı yeni nesil balistik füze kalkanı geliştirmeyi başaran bu sistemin etkinliğine ilişkin testler, ABD ile iş birliği içinde gerçekleştirildi. Bu, İran odaklı tasarlanmış yeni bir savunma sistemidir. Bölgedeki çeşitli tehditlerle başa çıkması amaçlanan Arrow-4 sistemi, önümüzdeki yıllarda Arrow-2 savunma sisteminin yerini alacak. Bu yeni sistem, İsrail’in mevcut hava savunma sistemleri arasında bir ‘tamamlayıcı’ olarak görülüyor. Fırlatılan füzeleri engellemek için lazer tabanlı bir sistem geliştirilmeye çalışılsa da maliyet sorunları ve teknolojik sınırlamalar nedeniyle daha uygun bir seçenek bulamadı. İsrail Savunma Bakanlığı tarafından önerilen lazer sisteminin, Demir Kubbe füze savunma sisteminin yerine geçmesi değil, onu tamamlaması hedefleniyor.

Tüm tarafların dahil olduğu bir çatışma korkusu
Eğer füzeler fırlatılmaya devam ederse, İsrail'in yanıt vermekten başka seçeneği kalmayacaktır. Ancak asıl sorun, Hamas'ın değil bazı grupların isteyebileceği kapsamlı bir çatışmaya girme korkusudur. Bunu, Suriye içinde ve dışında olacaklar için bir yatırım olarak gören İran’a yarayabilir. İslami Cihad Hareketi’nin ve eğer Filistin seçimlerini erteleme kararı verilirse Hamas’ın bu konuda doğrudan bir rolü olacaktır. Sonuç olarak İsrail, ülkenin derinliklerinde yakında kendisine operasyonlar için yer açabilecek yeni bir cephe bulabilir ve bu cephede, özellikle de çıkışıyla, şu anda gerçekten tolere edemeyeceği İran ile sınırları dışında bir çatışmaya girebilir. Fakat bu kez stratejik tesislerini ve noktalarını hedef alınması meselesi kendi sınırları içerisinde ve belki de oldukça maliyetli olacaktır. İsrail hükümeti bu durumla başa çıkamayacaktır. Fakat Netanyahu, İsrail kamuoyunun mevcut durumla başa çıkamaması nedeniyle kendisine yönelik suçlamalarda bulunmaları karşısında iktidardaki pozisyonunu ileri sürmek ve gerilimi tırmanmak için acele edebilir. Oysa İsrail'i hesaplanamaz ve öngörülemez çatışmalara sürüklemek yerine, iktidarı daha iyi birilerine bırakması gerekir.

Kazananlar ve kaybedenler
Kudüs'te olanlar, tarafların hesaplarını ve önceliklerini yeniden düzenlemeleri için bir fırsat olabilir ve kazananların başında Filistin Yönetimi’nin yanı sıra İslami Cihad Hareketi ve bazı kontrolsüz gruplar da dahil olmak üzere bazı Filistinli gruplar gelebilir. İsrail tarafında ise ilk ve en önemli kazanan, Kudüs'te bulunan ve bazılarının yasaklı olmalarına rağmen misyonlarını sürdüren Yahudi hareketleridir. Bu Yahudi hareketler ayrıca kışkırtıcı söylemlerini sosyal medya üzerinden yaymaya devam ediyorlar. Ürdün’de kazananlar listesine girebilir. Çünkü Kudüs'teki durumun kötüleşmesi Ürdün'ün kutsal yerler üzerindeki kontrolünü güçlendirecektir. Bu da Tel Aviv ile Amman arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkıda bulunabilir. İran ise İsrail'le çatışma noktasında yeni bir cephe açtıktan sonra manevra yapabileceği Hamas ve İslami Cihad hareketleriyle ilişkilerinden ötürü Kudüs’te yaşananların en büyük galibi olmaya devam ediyor.
Öte yandan kaybeden ilk taraf ise milletvekili, başkanlık ve Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasını isteyen Filistin halkıdır. Filistin halkı nezdinde seçimler, yolsuzluk, yönetimdeki başarısızlık, otoritenin tekelleşmesi ve Filistin kurumlarındaki çıkmaza çözüm bulacak gerçek bir siyasi yaklaşım sunacaktı. Ancak şuan yaşananlar sadece Kudüs’te değil, tüm Filistin topraklarında daha fazla çatışmanın patlak vermesine neden olabilir. İsrail tarafında Şin Bet’in korktuğu da budur. Şin Bet bunu önlemek için Filistin Yönetimi ile koordinasyon içinde çalışıyor. Ancak sunulan tüm seçeneklerde, tüm senaryolar ve Kudüs'te, Gazze Şeridi'nde ve Batı Şeria'daki Filistin şehirlerinde çeşitli seviyelerdeki tüm olasılıklar masada olmaya devam edecek. İran, Ürdün, Mısır, yeni BM Özel Temsilcisi, ABD yönetimi ve Avrupa Birliği (AB) de dahil olmak üzere birçok taraf meseleye dahil olacak. Tüm bu tarafların olup bitenlerden ayrı ayrı çıkarları ve hedefleri var.  Bu çıkarlar ve hedefler ise oldukça karmaşık bir sistem içinde hem Filistinlilerin, hem İsrail'in hem de diğerlerinin güvenliğini etkiliyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan  çevrilmiştir.

 


İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.